HANİ DERLER YA TAM BİR OSMANLI KADINIYDI!
“Ulu arıyorsan analar ulu,
Sevmişiz gönülden olmuşuz kulu,
Analar insandır, biz insanoğlu.”
Neşet Ertaş
Hani insanlar iyiyim derler ya yalan.
En iyi dostumsun derler ya o da yalan.
Sanırım o insanlar ayna karşısında çalışıyorlar derslerini.
Suç bizde değil ki, çok iyi yalan söylüyorlar?
Ne yapalım biliyor musunuz?
Gelin şöyle savaşsız, yalansız bir hayat kuralım.
Gitmeler olmasın hiç, herkes herkesi sevsin.
Biri ağladığında ağlayalım hepimiz.
Ya da birinin kahkahasını paylaşıp inletelim etrafı.
Acının yaraların, gitmelerin, gelmelerin olmadığı bir evren.
İnandınız değil mi?
İnanmayın….!
Ben de yalan söyledim.
Çünkü sevgi, acıdan başka bir şey getirmiyor.
Doğru, geçmişteki acıları uyuşturuyor bir süre, peki ya sonra?…
Daha derin bir acı, daha büyük bir boşluk ve yaralar..
Hiç geçmeyecek gibi böyle, en derini gibi.
Kapanmaz sandıklarımızdan işte.
Hep sanıyoruz ya, geçmez sanıyoruz, kapanmayacak sanıyoruz.
Öyle değil o işte!
Kapanıyor, zamanla.
Uyuşuyor hatırlamıyorsun bir süre sonra.
Hatırlasan da gülümsüyorsun hafiften, sonra gözlerin doluyor.
Hem ağlayıp hem gülüyorsun.
Garip bir acı.
Geçmez sanıyorsun, geçiyor gibi oluyor.
Sevince iyileşiyorsun sanıyorsun, uyuşuyor.
Ama hiç geçmiyor, hep izi kalıyor derinlerinde, tam içinde.
Ne yaralar taşıyorum ben, ne kayıplarım var benim..
Benim derken hepimizin insan olarak.
İşte ben arsızım biraz dışa vuramadıklarımı kaleme döküyorum.
Bakın anlatayım anamı ve de son yaşadıklarımı…
Ve diyorum ki, Son Osmanlı kadınları (Otoriter kadınlar)!
Elbette bir ailenin temel direği babadır.
Ama geçmişe bakıldığında ve aile yapılarını
İncelediğimizde bunun tersini de görebiliyoruz.
Bazı sülalelerde kadının ön plana çıktığı ve hatta
o sülalenin kadın isimleriyle anıldığını hala yaşıyoruz.
İşte bu tip kadınlara Osmanlı kadını diye anıldıklarını görüyoruz.
“Osmanlı kadını demek;
Bütün bireyleri bir arada tutan, kaynakları birleştiren
ve geleceği inşa eden akil bir insan demek.”
Toplumumuzda kadınlara çok değer verilmektedir.
Kadınların ailede belirleyici bir rol oynaması ve aileyi
aile yapan değerlerin üzerinde emek harcaması kadını
toplumda en değerli varlık yapmaktadır.
Toplumumuzda bazı durumlarda kadınlar için söylenen
“Osmanlı Kadını” tabiri ahlaklı, dürüst, adabı muaşereti
bilen ve güvenilir olan kadınlar için kullanılır.
Toplumumuzda bazı durumlarda kadınlar için
“Osmanlı Kadını” ifadesi kullanılmaktadır.
Bu ifadeyle ilgili kadının, otoriter, dürüst, oturup kalkmasını bilen,
adabı muaşeret kurallarını bilen, kılık kıyafetine özen gösteren,
ağırbaşlı, güzel ahlaklı ve güvenilir bir kadın olduğu kastedilir.
Yumuşak başlı olmaz, ama ağırbaşlı ve sıcak olur.
Tebessümleri olur bir de.
Kadın dediğin yüzü mahkeme duvarına benzemeyecek.
Kim olursa olsun, ne yaşamış olursa olsun.
Erkeğini dizine yatırıp saçlarını okşamayı bilir gerçek bir kadın.
Nerede, nasıl davranacağını bilir, insanların içinde kapris yapmaz,
hır çıkarmaz; ama gerçek bir Osmanlı kadını dırdır etmez.
