RAMAZAN YAZAR DAN ADAMLIK, İNSANLIK, GECE OKUTANLAR VE SONRADAN GÖRMELER! « Kırşehir Anadolu Haber

RAMAZAN YAZAR DAN ADAMLIK, İNSANLIK, GECE OKUTANLAR VE SONRADAN GÖRMELER!

Bu haber 10 Ocak 2026 - 15:41 'de eklendi ve 439 views kez görüntülendi.
ADAMLIK, İNSANLIK, GECE OKUTANLAR VE SONRADAN GÖRMELER!
(OCAK SÖNDÜRENLER!)..
Şimdi söyleyeyim, insanlar doğarken malı, mülkü ve varlık içinde
doğmuyorlar. Elbette bu şekilde doğanlar da var ama çoğunluk içinde
yok derece azınlıktadırlar. Söylemek istediğim insan çalışır kazanır,
bazıları da bir şekilde havadan mal, mülk ve varlığa konabilirler.
Önemli olan o varlık dönemini sindirebilmeleri ve yaşamlarını
devam ettirebilmeleridir. Benim dokunmak istediklerim bu durumu
sindiremeyip kabak çiçeği gibi açıp bu konumunu sindiremeyenleredir..
Bu kendini, eşiniz, oğlunuz, kızınız, ananız, babanız, konunuz,
komşunuz, amcanız, dayınız, teyze, halanız vb olabilir.
Kırşehir Teknik ve Eml de görev yapıyorum, idareciler olarak
bir araya geldiğimizde sohbetler koyu ve doyumsuz olurdu.
İsmet Beyin hımm diye başlayan hikâyeleri, İmdat Beyin Irmak
Bucağı hikâyeleri daha çok da ayrı bir zamanda inşallah devamları..
Bu ara Karadurak’ lı dan Hüseyin Ağanın oğlu Fedai Beyin anlattığı
hikâyeyi burada paylaşacağım;
-Köydeyiz babamın arkadaşı geldi, izzet, ikram derken vakit geç oldu.
Döşekleri yatakları serdik yatma vakti çoktan geldi de geçti bile..
Bir ara misafir beni süzerek,
-‘’Delikanlı, gece okutanın var mı?’’ Dedi.
Ben tabi anlamadım pel pel bakıyorum o ara babam devreye girdi;
-Evli misin bekâr mısın diye soruyor, dedi.
O hikâye yıllarca hafızamda kaldı, Atalarımız yılların ve yaşanmışlıkların
verdiği tecrübeyle sindire sindire damıta damıta lafın özetini yapmışlar….
Şimdi gece okutmak ne ki, hazır diploma, yoksa anında diploma, her türlü
eğitimi almışlar, her dalda iktisat sahibi kimseyi takmazlar ancak birilerine
yuları takmışlar o da ona ve çevresine yetiyor aldığı aldık çaldığı düdük vs..
“İnsan adam olmayınca, adamlık insana zor gelir”.
Ve sonradan görmeler..
Hani derler ya kabak çiçeği gibi açıldı yani;
Utanma ve sıkılmadan dolayı uzun süre ortama girmeyen birinin birden
aşırı özgür davranması.
Son zamanlarda gençler arasında yeni bir salgın türedi, boşanmalar.
Evliliklerin bir an sona erdirilmesi, bunun çeşitli nedenleri var..
Biriside evlendikten sonra, tv lerde gördüğü hayatı yaşayamamaları..
Veya geldiği ortamdan yeni hayatına alışamayıp kişilik değişimine uğraması..
Bunlara sonradan görmeler deniliyor ve bu sonradan görmeler
mutlu bir yuvayı nereye kadar götürür yuvanın parçalanmasına kadar.
Çünkü onlar adı üzerinde sonradan görmeler, buldukları nimetin
farkına varmazlar aşırısını isterler.
Bu da ne getiriri daha fazlasını elde etmek için online kumar, faiz,
kredi vb sonu hüsranla bitecek yapılanmalar. Yok mu etrafımızda onlarca
yıkılmış parçalanmış yuvalar, intihara kadar giden umutsuzluk.
Kısacası mutlu yuvaların yıkılması OCAKLARIN SÖNMESİ!….
Halbuki atalarımız ne kadar güzel söylemiş yol göstermişler
‘’ayağını yorganına göre uzat’’ ama dinleyen kim adı üzerinde
sonradan görme sonuna kadar giderler.
