SEN MİSİN BÖLÜKBASI’YA OY VEREN?Kırşehir’in ilçe yapılması”na dair çok şeyler yazıldı çizildi.Özellikle de benim de kitaplarımda ve yazılarımda özellikle dönemi yaşayan ve buğun hayatta olmayan eski siyasiler ve dönemin tanıkları ile yaptığım röportajlar bir yana bu yayınladığım önemli bir “hatırat” tan aktardıklarım siyasi tarihimizin ibretlik bir kara lekesini direk “olayın yaşandığı dönemin Ankara kulisleri”nden aktarımı yönüyle bir hayli önemli.1937 yılında Ankara’da gazeteciliğe 21 yaşında başlayan ve 40 yıl süreyle “Vakit, Yeni Sabah, Tanin ve Hürriyet Gazetelerinin Ankara temsilcilikleri” dâhil aktif gazetecilik yapan Emin Karakuş’un 1977 yılında Hürriyet gazetesi tarafından yayınlanan “40 Yıllık Bir Gazeteci Gözü İle İŞTE ANKARA” adlı hatıratında Bayar-Menderes iktidarı tarafından “Kırşehir’in ilçe yapılması”nın direkt Ankara hükümet –meclis kulis bilgileri ve bizzat röportajlarını içermesi yönüyle çok önemlidir.Bu Cumhuriyet dönemi Ankara’sının kırk yılına vakıf gazetecisinin Henüz ortada hiçbir yasal çalışma yokken “Kırşehir’in ilçe yapılacağı haberi”ni ilk olarak Hürriyet Gazetesi’nde yayınladığında Dönemin ünlü siyasetçisi Osman Bölükbaşı da böylece öğrenir.Şimdi sizleri bu Ankara’nın kırk yılının siyasi olaylarının içinde önemli bir yer tutan gazeteci Emin Karakuş’un “Kırşehir’in siyasal tercihlerinden dolayı keyfice cezalandırılmasına” dair anlatılarını okurlarımla paylaşıyorum.Adnan YILMAZ SEN MİSİN BÖLÜKBASI’YA OY VEREN?Seçimlerin hangi koşullarda yapıldığı konusunda örnekler vermek uzun sürecek. Yalnız bu seçimlerin de her türlü baskı altında yapıldığı konusunda hemen herkes birleşmiş gibiydi. Seçimlerde sandık kaçırma, muhalefete ait oyları yakma gibi göze batan çirkin olaylar olmadı, ancak, seçimlerden önce bütün köşe başları tutulmuş, muhalefetten olanlar secime etki yapacak yerlerden uzaklaştırılmış, secimler “armut pis ağzıma düş” hale getirilmişti.Bütün bu olup bitenlere karşın iş, muhalif milletvekillerine oy veren bölgelerin cezalandırılmasına gelmişti. Bu cezalar uygulanmalıydı ki, bir daha bu gibi “münasebetsizlikler”‘ meydana gelmesin.Muhalefet yıllarından tanıdığım, iyi ilişkilerimi sürdürdüğüm bir bakanı ara sıra ziyaret ederdim. Bu bakan “aşırı” denilen partililerden değildi. Kendi içlerinde süren kanunsuz olaylardan huzursuzluk duyar, konuşarak açılmak istediği zaman beni çağırır, olan bitenleri anlatırdı.Bir gün kendisini görmeye gittiğimde, bana, “Yahu sana bir şey söyleyeceğim, inanmayacaksın,” dedi. Birden heyecanlanarak, bunun ne olduğunu sordum. Verdiği cevap su oldu:“Çünkü bütün uyarılara rağmen Kırşehirliler oylarını Bölükbaşı’yla verdiler.”Bir bölge halkını verdiği oydan dolayı cezalandırmak, düpedüz Anayasa’ya karşı çıkmaktı, vicdan ve düşünce özgürlüğünü ayaklar altına almaktı. Bakanın yanından ayrılırken, onun çok düşünceli olduğunu gördüm. Anlaşılan, bu davranışın sonucunu bildiği halde hazırlanan hükümet tasarısına imzasını atmıştı.OSMAN BÖLÜKBAŞI, YAZDIĞIM HABERİ SÖZ KONUSU EDEREK İÇİŞLERİ BAKANLIĞI’NA BİR TELGRAF ÇEKTİ. “HÜRRİYET’TE ÇIKAN HABERİN DOĞRU OLUP OLMADIĞINI” SORDUBakanlıktan ayrıldıktan sonra doğruca büroya gelerek haberi yazdım. Ertesi gün “Manşet” olarak yayınlanmasını beklediğim haberden tek satırla bile söz