SALDIM ÇAYIRA DA, YA SUSUZ KALIRSAK! « Kırşehir Anadolu Haber

SALDIM ÇAYIRA DA, YA SUSUZ KALIRSAK!

Bu haber 19 Temmuz 2025 - 17:00 'de eklendi ve 793 views kez görüntülendi.
Her yıl olduğu gibi yine ormanlarımız cayır cayır yanıyor..
Yanıyor mu yakılıyor mu ve önlemini kim alıyor da engellenemiyor.
Yasalar mı yetersiz ve yasalardan kaynaklanan boşluklardan
Bazıları ülkemizin ciğerlerini söküp kendilerine rant mı yaratıyorlar?
Öyle ise yazık ki yazık bu ülkeye ve bu tür insan diyemeyeceğim..
Ülkemizi genel durumu bu şekilde!..
Alıştık artık..
Farkında mısınız?
Artık kimse yangınlara da zamlara sesini çıkarmıyor.
İlk başlarda biraz burun kıvırıp
çemkirenler olsa da pek önemi kalmadı zamlara, zamcıklara!…
Önceden birazcık birazcık (zamcık zamcık..) olarak geliyordu
şimdi kalın kalın zam gelmeye başladı!…
Artık zam lafı telaffuz edilmiyor adı modernleşti ayarlama!..
Ayarlamalarda her ne hikmetse gece yarısı ve sonrası yapılıyor..
Mesela, deniliyor ki;
Bu gece yarısından geçerli olmak üzere benzine şu kadar,
motorine şu kadar, doğalgaza şu kadar, elektriğe şu kadar
ayarlama yapıldı (şu kadar yazıyorum çünkü rakamların arkasından
yetişilmiyor, rakam yazmadan yeni ayarlama yapılıyor, hele marketlerde
etiketlerin değişmesinde çalışanlar şaşırıyorlar)..bu duruma da
kimsenin gıkı çıkmıyor.
Yani, ya gerçekten millette para var ya da harbiden millet ses
çıkarmaya korkuyor!…
Zamları geçtim, 3-5 yerden maaş alanlara da kimse ses etmiyor..
Millet ses etmeyince maaşına zam isteyen soytarılar bile var.
Hadi onu geçtim, 3-5 yerden maaş alan soytarının karşısında
hazır ol vaziyette bekleyen vatandaş var…
Hepsini geçtim,
Kadın cinayetleri, tacizleri hiç gündem olmuyor.
Kadınlar bile ‘bana dokunmayan yılan bin yaşasın’ modunda…
Normal şartlarda ülkeyi ayağa kaldırması gerekiyordu kadınların.
Bırakın şehitleri bu işin baş mimarını cezaevinden çıkarmak için
Mecliste elbirliğiyle seferberlikler düzenleniyor.
Bir ara adına mülteci denen ne idüğü bilinmeyenlere kafayı takmıştık..
Şimdi sadece hangi milletten hangi bilmem kim Ülkemize elini mi ?
Sallayarak gelmiş yoksa kolunu mu sallamış diye haber okuyoruz.
Milyonlarca kişinin Ülkemize ‘sallan sullan!’ girmesi hiçte garip gelmiyor..
Ülkesi için hayatını kaybeden şehitler sıradanlaştı.
Son yedi yıldır dünyada en fazla mülteciye
ev sahipliği yapan ülkeyiz.
Mevcut mülteci sayısına 5 milyon kişi daha eklendi.
Mültecilerin sayısı ise 30 milyona yaklaştı.
Bu insan hareketliliğinde maalesef içimizi acıtan
pek çok manzarayla da karşılaşıyoruz.
Zulme uğrayan milyonlarca insana kapılarımızı açtık başları
dara düşünce güvenli liman olarak hep Türkiye’ye sığındılar.
Suriyeli sığınmacıya da topraklarımızda kabul ettik kapımıza
gelen hiç kimseyi etnik kimliği dinî kültürü meşrep ve mezhebi
sebebiyle geri çevirmedik tarihimizin kültürümüzün ve inancımızın
bize yüklediği bu görevi inşallah bundan sonrada devam edeceğiz..
İktidar Suriye’nin kuzeyine 120 bin konut yapmış,
825 tanede okul yapmış
Yanlarına çok sayıda hastane ve sağlık merkezleri yapmış.
Bir tıp fakültesi, bir üniversite hastanesi yapmış
Birçok devlet konutları yapmış,
Bekleniyor ki Türkiye’deki 10 milyon sığınmacı geri dönecekler.
Maalesef bunların gerçek olmadığı, birkaç yüz göstermelik
sığınmacı dönüşünden başka bir şey olmadı.
Ve milyarlarca liraya yapılanların akıbeti belli değil.
Türkiye’de çalışanlar, emekliler, dar gelirliler sıkıntıda iken
vatandaşın parası sağda solda çarçur ediliyor.
Ülkemizde, T.C nin kaldırılması,
Askeri okulların kapatılması,
Tüm varlıkların satılması,
Eğitimin yok edilmesi,
mültecilerin gelmesi..
asla tesadüf değildir..
