Nerden Nereye Noel haritasının Hedefi Türkiye ve Ayak Oyunları!-1-
Şimdi İsrail’i ve tarihini bir süzgeçten geçirelim zamanımıza doğru..
İsrail adım adım Suriye’yi işgal ediyor..
ABD’nin öncülüğünde Roma’da İtalya, ABD, İngiltere, Almanya, Fransa ve AB’nin katılımı ile ilk bölümü gerçekleştirilen Suriye’nin geleceği toplantısında istikrarlı, müreffeh ve güvenli bir Suriye konusu ele alındı.
NATO üyesi ve AB katılıyor.
Katılan ülkelerin Suriye’ye uzaklıkları
10 bin- 5 bin km.
Toplantı sonuçu alınan kararda;
Tüm Suriyelilere eşit haklar tanınmasının kritik önemine vurgu yapılan toplantıda azınlık haklarının korunması gerektiğine dikkat çekildi.
HTŞ yönetimin alacağı tutuma göre AB yaptırımlarının gevşetileceği belirtilen toplantıda heyet adına İtalya Dışişleri Bakanının Suriye’ye gitmesine karar verildi.
Ne hikmetse bu toplantıda veya başka mecralarda İsrail’in işgali hiç gündeme gelmedi.
Yeni yönetimde bunu dile getirmedi.
Son iki ayda İsrail Suriye’nin güneyini kontrol altına aldı.
İşgal konusunda her türlü eylemleri yapıp adım adım Şama yaklaşmasına rağmen,ne hikmetse hiç kimse bu tarafa bakmıyor veye bakıp da görmemezlikten geliyor.
İsrail bu eylemlerine 78 yıl önce başladı.
Hatırlatmak istersek;
1. Osmanlı Dönemi ve Fransız Mandası (1916-1946)
1916: Sykes-Picot Anlaşması ile Golan Tepeleri, Fransız nüfuz alanında kaldı.
1923: Fransız mandası altındaki Suriye sınırları çizildi.
Golan Tepeleri Suriye’nin bir parçası oldu.
1946: Suriye, Fransız mandasından bağımsızlığını kazandı ve Golan Tepeleri Suriye’nin kontrolüne geçti.
2. İsrail’in Kuruluşu ve İlk Çatışmalar (1948-1967)
1948: İsrail’in bağımsızlık ilanı sonrası Suriye ile sınır çatışmaları başladı.
1949: 1949 Ateşkes Anlaşması ile İsrail-Suriye sınırında gerilimli bir ateşkes hattı oluştu.
1950’ler ve 1960’lar: Suriye, Golan’daki yüksek irtifayı kullanarak İsrail’e yönelik saldırılar düzenledi.
İsrail de karşı saldırılar yaptı.
3. Altı Gün Savaşı ve İsrail’in İşgali (1967)
5-10 Haziran 1967: İsrail, Altı Gün Savaşı sırasında Golan Tepeleri’ni ele geçirdi.
1967 sonrası: Golan Tepeleri’ndeki Suriyeli nüfusun büyük kısmı bölgeyi terk etti.
Bölgede, İsrail’in askeri ve sivil yerleşim faaliyetleri başladı.
4. Yom Kippur Savaşı ve BM Tampon Bölgesi (1973-1974)
Ekim 1973: Yom Kippur Savaşı sırasında Suriye, Golan Tepeleri’ni geri almak için saldırı başlattı ancak başarılı olamadı.
1974: Ateşkes ve Çekilme Anlaşması ile Birleşmiş Milletler tarafından tampon bölge oluşturuldu.
BM Gözlem Gücü (UNDOF) tampon bölgede görev yapmaya başladı.
5. Golan Tepeleri’nin İlhakı (1981)
Aralık 1981: İsrail, Golan Tepeleri Yasası ile bölgenin İsrail’e ilhakını ilan etti.
BM Güvenlik Konseyi, ilhakı “geçersiz” ve “hukuksuz” olarak nitelendiren 497 sayılı kararı kabul etti.
