SATILIKLAR BİTMEDİ, EMPERYALİZM VE TÜRKİYEYİ AYAĞA KALDIRMA!
Emperyalizmle mücadelede,
Sık sık vurguladığım bir konu var.
Ülkede, bölgede ve dünyada yaşanan, özellikle siyasi
ve askeri olaylarda emperyalizm parametresini işin içine
katmadan fikir yürütmek eksik kalır ve hatta yanlış olur.
Düşünebiliyor musunuz ki ABD’nin başına Trump gibi biri geliyor.
Bu durumu sıradan ve dış etkisi olmayan bir seçim diye
değerlendirmek mümkün mü?
Durum böyle ise kendi ülkemizdeki gelişmeleri emperyal
güç etkisini düşünmeden fikir yürütmek doğru olur mu?
PKK ile barış ortamı garipliği yaşanırken hop bir de
bakıyoruz ki ABD elçisi ülkemizi geziyor.
Neden diye sorgularken bir de görüyoruz ki bu kişi
Osmanlı millet düzeni iyi idi ve Lozan yanlış olmuştur diyor.
Ne tesadüf değil mi?
Oysaki ABD PKK’ya verdiği desteği iki yıl önce açıkça kaldırmış ve PKK’lı
teröristlerin Suriye’deki YPG’ ye geçmeleri gerektiğini onlara bildirmiş.
Hatta bir kısmı da zaten YPG’ye geçmiş.
Biz iki yıl sonra PKK’ya silah bıraktırıyoruz(!).
Ne güzel değil mi?
Bizim ülkemizde PKK silah bırakıyor, ama Suriye’de PKK ordu kuruyor.
Ne güzel değil mi?
Hem de Suriye sorumlusu da olan ülkemizdeki ABD büyükelçisinin
gezileri altında bunlar oluyor.
Yani, asala ermeni örgütünden teröristleri devralan PKK,
Suriye’de ordulaşırken bizdeki konumunun farklılaşması gerekiyor.
İşin özeti bu.
Tıpkı 15 Temmuz 2016 olayları gibi. İktidarlara ortak yapılan Fethullah
hareketinin 2015 yılına kadar emperyalistlerin istediği sonucu alamayınca
şekil değiştirip tasfiye görüntüsü verilmesi gibi.
Bu durumları bu biçimde anlatıyoruz da elbette yaşananları
okuyarak ve anlamaya çalışarak öyle sonuçlara ulaşıyoruz.
Daha doğru ifade ile başta da söylediğimiz gibi emperyalizmin ne yapmak
istediğini, ne görmek istediğini anlamaya çalışarak bu fikirleri üretiyoruz.
Dedim ya; emperyalizmi işin içine katmadan fikir üretmek eksik kalır ve
hatta yanlış olur.
Eksik ve hatta yanlış fikirler ile de ülke içinde birbirimizi kırar, birbirimizi üzeriz.
Oysa ülkemiz hakkında madem hepimiz duyarlıyız o halde önce emperyalizme
karşı ortak düşünce safında birlik olmalıyız.
Bakın, Milli Mücadele döneminde Kuvvay-ı Milliyeciler’in etrafında
her şeye rağmen milletin büyük çoğunluğu neden toplandı?
O dönemin insanı içgüdüsü ve sağduyusuyla o günün
emperyal güçlerinin Türk Milleti’ne neyi reva gördüğünü anlamıştı.
Hatta hâlâ insanımız Mustafa Kemal’i neden ısrarla koruyor?
O’nun emperyal güçlere karşı ölümüne bir mücadeleye girdiğini anlıyor ve biliyor.
Emperyalizm ile bugün de boğuşuyoruz, yarın da boğuşabiliriz.
Peki nasıl yeneceğiz?
İşte 1920’lerde olduğu gibi Milli Mücadele verenlerle aynı safta olarak.
Bugün için en somut ve büyük mücadelemiz
Anayasa’nın Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin milli ve üniter yapısını
bozacak bir değişikliğe uğramaması için uğraşmak, didinmektir.
Ve;
Sovyet Rusya çöktüğünde tüm solcularda
müthiş bir hayal kırıklığı oluşmuştu.
Zira sosyalizm aşkı, eşitlik aşkı, ütopyalar.
Bunların devasa ses çıkaran kütleler olarak domino etkisiyle
birbirine çarparak yerle bir olması tüm dünya solunu sarsmıştı.