Gösteriş, şatafat, beğenilme arzusu, sonradan kibir ve ego var ya!
Ah, bir yağsa!..
Sağanak sesleri ortalığı sarsa!..
Sular, seller aksa!..
Yıkasa, arındırsa şu dünyanın pisliğini!..
Silse, süpürse içimizde tortulaşmış acıları, isyanları, kinleri…
Demiş birisi…
Öyle olaylar yaşıyor; öyle insanlarla karşılaşıyoruz ki, hayal sukutlarımız
her gün biraz daha çoğalıyor.
Ne kadar boş vermeye çalışsak da, yaşadıklarımızın,
gördüklerimizin ve duyduklarımızın etkisinden bir süre kurtulamıyoruz.
Yolunda gitmesi için emek harcadığımız hayatımız,
bazı insanların verdiği zararla kısa bir süre de olsa altüst oluyor.
Bu insanlar yanı başında oluyor, gövden de veya gövdeyin bir
parçasında oluyor bir şekilde yapışmış, kudurmuş, kendinde vahametler
görüyor, kendini Kaf dağında görüyor.
Normal, okumadıysa, sonradan diploma sahibi etmişlerse ve de
hele hele olmayacak şekilde bir işe yerleştirilmişsen maya da bozuksa
ben benim sen sensin der çünkü onun karakteri zaten zayıf ve ince
bir ipliğe bağlıysa.
O ipi koparır mısın koparırsın ama şimdilik çıban bedeninde
dokunamıyorsun..
Meslek hayatımın gereği olarak, insanlarla hep iç içe oldum.
Bu yüzden değişik kişiliklere sahip pek çok insan tanıdım.
Bunlar, ben, sen, biz, oğlu, kızı, gelini, emmisi, dayısı, halası, teyzesi,
arkadaşı, komşusu velhasıl herkes olabiliyor..
Sonradan görmeler genelde;
Fakir olup da, (bu fakirlik maddi değil diğer konularda da olabilir)
aniden ulaşamayacağı yerlere tesadüf veya takviyeli ulaşınca şaşkına
dönen ve paranın sağladığı maddi şeylerle övünen insanlar olarak tanırız.
Hatta gittikleri her konumun fotoğraf çektirip duvarlarına asmaya bayılırlar.
Marka meraklısıdırlar çünkü görmediklerini görüyorlar, giymediklerini giyiyorlar.
Modaya uymak adına kendilerine yakışmayan kıyafetlerle dolaşıp
komik durumlara bile düşerler.
Bazıları hayatlarında hiç deniz görmemişler, görünce de de hiç vazgeçmezler
maddi durumları olsun olmasın kredi çekerler, borç alırlar bir şekilde tatil parasını
bulurlar çünkü tatilde fotoğraf çektirip paylaşmak en büyük zevklerindendir.
Hava atmayı çok severler tatil sonunda okulların açılması, kış hazırlıkları vb
bir sene sıkıntılı hayat yaşayacakları hiç umurlarında değildir.
Çünkü arkadaşlarına biz bu yaz denizde ve tatildeydik demeleri sonradan
görmeler için her şeye bedeldir.
Sonradan görmelerin bir başka türü daha vardır ki, bunlar ayni
zaman da tehlikelidirler de.
Gençlik yıllarında bir baltaya sap olamayıp hep başkalarının sırtından
geçinmiş, başkalarını kıskanmış kompleksli insanlardır bunlar.
Bu tipler; karınca kararınca bile olsa maddi durumları düzelip
bir yere geldiklerinde sudan çıkmış balığa dönerler.
Küçük dağları kendilerinin yarattığını sanıp başkalarını küçümserler.
Hatta bazen öyle ileri giderler ki;
Bir zamanlar kendilerine yardım eden insanların bile arkasından konuşurlar.
Geçmişteki başarısızlıklarının intikamını alırcasına eski dostlarına saldırırlar.
Aslında kişilik gelişimi çocukluktan başlar.
Karakterlerin oluşmasında birçok faktör rol oynar.
Aile, okul ve çevre gibi.
Özellikle aileler bazen çocuklarına bilmeden iyilikten çok kötülük yaparlar.
Sonunda, hem yetiştirdikleri, hem kendileri, hem de toplum,
bilinçsizce yaratılan bu karakterlerden büyük zarar görür.