6. Barış Görüşmeleri ve Durgunluk (1990’lar-2000’ler)
1990’lar: İsrail ve Suriye arasında Golan Tepeleri’nin geri verilmesini de içeren barış görüşmeleri gerçekleşti.
Ancak sonuç alınamadı.
2000’ler: Bölgedeki durum, İsrail ve Suriye arasında düşük yoğunluklu gerilimle devam etti.
7. Suriye İç Savaşı ve İsrail’in Müdahaleleri (2011-2020)
2011: Suriye’deki iç savaş başladı.
Golan Tepeleri sınırında çatışmalar arttı.
İsrail, savaş sırasında Suriye hükümetine, İran’a ve Hizbullah’a ait askeri hedeflere hava saldırıları düzenledi.
2018: BM tampon bölgesindeki çatışmalar nedeniyle bazı BM gözlem noktaları boşaltıldı.
8. ABD’nin İsrail Egemenliğini Tanıması (2019)
Mart 2019: ABD Başkanı Donald Trump, Golan Tepeleri üzerindeki İsrail egemenliğini tanıyan bir başkanlık kararnamesi imzaladı.
Bu adım, BM kararlarıyla çelişiyor. Uluslararası toplum tarafından da büyük ölçüde kabul görmedi.
9. İsrail’in Son Genişleme Hamleleri (2023-2025)
2023: İsrail, Suriye’deki iç savaşın ardından tampon bölgede yeni askeri üsler kurdu.
2025: Suriye’deki yönetim değişikliği sonrası İsrail’in Kuneytra ve çevresine yönelik askeri Müdahaleleri ve sivil alanlara yönelik kontrolleri artırdı.
İsrail ordusu, Kuneytra’nın kuzeyindeki “Kızıl Tepeler” bölgesine Merkava tankları ve buldozerlerle girdi.
El Arabiya‘ya göre İsrail güçleri bölgede arazi düzenleme çalışmaları yapıyor.
Geçen hafta da Kuneytra kırsalındaki Baas şehrine 8 kilometre kadar ilerleyen İsrail ordusu, devlet dairelerindeki çalışanları denetim gerekçesiyle tahliye etti. İsrail’in son bir ay içinde işgal ettiği noktaların sayısı 10’u geçti.
Netanyahu, İsrail’in sınır güvenliği konusunda garantiler alana kadar bölgede kalacaklarını açıkladı.
İsrail Savunma Bakanı Israel Katz ise sosyal medyada, “51 yıl sonra Hermon Dağı’nın tamamının yeniden İsrail kontrolünde olması heyecan verici tarihi bir an” açıklamasını yaptı.
Tel Aviv yönetiminin, Suriye’de işgal ettiği bölgelerde 15 kilometrelik bir “kontrol bölgesi” ve yaklaşık 60 kilometrelik bir “nüfus alanı” kurmayı planladığını bildirdi.
İsrail güçleri Suriye’deki ilerleyişini sürdürüyor.
İsrail ordusu, Hermon Dağı etekleri, Merid, Arne, Rima, Kale Jundul, Kuneytra’nın dış mahalleleri, Ufanıye, Kuneytriye, Alkahtaniye ve Alhamidiyye bölgelerini işgal etti.
Bu fotoğraf karşısında Suriye de kim kazanıyor, kim kaybediyor.
Varın siz karar verin diyelim ve bunun yansımalarını Ülkemizin geleceği ışığında değerlendirelim..
Ülkemiz üzerinde oynanan oyunlar bitmedi bitmeyecekte..
Batı ülkeleri, Türkiye’ye ve ulusçuluğa yönelen Arap ülkelerine karşı sürekli Kürtleri kullandılar.
1918-1938 yılları arasında, Anadolu’da 12 Kürt ayaklanması baş gösterir.
İstiklal Savaşı sırasında, dış kaynaklı ve din motifli 60 gerici ayaklanma olur.
İstanbul’un işgal dönemidir.
