OYNANAN TİYATROLAR, ZULÜM İLE ABAT OLUNMAZ!
(MENDERES- BÖLÜKBAŞI, DİN TİCARETİ )
“Aynı oyun, farklı oyuncular” mı?
Muhalefet Bu Tiyatroyu Yine mi İzletecek?
Bekir Bozdağ’ın durup dururken, seçime daha yıllar varken çıkıp,
“Eğer TBMM, ikinci dönem süresi dolmadan önce seçimlerin
yenilenmesine karar verirse, Cumhurbaşkanımızın yeniden
aday olması anayasal hakkıdır” demesi asla bir tesadüf değildir.
Bu, siyasetin kurnazca kurgulanmış bir zemin yoklama ve
gündem kurma stratejisidir.
Peki amaç nedir?
Toplumu ve muhalefeti şimdiden alıştırmak, hukuksuzluğu
“normal bir süreç” gibi pazarlayıp halkı 2028’e kadar yormak.
Millete şimdiden “zaten biliyorduk” dedirtmek!
Sadece bu da değil; İçişleri Bakanı değişiyor, Adalet Bakanı değişiyor…
Yani vitrin mankenlerini yenileyip CHP’ye mesaj veriyorlar:
“Bak, söylediklerimizi onayla, yoksa daha büyük operasyonlar yolda geliyor.”
Bu, tam bir şark kurnazlığıdır!
İktidarın 360 vekil sayısına ulaşıp Erdoğan’ın önünü açması
için CHP’nin “evet” demesine ihtiyaçları var.
Muhalefeti öyle bir köşeye sıkıştırmak istiyorlar ki, sonunda
“Türkiye’nin önü açılsın” diye bu hukuksuzluğa imza atsınlar.
Oysa gerçek şu: Normal şartlarda erken seçim, ülkenin yönetilemez
hale geldiği durumlarda bir çıkış yoludur.
Seçimi vaktinden sadece 3 ay önceye almak “erken seçim” değil,
“hukuka karşı hile” yapmaktır; düpedüz sahtekârlıktır, düzenbazlıktır!
Amaç, Anayasa’nın “iki dönem” kuralını baypas etmektir.
2023 seçimlerinde Kılıçdaroğlu tam bir pazarlamacı görevi üstlendi.
“Mağduriyet yaratmayalım” dedi, YSK’ya gitmedi…
Ne oldu? Yenildi!
Şeref ve namus üzerine yemin edip Anayasa’yı koruyacağına
söz verenler, süreci resmen destekledi.
Sonra ne oldu? Hesap verdi mi?
Ortadan kayboldu ta ki “Mutlak Butlan”a kadar.
Adalet, elinde pankartla Ankara’dan İstanbul’a yürüyerek sağlanmaz.
O yürüyüş sadece seçmenin gazını ve öfkesini alma operasyonuydu.
Adalet; Anayasa’ya ve ettiğin yemine sadık kalarak sağlanır,
halka masal anlatarak değil!
Özgür Özel Yeni Bir Planın Parçası mı?
Şimdi sahne aynı, sadece oyuncular değişti.
Kılıçdaroğlu adaylığını son ana kadar saklayıp zaman çalmıştı;
Özgür Özel ise tam tersi bir taktikle İmamoğlu’nu erkenden
“milletin adayı” ilan edip hedef tahtasına koydu.
Bu bir tuzak mı? Özgür Özel seçilir seçilmez Saray’a gitti.
“Yumuşama” dendi, 10 ay sessiz kalındı ve ardından operasyonlar
(kayyumlar, yargı baskıları) başladı.
Bu sessizlik dönemi aslında bir hazırlık süreci miydi?
Erdoğan’ın “Kaç CHP’li telef olup gidecek” sözü, doğrudan İmamoğlu
ve Yavaş’a çekilen bir operasyonun habercisidir.
“Yola çıkanı yolda eleriz” mesajıdır bu!
Büyük Kurgu: “Mutlak Butlan” ve Emanetçi Senaryosu
İşte oyunun en karanlık, en sinsi yeri burası olabilir:
Özgür Özel, İmamoğlu ve Yavaş’a karşı bazı hamleleri “yapamaz”
ya da “yapmak istemezse” ne olacak?
Devreye hukuki bir kumpas girecek!
Özgür Özel’in seçildiği kurultay, “Mutlak Butlan”
(baştan itibaren geçersiz) sayılarak görevden alınacak.
Peki sonra? Kılıçdaroğlu “geçici” olarak partinin başına getirilecek,
adayı o belirleyecek, seçimi kılıfına uyduracak ve Erdoğan’a hediye edecek.
