SONA GELİRKEN DİRENMEK TEK ÇARE Mİ? « Kırşehir Anadolu Haber

KIRŞEHİR BELEDİYESİNDEN ÖĞRENCİLERE KARNE HEDİYESİ

EĞİTİM, GÜNDEM, KÜLTÜR SANAT, YEREL HABERLER

SONA GELİRKEN DİRENMEK TEK ÇARE Mİ?

Bu haber 13 Eylül 2025 - 11:50 'de eklendi ve 900 views kez görüntülendi.
SONA GELİRKEN DİRENMEK TEK ÇARE Mİ?
CHP için en kritik günler geldi: Kılıçdaroğlu’nun ekibi ne düşünüyor,
son YSK kararlarına göre 15 ve 21 Eylül’de neler yaşanacak?
Olağan koşullarda 15 Eylül’de yapılacak duruşmanın 21 Eylül’de
yapılacağı açıklanan olağanüstü kurultayı etkilememesi gerekiyor.
Ancak CHP yönetimine muhalif isimlerin açıklamaları gösteriyor ki
olağanüstü kurultayın engellenmesi için her yol denenecek.
Kılıçdaroğlu’na yakın isimlerin havası ise hiç böyle değil…
O ekip, gerçekten de mahkemeden görev almayı, olağanüstü
kurultayı iptal etmeyi, yeniden olağan kurultay sürecini başlatmayı
ve bir sene kadar görevde kalmayı bekliyor
Yüksek Seçim Kurulu, iki kritik kararla devreye girdi ve CHP’nin,
hatta Türkiye’nin belki de önümüzdeki yıllar için kaderini belirleyecek
hafta öncesinde dengeleri değiştirdi.
Dengeleri değiştirdi zira hem mevcut CHP yönetimi hem Kılıçdaroğlu
ve ekibi, bu kararlara göre yol haritası oluşturmak zorunda.
YSK’nın ilk kararı, CHP’nin İstanbul İl Yönetimi’nin tedbiren görevden
alınması ve il-ilçe kongrelerinin de tedbiren durdurulması konusundaydı.
YSK, eleştirilere konu olsa da uzman hukukçulara göre doğrusunu
yaparak, görevden alma başlığını yargıya bıraktı, istinaf ve Yargıtay’ın
bu konuya çözüm bulması gerektiğine hükmetti.
Ancak il ve ilçe kongrelerinin kendi denetiminde olduğu görüşünden
hareketle, kongrelerin devamına karar verdi.
Asliye hukuk mahkemesinin, seçim işleri alanına giren tedbir kararını
boşa düşürdü. Öncelikle bu kararın 15 Eylül’deki kurultay davası açısından
büyük önem taşıdığını not edelim.
Zira karar, olağan kurultayı toplamak için Türkiye genelinde il ve ilçe
kongrelerini toplayan mevcut CHP yönetiminin elini de rahatlatıyor.
İl ve ilçe seçim kurulları ile YSK denetimindeki bu kongrelerin yasallığını
teyit ediyor. Kongrelere devam edilebileceği anlamı taşıyor.
YSK’nın ikinci önemli kararı dün verildi. İstanbul il yönetimine kayyım
atanmasından sonra delegelerin imzasıyla İstanbul Olağanüstü İl Kongresi’nin
24 Eylül’de yapılması kararlaştırılmıştı. Sarıyer 1. İlçe Seçim Kurulu,
seçime ilişkin işlemlere devam edilip edilmeyeceğini YSK’ya sordu.
YSK da devam edilebileceğine karar verdi. Bu karar da önemli.
Zira il yönetimine çağrı heyeti atandıktan sonra da delege imzasıyla
olağanüstü kongrenin toplanabileceğini gösteriyor.
YSK, bu kararına bazı şerhler koydu.
Asliye hukuk mahkemesinin kararıyla görevden tedbiren uzaklaştırılan
il yönetiminin ve 196 delegenin kongrede oy kullanamayacağını belirtti.
Bununla birlikte yerlerine atanan Gürsel Tekin ve çağrı heyeti
üyelerinin de oy kullanma hakkı olmadığını vurguladı.
En önemlisi, halen devam eden ilçe kongrelerinde seçilen yeni delegelerin
de CHP olağan kongre süreci bitmediğinden oy kullanamayacaklarına hükmetti.
