İKTİDAR İÇİN YENİ ANAYASA! « Kırşehir Anadolu Haber

İKTİDAR İÇİN YENİ ANAYASA!

Bu haber 17 Ocak 2026 - 16:28 'de eklendi ve 620 views kez görüntülendi.
İKTİDAR İÇİN YENİ ANAYASA!
Bugünkü Anayasa’nın üzerine sadece “Yeni Anayasa” yazan
bir değişiklik bile Erdoğan için yeterli.
Derdi demokratik haklar, gerçek sivilleşme, şeffaf yönetim, özgür
üniversite filan değil
Erdoğan, “sivil bir Anayasa” istiyor.
Çünkü şu andaki Anayasa’yı askerler yaptırmış, bu durumdan hoşnut değil.
Anayasa, 7 Kasım 1982 günü yapılan bir referandum sonucunda
9 Kasım 1982 günü yürürlüğe girdi.
O vakit de atı alan Üsküdar’ı geçmişti.
Referandumların cilvesi bu. Kitleleri “evet” demeye ikna etmek her zaman
daha kolay çünkü.
Askerlerin yaptırdığı Anayasa ile bugünkü Anayasa arasında, hükümet
sistemi başta olmak üzere çok fark var.
Dünya yüzünde üzerinde 21 kez değişiklik yapılıp “hâlâ aynı Anayasa”
sayılan başka Anayasa var mıdır, bilmiyorum.
Söz konusu değişikliklerin hepsi “siviller” tarafından gerçekleştirildi.
Bazıları referandumla kabul edildi, bazıları doğrudan doğruya TBMM’de
uzlaşmayla yeterli çoğunluğun sağlanmasıyla.
Bu değişikliklerde 12 Eylül darbesinin etkilerinin azaltılması amaçlanmıştı.
Mesela Anayasanın başlangıç bölümünden “Kutsal Devlet” ibaresi çıkarıldı.
Derneklerin, vakıfların, kooperatiflerin ve sendikaların siyasi faaliyetlerini
kısıtlayan hükümler kaldırıldı, işçilere kanunla düzenlenen toplu iş sözleşmesi
hakkı tanındı.
Siyasi partilere yurtdışında örgütlenme ve yurt içinde kadın ve gençlik kolları
kurabilmelerinin önü açıldı.
Seçme yaşı 18’e düşürüldü.
Tutuklulara seçme, seçilme hakkı getirildi. Özelleştirmenin önü açıldı.
2004 değişiklikleri sırasında AB müktesebatına uyum hedeflenmişti.
Bu çerçevede insan hak ve özgürlüklerini sınırlayan hükümler değişti.
Uluslararası anlaşmaların kanunlardan üstün olduğu kabul edildi.
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, bir üst hukuk normu haline geldi.
İdam cezası kaldırıldı. DGM’ler kaldırıldı, YÖK’teki asker varlığı sona erdi.
Milli Güvenlik Kurulu’nun yapısı değişti.
12 Eylül 2010 tarihinde yapılan halk oylamasıyla kabul edilen değişikliklerin,
12 Eylül darbesiyle hesaplaşma olduğunu söyleyen de bizzat Erdoğan idi.
Yani ortada 9 Kasım 1982 günü yürürlüğe giren bir Anayasa var ama o
Anayasa ile bugün yürürlükteki birbirinden çok farklı.
Farkı da bizzat “siviller” yarattı.
Ancak “askerlerin Anayasa’sını” değiştirmek isteyen Erdoğan’ın askerlerin
yaptırdığı Anayasa’nın getirdiği kurumlardan biri olan
YÖK ile hiçbir sorunu yok.
Askerlerin, üniversiteleri kontrol etmek için icat ettikleri bu kurumu tepe tepe kullanıyor.
Buna karşın bir bölümü kendi iktidar döneminde yapılmış bireysel haklar ile
ilgili düzenlemeleri de uygulamıyor.
AİHM kararlarını tanımıyor, bu kararları tanımayan kararlar veren
yargıçları ödüllendiriyor.
TBMM tarafından onaylanan bir uluslararası sözleşme olan İstanbul Sözleşmesi’n
den ek imza ile çıktığını ilan ediyor ve emrindeki yargıçlara da bunu onaylatıyor.
Hem askerlerin yaptığını söylediği Anayasa’yı değiştirmek istiyor hem de bu
amaçla yapılmış değişiklikleri tanımıyor!
Tuhaf bir durum gibi görünüyor ama değil.
Çünkü Erdoğan’ın kafasındaki rejim esasen askerlerin kurmak istedikleri
rejimden farklı değil.
Sadece vesayet kurumlarının nitelikleri ve isimleri değişiyor, hepsi bu.
Erdoğan da tıpkı askerler gibi “halkı başı boş bırakılmayacak bir güruh” olarak görüyor.
Öyle görmüyor olsaydı sokaklardaki protestolardan korkmazdı.