İstanbul’daki İngiliz Yüksek Komiseri Amiral Sir A. Calthorpe, 1919’da Dışişleri Bakanı Lord Curzon’a gizli bir rapor gönderir:
“Binbaşı Noel, Kürt şefleriyle görüş birliğine varırsa, bundan büyük faydalar sağlayacağını söylüyor…
Kürtler henüz Mustafa Kemal’e karşı ayaklanmadılar ama Noel bunu başaracağından emin.”
Kimdir bu Noel?..
Adı, Edward William Charles Noel’dir.
1886’da doğmuş bir İngiliz istihbarat subayıdır.
İstihbarat görevine, Hindistan’da başlar ve daha sonra İran’a gönderilir.
İran’da, bölgedeki etnik yapı üzerine çalışır.
Kürtçe öğrenir.
1918’de, Bağdat’a görevlendirilir.
Kısa bir süre sonra İstanbul’a çağrılır.
Yeni görevi, İngiliz desteğinde bir Kürdistan devletinin kurulmasıdır.
Kürtleri, Mustafa Kemal Paşa’ya karşı ayaklandırmak için çalışır.
Kilit noktalara, Nakşi Kürtleri yerleştirecek kadar bilgi sahibidir.
4 Eylül 1919’da, Mustafa Kemal Paşa Sivas Kongresi’ni toplayacaktır.
İngiliz Ajanı Noel, Elâzığ Valisi Ali Galip’le birlikte Kongre’yi basma girişiminde bulunur.
Amaç, İngiltere’nin isteği doğrultusunda Millî Mücadele’nin önlenmesidir.
Ancak, başarısız olur ve Türkiye’den kaçar.
Mustafa Kemal Paşa, 1919’da Sivas Kongresi’nde yaptığı konuşmada şunları söyler:
“İngilizlerin amacının, Kürtlere Kürdistan kurma sözü vererek onları aleyhimize ve bize karşı suikast düzenlemeye yöneltmek olduğu anlaşılmış, karşı önlemler alınmıştır.”
Binbaşı Noel, oldukça etkilidir.
1919 ortasında, Londra’ya bir rapor yazar.
Raporda, çizdiği meşhur Kürdistan haritası vardır.
Kürdistan haritasında; Hatay dahil olmak üzere, Kahramanmaraş, Sivas, Erzincan, Erzurum, Kars ve güneyi “Büyük Kürdistan” olarak yer alır.
Binbaşı Noel’in haritası, o denli meşhurdur ki…
10 Ağustos 1920’de, Türklerin idam fermanı Sevr Antlaşması haritasıyla örtüşür.
Noel’in haritası, o denli ünlüdür ki…
Kuzey Irak’ta Barzani yönetiminin haritası budur.
PKK terör örgütünün sözde Kürdistan haritasının tıpkısı.
Noel’in haritası, o denli ünlüdür ki…
ABD’nin Büyük Orta Doğu Projesi haritası, Noel’in haritasıyla uyumludur.
Gel zaman git zaman…
Katolik dininin ruhani lideri ve Vatikan Devlet Başkanı Papa, Irak’ı ziyaret eder.
8 Mart 2021’de, Irak Kürt Bölgesel Yönetimi (IKBY) bölgesine, Erbil’e gider.
Barzani Yönetimi, Papa’nın ziyareti şerefine hatıra pulu bastırır.
Tesadüfe bakın ki…
Bu meşhur pulda, ünlü Noel’in haritası vardır.
Sonunda, Papa bile Noel haritasından nasibini alır.
Noel, haritasının gerçekleştiğini göremeden 1974’te ölür.
Ölümünden 51 yıl sonra, 2025’te çizdiği haritanın iki halkası tamamlanır.
Kuzey Irak ve Kuzeydoğu Suriye…
İşte, bu nedenle “Terörsüz Türkiye” açılımında, PKK’nın silah bırakma süreci Suriye’deki PYD/YPG’yi kapsamaz.
Gerçi, PYD/YPG istese de silah bırakamaz, dağılamaz…
Çünkü ABD ve İsrail istemez.