Peki YSK’nın bu iki kritik kararı kurultay davası öncesinde ne anlam taşıyor,
nasıl sonuçlar üretecek? İhtimalleri madde madde sıralayalım…
– CHP yönetimi, 15 Eylül’deki kurultay davasında yaşanacak olası bir “butlan”
ya da tedbir kararına karşılık, 21 Eylül’de olağanüstü kurultay yapılacağını açıkladı.
Ancak olağanüstü kurultay kararı genel başkana ait değil.
Delegelerin imzasıyla bu karar alındı. CHP Genel Başkanı Özgür Özel, sadece
üst yazıyla delegelerin imzasını ve taleplerini seçim kuruluna bildirdi.
YSK’nın son iki kararı, 21 Eylül’de kurultayın yapılabilmesine olanak sağlıyor.
– Ancak Kılıçdaroğlu’na yakın isimler, 15 Eylül’de yönetimin görevden alınması,
Kılıçdaroğlu’na görev verilmesi durumunda kurultayın yapılmayacağı görüşünde.
Buna gerekçe olarak da 8-9 kentteki delegelerle ilgili “rüşvet,
iradenin sakatlanması” iddialarını gösteriyorlar.
Ayrıca Özel’in üst yazıyla delege imzalarını gönderme yetkisi
bulunmadığını, zira seçilmemiş gibi, yetkisiz hale gelmiş olacağını savunuyorlar.
Bu durumda Kılıçdaroğlu’nun ya da yeni genel başkanın kurultayın
durdurulması kararı verebileceğini ya da durdurulması için tedbir kararı
verilmesi için mahkemeye başvurabileceği söyleniyor.
Bu teze göre 21 Eylül’de olağanüstü kurultay yapılamayabilir.
– 15 Eylül’de yönetim değişir, yeni yönetim 21 Eylül’de kurultayın yapılmasına
engel olursa bu kez delegeler ve Özgür Özel ekibi için yargıya başvurma yolu açılacak.
Zira YSK’nın kararı, yargı süreci devam etmesine rağmen, usulüne
uygun toplanmış delege imzalarıyla olağanüstü kurultay toplanabileceği yönünde.
Kılıçdaroğlu ve ekibinin, farklı kentlerdeki delegelerin usulsüz oy kullandıkları,
bu nedenle olağanüstü kurultay imzalarının geçerli olamayacağı yönündeki
tezlerinin hukuken geçerli olmadığı savunuluyor.
Zira bu konuda verilmiş bir yargı kararı, bu delegeler için açılmış
bir dava, yetkilerini ortadan kaldıran bir karar da yok. YSK’nın da bu nedenle
kurultayın yapılmasına yeşil ışık yakmasının zorunluluk olduğu savunuluyor.
Asliye hukuk mahkemesi kararıyla ya da genel başkan imzasıyla
kurultayın engellenemeyeceği ifade ediliyor.
– Konuşulan bir diğer ihtimal, 15 Eylül’de, CHP’nin önceki kurultayları için
“mutlak butlan” kararı verilmesi ya da kurultayların sonuçlarının hükümsüz
kılınması durumunda Kılıçdaroğlu’na görev verilemeyeceği yönünde.
Mutlak butlan dosyalarında mahkemeler, yeni yönetimin görevini
sonlandırırken otomatik olarak eski yönetimi görevlendirmiyor.
Karar istinaf ve Yargıtay aşamalarından geçtikten sonra eski yönetimin
göreve gelebileceği belirtiliyor.
Bu durumda Kılıçdaroğlu değil başka bir isme “çağrı heyeti” ya da
“kayyım” olarak görev verilebilecek.
21 Eylül’deki kurultayla ilgili ihtimaller bu durumda da söz konusu olacak.
– Bu noktada da YSK’nın kararını yeniden anımsamakta fayda var.
YSK, İstanbul’da tartışmalı delegeleri devre dışı bırakarak aslında,
“Delege imzaları geçerli, mahkemenin tartışmalı bulduğu delegeler oy kullanmadan
kurultay yapılabilir” demiş oluyor. 21 Eylül kurultayı için de bu formül uygulanabilir.
