Kayyum Yolu, S-400, F35 Sorunu Ve Kanal İstanbul Çıkmazı!
Tv lerden bakılınca ve gördüğümüz manzaralar diyor ki;
Ey Reis, sen zamanında rahmetli Ecevit’e saydırıyordun
Yaşlandın!, Rahatsızsın!, halk seni istemiyor çekil köşene! diye.
Reis sana bir şey söyleyeyim mi, vallahi bu sözleri Ecevit için
kullanırken, şimdi ki senin içinde geçerli..
İstanbul, Ankara, Maltepe, Yozgat, Kayseri, Mersin milyonlar ayakta reis;
Sanma ki hepsi sol tandanslı sağcısı, solcusu, milliyetçisi, inananı, inanmayanı
velhasıl halk ayaklanmış sen koltuğa yapıştın kalkmam da kalkman diye!..
Ama halklısın galiba,; Ecevit, Demirel, Erbakan, Türkeş, Bahçeli ve
diğerleri de aynıydı..
Ataların bir sözü var ,
‘‘çalma elin kapısını çalarlar kapını’., nasıl çuk oturuyor mu?
Gel inat etme kimse zarar görmesin sonuca halk karar versin
Bak anlatacağım konu çok önemli düzenlenmesi lazım diktatörlüğün bitmesi için..
Türk siyasi tarihinin Türk demokrasi tarihinin en önemli konusu sayılır.
Genel başkanların seçimi, delegelerin atanması ya da seçimi.
Milletvekillerinin liste yapılması.
Bunların ağırlıklı olarak genel başkan ya da genel merkez tarafından
belirlenmesi, belediye başkanlarının ön seçim değil de genel başkan
ya da genel merkez tarafından belirlenmesi.
Bunlar Türk siyasi tarihinin kanayan yaralarından bir tanesi.
Şöyle genel olarak partilere bakacak olursak ön seçim yok, partililerin en ufak
hakları yok, milletvekillerini, belediye başkan ve benzeri aday adaylarını
AKP de genel başkan yapıyor.
Bu güne kadar Reis ne demişse kimi istemişse o aday olmuş.
Seçilmiş veya seçilememiş.
Ha keza genel başkanlık içinde Reis’in karşısına kimse çıkmamış,
çıkamamış, gerçek bir kongre yapılmamış, sadece genel başkan meşru bir
zeminde yolunda devam edebilmesi için kongreler bir araç haline getirilmiş.
CHP ise bir şey yaptı başarısızlığın faturasını Kılıçdaroğlu’ na kesti.
Aslında normal demokrasilerde seçimi kaybeden kişi ertesi gün istifa eder,
partinin önünü açar bir büyük olarak onlara destek vermeye çalışır.
Şöyle bir bakıldığında düzinelerce seçim kaybetmiş bir adam var
CHP de ve finali kendi atadığı delegeler karşısında kaybederek yapmış.
Yani nerden bakılırsa bakılsın perişan bir durum.
Bu yetmemiş kendisi partiyi kaybettikten sonra gitmiş bir ofis tutmuş
aktif siyasete de müdahil olmaya ve partiyi geri almaya çalışıyor.
Bu da yetmemiş kendisi partiyi bıraktıktan sonra yeni yönetim partiyle
birlikte bir yerel seçim zaferi kazanmış büyük şehirleri silip süpürmüş partiyi
birinci parti konumuna yükseltmiş sadece birkaç aydır partinin başında iken.
Ve buda yetmemiş 19 Marttan sonra AKP le arasındaki puan farkını
anketlere göre % 5-6 açmış.
Bu durum daha önce CHP tarihinde rastlanmamış bir durum.
Tek olarak Ecevit döneminde görülmüş, eşi benzeri olmayan kareler.
Bir aday belirlemiş, bu aday sarayı korkuya sevk etmiş otoriterleşme
ivmesinde gaza basma planlarının tamamını değiştirmek zorunda kalmış.
