RAMAZAN YAZAR DAN BAŞKANLIK SİSTEMİ KOMİSYON RAPORLARI SAVAŞ! « Kırşehir Anadolu Haber

RAMAZAN YAZAR DAN BAŞKANLIK SİSTEMİ KOMİSYON RAPORLARI SAVAŞ!

Bu haber 27 Aralık 2025 - 16:04 'de eklendi ve 92 views kez görüntülendi.
BAŞKANLIK SİSTEMİ KOMİSYON RAPORLARI SAVAŞ!
Tek Adam Rejiminin Türkiye’ye Bedeli!
Yasama, yürütme ve yargı…
Bir devletin omurgası, bir milletin güvenlik supabı,
özgürlüğün sigortası.
Bu üç sacayağı ne zaman tek bir elde toplanırsa,
orada demokrasi yerini otoriterliğe, hukuk yerini keyfiliğe,
milletin iradesi yerini bir kişinin iradesine bırakır.
İşte tam da bu noktada karşımıza çıkan kavramın adı,
başkanlık sistemidir.
Türkiye’ye dayatılan başkanlık modeli, dünyadaki
örneklerinden farklıdır.
Çünkü gerçek başkanlık sistemlerinde dahi denge ve denetleme
mekanizmaları işler, kurumlar bağımsızdır, yasama yürütmeye
kafa tutabilir, yargı kalkan olmayı sürdürebilir.
Oysa Türkiye’deki modelde egemenlik, Anayasa’nın açık hükmü
olan “kayıtsız şartsız milletindir” ilkesinden koparılıp tek bir kişinin
kararlarına ipotek edilmiştir.
Başkanlık sistemi adı altında, milletin iradesi saray koridorlarında
boğulmuştur.
Parlamento bir onay merciine, yargı ise bir formaliteye indirgenmiştir.
Böylece kuvvetler ayrılığı değil, kuvvetler birliği; demokrasi değil,
şahıs rejimi inşa edilmiştir.
Unutmayalım ki Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyet, “tek adam”
anlayışına karşı verilen bir mücadelenin eseridir.
Bugün başkanlık sistemi adı altında yeniden o tek adam rejiminin
gölgesi ülkenin üzerine düşüyorsa, bunun bedelini yalnızca bugünkü
iktidar değil, gelecek kuşaklar da ödeyecektir.
Başkanlık sistemi, Türkiye için bir çıkış değil, tam tersine
milletin iradesinin tasfiyesi ve geleceğin ipotek altına alınmasıdır.
Demokrasi, eşitlik ve özgürlük isteyen her yurttaşın bu gerçeği
görmesi ve sesini yükseltmesi artık bir tarihsel sorumluluk haline gelmiştir.
Türkiye, bugün tarihinin en ağır krizlerinden birini yaşıyor.
Uluslararası arenada prestijini yitirmiş, dostunu kaybetmiş,
düşmanını çoğaltmış bir ülke haline geldik.
Ekonomi yerle bir, tarım can çekişiyor, üretici tarlasında değil,
borç batağında boğuluyor.
Komisyon adı altında yapılan anlaşmalar, ülkenin altına adeta
dinamit döşüyor.
Gençler umudunu kaybediyor, milyonlarca insan geleceğini başka
ülkelerde arar hale geliyor.
Yokluk, yoksulluk ve sefalet tavan yapmış durumda.
Marketteki fiyatlar, pazardaki etiketler her gün yeniden değişiyor.
İnsanlar evine ekmek götürmekte zorlanıyor, hayat pahalılığı
milletin belini büküyor.
İşsizlik zirve yapmış, üniversite mezunları asgari ücrete bile razı
hale getirilmiş.
İç ve dış borç rekor kırıyor, gelecek kuşakların emeği daha
doğmadan ipotek altına sokuluyor.
Tüm bu tabloyu yaratan tek şey vardır: tek adam rejimi.
Çünkü yasama, yürütme ve yargı tek bir kişinin elinde toplanmıştır.
Denetim yok, denge yok, hesap soran yok.
Yanlış politikaların, hatalı kararların, liyakatsiz atamaların hesabını
sorması gereken kurumlar çoktan etkisiz hale getirilmiştir.