Tartışılan İstanbul delegelerinin olağanüstü kurultay kararında imzaları yok.
Oy da kullanamamaları gündeme gelebilir.
Ancak bunun dışındaki kentler için böyle bir karar olmadığından YSK kararı
aslında genel merkez için de “kurultayı engelleyemezsin” anlamına geliyor.
15 Eylül’deki yönetim ise yargı yoluyla olağanüstü kurultayın
toplanmasını uzatmayı tercih edebilir gibi görünüyor.
– Bütün bu tabloya rağmen, 15 Eylül’de göreve gelmesi muhtemel
yeni yönetim olağanüstü kurultayı engelleme yoluna giderse,
delegelerin yeniden imza toplaması da mümkün.
Buna karşı da engelleme yoluna gidilirse, yine yargının ya da YSK’nın
bu süreci çözüme kavuşturması beklenecek.
Aslında tablo açık.
Olağan koşullarda 15 Eylül’de yapılacak duruşmanın 21 Eylül’de yapılacağı
açıklanan olağanüstü kurultayı etkilememesi gerekiyor.
YSK’nın İstanbul kararı da iki sürecin birbirinden bağımsız olduğunu,
kurultayın yapılabileceğini gösteriyor.
Ancak CHP yönetimine muhalif isimlerin, medyada bu isimlerle temas
ederek konuşanların açıklamaları gösteriyor ki 15 Eylül’de yönetim
değişirse olağanüstü kurultayın engellenmesi için her yol denenecek.
Muhtemel krizi, gerçekten tarafsız bir ismin geçici olarak görevlendirerek,
üç gün sonraki kurultayı sorunsuz toplaması engelleyebilir.
Kılıçdaroğlu’na yakın isimlerin havası ise hiç böyle değil…
O ekip, gerçekten de mahkemeden görev almayı, olağanüstü kurultayı iptal etmeyi,
yeniden olağan kurultay sürecini başlatmayı ve bir sene kadar görevde kalmayı bekliyor.
Bu bir senelik süreçte de çok sayıda ismin ihraç edilmek isteneceği, yeni bir
cumhurbaşkanı adayı belirlenme yoluna gidileceği kulislerde güçlü biçimde konuşuluyor.
Bu elbette CHP için kaos ve hatta bölünmeye giden bir yolu açabilir.
Yoksa hukuken izlenmesi gereken yollar net.
Ancak iktidar bu netliği ister mi, yargı böyle bir karar verir mi, bu yol izlenir mi?
Elbette tablo bunun zor olduğunu gösteriyor.
Bakın farklı partiler referandumun, başkanlık sisteminin geçmesine
vesile olan 2017 referandumunun iptali için mahkemelere koşmuşlardı.
Sen mi muhalif partilerin kongrelerini alt mahkemelerde iptal edersin?
Al bakalım biz de karşı kartı oynuyoruz diye.
Bakın çok enteresan bir bilgi hiç beklenmeyen. Neden korktular?
Neden çekindiler? Hala devlet içinde farklı güç ya da kendini ortaya
koyabilen hâkimler mi var? Bilemiyoruz.
Ama gelinen nokta şayet değişmezse yakın siyasi tarihimizi
değiştirecek kadar, gidişatı değiştirecek kadar önemli bir nokta. Nedir bu?
Ankara 3.cü asliye hukuk mahkemesi CHP il kongresinin
iptali için açılan iki davayı ayrı ayrı ret etmiş.
Yani bir mahkemenin açıp Gürsel Tekin’i kayyum olarak atadığı süreci
Ankara’dan başka bir mahkemem ret etmiş. Haydi bakalım. Buyurun buradan yakın.
Haberi duyanlar Gürsel Tekine sormuşlar. Bunlar yalan haber görevimizin
başındayız diyor. Ya bakın hukukun üstünlüğü hani kanunlara uymamız gerekiyordu?
Hani hukuka uymamız gerekiyordu?
Adam onu oraya gönderen baş aktörün dediklerini mahkemenin aldığı
karardan önemli gördüğü için, Türkiye’yi öyle okuduğu için ki kısmen haklı.
Dur bakalım diyor. Önce beni buraya gönderen bir güç var.
O bakalım ne diyecek? Ondan sonra ben karar alacağım.