Noel’in haritasını, kutsal bir emanet olarak görenler…
“100 yıldır devlet hakkımız engellendi” derler.
Sevr’in çöpe atılışını kabullenmezler.
Atatürk’ün Cumhuriyeti’ni hazmedemeyenler ise…
“Türkiye Cumhuriyeti’nin 1923’te açılan bir parantez olduğunu” söylerler.
Sevr’i hayal edenlerle, Cumhuriyet’i kabullenmeyenlerin hedefi bir noktada kesişir…
Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin yok olması…
PKK terör örgütünün silah bırakma çağrısında, İmralı’daki terörist başının önemli notu neydi?
“PKK’nın kendini feshi, demokratik siyaset ve hukuki boyutun tanınmasını gerektirir.”
ABD Merkezi İstihbarat Örgütü (CIA) Orta Doğu Direktörü Graham Fuller, 1990’da ne söylemişti?
“Kemalizm bitti…
Bu nedenle, kendisine entelektüel güven duyan Türkiye, İslam’ın günlük yaşamdaki yerini almasını yeniden düşünmelidir.”
Hem PKK’nın hem de Fuller’in ortak hedefi nedir?
Anayasa’nın değiştirilmesi…
Atatürk’ün, anayasa dışına itilmesi ve federal yapının önünün açılması.
Sonrası kolay…
Noel’in haritasının Türkiye ayağı…
İşte, Noel’in 106 yıl önce başımıza açtığı bela budur…
Sırada İran ve Türkiye…
TÜRKİYE’Yİ PARÇALAMAK İÇİN ÇOK SABIRSIZLAR
15-16 Şubat 2025 günleri…
Hür Dava Partisi (HÜDA-PAR) tarafından “Diyarbakır’da, Kürt Meselesine İnsani Çözüm Çalıştayı” düzenlendi.
15 maddelik, “Çalıştay Sonuç Bildirgesi” yayımlandı.
Buna, “Türkiye’yi Parçalama Projesi Bildirgesi” demek daha doğru olurdu.
Sonuç Bildirgesi’nde, “Kürdistan’da yaşayan tüm insanlar” ifadesi var mesela…
Peki, “Kürdistan” dedikleri bölge neresidir?
1919’da İngiliz İstihbarat Binbaşı Noel’in çizdiği haritadır.
PKK terör örgütünün, sözde Kürdistan haritasıdır.
Kuzey Irak yönetiminin kullandığı haritadır.
ABD’nin, ünlü Büyük Orta Doğu Projesi haritasıdır.
Peki, bu “Kürdistan” dedikleri bölgenin sınırları neresidir?
Hatay dâhil olmak üzere, Kahramanmaraş, Sivas, Erzincan, Erzurum,
Kars ve güneyi…
Yani, Türkiye’yi parçalamak isteyenlerin haritasıdır.
Başka ne var?..
HÜDA-PAR’ın Sonuç Bildirgesi’nin 8’inci maddesi, adeta devletten intikam alma niteliği taşıyor.
“Kürtlerin büyük bir saygıyla andığı Şeyh Said’e ve Kürt âlimlerine yapılan zulümlerden dolayı, devlet adına özür dilenmeli…” diyor.
Şeyh Said kimdir?
Okuma yazma bilmeyen bir toprak ağasıdır.
Bölgedeki Nakşibendi Tarikatı’na bağlı müritlerin önderidir.
İngiltere, Musul-Kerkük’e el koymak istiyordu.
13 Şubat 1925’te, Şeyh Said isyanı çıkarılır.
Türkiye, tam Musul-Kerkük’e odaklanacağı anda, ordusunu ayaklanma bölgesine göndermek zorunda kaldı.
İngiltere, isyanın zamanlamasında başarılıydı, hedefine de ulaştı.
Bağdat’taki Fransız Yüksek Komiserliği, 1925 yılında Paris’e gönderdiği gizli raporda, isyanın amacını açıklar:
“Şeyh Said ayaklanması, kendiliğinden birdenbire ortaya çıkmadı.
Kürdistan dağları, yabancıların kışkırtması ve desteği ile ayaklandı.