Katar İsrail’in cumhurbaşkanı Netanyahu’nun
yeniden seçilmesi için bütün maliyetleri karşılıyor.
Milyonluk vurgun yapılmış,
Deli gibi rüşvet alınmış,
Dünya’nın dolandırıcılığı yapılmış falan basit haber haline geldi.
Bırakın basit haberi şu an hırsızlar baş tacı itibar sahibiler.
Adı büyük tv kanalları ana haber bültenlerinde Youtube’den
araklanmış videolarla haber yapılıyor,
Bir kişide çıkıp; “ekonomi ne durumda” demiyor..
Yağmalanan merkez bankası haberleri,
Çalınan milyar dolarlar, tam takır hazine kimsenin umurunda değil…
Kim tecavüze uğramış,
Kimi öldürmüşler,
Kimi kaçırmışlar,
Ne kadar paramızı çalmışlar.
Kimden rüşvet almışlar,
Kimi harcamışlar,
Nereye hangi adamını yerleştirmişler,
Nereyi satmışlar,
Ülke için ne yapmışlar,
Kimi dolandırmışlar, kimin malına çökmüşler vb. hiç önemli değil artık…
İşim tıkırında, tuzum kuru diye düşünmeyin..
Şu bir üstteki paragrafta yazılanlar bir ülkenin çöküş belirtileri…
Yani o, kıymetli paranızı harcayacağınız bir ülkeniz
yakın zamanda olmayabilir..
Az buçuk aklımızı başımıza almanın zamanı gelmedi mi hala…
Dünya, bir dönüm noktasındadır.
Bir ülke işgal edilmekte, siviller bombalanmakta
ve çocuklar öldürülmektedir.
Bir devlet başkanı insanlığın ortak değerlerine ve uluslararası
hukuka açıkça meydan okumaktadır.
Başta Birleşmiş Milletler olmak üzere bütün uluslararası kuruluşlar
bir tür acizlik ve kayıtsızlık içindedir.
Uluslararası toplum bu işgal ve saldırıyı durduramazsa başka
yerlerde de benzer saldırgan davranışları özendirmiş olacaktır.
Dünya, gücü gücü yetene dünyası haline gelmiştir!..
Buradan, dünyanın ortak vicdanına sesleniyorum:
Dünyanın neresinde yaşıyorsak yaşayalım,
Mazlum halkların yanında olmalıyız.
Başta Doğu Türkistan, Filistin, Ukrayna’nın vb.lerinin
yardım çağrılarının karşılık bulmasını sağlamalıyız.
Ülkemiz dâhil, harici ve dâhili işgaller durdurmalıdır.
Ben inanıyorum ki eninde sonunda vicdan zorbalığı yenecektir..
Ve herkes biliyor ki, balık baştan kokar
Günü kurtarmaya çalışmak!
Elimize bir mikrofon alıp meydanlara çıkıp önümüze gelene sorsak:
“Türkiye’nin çözülmesi gereken acil sorunu nedir?” diye.
Gelecek cevaplar şunlar olur:
“Ekonomi”, “Demokrasi”, “Siyaset”, “Birlik beraberlik”
“Trafik”, “Eğitim”, v.s.
Ama bir kişi de çıkıp: “Su sorunu” demez.
Evet, adım gibi biliyorum, “Demez…”
Çünkü: Haberi yok, yazılmıyor, okunmuyor…
Gazete başlıklarına ve 1. Sayfa haberlerine bakın:
“ABD’de kaos”
“81 ilde suç duyurusu”, “Zamlar”, “Dolar ve altında son durum”
“Oshimen geliyor mu?”, “Rhacford ile görüşmelere başlandı!
Ülkemiz ve Kaman’ımız olarak ne zaman barajımız ve çeşmelerimiz kuruma seviyesine geldi, kurudular
o zaman aklımız başımıza geldi ve gelecek.
Hoş, “Geldi mi, gelmedi mi?” daha bilmiyoruz.
Yaz aylarında görüyoruz..
Belediyeler açıklama üzerine açıklama yapıyorlar:
“Tasarruf edin!”
Zira:….metreküp kapasiteli … Barajı’nda, …metreküp su kaldı…
Hani bir zamanlar, Dünyada tarımsal üretimde kendine
yeten yedi ülkeden biriydi Türkiye.
Bugün:
Su kaynaklarının azalması sonucunda kuraklık ve
çölleşmeden en fazla etkilenen yedi ülkeden biri Türkiye.”
“Dün:
1980’ler başında 28 milyon hektar (ülke topraklarının üçte biri) tarım arazisiydi.
Bugün:
Bu arazilerin büyüklüğü 4.5 milyon hektar düştü. (Ki ekilen 8.5 milyon hektar tarım
alanının yüzde 74’ünü sulayabiliyoruz!) Tarım arazisi küçülmesine rağmen su yetmiyor…”
“Neden?” diye sormak geliyor insanın içinden.