Ne yapıp ne yapmayacağımı. Ama tıpış tıpış binayı terk etmeye başladılar.
CHP sinin il binası tekrar CHP sinin kayyumlar rezil olduklarıyla kaldılar.
Türk siyasi hayatına bırakmış önemli bir izi zaten yoktu.
Ama çok negatif bir fotoğraf vererek, sarayın yanında fotoğraf
vererek, işbirlikçilik fotoğrafı vererek bundan sonra normal şartlar altında
normal bir insanın insan içine çıkamayacağı bir yere savrulmuş oldu.
5000 bin polisle ömrünü verdiği partisini basıp zorla o binaya girdiği için ne yaptın?
Hangi görevinin başındasın? Biz görevimizin başındayız demiş. Senin görevin ne?
Hangi görevin var o partide? Ne yapacaksın? Projen ne?
Neyi normalleştirmek istiyorsun? Sarayı mı, CHP sini mi?
Başka bir bilgi İstanbul’da kongre için açılan iptal davası İmamoğlu
tutuklandıktan 3 gün sonra açılmış. Nasıl bir senaryo yazılmış kâğıt üstünde?
Kronolojik bir yol haritası yapmışlar. Tak tak tak hamlelerini yapıp Türkiye’yi yargı
üstünden devralabileceklerine katiyen inanmışlar.
Ama gerek halkın tepkisi, gerek özgür bir şekilde yayın yapan ve
kitleleri harekete geçirebilen aktörlerin etkisi, gerek siyasetten gelen
kenetlenme vs kısmen netice verdi diyelim.
Neden kısmen diyoruz? Çünkü hukuk olmadığımız için.
Çünkü yargının yarın sabah hangi kararları alabileceğini bilemediğimiz,
kestiremediğimiz ve güvenemediğimiz için.
Ama şunu net bir şekilde söyleyebiliriz.
Bugün Türkiye’deki çok partili hayatı, demokrasinin kalan kırıntılarını
yani serbest seçimi, onun dışında hiçbir şey kalmadı.
Özgür medyayı, fikir özgürlüğünü, yargıda bunları gömmeye çalışan
kalemler en büyük kötülüğü kendilerine yapıyorlar.
Görüyorsunuz direniş devam ediyor.
Halk netice almak için geri adım atmıyor ve sonuna kadar hala yargının
içinde olan hâkimler seslerini kısmen de olsa çıkartmaya çalışıyorlar.
Bundan sonra ne olacak? Bundan sonra, bu karardan sonra
şunu söylememiz gerekiyor.
Kılıçdaroğlu’ nun da partinin başına geri dönme ihtimalinin tekrar
çok çok aşağıya doğru inmeye başladığını söyleyebiliriz.
Zaten kendisine gelen çok yoğun bir tepki var. İnsanlar bedeli ne
olursa olsun sarayın masasından düşen kırıntılarla geçinmektense
onurlu bir şekilde aç kalıp direnmeyi tercih ettiklerini hem Kılıçdaroğluna
hem de diğer işbirlikçilerine söylediler.
Başka bir haber. Mustafa Balbay Kılıçdaroğlu’nun has ekibinden
diyormuş ki, Kılıçdaroğlu kısa süreli kalmak istemiyor.
Kalıcı kalmak için de garanti istiyor demiş.
Evet, sorarlar kimden garanti istiyor diye?
Daha onun atanıp atanmayacağı belli değil.
Mutlak butlan kararı akabinde partinin başına geçip geçmeyeceği belli değil.
Bu pazarlığı kimle yapıyor Kılıçdaroğlu? Kimin adına yapıyor?
Hangi cüretle yapıyor? Bu nasıl bir pervasızlık, küstahlık?
Bunu ağzınızdan kaçırdıysanız gidin ağzınız şerbetle yıkayın tövbe
istifra getirin. Bunu kasten söylediyseniz sadece CHP sinden değil tüm
muhalefet tabanından özür dileyin.
Bu nasıl bir şey? Garanti istiyor beyefendi.
Yani ben mücadele edemem, öyle delegeymiş, bilmem neymiş.
Tekrar kongreye aday olmak seçil, Özgür Özeli yen ben bunlarla uğraşamam.
Böyle mi diyor? Neyin garantisini istiyor?