Kürt ayaklanması, bundan daha iyi koşullarda patlak veremezdi.
Ayaklanma, Türklerin Musul üzerindeki iddialarını araştıran komisyonda, Türklerin kendi topraklarındaki Kürtler arasında bile huzuru sağlayamayacağını gösterecekti.”
Ayaklanma, 15 Nisan 1925’te bastırılır.
Ama…
Musul ve Kerkük kaybedilir.
Şeyh Said isyanı, İngiltere’nin amacına ulaşmasına fazlasıyla hizmet etmişti.
Bu yüzden, İngilizler ve Türkiye’yi parçalamak isteyenler, Şeyh Said’i çok çok severler.
PKK terör örgütünün ve HÜDA-PAR’ın kahramanlaştırdığı Şeyh Said budur…
HÜDA-PAR’ın Çalıştay Sonuç Bildirgesi’nde yer alan 10’uncu madde dikkat çekici:
“Kürtçe, anayasal güvenceye kavuşturulmalı, anadilde eğitimin önündeki bütün engeller kaldırılmalıdır…”
Yani, Anayasa’nın 42’nci maddesi değiştirilmelidir, diyorlar.
Anayasanın 42’nci maddesi:
“Eğitim ve öğretim, Atatürk ilkeleri ve inkılapları doğrultusunda, çağdaş bilim ve eğitim esaslarına göre, Devletin gözetim ve denetimi altında yapılır…
Türkçeden başka hiçbir dil, eğitim ve öğretim kurumlarında, Türk vatandaşlarına ana dilleri olarak okutulamaz ve öğretilemez…”
İşte, bu maddenin değişikliğiyle, “Atatürk ilke ve inkılapları” ile “Türkçeden başka dil kullanılamaz…” ifadesi kaldırılsın diyorlar.
Sonuç Bildirgesi’nde, 13’üncü maddede çıta daha da yükseltilir:
“Türkiye Cumhuriyeti devletine, vatandaşlık bağıyla bağlı olan herkesin Türk olduğu tanımlamasından vazgeçilmelidir.”
Yani, Anayasa’nın 66’ncı maddesi değiştirilsin, diyorlar.
Anayasa’nın 66’ncı maddesi:
“Türk Devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türk’tür.”
Bu maddeye, vatandaşlık tanımına, diğer etnik unsurların da dahil edilmesi isteniyor.
Peki, Anayasa’nın 42 ve 66’ncı maddeleri neden önemlidir?
Anayasa’nın değiştirilemez ilk üç maddesinin ve devletin kuruluşuna egemen olan,
“Tek devlet, tek millet, tek dil, tek bayrak” hükümlerinin yansıtıldığı maddelerdir.
42 ve 66’ncı maddelerinin değiştirilmesi demek, Anayasa’nın değiştirilemez ilk üç maddesinin de dolaylı olarak değiştirilmesi demek…
Yani, Cumhuriyetin kuruluş felsefesinin temelini oluşturan ulus devlet, üniter devlet ve laik devlet yapısını ortadan kaldırmak…
Ulus devlette dil önemlidir.
Üniter devlette ise, tek bir ülke, tek bir egemenlik, tek bir ulus vardır.
Laik devlet yapısı ise, Atatürk ilkelerinin temel taşıdır.
Tuzağı anladınız değil mi?..
Bu, “Yeni Anayasa” telaşını da anladınız değil mi?
Ve hala, bu “Yeni Türkiye” sevdası nedir, diye merak ediyorsunuz…
Cevap o kadar açık ki:
Türkiye’nin parçalanması…
Ve insan merak ediyor haliyle…
İkinci “Yetmez ama Evet” ekibi hazır mı diye?
Kuşkunuz mu var?..
Yazımda, Naim BABÜROĞLU dan alıntılar yapılmıştır …Devam edecek………….. -inceleme-araştırma-Vesselam..
Hoşça kalın, dostça kalın, sağlıklı kalın…
Ramazan Yazar
Emekli Teknik Öğretmen