Cevap şu şekilde geliyor:
“Bitki örtüsünün tahribata uğraması, Bilinçsiz tarla açılması,
Plansız arazi kullanımı, Aşırı ilaçlama vs. Erozyon, Yangın, Sel…
Gibi doğal dengelerin bozulmasıyla topraktan elde edilen fayda azalıyor.
Bu da kuraklık gibi çevre-iklim felaketlerine yol açıyor.
Kısır döngü aşılamıyor.”
Ne olacak?
“Dünyada her yıl yaklaşık 4 bin 600 milyar metreküp su kullanıyor.
Bunun:
% 70’i tarımda…(Türkiye’de yüzde 77) % 20’si sanayide…
(Türkiye’de yüzde 13) Ve % 10’u konutlarda tüketiliyor.
Bakınız:
Birkaç gün yağacak yağmur sizi kandırmasın; Türkiye, su zengini ülke değil.
Bugün:
Kişi başına düşen yıllık 1.400 m3 kullanılabilir su miktarı ile Türkiye:
Su sıkıntısı bulunan ülkeler arasında yer alıyor.
Yarın:
Kişi başına düşen yıllık 1.120 m3 kullanılabilir su miktarıyla,
su sıkıntısı çeken ülke durumuna gelecek.
Bu sadece çeşmeden akan suya yansımayacak, yenilecek suya/tarıma da
büyük darbe vuracak!
İtibarıyla hayat daha pahalılaşacak…” diye bir tespit yapılıyor …
Öyleyse Türkiye’nin gündemi suni gündemler değil, geleceğimizin
teminatı sayılabilecek olan “Su” dur.
Siz politikacılarımızdan “Su” ile ilgili bir söz, bir açıklama duydunuz mu?
Hayır…
Çünkü onlar sadece koltuklarının peşine düşmüş olarak,
kendilerine göre gündem yaratıyor ve halkı oyalıyorlar.
Tek amaçları: “Günü kurtarmak…”
Bakın şimdi:
*Yağmacılık, yukarıdan aşağı yayılır.
Siyasal erki elinde bulunduran siyaset-bürokrasi-sermaye
üçlüsü, “devlet malı deniz, yemeyen domuz” özdeyişinden
hareketle kendilerine servet transferi yaparsa, aşağıdakilerde
“benim başım kel mi?” diyerek güçleri, olanakları yettiğince
bu çapula ve yağmaya katılırlar.
Beşli çete olayı, siyaset-bürokrasi-iş adamı üçlüsünün
vurgun düzeni, buna en iyi örnektir.
*Balık baştan kokar.
Bu atasözü, kötü bir işin, yönetici ya da baş durumunda
olanlardan başladığını, yöneticilerinin tutumu bozuk olan
bir toplumda her şeyin bozuk olacağını anlatır.
Bozulmaya yüz tutan bir balık, kuyruktan değil
kafa ve gövde kısmından kokmaya başlar.
*İmam yellenirse cemaat ishal olur (!).
Baştakinin küçük bir suç işlemesi, onun buyruğu
altındakilerin büyük suç işlemelerine yol açar.
Bir işyerinde ya da bir toplumda yöneticiler hata yaparsa,
bu hata zaman içerisinde halka ya da çalışanlara da yansır.
Hatta halk ve çalışanlar çok daha büyük hatalar sergileyebilirler.
3Y sloganıyla (Yoksulluk, Yolsuzluk, Yasaklar) iktidara gelirsin,
23 yıl sonra bu sorunlar daha da katmerleşirse,
bu halka nasıl yansır?
Devletin bakanlarının evlerinde ayakkabı kutularından para
saçılırsa, toplumun büyük çoğunluğunda
ahlâk erozyonu yaşanır mı?
Netice: Ya devlet başa, ya kuzgun leşe.
Devlet olmazsa ya da güçsüz veya zayıf olursa
ülkede anarşi, kaos, başıbozukluk alır başını gider.
Ancak devlet adil olmalı, ülkede adaleti sağlamalı,
topluma hizmet etmesi gerektiğini bilmelidir.
Konfiçyus der ki:
“Hükümdar adil olursa kanuna gerek yoktur;
hükümdar adil değilse kanunun anlamı yoktur.”
Bugünkü başkanlık sisteminde evliyayı cumhurbaşkanı
yapsanız, bir süre sonra güç zehirlenmesine uğrar,
devlet zorba duruma düşer.
Toplum ise bu sürece zamanla ayak uydurur.
Hülasa;
“akvaryumdaki su pis ise, içindeki balıklar eninde
sonunda, erinde geçin de ölürler.”
Çözüm; güçler ayrılığıdır, demokratik parlamenter sistemdir.
Çözüm; balığı baştan kokutmamaktır.-derleme-Vesselam…
Hoşça kalın dostça kalın, sağlıklı kalın…
Ramazan Yazar
Emekli Teknik Öğretmen
Ramazan YAZARramazanyazar@kirsehiranadoluhaber.com

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok
YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.