Tabi ki Türkiye’deki sol ve sol akımları da.
Bunun üstüne dönemin en etkin yazarlarından, ses sanatçılarından,
aynı zamanda sinemacılarından fikir insanı Livaneli harika bir
şarkı yazmıştı ve seslendirmişti.
Her şey satılık diye. Sözleri çok çarpıcı.
Şimdi sözlere ve ne anlama geldiğin ine bakalım.
Haydi, çık pazara her şey satılık.
330 paraya her şey satılık.
Dostluk, şeref, namus hep haraç mezat.
Üstte başta ne varsa hepsi satılık.
Pazar malı olmuş babanın ismi.
Aileden yadigâr takı satılır.
Mezatlara düşmüş annenin resmi kararmış gözlerin akı satılır.
Gerçekten de Sovyet Rusya coğrafyasından serbest piyasa ekonomisine
geçip iflas eden halklar önce haraç mezat aile yadigârlarını daha
sonra da çok fazla ahlaki kaygısı olmayan kendilerini satmaya başladılar.
Şimdi bu nereden çıktı.
Şöyle Türkiye’ye uzaktan bakınca buna benzer bir çöküş görülüyor.
İslamcı söylem tüm dinamikleriyle çöktü.
Hz Ömer (ra) adaletiyle gelip yargı eliyle zulüm eden bir rejime dönüştüler.
Bakın ben siftah yaptım.
Git başka bakkaldan alışveriş yap menkıbesini anlatarak
senelerce kürsüleri titretenler hazineye hortum bağladılar.
Direkt ihaleden pay almak onlar için yorucu olmaya başladı.
En son hiçbir şey olamayan çocuklarına sahte diplomalar
düzenlemeye başladılar ve bir itirafla bu gün yüzüne çıktı.
Daha sonra bir kişi bile istifa etmedi.
Zira istifa edecek bir ahlak dayanışması ve bir ahlaki çerçeve yok.
Bir norm yok.
Değerler üstünden siyaset yapan bir merkez yok.
İslamcı entelektüel bunu nasıl göremez?
Tepeden tırnağa sahte kimliklerle, sahte diplomalarla,
sahte aktörlerin rol oynadığı bir rejimi nasıl kabul edebilirsiniz?
Bunu içinde kul hakkı endişesi olan bir adam nasıl içine sindirebilir?
Tablo her yerinden tel tel dökülüyor.
Ama bizim şu bal tutan parmağını yalar felsefesi Anadolu’da zihinlerimize,
köklerine kadar işlediği için bu ahlaksızlıklar norm olarak kabul edilmeye başlandı.
Bu çöküşler siyasi rejimlerin değerler üstünden siyaset yapamadığı,
değerler üstünden projeler kurgulamadığı bir yere gelip tosladığını gösteriyor.
Tabii İslamcı kesimde Livaneli gibi bir kalem ve sanatçı olmadığı
için bu çöküşün ağıtını yakacak, şarkısını yapacak bir kişide de çıkmayacak.
O da başka bir çöküş.
Yani kültürel hegemonyayı öylesine kaybetmiş ki muhafazakârlar iki satırı
bir araya getirip sanat eseri yapamadıkları için sanat üstünden toplumu
etkilemeye çalışanları başat aktörlerini tutuklayarak korkutarak
susturmaya çalışıyorlar.
Sahtecilik olayında bir mizahi yaklaşım yapmışlar.
Pazarcılar diploma yapmışlar ve pazarda ücretsiz diploma dağıtıyorlar.
Bir çuval patates alana ABD başkanlığının diplomasını veriyoruz
gibi mizahında sınırlarını zorlayan espriler yapmışlar.
Sorun sadece gündeme gelmiş olan sahte diplomalar değil.
Sorun daha da büyük.
Sorun şu; sorun şu sahte diploma alanlar kamuda bir yerlere yerleşebilmiş.
Gerçek diplomalarla çok yüksek puan alan çocuklar mülakatlarda elenmiş.
Türkiye’de rejimin çöktüğü an budur.
Bir de yargıç ayıklama sezonu başladı. İmamoğlu davasında.
Gezi davasında şerh koyan yargıçlar ya sürülüyor farklı yerlere gönderiliyorlar.
Ya da onurlu insanlar oldukları için bu sürgünü kabul etmeyip
istifa edip avukatlığa dönüyorlar.