Osman Kavala ve arkadaşları, Can Atalay, Selahattin Demirtaş gibi politikacılar
hapiste olmazdı.
Yüzlerce öğretim üyesi bir bildiriye imza atıp fikir açıkladılar diye sokağa atılmazdı.
Erdoğan, 12 Eylülcü askerler iktidarda olsalardı bugün ne yapacaktılarsa onu yapıyor,
bunu yaparken de gayet huzur içinde.
Ama dilinden de “yeni Anayasa” düşmüyor.
Bunun bir tek nedeni var:
Erdoğan bir kez daha Cumhurbaşkanı seçilebilmek için seçime girmek istiyor.
Bu seçime üçüncü kere girebilmiş ve seçilmiş olmasının gerekçesi “ama Anayasa
değişti” idi.
Başta CHP olmak üzere muhalefet partileri, Anayasa’yı savunacaklarına, “Erdoğan
mağdur oldum der, biz de halka bunu anlatamayız” korkusuyla Erdoğan’ın yolunu açtılar.
Gerçi açmasalardı da Erdoğan’ın keyfine göre karar veren YSK bu yolu
yine açardı ama muhalefetin bu tavrı Erdoğan’a meşruiyet yolunu açtı.
Bugün yeni Anayasa istemesinin nedeni, artık bu yolun açılmış olması.
Yeni Anayasa yapılınca, haliyle iki kere daha seçime girme hakkı kazanacak,
tabii Allah ömür verirse!
Bugünkü Anayasa’nın üzerine sadece “Yeni Anayasa” yazan bir değişiklik bile
onun için yeterli.
Derdi demokratik haklar, gerçek sivilleşme, şeffaf yönetim, özgür üniversite filan değil.
Yatıp kalkıp bunu düşünüyor:
Bir kere daha seçime nasıl girerim?
Utanma duygusu olmayınca; Dün Sözcü’deki bir haberin başlığı şöyleydi:
Biraz ayıp olmuyor mu Çalışma Bakanı?
Gazetenin haberine bu başlığı atmasının nedeni Çalışma Bakanı’nın üniversiteden
bir arkadaşının aşçı olan oğlunu Almanya’ya Çalışma Ataşesi olarak tayin etmesi.
Bakan’ın arkadaşının oğlu, kayınpederinin yemek fabrikasında aşçı olarak çalışıyormuş.
Çalışma Ataşesi olarak Almanya’ya tayin edilince 7 bin Euro maaş alacakmış.
Almanca da bilmediği için Çalışma Ataşesi olarak, Almanya’da çalışan vatandaşlarımızın
hangi sorunlarıyla ilgilenecek, burası muamma.
Bir ihtimal yemek tarifi isteyen gurbetçilere yemek tarifi verebilir.
Söz konusu aşçıbaşı, Bakanlığın bu konuyla ilgili çıkardığı yönetmelikteki şartlara uymuyor.
Belli ki kayınpederi arkadaşından rica etmiş.
Bakan da ricayı yerine getiriyor.
Bu arada aynı görev için mesleki yeterliliğe sahip 85 kişinin ataması, “tasarruf tedbirleri
nedeniyle” yapılmamış.
Gazetedeki başlığın nedeni bu.
Bakan yanıt vermez, onun yerine ben yanıtlayayım: Hayır ayıp olmuyor!
Bir kişinin, yaptığı hareketin ayıp olduğunu düşünmesi için her şeyden önce “utanma
duygusuna sahip olması” gerekir.
Bu siyasi ekipte, böyle bir duygu aramayın.
Bu beylerin lügatinde liyakat, başkalarının haklarına saygı göstermek, hak yememek gibi
kavramlar yok.
Onun için de utanmazlar, yarın bir başka arkadaşın kızını da böyle bir göreve gönül
huzuru içinde tayin edebilirler.
Bu tür duygular sadece örgün eğitimle elde edilemiyor maalesef.
Önce aile içinde eğitim şart!
Örnek olayımızdaki kişi sakal filan da bırakmış ama demek ki eğitiminin bu yönü
eksik kalmış; Hulusi Akar’ın kulakları çınlasın!
Ve Saray, Türkiye’yi fiili bir olağanüstü hal karanlığına sürüklüyor İstibdat el yükseltiyor.
Yargı makamları malumun sekreteryasına dönüşürken, mahkemeler Erdoğan’ın kişisel
beklentilerinin takipçisi olmuş durumda .
Aksi hallerde yargıçların “tenzil-i rütbe’ye” uğradığını biliyoruz.
AKP’de Yargı Rahatsızlığı Sesleri Yükseliyor İmamoğlu’nun tutukluluğuna dair :
“Erdoğan kendine darbe yaptı” diyen eski AKP Milletvekili Hüseyin Kocabıyık,
röportajından bir gün sonra tutuklanmıştı.