Operasyon bittikten sonra da Özgür Özel yine bir kurguyla
koltuğuna geri getirilecek, kaldığı yerden devam edecek.
Bu bir hayal mi, yoksa planlanmış bir tiyatro mu?
Bunu zaman gösterecek.
CHP Seçmeni “Tıpış Tıpış” mı Gidecek?
Eğer muhalefet, en güçlü isimlerini koruyamaz ve iktidarın “dişine göre gördüğü”
bir adayı çıkarmaya zorlanırsa, halka yine aynı tiyatro izletilecek demektir.
Muhalefet “Adayımız engellendi, B planına geçelim” derse,
bu zorbaca adaylığı kabul etmiş sayılır.
Yapılması gereken; “Bu seçimi tanımıyoruz, bu bir sivil darbedir”
diyerek sert bir hat çizmek, meclisi ve sokağı harekete geçirmektir.
Anayasa’ya uymak bir seçenek değil, bir zorunluluktur.
Eğer ana muhalefet bile “Anayasa’yı biraz çiğneyelim ama bizim
şartlarımızla olsun” diyorsa, orada hukuk devleti değil, kabile yönetimi vardır.
Özgür Özel 360 oy için taviz mi verecek, yoksa gerçek bir direniş mi gösterecek?
CHP seçmeni yine “tıpış tıpış” mı sandığa gidecek,
yoksa bu kurgulanmış senaryoyu mu yırtıp atacak?
Bakın, İBB yönelik sayısını unuttuk dalga operasyonlar neticelenmedi..
Özgür Özel mitinglerine Erdoğan’da tutuklamalarına devam ediyor.
Yani Erdoğan diyor ki, Türkiye’yi ayağa kaldıran
mitingler yapsan bile umurumda değil.
Benim bir yol haritam var.
Bu yol haritasında İmamoğlu’nu diri diri siyasi yasaklı olarak siyaset mezarlığına
gömmekten geçiyor.
Sen buna mani olamayacaksın.
Zira bu benim dönebileceğim bir yol değil.
Ben buradan döndüğüm zaman zaten her şeyimi kaybederim.
Dolayısıyla yoluma devam etmek zorundayım.
Kitlelerin nasıl etkilendiği, halkın nasıl tepki verdiği, gençlerin hangi Saiklerle
sokağa döküldükleri çokta umurumda değil.
Saray bu mesajı veriyor.
Özgür Özel’inde miting düzenlemekten başka yapabileceği pek bir şey yok.
Zira bu tablo Özgür Özel’in sucu değil.
Türkiye tüm detaylarına, tüm organlarına, kurumları, yapılarıyla birlikte sarayın denetimine
girdiği için, onlar da tereyağından kıl çeker gibi piyasalar çok büyük tepki vermediği sürece,
bir yerlerden para buldukları sürece bu istikamette yollarına devam ediyorlar.
Ve vazgeçmeyecekleri görülüyor.
Yani İmamoğlu hapiste unutulana kadar CHP si sarayın istediği çizgide muhalefet yapmayı
kabul edene kadar bu operasyonlardan vazgeçmeyecekler.
Ellerinde kamu desteğini, seçmen desteğini artıracak bir enstrüman kalmadığı için kamu
desteğiyle yani kurumlarla yargıyla siyaseti dizayn etmeye çalışıyorlar.
Bu Türkiye’ye yapılabilecek en büyük kötülük.
Yani adamların Türkiye’nin önünü açmak, güven veren, yatırıma açık, istihdam sağlayabilecek
bir ülke yapmak gibi bir planları yok.
Adım adım Pakistan’laşan, adım adım Mısır’la şan ve tipik bir Ortadoğu otoriter rejimine
dönüşen bir ülke var karşınızda.
Buraya dev markalar, dev yatırımcılar gelemezler.
Burada bundan sonra birbirleriyle didişen, güç kavgası yapan farklı grupların arenasına dönüşür.
Maalesef tablo bu şekilde görülüyor.
İktidar bütün medyanın (zaten muhalefetin birkaç) kamu kaynaklarını fonluyor.
Ziraat bankasının çiftçilere vermesi gereken parayla Doğan medya grubunu satın aldılar.
O paranın geri ödemesi yapılmaksızın bir müstemleke valisine yani sahibiymiş gibi görünen
Demirören grubuna onu verdiler ve tüm yandaş gazetecileri oraya gönderip oradan yayın
yapmaya devam ettiniz.
Zira sizin kurduğunuz yayın organları kitlelere ulaşamadığı için halkın milyarlarca dolarıyla
böyle bir yapılanmaya gittiniz.
