TERÖRSÜZ TÜRKİYE VE YENİ VATANDAŞLARIMIZ!
Son dönemlerinde, yoklukla, yoksullukla boğuşan, her bir cephesinde
İç ve dış düşmanla çarpışan ve nihayetinde kendisine sahip çıkacak
Manda tartışmaları yapan ve Sevr antlaşması ile yok olmaya yüz tutmuş
Osmanlı İmparatorluğundan, Türkiye Cumhuriyeti Devletini kuran başta
Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşlarının Büyük Taarruzunun
yıl dönemi kutlanırken bir taraftan da Lozan antlaşması geçersiz sayılsın
Sevr hükümleri yeniden gelsin diyen güruhların hainliklerini izleyip
takip ettiğimiz günlerdeyiz.
Zafer haftasında, çeşitli yerlerde boy gösterip, sanki ülkenin bütünlüğünü
düşünüyorlarmış gibi takiye yaparak halkı yanlış yönlendirip gerçekleri
saklayanların hüküm sürdükleri ve Meclis çatısı altında yapmak istediklerini
meşrulaştırmaya ve güçleri yeterse yasalaştırmaya çalışanların büyük
çabaları endişeyle izlenmektedir. Ve nedir bu?
‘Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’
Türkiye bir kez daha kritik bir eşikte.
Adına “Terörsüz Türkiye Komisyonu” denilen bir masa kuruldu.
Meclis’te kurulan
‘Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’
Yetkisi muğlak, amacı belirsiz, sınırları çizilmemiş.
Yine bir “süreç”…
Yine büyük bir beklenti üretme çabası…
Ama altı hâlâ boş.
“Komisyon” kelimesinin arkasına saklanmış bu yeni hamle,
geçmişin tecrübelerini, toplumun hafızasını, devlet aklını sınar nitelikte.
Çünkü bu millet, çözüm adı altında yürütülen birçok sürecin
sonunda şehit cenazelerine, anayasa tartışmalarına ve
bölücü taleplerin siyasallaşmasına tanık oldu.
Şimdi yine bir hamle var.
Ama temel soru şu: Bu defa farklı olan ne?
Ne oldu da yıllar sonra birden “terörsüz Türkiye”
vurgusunu hatırlar olduk!
Oysa bu ülke, bu sürede 50 bini aşkın vatandaşını teröre kurban verdi.
Binlerce askerimiz, polisimiz, öğretmenimiz bu yolda şehit oldu.
Ekonomi kan kaybetti, sosyal yapı örselendi, demokrasi tahrip oldu.
Madem bu sorunun çözümü için bir irade vardı, neden 2003’te,
neden 2010’da, neden 2016’da değil de şimdi?
Bugün hâlâ aynı aktörler, aynı örgütler ve aynı talepler sahnede.
Ve aynı “barış dili” ile yeni bir süreç ambalajı sunuluyor.
Ama sormak lazım:
Eğer bu mesele iki sayfalık bir mektupla, bir komisyon raporuyla
çözülebilecek kadar basitse, neden bunca yıldır çözülmedi?
Eğer bu süreç bu kadar “temiz” ve “safiyane” bir amaç taşıyorsa,
neden bu kadar karmaşık, belirsiz ve kapalı yürütülüyor?
“Komisyon” denilince halk, Meclis’te ciddi bir denetim ve
çözüm aracı hayal ediyor.
Ama anlatılan modelde bu komisyonun ne yasama yetkisi
var ne de bağlayıcılığı.
Karar alamıyor, kanun yapamıyor, rapor hazırlayıp
öneride bulunmakla sınırlı.
Peki asıl hedef ne?
Asıl hedef belli: kamuoyunu ikna etmek.
“Bakın, herkes bu masada” algısını oluşturmak.
Muhalefeti ve toplumu bu sürece istemeden de olsa ortak etmek.
Yani asıl iş, çözüm üretmek değil; çözüm üretildiği izlenimi oluşturmak.
Geçmişteki “akil insanlar heyeti” modelinin bu kez Meclis versiyonu sahneleniyor.
Ancak fark şu:
Bu kez mesele sadece algı değil, anayasa ve egemenlik sınırları da masada.