edilmedi. Hemen telefona sarılarak, durumu yazı işlerinden öğrenmek istedim. Gazetemizin sahibi, “Karakuş galiba haber bulamamış, yazdığı şeye bak,” diyerek kâğıdı kıvırmış atmıştı.Deli olmak isten değildi. Ertesi gün haberi, bu kez daha ayrıntılı bir şekilde yineledim. Bunun üzerine ‘lütfen’ gazetenin son sayfalarından birine koydular. Ne diyebilirsin? Ahlayıp oflayıp verdiğim habere yandım. Çünkü bu haberin ileride büyük olaylara yol açacağını düşünüyor, bu skadar büyük bir atlatma habere gazetenin ilgi göstermesine içten yanıyordum.Sonunda is resmiyete döküldü. 1 Haziran 1954 günü Kırşehir Milletvekili Osman Bölükbaşı, yazdığım haberi söz konusu ederek İçişleri Bakanlığı’na bir telgraf çekti. “Hürriyet’te çıkan haberin doğru olup olmadığını” sordu. Aradan dört gün geçti, İçişleri Bakanı çekilen telgrafa bir türlü yanıt veremiyordu. Bölükbaşı telgrafında, “Bu haber doğruysa, ilin adının “İntikam ili” olacağını ileri sürüyordu. Hükümet, bir bölge halkını, sırf verdiği oydan dolayı cezalandırmaktaydı. İl merkezi Kırşehir’den Nevşehir’e nakledilecekti. Uşak, Adıyaman ve Adapazarı ilçelerinin il haline getirildiği bir sırada, Kırşehir’e oynanan bu oyun gerçekten yürek sızlatacak bir şeydi.“ŞEKER BAYRAMI’NIN KUTLANDIĞI GÜN, BAYRAM KIRŞEHİRLİLERE ZEHİR OLDUBu haberin daha sonra öteki gazetelerde de yer alması üzerine, Kırşehir’den bir heyet gelerek ilgili resmi makamlarla ilişki kurmaya çalıştı, yapılan görüşmeler hiç bir sonuç vermedi. Heyet üyeleri yalvarıp yakardılar. “Yapmayın, etmeyin,” dediler. Bu karardan bütün il halkının olduğu kadar bütün ülke halkının da büyük üzüntü duyacağını dile getirdiler. “Ahlar vahlar” hiç bir yarar sağlamadı. Bunun üzerine Kırşehir’de bir miting düzenleyerek, seslerini kamuoyuna duyurmak istediler.Mitingde hemen her partiden Kırşehirli yurttaşlar, bu kararı protesto eden sözler söylediler, bu davranışa şiddetle karşı olduklarını dile getirdiler. Şehir halkı büyük bir yas içindeydi. “Şeker Bayramı’nın kutlandığı gündü. Bayram Kırşehirlilere zehir olmuştu. Bayram namazını kılan Kırşehirliler, üçer beşer bir araya gelerek dertleşiyor, bu hareketin kendileri için her bakımdan bir “ölüm” olacağını birbirlerine söylüyorlardı. Evlerde, kahvelerde radyolar susmuş, ortalığı derin bir sessizlik almıştı.Aynı gün, başta DP’liler olmak üzere, CHP ve CMP ileri gelenleri Öğretmenler Lokali’nde bir toplantı yaptılar. Uzun uzun konuşmalar, görüşmeler oldu. Saat 16’ya doğru CHP İl Yönetim Kurulu üyelerinden Sakıp Aksaç, Öğretmenler Lokali’nin önünde toplanmış olan halka ağlayarak su haberi verdi: “Biz bütün partililer, canimiz, malimiz pahasına da olsa bu acıyı mutlaka önleyeceğiz.”Her siyasal partiden ve bağımsızlardan ikişer üyenin katılmasıyla yeni heyetler“Kırşehir’i ilçe haline getirecekler.”