Siz İstanbul’da seçimi kaybettiğini da 2019 da Star gibi, Güneş gibi hiçbir karşılığı olmayan,
ama İstanbul belediyesinin abone servisi reklamlarıyla fonlanan, finanse edilen gazeteler sadece
2 ay dayanabilmişti.
Seçimden sonra elinizde milyarlarca dolar harcayarak satın aldığınız gazetelerin kapısına
kilit vurmak zorunda kaldınız.
Şimdi sadece web sayfalarını onu bunu tehdit etmek için kullanıyorsunuz.
Hiç kimsenin tıklamadığı, paçalardan sızan pespaye, Türkçesi bile düzgün olmayan, doğru
düzgün bir cümle bile kuramayan, iletişim başkanlığının gönderdiği bilgi notlarını sadece bilgi
başlarını birazcık değiştirerek haber diye yayınlayan bir yapılanmaya dönüştünüz.
Yani iktidarın yaptığı, medyayı fonlamak, medyayı parayla organize etmek, isteniyor ki
muhalefet karşımızda hiç direnmesin.
Bir medya yapılanmasına gitmesin.
Sesini duyurabileceği en ufak bir adım atmasın ve bu çok büyük bir suçtur diyorsunuz.
Yani birileri şimdiki gücün ilayi nihaye devam edeceğini hiç el değiştirmeyeceğini zannediyorlar.
Ve İçişleri ve Adalet bakanları bilhassa, Akın Gürlek in Adalet bakanlığına getirmesine
Özgür Özel ve muhalefet isyan etti.
Bir strateji geliştirmeye çalışıyorlar anayasada olmayan, karşılığı olmayan demokrasiden,
evrensel değerlerden tamamen uzak hukukta karşılığı olmayan atamalar yapıldı.
Bu şunu gösteriyor ki, bundan sonra da yargı eliyle işlerini yürütmeye devam edecekler.
Ve tüm rejimin değişimini tutuklamalarla, el koymayla, gaspla aklınıza gelebilecek bin bir türlü
otoriter hamlelerle bu süreci tamamlayacaklar.
Dünyanın hiçbir yerinde böyle bir şey yoktur.
Bağımsız yargının kendi içine işleyen bir sirkülasyonu, bir işleyişi vardır.
Ama Türkiye’de bunlar ana muhalefet lideri tarafından isyan edilir şekilde dillendirilmek
zorunda kalıyor.
Zira Erdoğan’ın tercih ettiği yöntem yargı yoluyla rejimi ele geçirip muhalefeti köşeye
sıkıştırmak istikametinde.
Sarayın sözcüsü Abdulkadir Selvi şöyle bir yazı yazmıştı.
Türkiye’de şu gündem oluyor, CHP nin gündemi İmamoğlu.
Dünyada şu gündem oluyor, CHP nin gündemi İmamoğlu.
İmamoğlu gündemleri hiç değişmiyor.
Oraya takılıp kaldılar vs. burada şu mesajı veriyorlar, şu İmamoğlu’ndan vazgeçin
gelin anlaşalım.
Gelin uzlaşalım. Türkiye’de biz ne konuşursak medyada iletişim başkanlığı ile birlikte
bu millete ne yedirmeye çalışıyorsak sizde onun peşine takılın bu kavgayı bitirelim.
Yolladıkları mesaj bu istikamette.
Şimdi de mutlak butlanı ve Kılıçdaroğlunu yeniden ısıtıp ortaya sürecekler.
Neden iktidarın tek hedefi CHP yi kapatıp muhalefetsiz kalmak.
Onun için bakan değişikliği ve değişiklikleri yapıyor yapacak.
Demek ki CHP nin buradan çıkaracağı ders, bugüne kadar yaptıklarına devam edip hem
Türkiye demokrasisine, hem hukukun üstünlüğüne, hem adil yargılanmaya, hem de
Erdoğan’ın rakiplerini bir bir hücreye tıkma projesini deşifre etmeye yönelik olmalıdır.
Yalnız görülen şu ki, bu aşamadan sonra otoriterleşmiş bir tek adamın yapamayacağı iş yok.
Karşısında duracak dur diye bilecek bir güç yok.
İktidar yargı eliyle mutlak butlan kararını da alır, CHP yi de kapatır..
İktidarın tek çekindiği öğrenciler ve gençler sokaklara dökülürler mi?
Bu durumda ülkede çok büyük olaylar olur ve çok kan dökülür.
Bakın Pontuslular ne diyorlar;
Türkiye Cumhuriyeti devletini yıkmak isteyen ilk şehir Rize idi.
Eski Rizeli Trabzonlu Rumların Ermenilerin torunları İslam’a geçti diyorlar.