Tek adam rejimi, Türkiye’yi hem içeride hem dışarıda tüketmiştir.
Demokrasi rafa kaldırılmış, kurumlar çürütülmüş, devletin omurgası kırılmıştır.
Sarayların ışıkları yanarken, milletin ocağı sönmüştür.
Bugün yaşadığımız uluslararası yalnızlık, ekonomik çöküş, tarımın ve
üretimin bitirilmesi, gençlerin umutsuzluğu, işsizlik ve borç bataklığı;
hepsi bu rejimin doğrudan sonucudur.
Türkiye’nin kurtuluşu, yeniden millete dayalı demokrasiye dönmekten,
kuvvetler ayrılığını ve hukuk devletini yeniden inşa etmekten geçmektedir.
KOMİSYON RAPORLARI SAVAŞINA BAKACAK OLURSAK!
İmralı’ya gidip Apo’yla görüştüler…
Bu görüşmelerin devamı da geldi ve gelecekte..
Bir sürü direktif ve önerilerle geri geldiler..
Başta Öcalan’ın umut hakkı ve nihayetinde ülkenin üniter yapısı..
Kim?
“Vatan, millet, bayrak” edebiyatını dillerinden düşürmeyenler.
Her fırsatta “şehitler tepesi boş kalmayacak” diyenler.
Ülkenin yarısını “hain” diğer yarısını “terörist sevici” ilan edenler.
Sıra kendilerine gelince mi?
Birden kapılar açılıyor, yasaklar kalkıyor, yollar İmralı’ya düşüyor.
Bu ülkede siyaset öyle bir noktaya geldi ki, dün “şerefsizlik” dediğine
bugün sarılmak, dün “hain” dediğini bugün muhatap almak artık şaşırtmıyor.
Ama bir soru var ki, hiçbir makyaj kapatamaz, hiçbir siyasi manevra
gölgeleyemez:
Şehitlerin yüzüne nasıl bakacaksınız?
Dün meydanlarda Apo’nun posterlerini sallayanlara veryansın edeceksin,
bugün Apo’dan medet umacaksın.
Dün “terörle pazarlık yapılmaz” diye bağıracaksın,
bugün kapalı kapılar ardında “çözüm fotoğrafı” arayacaksın.
Dün şehit cenazelerinde nutuk atacaksın, bugün o şehitlerin
kanıyla beslenen organizasyonun liderine “git-gel” yollarını açacaksın.
Kendi tabanını da Bahçelinin bir bildiği var sizin aklınız yetmez
masallarıyla uyutacaksınız.
20 yaşında olan bir gence senin aklın yetmez, 30 yaş 40 yaş 50
yaş aklın yetmez devletin bir bildiği var.
60-70-80 yaş aklın yetmez devletin bir bildiği var.
Neymiş bizim aklımızın yetmediği sizin üstün aklınızın erdiği
söyleyin de biz de bilelim.
Sizin yaptığınız her şey mubah, başkası yaparsa günah.
Dün hain diyordunuz, terörist başı diyordunuz, ip atıyordunuz.
Ne değişti de bu duruma evrildiniz.
Bu milletin hafızası zayıf sanıyorsunuz ya…
Yanılıyorsunuz.
Bu millet unutmaz:
Ankara’da o kürsülerden “bölücü başı” diye haykırıp, ertesi gün
devlet protokolü kıvamında hizaya girenleri.
Koltuğu sallandıkça “terör kartı”nı masaya sürenleri.
Kimse kusura bakmasın…
Mesele Apo değil, Bahçeli değil, iktidar değil, muhalefet değil.
Mesele: Bu ülkenin şehitleri üzerinden yıllardır oynanan kirli siyaset.
Mesele: “Devlet ciddiyeti” diyerek halkı aptal yerine koyanların
perdesi artık yırtılıyor olması.
Eğer gerçekten İmralı yoluna çıkıyorlarsa, önce bir aynaya baksınlar.
Sonra bu ülkenin şehitlerinin anne babalarının gözlerinin içine
bakmayı denesinler de onunda vakti geçti, atı alan Üsküdar’ı geçti,
Siyasetin kirli yüzü yine sahnede.