Hüseyin Çelik Fatih Altaylı’ya verilen 4.2 yıllık mahkûmiyet kararını şu sözlerle eleştirdi:
“Ağır konuşsalar bile, muhalif gazeteci ve siyasetçilerin hapse konulduğu bir ülke, kontrol
ve denge mekanizmalarını yitirmiş demektir.”
Hukuk çevreleri mahkumiyet hükmüyle birlikte ‘kaçma şüphesiyle ‘ tutukluluk halinin
devamına karar verilmesinin açıklanabilir yanı olmadığını vurgularken ,Fatih Altaylı;
310/2’den dosya tanzim edilen ikinci kişi.
İlk Kurban Mümtaz Türköne !
Kendisini sevmesem de konu hukuk olunca özneden bağımsız değerlendirmek zorundayım.
Türköne 2016’da yazdığı köşe yazısıyla 4 yıl 2 ay hapis cezasına çarptırılmış ve karar
İstinaf Mahkemesi’nde onananınca cezayı bilfiil yatmıştı .
Ve Fatih Altaylı Davası’nda Aynı Strateji!
310/2. madde verilecek ceza için “beş yıldan az olamaz” diyorsa da mahkeme
Fatih Altaylı’nın cezasını iyi hâl indirimiyle 4 yıl 2 aya düşürdü.
Altaylı’nın hukukî mücadelesini sınırlandıran bu “kötü niyetli” hesapla dosyanın
Yargıtay denetiminin yolu kapanmış oldu !
Yaşanan durumun pratik sonuçlarını hukukçular yorumlasın.
Bir kişinin, tarihi bir örnekten yola çıkarak söylediği sözler sebebiyle “Fiili Saldırı”
suçunun oluşması da mümkün oldu .
Savcılığın davetiyle İspanya tatilini yarıda kesip Türkiye’ye dönen Altaylı’yı mahkeme
“kaçma şüphesi” var diyerek 4 yıl 2 ay hapis cezası verip tutukladı.
İfade ve basın özgürlüğüne bir kelepçe daha vuruldu.
Mahkemeler siyasi düelloya sahnesi değildir….
Oysa Türkiye’de yüzlerce Dreyfus var…
Ama bir tane Emile Zola yok!
Kürt Kardeşimi PKK’dan APO’dan Ayıramayanlar İmralı’dan Barış Getirecekmiş!
Halk ekonomik soykırımla, adaletsiz düzende can çekişirken Bahçeli ve ortağının kirli
ihtiraslarıyla meşgulüz!
Gazeteci haber yaptığı için, avukat savunma hakkını kullandığı, siyasetçi muhalefet
ettiği için tutsak ama narkoterörist Apo ‘dan medet ve menfaat umuyorlar.
24 Kasımda APO’nun ayağına giderek, Türk Milleti’nin gönül evini talan ettiler.
İlahili Dinler Arası Diyalog, 28 Kasım Cuma!
Papa 14. Leo İznik Konsili’nden 1700 yıl sonra İznik’te Fener Rum Kilisesi
Başpapazı Bartholomeos ile “Ekümenik Dua Ayini” düzenledi.
İznik’te, hristiyan tarihinde klise hiyerarşisinin temellerinin atıldığı yerde ,
Batılı Katolik dünyasını temsil eden Papa ile Doğu Rum Ortodoks Patriği,
bin sene sonra buluşması, Lozan’ın dini statü hükümlerine yönelik bir mesajdır.
Bu stratejik aklın seçilmiş takvim ve sembollerle tarihsel miras üzerinden
modern bir diplomatik pozisyon arayışı içinde olduğunu okumak zor değil.
Şüpheye düşen, tarihin sessiz tanığı KİN KAPISI’na baksın !
Başbuğ Atatürk’ün dostu Papa Eftim’i vardı.
Bunların ise Papa Leoları var.
Cumhurbaşkanlığı Külliyesi Vatikan Devlet Başkanı Amerikalı Papa 14. Leo’yu
“Tala’al Bedru Aleyna” ilahisiyle karşıladı.
Çalgılar eşliğinde 4’ü saçı açık olan 5 kadının Papa ile uyumlu beyaz uzun entari
ile söylediği ilahiyi dinlerken duygulanan protokolden Fırst Lady Emine Erdoğan…
Sürreal Tablo gibi!
Hicret sonrası Hz.Muhammed’in (sav) Medine’ye girişi ile özdeşleşmiş ilahinin
Türkçe sözleri şöyle:
“Ey bizden seçilen elçi
Yüce bir davetle geldin
Sen bu şehre şeref verdin
Ey sevgili, hoş geldin …”
Velhasıl, ne demişti birileri?
Gerekirse Papaz Elbisesi Giyerim Dememiş miydi?-araştırma-derleme-Vesselam-
Hoşça kalın dostça kalın, sağlıklı kalın…
Ramazan Yazar
Emekli Teknik Öğretmen

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok
YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.