Senelerce hayalini kurduğunuz mesleğe giriyorsunuz ama rejimin
hâkimi ve savcısı olarak anılmamak için diplomanızı yırtıyorsunuz.
İnsanların sahte diploma alabilmek için yırtındığı bir dönemde
diplomanızı yırtıp avukatlığa feri dönüyorsunuz.
İşte onurlu duruş budur. Tarih bunları yazacak.
Tarih onurlu bir şekilde hayatına devam etmek isteyenleri yazacak.
Hukuksuzluk sıradanlaştı.
Artık sıradanlaşmış hukuksuzluğu kabul etmiş durumda toplum.
Bu bir toplum için tehlike çanlarının çalması anlamına geliyor.
Bu KHK lılar süreci ile başlayan hukukun askıya alınması ve intikam
hukukunun işletilmesine tüm Türkiye sessiz kaldığı için ayıkladıkları aktörleri
arka tarafa atıp sıradakileri bu hukuksuzluk zincirinden tek tek geçiriyorlar.
İşte böyle bir tabloda daha fazla dayanamayan iki kişi bir saat arayla
Marmara Raya kendilerini atarak intihar ettiler.
Yani ülkeden umudunu kesen bundan sonra seçimle de bir şey
değişmeyecek galiba.
Adaletsizliğe ve umutsuzluğa hapsolan umutlarını kaybeden insanlar
intiharı seçtiler.
İşte bu gençleri ayakta tutacak söylemi geliştirip yorumları yapmamız gerekiyor.
Siz çoksunuz. Sakın bütün kötü düşüncelerinizi gömün.
Uzun vade de kazanan siz olacaksınız.
Çok karamsar bir tablo var Türkiye gündeminde.
Yapılan araştırmalarda vatandaşa son gelişmeler karşısında
kendinizi nasıl hissediyorsunuz?
Diye sorulmuş. % 47 si endişeli, %16 üzgün, %12 mutsuz, %6 memnun,
%5 kızgın vb. olumlu çıkan %15 geçmiyormuş. Ülkenin %85 şi ya korkuyor,
ya endişeli, ya içine kapanmış, ya mutsuz, ya da üzgün.
Burada görülmesi gereken tablo şu.
Muhalefet gerçekten çok hassas bir dönemden geçiyor.
Bu kitleyi ayağa kaldıracak bir söylemle meydanlara inmeli.
Sadece Erdoğan’ı eleştirmek değil.
Bugün vatana hizmet edecekseniz geleceğe yönelik çok güçlü projelerinizi
açıklayıp ülkeyi nasıl ayağa kaldıracağınızı, bunun yapılabilir olduğunu
Türkiye’nin öz kaynaklarının Türkiye’yi ayağa kaldırmak için fazladan
fazladan yeteceğini izah etmeniz gerekiyor.
Çok güçlü kadrolarınızı ön plana çıkartmanız gerekiyor.
Sadece hukuksuzluğu anlatarak bu dipsiz hukuksuzluk kuyusuna
taş atmaktan başka bir işe yaramazsınız.
Ve son söz, bakanlık zincir market fiyatlarını mukayese eden bir OEP geliştirmiş.
Yani dünyanın hiçbir yerinde hiçbir bakanlık böyle bir şey yapmamıştır.
Sizi yoksulluğa alıştırmaya çalışıyorlar.
3 kuruş nasıl kar edebileceğinizi, nasıl hesap etmeniz gerektiğini size anlatıyorlar.
Alım gücünüzü artırmak, Türkiye’yi refaha kavuşturmak gibi bir projeleri
olmadığı için halkı fakirliğe alıştırmak gibi bir yöntemi tercih etmiş durumdalar.
OEP i indirenler şöyle bir baksınlar bakalım.
Manda yoğurdu en ucuz neredeymiş?
Medine hurması en uygun nerede satılıyormuş?
Hermes çantalar en uygun nereden tedarik ediliyormuş?
Bakın bakalım bulabilecek misiniz?
OEP de bu ürünlerin olduğunu zannediyor musunuz?
İktidar yarın çıksa ülkeyi sattım dese, bir bildiği vardır diyecek yüzde 50 kitle var
*15 Temmuz şehitler köprüsü
*Fatih Sultan Mehmet köprüsü
*KGM Anadolu Otoyolu
*KGM Avrupa Otoyolu
*İzmir- Çeşme Otoyolu
*İzmir-Aydın Otoyolu
*Niğde-Mersin-Adana Otoyolu
*Adana-Gaziantep Otoyolu
*Gaziantep-Şanlıurfa Otoyolu
Turan Çömez açıklıyor, 2026 yılı içerisinde tam 185 milyar liralık bir özelleştirme
yapılacakmış.