Hepimiz biliyoruz ki her yönü ile ideal, dört dörtlük insan yoktur.
Bazılarımız sevdiklerimizin, özellikle de çocuklarımızın hatalarını yapıcı
eleştirilerle düzeltmek yerine onları kusursuz görmeye ve göstermeye çalışırız.
Onları görmek istediğimiz gibi görürüz.
Bunun sonucunda hastalıklı karakterler ortaya çıkar.
Oysa insan, kendi özünü tanımadan, kendi içine yolculuk
yapmadan eksiktir, hatta hiçtir.
Gün gelir bambaşka ortamlarda ve yabancı insanlar arasında
bu acı gerçek ortaya çıkar.
Unutulmamalıdır ki, her gün biraz daha yozlaşan dünyamızda
bedenen olduğu kadar ruhen de sağlıklı insanlara ihtiyaç vardır.
Günümüzün en büyük hastalıklarından biri haline
gelmeye başladı sonradan görmelik…
Eskiden öyle miydi?
Sonradan görme olmak o kadar kolay mıydı?
Ya bir piyango vuracak ya da çok zengin
bir aileye gelin veya damat gidecektin…
Şimdi o kadar kolaylaştı ki, damat olarak gitmek yetiyor!
Sıradan ve standart bir hayat yaşarken kolay para ve iş sahibi
olmanın yolunu bulanlar bu işi iyi beceriyor.
Şimdi üniversite, yüksekokul vs okumak önemli değil,
siyaseten birilerine yakınsan dayın varsa anında bir yere kapağı
attıysan, diploman olsa da olur, olmasa da torpilin var ya..
Ne yazık ki ülkemizde de 2002 li yılların itibaren
yoğunlaşmaya başlayıp günümüzde tavan yapmıştır.
Tabii ki sap ile samanı da ayırmak lazım…
Güzel bir ifade gördüm internette…
Diyor ki:
“Parayı sonradan görmek sonradan görmelik değildir aslında…
Her insanın bir işi ve bunun karşılığında kazandığı para olacaktır elbette.
Sonradan görmeler davranış hamlığı gösterenlerdir.
Bunlar her şeyi paranın, makamın ve mevkiinin gücünde görürler.
Sonradan sahip olduklarını öne çıkararak onlarla kabul görmek isterler.”
Sonradan görmelerin en belirgin özelliği; sahip oldukları her şeyi her zaman
ve her yerde aralarından çıktığı çevrenin gözüne sokmaya çalışmalarıdır.
Sonradan görmeler maddi anlamda tavan yaparken,
karakter olarak dibe vuran kişilerdir.
Bunlar günün adamıdır.
Günümüzde o kadar çoğaldılar ki, her yerde görebilirsiniz bunları…
Kendilerini hal ve tavırlarıyla hemen belli ederler.
Bunları konuşmasından, yürüyüşünden, kıyafetinden, ayakkabılarından,
arabalarından, cep telefonlarından tanıyabilirsiniz…
Anlamını bilmeseler de, haz etmeseler de moda olan, gündem olan her şeye
sahip olmaya çalışırlar, AVM lerden, ve evleri siparişler ve kargodan geçilmez
Sahip olsalar da alt yapıları eksik olduğundan en ufak bir sohbette kendilerini
ele verirler, gözleri sürekli yükseklerde ve aldığı eşyaları beğendirme içindedirler.
Bu tip insanlar o kadar görgüsüzlerdir ki elde ettiği zenginliği
bir türlü hazmedemez ve ” ne oldum delisi ” olurlar.
Bir taneyle yetinmez, Arap misali her şeyin fazlasını isterler…
Bunlar, geçmişte, çevrelerinde gördüklerine ve yaşadıklarına
karşı bir eziklik hissetmişlerdir.
Kazandıkları ve sahip oldukları ile bunun intikamını almaya çalışılar.
Ne yazık ki intikam almak istedikleri, yani daima özendikleri
sosyal statüdeki kişilerce asla kabul görmezler.
Kabul görmedikçe de daha saldırgan, daha görgüsüz olurlar.
Adamlık ve insanlık nedir denirse,,
Kendinize sordunuz mu ben kimim?
Ve dahası biz kimiz?
Biz, insanlığını kaybeden ne olduğunu bilmeyen insanlar topluluğu muyuz?