Ama artık eski oyunları yutmayan bir halk var karşılarında.
Unutmayın: Şehitlerin kanı siyaset malzemesi değildir.
Ama yıllardır öyle kullananlar var ve anlaşılan hâlâ kullanmaya niyetliler.
Bu halkın vicdanı bir gün hepsini yargılayacak.
Bakın, 11. Yargı Paketi’nin resmi gazetede yayınlanmasının ardından
ülke genelinde cezaevlerinden tahliyeler başladı. Kimin talebiydi acaba?
Şimdi bakalım gelen talimatlar ve karşısında komisyonda yer alan
partiler nasıl rapor hazırlamışlar;
AKP hazırladığı 60 sahifelik raporunda;
Siyasi hayatlarının tamamında kullanmaktan ısrarla kaçındıkları,
‘Türk, Türk Milleti’ kavramlarını yine kullanmamışlar.
Yuvarlak olan birlik, kardeşlik, eşitlik kavramlarının yanına,
‘Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığı’ tabirini kullanmışlar.
Paraya olan düşkünlükleri raporu da yansımış.
Teröre harcanan paradan bahsedip, terörün sona ermesiyle
kaynakların yatırıma ve kalkınmaya yönlendirileceği ve de
kişi başı gelirin 35 bin dolara çıkacağını, ifade ediyorlar.
Suriye ve Irak’taki yapıların sürece katılmamaları halinde
kalıcı güvenliğin sağlanamayacağı, vurgusu çok ilginç!
Şehit ailelerinin ‘kırmızıçizgi’ olarak söylemleri ise daha da ilginç!
Çok daha ilginç olan ise ‘sürecin ilerlemesi için önkoşul olarak PKK’nın
silah bırakmasının güvenlik birimlerince tespit ve teyit edilmesi’ vurgusu.
Yani iktidar bile PKK’nın silah bıraktığına inanmamış.
E! 14 aydır bu gerçeği bile bile bu kadar tacize neden göz yumdunuz?
Bu kadar tavizi neden verdiniz?
İmralı’ya neden heyet göndererek meşruiyet verdiniz?
MHP’nin raporu; MHP 120 sahifelik rapor hazırlamış.
Rapor göre ‘neden bebek katilinin önder olarak tanımladılar’ sorusu oldu.
Madem bu raporu yazacaktınız, bu kadar takla neden atıldı?
Atatürk’e, milli kahramanlarımıza, şehitlerimize, Lozan’a, ordumuza,
devletimize ve de milletimize yapılan bunca hakarete, iftiraya,
saldırıya sebep olan kapıyı neden açtınız?
Bu hakaretlere neden sustunuz?
MHP diyor ki: Türkiye, Irak ve Suriye’deki tüm PKK unsurları
silah bırakıp, imha edecekler. Teröristler teslim olacak.
Suç işleyenler cezasını çekecek, suça karışmayanlar denetimli
serbestlikten faydalanacak. Af, maf yok. Hakikat komisyonu filan yok.
Anadilde eğitim ‘kabul edilemez’. Resmi dil Türkçedir.
Anayasanın ilk dört madde tartışmaya kapalıdır, diyor ve ekliyorlar,
‘Anayasada yazılı kurucu kodlarımızda herhangi bir sorun yoktur’.
MHP’nin raporuna DEM çok bozuldu.
‘Bahçeli’nin samimi olduğunu düşünüyoruz, ama raporu bizi şaşırttı.
Umarım yasa tartışılırken ortaklaşırız’ diyen DEM Parti Eş Genel Başkanı
Tuncer Bakırhan: “120 sayfanın 100’ünde Kürt meselesinin olmadığını
bize anlatıyor.
Kürt sorunu var ki İmralı’ya gidildi, Kürt sorunu var ki PKK var.
Kürt sorunu var ki Figen’ler, Selahattin’ler, binlerce arkadaşımız cezaevinde.
Kürt sorunu var ki binlerce insan sürgünde. Böyle bir şey olabilir mi?” dedi.
Bu yaklaşımı “çok ayıp” olarak tanımladı.
CHP Raporu; CHP 53 sayfalık bir rapor hazırladı.
