YA İLİM YA DA ZULÜMLE!
Orhan Gazi’ye sormuşlar;
* “En büyük zulüm nedir?”
* “Geciken adalettir…” demiş.
Çiçero’ ya sormuşlar;
* “Roma İmparatorluğu nasıl yıkıldı?”
* “İşi ehline vermedik…” diye yanıt vermiş.
Karun’un yanına varıp;
* “Zenginliğin sırrı nedir?” demişler.
* “Halka avuç açmamaktır…” demiş.
IV. Murat’a sormuşlar;
* “Yardıma alışana ne olur?”
* “Emir almaya da alışır…” diye cevaplamış.
Gorbaçov’a
* “En büyük hatan neydi?” diye sormuşlar.
* “Yanlışı hep karşımızdakinde aradık…” diye yanıtlamış.
Stalin’e sormuşlar;
* “En büyük korkunuz?”
* “Sokakta yalnız başıma yürümek…” diye cevaplamış.
Goebels’e sormuşlar;
* “İktidar nedir?”
* “Düşman yaratmaktır…” diye cevap vermiş.
II. Ramses’e gitmişler;
* “En büyük piramit hangisi?”
* “Kibrimizdir…” demiş.
Platon’a sormuşlar;
* “Devlet nasıl yönetilir?”
* “YA İLİMLE, YA ZULÜMLE…” diye yanıtlamış.
Toplumların yönetim şekillerinden bahsediyorum.
Bu gün dünya da uygulanmış, bırakılmış veya uygulanan, bilinen
49 ayrı yönetim biçimi 10 ayrı başlık altında literatüre geçmiş.
Çakırcalı Mehmet Efeye göre de dünyada iki yönetim şekli var görelim..
Dönem Çakırcalı Mehmet Efe ve Halide Edip Adıvar dönemi,,
Çakırcalının zulmünden perişan olan halk, şikâyete başlar, her önüne
gelene dertlenir, zulmün bitmesini ister.
Ne yazık ki zulüm eksileceği yerde artarak devam eder.
Şikâyet,
Halide Edip Adıvar’a kadar gelir.
Bir karşılaşmalarında, hal hatır faslından sonra halkın sıkıntısını Çakırcalıya;
-Muhterem!
-Neden halka bu kadar zulmediyorsun?
-Halk senin zulmünden oldukça rahatsız olmuş.”
Çakırcalı, Halide Hanımı sessizce dinler, dinler.
Halide Hanımın sözü bitince sözü alır ve
-“ Halide Hanımefendi, -tebayı-halkı yönetmenin iki yolu vardır.
-Ya İLİMLE yönetirsin ya da
ZULÜMLE.
-Ne yazık ki;
-bende de İLİM yok!..”
Çakırcalı kimdir?
Bilinen tüm kaynaklara göre esasen babadan eşkıyadır.
Yaşadığı yıllarda (1872-1912) dağlarda efelik yapıp kendince çözüm ve
cezalandırma yöntemleri geliştirmiş, adına türküler yakılmış bir efsanedir Çakırcalı.
Eylemlerinden edindiklerini fakirlere dağıtır, hatta camiler köprüler filan inşa ettirip
gönülleri kazanır, halkın sempatisini kazanması sayesinde de köyler ona yataklık eder.
Kimin söylediği önemli değil, laf doğru:
Tebayı yönetmek ya ilimle olur ya zulümle.
Bende ilim yok.
Ülke, ilim sahiplerinin dahi zulüm önünde saf tuttuğu bir süreçten geçiyor.
Gazeteciler susturuluyor, belediyelere kayyumlar, vb… medya seyrediyor.
İşadamları tutuklanıyor, onların iş verdiği yüzbinler patronlarına sahip çıkmıyor.
Akademisyenler tutuklanıyor, üniversiteler durumdan vazife çıkarır gibi yeni
“cadı avı” listeleri hazırlıyor, öğrenciler tutuklanıyor vs vs…
Bombalar patlıyor, faturası patlatana değil eli kalem tutana kesiliyor.
Ülkede olası her sıkıntı şimdiden bir faile bağlanmış durumda:
Ekonomi, faiz lobisine…
Mülteciler, ev sahibi olmuşlar!…
Turizm, cemaate…
Terör, DEM’ e…
Çevre protestoları, Gezicilere ihale edildi, geriye dönük tutuklamalar..
Çakırcalı Mehmet Efe, Sultan Abdülhamit döneminde yaşadı.
Kısa ömrünün sonucu kulaklara küpe:
Tebayı yönetmek ya ilimle olur ya zulümle. Bende ilim yok.
Bir asır geçmiş, kaseti başa sardık, filmi tekrar izliyoruz.
İlim olmayabilir.
Asıl, hafızayı yitirmeyelim.
Çünkü “Hedef Yeni Türkiye” diyenlere;
Eski Türkiye’de de…
Terörün,
Bombaların,
Krizlerin,
Suikastların,
Cadı avlarının olduğunu hatırlatmak boynumuzun borcu.