Türkiye’de kalanlar İslam maskesi takarak anayasayı yok edecek diyorlar.
TBMM Türk vekil çok az diyorlar.
Karadeniz Rum Pontusları ve Ermeniler torunları Türkiye anayasasını değiştirecek diyorlar.
Atatürk’ten ve Türkiye cumhuriyet ve ülke kurduğu için Karadeniz Rumları Ermenileri Gürcüleri
İslam maskesi takıp Türkiye’yi ele geçirdiler.
19 Mayısta samsuna gidip soy kırım emrini veren Mustafa Kemali’de unutmadık, soy kırımımı
çeteleri Topal Osman ve İpsiz Recebi de unutmadık.
Soy kırım merkez komutanı Nurettin Paşayı da unutmadık.
Yüzyıl boyunca soykırımı ve helal ulusunun Pontus daki varlığını inkâr eden Türkiye cumhuriyeti
hükümetlerini de unutmadık..
Velhasıl;
Pontuslular ve onların soyu bunları derken, iktidar ve Erdoğan cephesinde otoriterleşmenin dışında
yeni bir şey yok, nihai hedefleri CHP ye kayyım atatıp, Kılıçdaroğlunu tekrar muhalifin başı olarak
rahat bir nefes alarak yapabileceklerini ve ömür boyu başkanlığı ve padişahlığını sağlama almak….
Bakın; ‘’Zulüm ile abat olunmaz! Bazı anıları hatırlatalım!
Adnan Menderes hükümetinin Osman Bölükbaşı’na yaptığı haksızlığı, hukuksuzluğu, adaletsizliği,
zorbalığı günümüzde de AKP iktidarı muhalefet partilerine yapıyor!
Türk siyasetinin efsane kişiliklerinden Osman Bölükbaşı bir gün TBMM kürsüsünde konuşurken
parmağı ile Başbakan Adnan Menderes’i işaret ederek;
”Dünyadaki tüm ticari faaliyetleri araştırıp, inceledim, din ticaretinden daha kârlı bir sektör görmedim.
Bunu en iyi başaranlardan birisi de sensin; ‘din tüccarı Menderes’ deyince, Demokrat Parti
milletvekilleri Bölükbaşı’nın üzerine yürürler.
Daha sonra Osman Bölükbaşı’na TBMM’de 3 oturuma katılmama cezası verilir.
Demokrat Parti iktidarı, milletvekili çıkaramadığı Kırşehir’den ve Osman Bölükbaşı’ dan intikam almak
için, 20 Temmuz 1954’te Kırşehir’i il statüsünden çıkarıp, ilçe yapar.
Nevşehir ilçesi ise il yapılarak, Kırşehir ona bağlı ilçe haline getirilir.
Kırşehir’in ilçelerinden Çiçekdağı Yozgat’a, Kaman Ankara’ya, Hacıbektaş, Avanos ve Mucur ise
Nevşehir’e bağlanır.
Bir süre sonra da Osman Bölükbaşı’nın milletvekilliği düşürülüp, dokunulmazlığı kaldırılır.
Türk milliyetçisi olarak bilinen Osman Bölükbaşı “Komünizm propagandası yapmak” iftirasıyla
yargılanarak, hapse atılır.
Demokrat Parti milletvekillerinden bazılarının tepkileri üzerine Kırşehir, 1 Temmuz 1957’de
çıkarılan bir kanunla yeniden il durumuna getirilir.
Ancak, Osman Bölükbaşı’nın doğduğu Hasanlar köyü Nevşehir’e bağlanır.
27 Ekim 1957 seçimlerinde Osman Bölükbaşı, cezaevinden bağımsız milletvekili adayı olur.
Oyların yüzde 90’ını alarak yeniden Kırşehir milletvekili seçilir ve cezaevinden çıkar.
TBMM’nin ilk oturumunda konuşmak için söz alarak, Başbakan Adnan Menderes’in gözünün
içine baka baka; ”Türk milleti senin gibi, ABD uşağı, din tüccarı hainlerin suratına her daim
şamarı böyle indirir” der.
Ve ABD-İsrail, İran’a vurmaya başladılar..
Emperyalizmin kana susamışlığı ve masum halklar üzerindeki baskısı hiç bitmeyecek!
Ancak, içte ve dışta zulümle ile abat olunmaz!
Zalim zulmüne devam ediyorsa içte ve dışta, bil ki sonu yakındır!.-derleme-araştırma- Vesselam…
Hoşça kalın, Dostça kalın, Sağlıklı kalın
Ramazan Yazar
Emekli Teknik Öğretmen