Bugün söz konusu komisyonun hangi başlıkları konuşacağı,
hangi yapılarla temas kuracağı, hangi talepleri taşıyacağı bilinmiyor.
Sızan bilgiler, DEM Parti’nin anayasa giriş bölümü, 42. ve 66. maddeler,
vatandaşlık tanımı ve dil meselesi gibi taleplerinin bu sürecin merkezinde
yer aldığını gösteriyor.
Keza, “hasta mahkûmlar” kisvesi altında yeniden raftan indirilen infaz
düzenlemeleri de sürecin bir diğer bileşeni olabilir diyorduk ki ilk tahliye geldi.
İmralı’dan gelen taleplerin, Asos-Kandil hattından gelen
bildirilerin bu masaya taşınma riski, sürecin güvenliğini sorgulatıyor.
Madem bu kadar samimi ve millet adına bir girişim,
neden Meclis kürsüsünde açıkça konuşulmuyor?
Neden kapalı toplantılar, kulis mesajları, örtülü mutabakatlarla yürütülüyor?
Terörsüz Türkiye gerçekten isteniyorsa, bu yola önce milletin güvenini
kazanarak başlanır.
Güvensizlik ortamında barış değil, ancak siyasi mühendislik olur.
Sürekli tekrarlanan “pazarlık yok” söylemi, Meclis’teki bazı yasama
süreçleriyle doğrudan çelişiyor.
Meclis Başkanlığı seçiminde DEM Parti’nin tutumu, zeytin yasasında
sağlanan dolaylı destek ve kritik oturumlara katılmama stratejileri,
kamuoyunda “örtülü bir mutabakat mı var?” sorusunu doğuruyor.
Gerçekten pazarlık yoksa, bu uyumun izahı nedir?
Eğer amaç gerçekten terörü sonlandırmaksa, bunu sağlayacak olan şey:
Güvenlik politikaları, istihbarat birikimi ve toplumsal birlikteliktir.
Terör örgütlerinin taleplerine göre şekillenmiş anayasal
revizyonlar, af yasaları ya da siyasi meşruiyet üretme çabaları değil.
Bu sürecin arkasında bir başka gölge daha var:
Büyük Ortadoğu Projesi’nin dayattığı “etnik özerklik” kurgusu.
ABD’nin Suriye’nin kuzeyinde terör örgütü YPG/PYD’ye verdiği destek ortada.
Türkiye’nin F-35 programından çıkarılıp, parasının Yunanistan’a uçak olarak
dönmesi bir detay değil, bir mesajdır.
Ve o mesajın anlamı şudur:
“PYD’yi tanı, masaya otur.”
Kandil ve Asos’tan gelen açıklamalarda Sevr’i diriltme
arzusu artık doğrudan telaffuz ediliyor.
Lozan’ın inkarı, “Türkiye bizi yok saydı” teması, sadece ideolojik değil,
siyasi bir çağrıdır.
Ve eğer bu komisyon, bu çağrının taleplerine dolaylı veya
doğrudan zemin hazırlarsa,
Kurulmuş hiçbir masa, kapatılmış hiçbir defter gerçekten kapanmış olmaz.
Bu komisyon, Meclis’in mi, İmralı’nın mı, Kandil’in mi, ?
Yoksa Washington’un mu masasını kuruyor?
Eğer bu masa, milletin egemenliği içinde, hukuk sınırları dahilinde ve şeffaf
biçimde kuruluyorsa;
O zaman gelin oturalım.
Ama eğer bu masa, terör örgütüne af, anayasa maddelerine müdahale ve bölücü
ajandalara zemin sağlama amacını taşıyorsa;
Bu millet o masayı da, ona ortak olanı da sandıkta affetmez.
Terörsüz bir Türkiye hayal değil.
Ama bu hayalin yolu,
Milletin gözünden kaçırılarak değil; milletin iradesiyle,
hukukun sınırlarında ve devletin aklıyla yürütülerek mümkündür.
Aksi halde kurulacak her masa, sadece yeni bir oyunun sahnesi olur.
Bakın Bahçeli bu süreci kimseye provoke ettirmeyiz diyor.
Hayırdır Apo’ya dört kolla sarılın diye gökten Vahiy mi geldi.