“Neden?” diyecek oldum. Su cevabi verkuruldu. Tekrar Ankara’ya gidilecek, bu kanunun çıkarılmaması için çalışılacaktı. Avukat Sakıp Aksaç’ın, “İsteyen Kırşehirli bizimle Ankara’ya gelebilir,” demesi üzerine, binayı sarmış olan Kırşehirliler gözyaşları arasında ,”Ankara’ya, Ankara’ya,” diye bağırmaya başladılar. Şoförler Derneği Başkanı, bütün araçların gitmek isteyenleri taşımaya hazır olduğunu bildirdi.Sayıları oldukça kalabalık olan Kırşehirliler, toplu halde tekrar Ankara’ya geldiler. Kapı kapı dolaşmaya, duydukları üzüntüyü anlatmaya çalıştılar. İstanbul ve Ankara Üniversiteleri’nde okuyan Kırşehirli gençler, o günlerde Ankara’da bulunan Başbakan Adnan Menderes’e telgraflarla başvurarak, bu kararın önlenmesini istediler. Bütün bu çabalardan hiç bir sonuç alınmadı. Çünkü kararı veren bizzat Başbakan Adnan Menderes’in kendisiydi.Kırşehir’in üzerine çökmüş olan “meş’um” hava etkisini hemen göstermeye başladı. Milli bankalardan biri Kırşehir’de şube açmaktan vazgeçti. Kırşehir lisesinin genişletilmesi için ayrılan 75 bin lira geri alındı ve Kırşehir hastanesinin genişletilmesi için verilen karar durduruldu. Kırşehir’de elleri yüreklerinde olan perişan halk yığınları, siyasal partilerin il merkezleri önünde toplanıyor, her an Ankara’dan gelecek ‘sevinçli’ bir halde bekliyorlardı. Günler geçti, böyle bir haber gelmediği gibi kara bulutlar Kırşehir’in üzerine çöktükçe çöktü.MECLİS’TE GÖRÜSMELER BAŞLIYORSonunda Kırşehir’in ilçe haline getirilmesiyle ilgili kanun tasarısı, yedi saat süren aralıksız görüşmelerden sonra kabul olundu. Kırşehir Milletvekili Osman Alişiroğlu, yaptığı konuşmada, bu kanunun yurttaşsın oyunu özgürce kullanmasına engel olduğunu bildirdi, “Bu kanun, uygulanmasına çalışıp da bir türlü başarı sağlayamadığımız hukuk devleti anlayışına aykırıdır,” dedi. “Takdir ve vebal sizlerin boynunuzdadır, “diyerek de kürsüden indi. CHP’den Kars Milletvekili Sırrı Atalay, bu gibi önlemlerin gelecek günler için çok ciddi bir tehlike oluşturacağını belirtti. Kırşehir’in ilçe haline getirilmesinin kamu vicdanında bir “kasırga” yarattığını, gelecek kuşakların bu olayı büyük bir “ibret ve dehşetle” karşılayacaklarını söyledi.“KIRŞEHİR’İN NANKÖR ADALET BAKANINI, MEMLEKETİNİ SAVUNMAYA ÇAĞIRIYORUM,”Bu konuşmadan sonra tekrar kürsüye gelen Kırşehir Milletvekili Osman Alişiroğlu, o sıra Adalet Bakanı olan yine Kırşehir Milletvekili Osman Şevki Çiçekdağ’a dönerek, “Kırşehir’in nankör Adalet Bakanını, memleketini savunmaya çağırıyorum,” dedi. Bu sözler salonda büyük fırtınaların kopmasına neden oldu. Başkan, Alisiroğlu’nun sözlerini geri almasını istedi. Alişiroğlu’nun sözlerini geri almaması üzerine; “kendisinin üç oturum Meclisten çıkarılmasına” karar verildi. Alişiroğlu, salondan çıkarken, “Beni kovabilirsiniz, ama susturamazsınız!” diye bağırıyordu.“BİR İDAM MAHKÛMUNA BİLE ‘SON ARZUN NEDİR? DİYE SORARLAR. MÜSAADE EDİN DE ÖLDÜRMEKTE OLDUĞUNUZ KIRŞEHİR’İN FATİHA’SINI DA BİZ OKUYALIM.”Bundan sonra Kırşehir Milletvekili Osman Bölükbaşı konuştu. Bölükbaşı’nın ne diyeceği büyük bir merak ve heyecanla bekleniyordu. Sözlerine şöyle başladı. “Bir idam mahkûmuna bile ‘son arzun nedir? Diye sorarlar. Müsaade edin de öldürmekte olduğunuz Kırşehir’in Fatiha’sını da biz biz okuyalım.””BAŞBAKAN MENDERES ÇOK GÜLÜYOR, İSTEMEM Kİ BU GİBİ HALLER BİR GÜN ONUN DA BAŞINA GELSİN,”Bölükbaşı, kanunun duygusal ve siyasal nedenlere dayandığını söyledi O konuşurken, Başbakan Adnan Menderes, vicdani sızlamadan oturduğu yerde kıs kıs gülüyordu. Bunun farkına varan Bölükbaşı, ”Başbakan çok gülüyor, istemem ki bu gibi haller bir gün onun da başına gelsin,”‘ dedi. Bölükbaşı o an fala bakmış gibiydi. Aydın ili ilçe olmadı, ama bir şehir halkını verdiği oydan dolayı cezalandıran