Yani diyor ki, ben işbirlikçi olacaksam bir sözleşme istiyorum.
4-5 yıllık bir sözleşme verirseniz gelirim takımınıza katılırım.
Kılıçdaroğlu’nun derhal çıkıp CHP delegelerine kimden garanti istediğini,
ne karşılığında garanti istediğini açıklaması gerekiyor.
CHP sinden gelen görüntülere baktığımızda Gürsel Tekin o binadayken
ismi İmamoğlu’yla özdeşleşen ve parti yönetimine giren
Berkay Gezgin diye bir çocuk var.
Bu çocuğu parti binasından atmışlar.
Bu görüntüleri de servis etmişler.
CHP sinin parti içindeki görüntüleri darbe dönemlerinde bile eşine
rastlanmayacak her metre kareye birkaç polisin düştüğü görüntüler.
Bakın Türkiye’de yaşları 80 ne merdiven dayamış 4 tane aktör.
Her biri toplumun farklı kesimlerini temsil ettiklerini zannediyorlar.
Kürtleri, Alevileri, milliyetçileri ve İslamcıları Türkiye’yi gasp edip
genç siyasetçileri yok etmek için yemin etmişler.
Bu sadece siyasi hırsla izah edilebilecek bir kare değil.
Demirtaş içeride, Berkay sokağa koyuluyor, İmamoğlu hapiste ve aday
olma ihtimali, ön plana çıkma ihtimali ya da siyaset yapma ihtimali
ön plana çıkan gençler de bu kareden korkarak yılsın, geriye düşsün.
Biz bir genç atayacaksak onu kendi ailemizden atarız.
Duruşu sergilemeye çalışıyorlar.
Özgür Özel, net bir duruş sergiledi.
Bahçeliye karşı açıklama yaparken dengeli ifadeler kullanmaya çalışıyor.
Ama Bahçeli biliyorsunuz CHP sini sokağı karıştırmakla suçladı.
O da dedi ki, ‘’bizim niyetimiz sokağı karıştırmak değil.
Haneye tecavüze mani olmak.’’ Şurada anlaşılmayan noktalar da var çıkıyor.
Gazeteciler de var, bazı siyasilerde var, parti liderleri de var.
Başta Anahtar parti lideri olmak üzere, Özgür Özele akıl veriyorlar.
Şöyle yapamazsın, böyle yapamazsın, şunu yapmamalısın,
şurada durmalısın, hukuka uymalısın.
Bakın saraya çalışacaksanız açıktan çalışın. Onurlu bir insan gibi.
Bu adamlar çift kimlikliler, ikiyüzlüler çıkıp biz saraya çalışıyoruz.
Basında da var bu aktörlerden. Bir yerde yakalanmışlar.
Ya dosyaları var ya davaları devam ediyor.
Bu tablo mideleri yandaş medya mensuplarından çok daha fazla bulandırıyor.
Yandaş medya mensuplarının bir görevi çıkarı bazılarının ideolojisi ve hedefleri var.
Bunların deşifre edilmesi gerekiyor.
Bunlar Türk siyasi hayatının gelmiş geçmiş en büyük pislikleridir.
Devir değiştiği zaman Türk seçmeni, Türk halkı, Türk okuru ve izleyicisi ilk
bunlardan kurtulmalıdır.
Velhasıl;
Ankara 3 cü asliye hukuk mahkemesinin aldığı iptal kararı yani CHP nin İstanbul
kongresine yönelik aldığı iptal kararı Türk siyasi hayatına tekrar kan vermiştir.
Bundan bir sonraki aşama Kılıçdaroğlu ve ekibinin kesinlikle ve
kesinlikle mutlak butlan kararı alınmadan partiye sokulmamalı.
Bunun için direniş devam etmeli ve karardan bir gün önce yapılacak olan
Ankara mitinginde Türkiye Özgür Özelle değil oraya katılacak olan
katılımcıların çokluğu ve gür sesiyle ses vermelidir.
Partiniz ne olursa olsun bu mitinge iştirak edin- alıntı-araştırma-Vesselam…
Hoşça kalın, dostça kalın, sağlıklı kalın… …
Ramazan Yazar
Emekli Teknik Öğretmen
Ramazan YAZARramazanyazar@kirsehiranadoluhaber.com

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok
YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.