Özelleştirmelerin neler olduğu bilinmiyor. ABD gazetelerine bakılacak olunursa
otoyollar, köprüler olacakmış ve yaklaşık 4 milyar dolarlık bir özelleştirme gelirinden
bahsediliyormuş. ABD gazetelerine göre aracı firmada İngiliz’miş. Birde Kanadalı firma.
Bunların içerisinde Türk yok.
İBB belediyesinden biri çıkmış ‘’tabi ki satacağız’’. Demiş.
Ülke peşkeş çekiliyor TBMM sinden kimsenin haberi yok.
Bütün bu olayları ABD, İngiliz ve Kanadalıların servislerinden haberdar olunmuş.
Bakın alınacak para 4 milyar dolar civarındaymış. Ancak sadece ocak ayında
ödenen faiz 453 milyar lira faiz ödenmiş. Yani 7 tane otoyolu, 2 tane köprüyü önceden
inşa edilmiş hiç birisi bu iktidar döneminde yapılmamış bu otoyollar ve köprüler ve
bunlardan alınacak 4 milyar dolar lira bu para 25 yıllığına alacağınız bu para sadece
bu iktidarın döneminde yapılmış borcun 12 günlük faizini karşılıyormuş.
Bu şekilde ekonomi yönetimi olamaz.
Tabi ne var ne yoksa satıldı. Yeraltında ve ter üstünde ne varsa peşkeş çekildi.
15000 yakın maden ruhsatı satılmış. Bu iktidar gelinceye kadar 1500 altında imiş.
Madenler yandaşlara peşkeş çekilmiş.
3,5 trilyon dolar vergi toplanmış, cumhuriyet döneminin bütün kazanımlarını 64,5 milyar
dolara ne var ne yoksa satılmış. Gelecek garantili projelerle ülkenin istikbali ipotek altına
alınmış. Ve millet açlık ve sefalet altında yaşıyor.
Bu otoyollar ve köprülerden 2026 yılında öngörülen gelir 27 milyarın zerinde hesap
ediliyormuş. Demek k, o kadar dar boğaza düşülmüş ki bu şartlar altında peşin tahsilat
yaparak 3-5 günlük faizi ödeyelim diye uğraşıyorsunuz.
Köpür, otoyol ve benzerlerinin satışında, faiz ödediğimiz gibi asıl amaç bitmiş ekonomiden
bitirilmiş emekli, asgari ücretliler ve dar gelirlilere 2027 yılı içerisinde kaynak yaratılıp seçime gitmek.
Ve bu seçimde bu saydığım ve diğer kesimlere maaşlarında olağan üstü bir zam vererek
gördünüz mü sizi biz düşünüyoruz verin oyları denilecek.
Tabi tekrar seçimi kazanırsa zaten üretim yok, satılacak yer altı ve yer üstü yerler bitirilmiş
koylar ve limanlar dahil, yiyin bir birinizi diyecekler.
Son artıştaki rakamları gören zaten hazır % 30 üzerinde kendinden başkasını düşünmeyen
ileriyi görmeyen bir kitle var, Reis yine verdi ne yapsın daha diye tuzağa çekilecekler
Bu ara iki bakan değiştirildi daha da değiştirilecek, Reis son seçimde tüm kozlarını oynayacak.
Buna CHP ye mutlak butlan, kayyum atamak, Kılıçtaroğlunu tekrar getirmek ve başarırsa CHP yi
kapattırmak yani Reis istiyor ki yapılacak seçimde karşısında aday olmasın ya da Kılıçdaroğlu
gibi göstermelik biri olsun istiyor, muhalefette geriden seyreden bir muhalefet olsun.
Reis bunları başarırsa iler ki zamanlarda Bilal ı yerine yerleştirecek, halkın varlığı zaten önemli
değil, bir kısmı zaten alışkın soğan ekmek yemeyede tabi onu da bulurlarsa..-araştırma-Vesselam-
Hoşça kalın dostça kalın, sağlıklı kalın…
Ramazan Yazar
Emekli Teknik Öğretmen