Süreç dediğiniz terörsüz Türkiye Masalı mı?
CIA örgütünün ısıtıp temcit pilavı gibi önümüze koyduğu proje mi?
Hangi istihbarat servisleri ile Kobani’ye giderek neyin pazarlığını yaptınız
önce onu açıklayın Türk milletine.
Suriye’de kurulacak otonom bir Kürt devletini tanımamız karşılığında PKK
Türkiye’ye teslim olacak ve Apo’nun talimatıyla yeni bir demokratikleşme Paketi
hazırlanacak ve bu paketin çerisinde Türk diye hiçbir şey olmayacak öyle mi?..
Ve utanıp sıkılmadan Şimdi de Malazgirt törenine katılacak MHP’lilere milliyetçi
slogan atmasını yasaklayacak kadar aklınızı ve ruhunuzu kaybettiniz öyle mi?
El-meretiyle gerdeğe girenlerin doğacak çocuğunun da piç olacağını
bilmez misiniz yoksa..
Sokaklara çıkacaksınız barış ve kardeşlik masalları anlatacaksınız, mecliste
kurduğunuz komisyonda konuşulan ne varsa saklayacaksınız sonra da Türk
milletinin size inanmasını ve güvenmesini isteyeceksiniz öyle mi?..
Bu süreci bu saatten sonra size inanan sizin gibi olsun.
Hani Ne demişler Sütten ağzı yanan yoğurdu üfleyerek yermiş.
Harç bitti yapı paydos artık.
Bu devletin tek bir çivisini sökemezsiniz, bu milletin birlik ve beraberliğini bozamazsınız..
Birilerinin siyaseten rezil olacağı günler yakındır.
Bu İhanet oyunu asla müsaade edilmeyecek.
Binlerce yıl önceden Orhun kitabelerine yazmış zaten Atalarımız.
Üstte Mavi gök çökmedikçe altta Yağız yeri delinmedikçe
Ey Türk senin ilini kim bozabilir.
Geçelim Gazze’ye ve yeni vatandaşlarımıza!
Ebetteki İsrail’in yaptığı insanlık dışı davranışları insan olan
hiç kimse tasvip edemez.
Şimdi açın tv kanallarını, basın ve medya yı sürekli İsrail in bombalarını
evsiz barksız insanları, aç ve açıktaki çocuklar gösteriyorlar bizde
her türlü duayı ve israili telin ediyoruz da, acaba işin içinde bir iş mi var?
Evet bir iş var, bu yapılanlar yeni vatandaşlarımızın hazırlığı.
Ne demişti Trump Gazze boşaltılacak ben orayı yeni bir şehir haline
getireceğim, Gazze’ lileri de Lübnan, Mısır, Türkiye paylaşsınlar.
Diğerler ikisi tepki verirken biz havada kaptık neden Trump emretti.
Ret etmek bizim ağzımızın işi mi?
Erdoğan öfkeli, kindar ve hayalperest olarak gördüğü karanlık suya iki ayağı
ile birlikte atladı ve biliyorsunuz maalesef her konuyu yaparak öğrenme yöntemine girdi.
Yapalım bakalım ne olur?
Yapalım bakalım ya tutarsa ne oldu?
Sonra Sisi ile tartıştı, Sisi’nin eteklerine kapanmak zorunda kaldı.
Dünya kadar rüşvet verdi barışmak için.
Birleşik Arap emirliklerine sen darbe organizatörüsün dedi gitti.
Sonra stratejik partner ilan etti. Kapılarında yattı kalktı.
Ne olur bana para ver diye.
İsrail’e van minit yaptı. Şimdi düştüğü rezilliğe bakın.
İşte Gazze’nin entegrasyonu, Gazze’nin işgali,
Gazze’nin ilhakı İsrail parlamentosunda nihayet onaylandı.
Büyük fotoğrafa bakıp bu malzemeden ne çıkar diye.
Daha önceki yazılarımda da yazmıştım Trump Türkiye, Lübnan ve Mısır’a emir vermişti.
Ben Gazzeyi boşaltacağım buradaki Filistinlileri ülkelerinize kabul
edin demişti, Erdoğan Trump’ın bu emrini yerine getirmeye başladı.