Ve partinin cumhurbaşkanı adayını hücreye tıkmış.
Buna rağmen CHP içerisindeki muhalefet geri adım atmamış.
Bunu gören Özgür Özel bir kongre çağrısı yapmış gelin siz yenilgiye
doymadınız yenilen pehlivan güreşe doymaz gelin bakalım kongre
yapalım bu partiye kayyum atanmamalı demiş.
Ama Özgür Özel’in karşısına çıkmaya cesaret edememiş.
Köşesinde oturmuş ama hesap yapmaya devam ediyormuş.
Hesabı ne, saray bu başarı üzerine başarı kazanan İmamoğlu ve
Özgür Özel ekseninin elinden alacak hiçbir başarı kazanamayan Kılıçdaroğlu
ve ekibine tekrar emanet edecek ve CHP bir şekilde ikiye bölünmüş olacak
ve böylece saray rahat bir nefes almış olacak.
Yerel seçimleri kazanmış 19 Marttan sonra direnmiş ve sarayın
boyunduruğuna girmemiş bir yönetim var.
Bunun içinde sarayın temel hedefi İstanbul’a kayyum atamaktan
İmamoğlu’nu hücreye tıkmaktan çok daha temel bir hedefi var.
Muhalefetsiz bir rejim bir Türkiye yaratmak.
Muhalefetin sadece seçimleri meşrulaştırdığı kazanacak adaylara hiçbir
şans tanınmadığı, önceki seçimlerde Kılıçdaroğlu değil de iki farklı
adaydan biri olsaydı seçimin sonucu çok farklı olabilirdi.
Bu net bir şekilde bugün ortaya çıkıyor.
Kazanma ihtimali olan adaylar genel başkan tarafından elemine edilmişti.
Bugün CHP ye kayyum atanmasın diye olağan üstü kongreye gidip açık
bir şekilde seçilen Özgür Özelin bu durumuna rağmen Kılıçdaroğlu ve
ekibi koştular mahkemeye yeniden kongreyi iptal davası açtılar.
Yargıda önceki kongreyle bu kongreyi birleştirme kararı almış.
Tabi bu durum kime yarıyor Reis’e’.
Şimdi bu durumu elinde bir silah gibi tutacak.
Muhtemelen bekleyecek dava neticelendirilmeyecek sürüncemeye gidilecek.
Şöyle diyecek CHP yönetimine bakın bir oyuncağınız var
CHP genel başkanısınız daha ne istiyorsunuz.
Bunu damı alayım sizden.
Gelin benle anlaşın uzlaşın benim çizdiğim hareket alanı içinde kalın
yoksa partiyi sizin elinizden alacağım.
Türkiye bu istikamete doğru gidiyor.
Bunu da durduracak tek şey nedir.
İki hamle yapılabilir.
Birincisi Kılıçdaroğlu kayyum atanırsa hiçbir CHP li bu kayyum
rolünü kabul etmeyecek hep birlikte kol kola girip direnmeleri gerekir.
Yani CHP nin içerisindeki muhaliflerin CHP ye sahip çıkmaları gerekiyor.
Bunu yaparlar mı mutlaka hayır, ellerini ovuşturarak
CHP nin kendilerine teslim edilmesini bekliyorlar.
Bu yorum değil net bir şekilde bilgidir.
Zaten davayı açan mahkemeye giden eski CHP li bir ekip var.
Bunun dışında ne olabilir.
Yani CHP e kayyum atanmasına ne mani olabilir.
Protestoların, gösterilerin hiçbir karşılığının olmadığı görülüyor.
Ancak şöyle karşılığı olduğu görülüyor.
Onlar görülür olduğu için piyasalar tepki veriyor, piyasalar çok net tepki
verdiği için, insanlar borsadan çıktığı için yatırımlar tamamen durdurulduğu
vs. işte buna cesaret edemiyorlar.
Yani ekonominin tepetaklak olması ve toparlayamıyor olmaları.