adamın başına çok daha acı şeyler geldi.Bölükbaşı’ndan sonra söz alan Başbakan Adnan Menderes, alaycı bir davranışla bu kanunun ekonomik ve politik nedenlerle hazırladığın hatırlattı. Olayda büyütülecek bir yön bulunmadığını söyledi. Menderes’i herkes dehşet içinde dinledi.Tasarı 39 muhalife karsı 285 oyla kabul olundu.Bir süre sonra il merkezi Kırşehir’den Nevşehir’e getirildi. Nevşehir’e, Kırşehir’i daha da kahretmek icin bir de pamuklu dokuma fabrikası kuruldu. Aradan uzun zaman geçti. Pamuğun “p” sinden haberi olmayan bu ilimize neden bu fabrikanın kurulduğunu sorduğum devrin bakanlarından biri, “Oradaki işsiz sayısı fazla da ondan,” cevabini verdi. Bu cevap karşısında, “Zavallı doğu ve güneydoğu illerinin işsizleri “demekten kendimi alamadım“GÜZEL BİR HABER YAZMIŞSIN. İNÖNÜ SORULARINA CEVAP VERSEYDİ, BELKİ BU KADAR GÜZEL OLMAZDI,”Cumhurbaşkanı Celal Bayar, 1 Kaşım 1954 günü Millet Meclisinin açılış konuşasını yapmış, “son çıkarılan kanunlarla yurttaşın hak ve özgürlüklerini koruma amacı güdüldüğünü” söylemişti. Bu konuşma hakkında ne düşündüğünü öğrenmek için muhalefet lideri İsmet İnönü’yü telefonla aradım ve “Cumhurbaşkanının konuşması hakkında ne düşündüğünü” sordum. İnönü, sorumu anlamamış görünerek, benim hal ve hatırımı sordu. Bayar’ın konuşması hakkında bir şey söylemek istemedi. Ben diretince de “Güzel bir nutuk dinledik,” dedi. Sonra konuyu değiştirerek, “Daha nasılsın bakalım, isler nasıl gidiyor? ” diye sordu ve konuşma hakkında bir iki tümceyle düşündüklerini tekrar rica etmem üzerine, “Çalışmalarında başarılar dilerim,” diyerek telefonu kapattı.Ben bu konuşmayı yukarıda yazdığım şekilde gazeteye bildirdim ve ertesi gün patronumdan şu mesajı aldım, “Güzel bir haber yazmışsın. İnönü sorularına cevap verseydi, belki bu kadar güzel olmazdı,” diyordu.KIRSEHİR’DEKI MUHTAR SEÇİMİBüyük Millet Meclisinde iktidar-muhalefet partileri sözcüleri arasındaki tartışmaların tonu her geçen gün biraz daha artıyordu. Verilen önergelerin ışığında ileri sürülen görüşler, bazı olayların en ince ayrıntılarına kadar aydınlanmasına neden oluyordu. 1954 yılı Kasım ayında yapılan muhtar ve ihtiyar heyetleri seçimlerinde Demokratlar yine büyük çoğunluk sağlamış, ancak seçimlerde çeşitli düzenlemelere başvurulduğu konusunda söylentiler alıp yürümüştü.CHP’nin yayın organı Halkçı Gazetesi’nde, “DP dünkü seçimlerde yüz kızartıcı tedbirlere başvurdu,” şeklinde bir yazı çıkmış, bu yazı İnönü’yle Menderes’i yine karşı karşıya getirmişti. Bu konuyla ilgili olarak uzun bir konuşma yapan İsmet İnönü, “Halkçı gazetesinde çıkan yazıyla partisinin doğrudan bir ilgisi bulunmadığını” belirttikten sonra, “Gazete bu yayınından dolayı mahkemeye verilmiş midir? Verilmemiştir. O halde bu tartışma Adliyenin bağımsızlığı konusunda mütemadiyen gösterilen riayetsizliğin, dikkatsizliğin bir örneğidir. Bu yanlış bir yoldur, buna. müsaade etmeyiniz. Muhakemesi yapılan bir davanın Mecliste tartışılması, mahkemeye bir nevi baskı niteliği taşır,” dedi.