Nasıl mı? Bakın binlerce Gazze’li hastadır diye, hasta ayaklarına
yaralıdır diye vb diye oluk oluk şu an Türkiye’ye taşınıyorlar.
Bunu ise bütün milletten gizliyorlar hiçbir basın, medya vb lerinde
bu olaylardan bahsedilmiyor ama bir gün herkes öğreneceğiz.
Yerleştirilecekleri yerler bile tespit edilmiş.
Levent Gülten’in dış işlerinden çok üst düzeyde güvendiğini
söylediği bir bürokrattan haberi aldığını kendi paylaşmıştı.
Dedi ki o dışişlerindeki yüksek düzeyli bürokrat diyor ki Kudüs’tedir
Türkiye konsolosluğu, bakın Türkiye konsolosluğunu da artık Kudüs’e taşıdı.
Ne güzel değil mi?
Eee Erdoğan yapacağını tereyağından kıl çeker gibi yapıyor.
Baktı ki ümmet uyanıyor. Hemen kavalı eline alıyor.
Derken Tecvitle bir Kuran okuyor. Ümmet yeniden derin uykuya dalıyor.
Bir ezan ve mışıl mışıl uyumaya devam ediyor.
Kudüs’teki büyükelçiliğin önünde kuyruklar varmış.
Yani vatandaşlık veriliyormuş bütün Filistinlilere. alan Türkiye de soluğu alıyorlar.
Erdoğan daha önceden bunun sinyalini vermişti.
Trump’un emriyle Gazze boşaltılacak İsrail’e verilecek, devredilecek.
BOP un ayakları teker teker yerine getiriliyor.
Bu suretle kendisi de iktidarda kalacak yeni hamlelerle ömür boyu başkan
olacak ve yapabilirse kendisinden sonra gelecek halifeliği de sağlama alacak.
Gazze’nin işgali İsrail parlamentosundan geçti.
Bu durum için cılız bazı eleştiriler var.
Enteresandır dünyadan tepki yok. İslam dünyasından ise hiçbir tepki yok.
İsrail’in iç kamuoyunda daha çok tepki var.
İsrail’de bu konuyu protesto etmek için büyük bir grev kararı alınmış.
Velhasıl;
Suriye, Afgan, Irak, İran, Afrikalı, Filistin, Lübnan, Ürdün, Türki
Cumhuriyetler Vb leri daha da gelsinler yerimiz çok çok sıkışırlarsa
bizler ülke dışına çıkabiliriz.
Ne de olsa ev sahibiyiz hatta hatta vatandaşlık verildiği için
ileride onlar ev sahibi biz kiracı olabiliriz.
Nede olsa adam başı dünyanın eurosu geliyor.
Reis kasayı dolduruyor.
Biz de halk olarak biraz zorluk çekelim değil mi?
Velhasıl;
Yeni anayasa komisyonuna;
Eğer Erdoğan gözlerimi kaparım, işimi yaparım dese bile;
SEÇSİS ile seçim hileleri önlenebilecekse, kimse kendi kendine gelin,
güvey olmasın!
Yeni Anayasa diye diretenler mevcut anayasa diyor ki;
*Bu meclis; dört yıl için yasama yetkisi almıştır.
*Meclis üyeleri mevcut anayasaya sadakat yemini etmiştir.
*1. ve 2. maddelerde belirtilen nedenlerle bu
Meclisin bir yeni anayasa yapma yetkisi yoktur.
İyi bilin ki, yeni bir anayasa yapma şartları oluşturmak için,
a. Önce halkın yeni bir anayasa isteyip istemediği Halkoylamasına sunulur.
b. Nitelikli çoğunlukla kabul edildiği takdirde Barajsız bir seçimle bir kurucu
meclis oluşturulur.
c. Bu kurucu meclisin hazırlayacağı yeni anayasa taslağı yeniden
referanduma sunulur.
Bunları ben demiyorum yasa koyucu diyor..–derleme-araştırma- Vesselam…
Hoşça kalın, dostça kalın, sağlıklı kalın… …
Ramazan Yazar
Emekli Teknik Öğretmen