Biz; kendini unutan, özünden utanan, değerleri olmayan bir topluluk muyuz?
Biz ne için yaşadığını bilmeyen insanlar mıyız?
Bu soruları ve nicelerini kendimize sormamız gereken bir dönemin tam ortasındayız.
Ruhumuzun kirlendiği ve içimizdeki merhamet duygusunu yitirdiğimiz
samimiyetsizliğin zirve yaptığı bir noktadayız.
Biz ruhumuzu prangalara esir etmiş, ne istediğimizi bilmediğimiz
mütemadiyen fazlasını istediğimiz bir çağdayız.
Biz zarardayız.
Kirlenmiş ve tükenmiş bir çağın ortasında debelenip duranlarız.
Evlatlarımıza, masum yavrulara öğretmemiz gereken ilk şey iyi bir insan
olabilmek iken bizler kendi çarkında dönüp duranlarız.
Biz, insanlığı ve iyiliği unutanlarız!
Kimsenin kimseden üstün olmadığını, her insanın Hak katında bir kul olduğunu
yok sayanlarız.
Bizler, kendini yok sayanlarız.
Bir taşı yerden kaldırmayı bile kendimize yük sayanlarız.
Birinin elinden tutmanın verdiği mutluluğu unutanlarız.
Birine gülümsemenin, zorda olana yardım etmenin, bir garibe el uzatmanın
nasıl bir his olduğunu bilmeyenleriz.
Kendimizi başka gösterme derdinde olanlarız.
Özümüzden utananlar asıl olanın öz olduğunu unutanlarız.
Bizler yaraları kabuk bağlayanlarız.
Karşılaştığımız olaylar karşısında vicdani yükümlülüklerini yok sayanlarız
unutup önüne bakanları.
Hâlbuki bir şey düzelecekse o hepimizin eliyle olacaktır diye düşünmeyenleriz.
Bizler kim olduğumuzu unutanlarız.
Eskiden bir kap yemeği paylaşan bizler, şimdi ise bencillikte sınır tanımayanlarız.
Varlığı da yokluğu da unutanlarız.
Hepimizin yaptıklarından hepimiz adına utananlarız.
Bu da olmamıştır diye düşünürken hep daha beterine şahit olanlarız.
Bu kadarı da fazla insan insana bunu yapmaz demeyip zulme sessiz kalanlarız.
Özünde kendimizden utananlarız.
Neresinden tutsak elimizde kalacak olan dünyanın en başköşesinde bağdaş
kurmuş oturanlarız.
Ne edersin işte insan olup insan olamayanlardanız.
Yani söyleyeceğim ve yazacağım hiçbir şey bizim kim olduğumuzu
anlatmaya, eksikliklerimizi tanımlamaya yetmeyecektir.
Bir nebze de olsa kendimize acı gerçekleri söylememiz gerektiğine inananlardanım.
İnsanlığı, iyiliği, merhameti, farkındalığı unutmadan var olduğumuz yaşamın hakkını
vermemiz gerektiğine inananlardanım.
Şöyle ki, yaşamın özüne inananlardanım!
Yine de bakıyoruz ve görüyoruz ki;
Etrafımız ikiyüzlü yalan söyleyen, menfaati için arkadaşının yüzüne gülerek
kuyusunu kazan, yalakalık yapan, nabza göre şerbet veren, adam
diyemeyeceğimiz insanlarla dolu iken adam gibi adam bulmak çok zor.
Zira adam gibi adam olmak her babayiğidin harcı değildir.
Sözüne güvenilir, dürüst, kararlı, hoşgörülü, olduğu gibi görünen, göründüğü
gibi olana “adam” denir.
Onurlu görgülü ve sevecen olmaktır adamlık.
“Gelene ağam, gidene paşam” demek değildir.
Ruhunu satmak hiç değildir.
Adam gibi adamlar düşünür, sorgular, tartışır, okur, çalışır, sözü ve davranışları tutarlıdır.
Adam gibi olmak, insan gibi insan olmanın gereğidir.
Daha doğrusu adam olmanın birinci şartı insan olmaktır.
Adam gibi adamlar,
“Karanlıkların ortasında parlayan bir yıldız” gibidirler.
Oysaki ortalıkta adamlıktan nasibini almamış adamım diye gezinen birçok insan vardır.