Ne çare ki…
Bu millet halen Çakırcalının mezarından geçerken “destur Çakırcalı, yaban değiliz”
deyip öyle geçiyor!
Çakırcalının hayatı hikâyede başka bir hikâyesine bakalım;
Çakırcalı Mehmet Efe bir gün bölge de bulunan 5-6 efe yi, yatılı misafirliğe davet eder.
Misafirler akşamüzeri Çakırcalı Mehmet Efe nin çiftliğine vasıl olurlar,
efe misafirlerini karşılar..
Kurulu sofraya davet edip yemeğe başlarlar, misafirler mükellef bir sofra da,
çeşit, çeşit yemekler yerken, bir taraftan da, Çakırcalı Mehmet Efenin hizmetinde olan
adamları takip ederler.
Adamlar Çakırcalı Mehmet Efenin etrafında adeta pervane olmuşlar, efenin güzünün
içine bakarak hizmet ediyorlar, her şey dört dörtlük, lakin, Çakırcalı Mehmet Efe adamlarına
ha bire bağırıp çağırıyor.
Misafirlerde biri diğerinin kulağına yaklaşıp, ya hu bu adam adamlarına bağırıyor, niye ki
bi soralım der, diğeri dur bakalım hele bir sabah olsun o zaman sorarız diye cevap verir.
Yemek faslından sonra, çay kahve faslı derken, misafir efeler yatmaya çekilirler.
Sabah kahvaltı sofrası yine mükellef, hizmet mükemmel, fakat Çakırcalı Mehmet Efenin
adamlarına olan tavrı yine aynı.
Kahvaltı bitip hizmetliler kenara çekilince misafir efelerden biri Çakırcalı Mehmet Efeye
soruyor, yahu efe diyor, senin bu adamların, senin etrafında pervane olmuşlar, mükemmel
hizmet ediyorlar, yalnız sen bu adamlara bağırıp, çağırarak, hakaret ederek onlara
zulüm ediyorsun, nedir bunun sebebi.
Çakırcalı Mehmet Efe cevaben, efeler haklısınız, doğru söylüyorsunuz,
yalnız ben insan idare ediyorum arkadaş.
İnsan idare etmek zordur.
İnsanlar iki şekil de idare edilir, ya ilimle, ya zulümle, bende ilim yok ki, başka ne yapayım, der.
Devletlerde bu güne kadar ya ilimle ya da zulümle yönetilmiştir.
İslam devletleri ise hep ilimle yönetilmiş.
Devlet-i Ali Osman ilimle üç kıtaya yayılmıştır, Mazlumların hamisi olup,
zalimlerin korkulu rüyası olmuştur.
Sovyetler Birliği 70 sene zulümle idare edilmiş sonra yakılmıştır.
Çin, Kuzey Kore, gibi bazı ülkeler de yine zulme dayalı bir sistemle idare edilmektedir.
Zulümle idare aynen Çakırcalı Mehmet Efe idaresi gibi korku idaresi olup,
insan onurunu zedeleyen, fazla ömrü olmayan bir idare şeklidir,
Onun için, zulüm payidar olmaz, denilmiştir.
İlmi idarenin temelinde sistem, insan ve insani unsurlar vardır.
Yönetimde liyakat esastır, liyakat sadece diplomaya endeksli olmayıp, diplomanın
yanında, kişilik, karakter, bilgi, beceri ve başarıları da göz önünde olmalıdır.
Uygun liyakate, yetki verip, denetim ve kontrol mekanizması eksiksiz olmalıdır.
Sistem, insan, onur, haysiyet ve şerefine yaraşır bir anayasa, kanunlar ve hukuk
kurallarını içermelidir.
Bu gün refah seviyesi yüksek kalkınmış ülkelerin, yükselmelerinin sebebi de, kendi
içlerinde, kendilerine göre uyarladıkları, istikrarlı ilme dayalı yönetimlerdir.
Devlet içinde, kurum ve kuruluşlarda ve özel sektörde, hedefi olan başka tüm kuruluşlarda
başarı yine ilme dayalı bir yönetimden geçer.
Yeni anayasa çalışmalarının konuşulduğu günümüzde, bundan sonra bir daha sık sık
değiştirilmeyecek ve tartışmaya fırsat vermeyecek kapsamlı bir anaysa yapılması için,
herkesin elini taşın altına koyması şarttır.
İlmin olmadığı yerde, zulüm baş gösterir.
Velhasıl;
Günümüzde halkı yönetmenin yolu;
Ya İLİMLE ya da ADALETLE
Olmalıdır.
Onun için,
“El adlü esasül mülk-Adalet ülkenin temelidir”
Demiş büyükler.
Ne güzeldir;
“Zulm ile abad olanın ahiri berbat olur!..” sözü.
Bilmem anlatabildik mi? –derleme- Vesselam…
Hoşça kalın dostça kalın, sağlıklı kalın…
Ramazan Yazar
Emekli Teknik Öğretmen