İnönü, konuşmasında muhtar ve ihtiyar heyetleri seçimlerine de değindi. Seçimlerden önce, seçim sırasında ve seçimlerden sonra bas vurulan önlemlerin seçim güvenliğine büyük bir etki yapacağını söyledi. Kırşehir ilinin ilçe haline getirilmesini, seçimlerden önce alınan önlemlere bir örnek olarak gösterdi ve Kırşehir’in bugün maddi ve manevi büyük bir baskı altında bulunduğunu ileri sürerek, “Kırşehir’deki muhtar ve ihtiyar heyeti seçimlerinde 76 sandıktan 74’ünü DP kazanmıştır. Bu sonuç bir korkunun ve acının ifadesinden başka şey değildir,” dedi.İnönü, daha sonra seçim sırasında meydana gelen bazı olayları “vahim” olarak niteledi ve 19 muhtarın istifaya zorlanmasının bu ‘vahametin’ bir ifadesi olduğunu belirterek şöyle dedi:“Bu havada hürriyet var midir? Şimdi size 1946 seçimlerinden söz etmek isterim. 1946 seçimlerini izleyen günlerde Celal Bayar’ı gördüm ve sordum, ‘Siz çoğunluğun meşru olduğuna kani misiniz? ‘ dedim. Bayar su cevabı verdi; ‘Biz yeterli miktarda aday bile gösteremedik. Elbette çokluk sizdedir’.”İnönü’nün bu sözleri Mecliste korkunç bir fırtınanın esmesine neden oldu ve Adnan Menderes’in elini masaya vurarak söz istediği görüldü. Menderes sözlerine başlarken İnönü’nün “Bazen bir peygamber edasıyla, azan da bir caninin soğukkanlılığıyla” konuştuğunu söyledi. 1946 seçimlerine değinerek İnönü’nün Bayar’la yaptığı konuşmanın ne dereceye kadar doğru olduğunu, 1946 seçimlerinin İnönü’yü hayatinin sonuna kadar izleyeceğini ifade etti.“Gözlerimizin içine bakarak yalan söylemektedir. Buna insan vicdani tahammül edemez,” diyerek, sözlerini sürdüren Menderes, “Eski bir müstebit” dediği İnönü’nün bugün haktan, adaletten söz etmesinin sadece ve sadece “ilahi Adaletin tecellisi” olduğunu bildirdi. İnönü’nün hayatı boyunca özgürlükleri ‘ret ve inkâr’ ettiğini söyledi. Bunun üzerine, İnönü’nün oturduğu yerde, “Yalan söylüyorsun!” diye bağırdığı görüldü. Menderes, bu bağırışa şu karşılığı verdi, “Bize tam beş yıl kan kusturdun. Bu yaptıkların yanına kalmayacaktır. Gözlerime bak gözlerime. Şimdi bütün yaptıklarını bütün ayrıntılarıyla anlatmaya devam edeceğim. Senin yalancı şöhretinden burada korkacak, titreyecek kimse yoktur,” dedi.Tartışmalar hayli hararetli görüntüler gösterdi. Bu arada CHP’li bir milletvekili Milli Mücadele sırasında Adnan Menderes’in İzmir’de Kordon boyunda Yunan subaylarıyla kol kola dolaştığını söyledi. Bunun üzerine salon birden karıştı. Bu ağır suçlamada bulunan CHP’li Sırrı Atalay kürsüye gelerek, “Senin için böyle söylüyorlar,” dedi. Salonda hemen herkes yerinden kalkmış haldeydi. DP’den Ahmet Kocabıyık ve Nimet Sümer, yerlerinden fırlayarak Sırrı Atalay’ın üzerine yürüdüler. Ahmet Kocabıyık, Sırrı Atalay’a bir yumruk attı, Nimet Sümer de Sırrı Atalay’ı ‘ite kaka kürsüden indirdi.80 YAŞINDA HÜSEYIN CAHIT YALCIN HAPSE ATILDIErtesi gün, Meclis’te meydana gelen bu olaylar üzerine Kırşehir milletvekili Osman Bölükbaşı bir basın toplantısı yaptı. Bir gazetecinin sorusu üzerine Bölükbaşı, “İnönü dünkü Meclis görüşmelerinde galip gelmiştir ve tam bir Devlet adamı gibi konuşmuştur,” dedi.Bu tartışmalardan sonra iki parti arasındaki ilişki çok daha sertleşmiş oldu. CHP’liler bir bildiri yayınlayarak, insan hakları bildirisinde yer alan “korkudan uzak yaşamak” ve “adli teminat” konuları üzerinde titizlikle durduklarını söylediler. Ayni bildiride, “Kırşehir yeniden il haline getirilmedikçe, yargıçlar ‘tam ve kâmil adli teminata ’sahip olmadıkça, yurttaşların kendilerini huzur içinde hissetmeyecekleri” ileri sürülüyordu.