Yuvarlak, tabir ve kavramlar üzerinden vurgular içeriyor.
Hukukun üstünlüğü, yargının siyasallaşması, siyasi tutuklulara
adaletsizlikler,AİHM kararları, İstanbul sözleşmesi gibi başlıklara vurgular var.
‘Umut hakkı’ veya örgüt mensuplarının entegrasyonu gibi konulara yer
verilmeyen raporda, Kürt sorununu dışlamadan, sınırlamadan demokratikleşme,
özel değil genel odaklı adalet-hukuk reformu talepleri sıralanıyor.
DEM, CHP’ye de tepkili, Tuncer Bakırhan, “En çok CHP’nin raporuna üzüldüm.
53 sayfanın sadece bir sayfasında Kürt meselesi var.
1989 SHP raporunu alıp güncellesinler’ derken: DEM Grup Başkanvekili
Gülistan Kılıç Koçyiğit ise ‘Raporun içerisinde sürece dair bir şey yok.
Ana muhalefet partisi iktidara yol gösterici olmalı’ dedi.
DEM’in raporu; En başından beri dediğimiz gibi son adı DEM olan
anlayışın hedefi 100 yıl önce neydiyse bugün de o.
Yine en başından beri ‘bu anlayış, PKK’nın 1978 kuruluş bildirgesi
ve hedeflerini devletten maaş alarak seslendiriyorlar’ dedik.
AKP-MHP- bizlere inanmadı. DEM ise tasdik etti.
DEM 99 sayfalık rapor yazdı. Raporda yine devletimiz, askerimiz,
Milletimiz suçlandı. Mesela; ‘Cumhuriyet’in kuruluşundan bu yana ulus
devletçi politikaların Kürt kimliğini dışladığı, inkâr ve asimilasyon
politikalarının çatışmayı derinleştirdiği’ iddia ediyorlar.
Öcalan, Kürt halkının varlık ve haysiyet kazanma tarihinin baş aktörüdür,
dediler.
Hakikat ve yüzleşme komisyonu kurulmalı, zaman aşımı uygulanmadan
sivil yapılar, katliamlar ve hak ihlalleri incelenmeli, mağdurlara, yerinden
edilenlere tazminat ödenmelidir.
Şeyh Said, Seyit Rıza gibi tarihi figürlerin mezar yerlerinin açıklanmalıdır.
‘Demokratik Entegrasyon Yasası’ ve ‘Barış Yasası’ çıkarılmalı; eşit yurttaşlık
anayasal güvenceye kavuşturulmalıdır.
Yeni anayasa yapılmalı ve Anayasa’nın ilk üç maddesi ile 42. (eğitim),
66. (vatandaşlık), 127. (yerel yönetim) maddelerinde değişiklik yapılmalıdır.
Başka? Güvenlikçi uygulamalara son: Zırhlı araç devriyeleri, kara mayınları
temizliği, infaz yakma, özel harekât birliklerinin çekilmesi.
Kayyumların kaldırılması, yerel demokrasinin güçlendirilmesi, ifade
özgürlüğünün genişletilmesi.
Öcalan’ın fiziki özgürlüğü ve ağırlaştırılmış müebbet rejiminin
AİHM içtihatları doğrultusunda gözden geçirilmesi.
Sonuç; Bizzat Bahçeli eliyle, Erdoğan Öcalan’ı ‘halk kahramanı’,
PKK ise terör örgütü değil gerilla (hak arayışı) örgütü vasfı kazandı.
Yine AKP-MHP eliyle olmayan Kürt sorunu artık küresel bir boyuta ulaştı.
Bundan sonra batılı devletler bu başlıkta ülkemizi hedef alacaklar.
Doğu ve güneydoğuda olası provokasyonların bedeli çok ağır olabilir.
4 Ocak’ta Diyarbakır’da düzenlenecek ve Bahçeli’nin hiçbir sakınca
görmediği miting, provoke edilebilir. -Araştırma-derleme- Vesselam…
Hoşça kalın, Dostça kalın, Sağlıklı kalın
Ramazan Yazar
Emekli Teknik Öğretmen

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok
YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.