Çok konuşup, baskı yapıp erkeği bezdirmez.
Bu kadın üzülmeyi de bilir, ağlamayı da, kızmayı da.
Ama üzmemek lazım, ayrıca kızdırmaya da gelmez.
Gerçek bir kadın ezik durmaz.
Kambur yürümez, dimdik durur.
Kendine saygısı, güveni vardır.
Erkeğine can yoldaşı olur, destek olur, onu dinlemeyi bilir.
Bazen utangaç olur, bazen ürkek.
Soğuktan ya da yalnızlıktan korkabilir kadın.
Aptal olmaz gerçek bir kadın.
Hüznü, gökten deli deli yağan yağmur gibi olur, saçlarından akar.
Neşesi ise öyle renkli, öyle dağınık; saçları savrulur.
Kahkahaları vardır bu kadının, çın çın eder odaların duvarlarında.
Olgunluğuyla şaşırtır erkeği.
Bazen de öyle çocuk olur, öyle sağlam saçmalar ki,
yine, yine şaşırtır onu.
Sıkmaz kadın, bunaltmaz, yaşa yaşa bitmez.
Huzur verir varlığıyla.
Kibirli olmaz.
Kültürsüz olmaz.
Bomboş olmaz kafası.
Dünyanın, ülkenin olaylarını bilir, anlar, söyleyecek sözü vardır.
Kişiliklidir. Beceriklidir.
Tırnağı kırılınca üzülür, sultan da olsa üzülür.
Kadın korunmayı sever, ama korunmaya muhtaç olmaz.
Güçlüdür ama gücünü erkeğin gözüne gözüne sokmaz.
Dengeyi kurmayı bilirlerdi.
İşte bu çeşit kadınlar vardı toplumumuzda,
Çoğu zaman isimleri erkeğin önünde gelen kadınlar.
Bunlar zamanında çoktu ama şimdilerde kaybolup gittiler.
Bir kaç örnek vereceğim, akrabası, konu, komşusu hatırlayacaklardır.
Şerife’nin Şükrü, Elif’in Tahsin, Irayana nın Mahmut, vb..
Son Osmanlı kadınlarından biriside rahmetliler anam Gülbeyaz halkın dilinde
Beyaz Bacı (Safaların şeker veya şekerci halaları, teyze, aba, ebe vb) ve
Beyaz anamın kızı Sevim Bacım dı.
Yukarıdaki açıklamalar sanki bunlar için yapılmıştı.
İnsanları bir araya toplayan, kaynaştıran, kişiler arasında ilişkiyi sağlayan,
anında topluluk meydana getiren ve liderlik yapan kişilerdi.
Diyeceğim zaman geçiyor, okuyanlar da çeşitli isimleri akıllarına getirecektir.
Bunlar uzakta değil yanı başımızda bizlerle beraber bizlerin içimizdeydiler.
Anamızdı, bacımızdı, yengemizdi, abamızdı, ebemizdi, teyzemizdi, halamızdı..
Hepsi de güzel insanlardı, şimdi ise bakıyoruz etrafımıza vay vay diyoruz..
Velhasıl;
“O güzel insanlar, o güzel atlara binip gittiler
Demirin tuncuna insanın piçine kaldık…”
Bu yazıyı neden kaleme aldım, çabuk unutuyor insan oğluyuz..
14,10,1983 anamın vefatı gün 42 sene olmuş.
15.11.2024 Sevim Bacımın vefatının 1 seneyi devriyesi.
Hemen hemen her Cuma mezarlığa giderim şöyle bir etrafa bakarım;
Anam, babam, oğlum, kardeşler, akrabalar, konu, komşu vb. gidenler kalanlardan çok..
Allah hepsine rahmet eylesin, mekânları cennet olsun..
Anamın bacılarımım duasıyla bitiriyorum; ‘’Allah’ım ele ayağa düşürme, üç gün yatak,
üç günden sonra kara toprak…’’ onların dilekleri kabul oldu. Ve amin diyorum..
Ramazan Yazar
Emekli Teknik Öğretmen
GÜLBEYAZ (BEYAZ) YAZAR VE KIZI SEVİM (MİYASE) YAZAR