Bir insan çok zengin olabilir, mevkii yüksek biri de olabilir, para gücüyle elde
Edebileceği her şeye sahip olabilir ama adam olamaz.
“Varlığı bir şey kazandırmayanın yokluğu bir şey kaybettirmez.”
Adam olmak bir zanaattır.
Adam olmak bir gruba dâhil olmak değil, farklı bir duruşa sahip olmaktır.
Erdem sahibi, ilkeli, prensipli, dürüst bir yaşam sürmektir.
Evet, sonradan görmelere tekrar dönecek olursak,
Geçmişin kıymetini bilmezler.
Kolay kazandıklarından kolay harcarlar ve sıfırı tükettiklerinde de tedavülden kalkarlar.
İlişkileri menfaate dayalı olduğundan çok çabuk unutulurlar.
Dedik ya sonradan görmeler kolay kazanıp kolay harcarlar.
Gece gündüz çalışıp gıdım gıdım harcayarak bir yere
gelenlerin neler çektiğini pek bilmezler.
Onların aksine konuşmayı, hava atmayı pek severler.
İster mal varlığı olsun, ister aile olsun, bir emek sarf etmedikleri
için sahip olduklarının değerini pek bilmezler…
Sonradan görmeler, kendilerinden toplumsal tabaka olarak üstün olanlara
karşı bir hayranlık, daha önce kendisinin de içinden geldiği alt toplumsal
tabakalara karşı bir küçümseyici bir tavır içindedirler.
Üste duyulan hayranlık ve alta duyulan küçümseyici yaklaşım,
bir aşağılık kompleksidir.
Bir nevi “efendi-köle” ikilemi ortaya çıkar.
Alttakilere karşı kükremiş aslan, üstekilere karşı emir ve talimat
bekleyen uysal koyun görüntüsü bu özelliği açıklar.
Sonradan görmeler, özden bir kopuş yaşarlar.
Eskilerin “Geldiğin yeri, giydiğin çarığı unutma” tavsiyeleri sonradan görmeler
için yapılmıştır.
Daha önce bildiğiniz ancak uzun seneler görmediğiniz bir arkadaşınızla
karşılaştığınızda eski bildiğiniz özelliklere dair bir şey kalmamışsa, özünden
kopup gittiğini anlarsınız.
Sanki başka bir insan olmuştur; eski günlerdeki kişiliğini bugünlerdekiyle
bağdaştıramazsınız.
Özellikle maddî imkânlar açısından sıkıntılı bir çevreden gelen
sonradan görmelerde daha çok ortaya çıkar.
Emrine çevresine insanlar verilmiştir.
Bir dediği iki edilmemektedir.
Daha önce hayâl edemeyeceği maddî imkânlara kavuşmuştur.
İşte büyük bir imtihanla yüz yüzedir!
Bu durumu istismar eder, amacı dışına çıkarır, diğer insanları kendi menfaatleri
için kullanmaya başlar, bastırılmış birtakım duygularını ortaya çıkarır ve şatafatın
aldatıcılığına kendisini kaptırırsa, imtihanı kaybetmiştir!
Bu kaybedişlerle karşımıza, tipik bir sonradan görme profili çıkmış olur.
Sonradan görmeler, daha önce içinden geldikleri grupları küçümserler.
Onların ne kadar “eğitimsiz”, “beceriksiz”, “aşağılık” insanlar olduğuna değinirler.
Böylelikle sonradan görme, kendisini onlardan ayırdığını ve uzaklaştığını düşünür.
Aslını inkâr ederek asalete kavuştuğunu zanneder.
Velhasıl;
Bu sonradan görmeler bulduğu mutlu yaşamlarını daha fazlası için zorlamadan
(bunun için kumar vb. dahil ..) daha doğrusu OCAĞININ SÖNMEMESİ için
kendilerine çeki düzen vermeleri gerekir aksi takdirde bu günlerini çok ararlar..
Ne diyelim?
Yaşayacakları bu geçici günlerin hayrını görsünler.
Son olarak, Necip Fazıl Kısakürek’in sözüyle bitirmek isterim;
Hayatta üç çeşit insandan korkacaksın:
Dağdan inme, dinden dönme, sonradan görme!…Vesselam…
Hoşça kalın, dostça kalın, sağlıklı kalın… …
Ramazan Yazar
Emekli Teknik Öğretmen

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok
YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.