Mesela 45 milyarı yaktılar.
Şimdi sıfırdan başlayıp yeniden para biriktirmeleri gerekecek seçime kadar
ekonomiyi iyi idare edip götüremedikleri için otoriterleşme düğmesine basıyorlar.
Yoksa hiçbir şeyden ve kimseden korkuları yok.
Gözleri kara kafalarına koymuşlar orta Asya tipi Azerbaycan’ı düşünüm
Haydar Aliyev ölüyor oğlu başkan oluyor aynı hesabın kurgulandığı bir
istikamete Türkiye’yi götürmek istiyorlar.
Burada CHP nin net bir şekilde durması gerekiyor yargıdan
bir şey beklememeleri gerekiyor.
Yapılacak mitinglerde bu konuları işlemesi gerekiyor.
Yani Şimdiye kadar yaptıkları kongrelerde ikinci bir aday çıkarmamış
AKP CHP ye kayyum atamaya ve el koymaya çalışıyor.
Anayasa mahkemesi başkanı da konuşmasında, ‘’bağımsız ve tarafsız
bir yargı ancak bağımsız ve tarafsız hâkimlerin varlığıyla mümkündür.’’
Bu ne anlama geliyor yargı reformu na.
Yani hâkimlerin özgür bir şekilde karar verebilmeleri için özgür bir HSYK
olması gerekiyor.
Özgür bir HSYK olmadığı için tüm hamlelerini yargı üstünden yapıyorlar.
Yani İmamoğlu’nu savunurken yalnız İmamoğlu değil bir yargı ekseni
üzerinden savunma yapmaları gerekiyor.
Türkiye’nin en yumuşak karnı yargı sistemidir.
Erdoğan kurmaya çalıştığı otoriter sistemi meclis gücünde kurmuyor,
Yargı korkusu, yargı enstrümanı ile kuruyor.
Yani yasa çıkarmaya falan gerek yok yargıya bir parmak şaklatıyor sizlerin
hayallerinden geçen şeylerin on katını yapıyorlar.
Ya da bu işle ilgilenen küçük bir gurup yapıyor.
Yeni medyaya düşmüş bir haber var Türkiye’nin 2.5 milyar dolara satın
aldıkları S 400 var.
Hiç bir zaman kullanmadığı ve kullanamayacağı.
NATO savunma sistemine uyumlu olmayan örneğin Kürecikten NATO radarından
gelen bilgiyi kullanıp ateşleme yapamayacağın Rusya’ya bağımlı olacağın
hiçbir manası olmayan NATO nun link 19 sistemine entegre edilmesi mümkün
olmayan düşman silah silahı olarak tanımlanan bir silah var.
Bunu satın aldığında Reis özgür bağımsız işte biz bunu üretip vs
pazarladılar bize iletişim başkanlığı ve trolleri.
Ne oldu şimdi ABD nin gönlünü alabilmek için bu 2,5 milyar dolarlık
silahı Suriye’ye yeni rejime hediye etme planladıkları bilgileri konuşuluyor.
Mehmet Şimşek in son görüşmelerinde mi konuşuldu açığa çıkar.
Yaşadıklarımız şu ki sadece dış politikada değil, savunmada da büyük zaaflara
uğratıldı Türkiye AKP nin aldığı kararlar neticesinde.
Dahası var Türkiye dünyanın en önemli uçağı F35 projesinden
çıkarıldı S400 leri satın aldığı için.
Bunların çoğu parçaları Türkiye’de yapılacaktı.
Bu uçaklar hava sahası üstünlüğünü Yunanistan’a kaptıracak.
Ham de milyarlarca dolar üretimden dolayı maddi hasara uğrayacağız.
İstihdam kaybına uğrayacağız.
Şimdi geriye dönmeye çalışıyorlar ama zor değil imkânsız.
İleriki aylarda Trump F35 leri Türkiye’ye verir ama nasıl verir.
Her şeyi ile kendi kontrolü ve denetimi altında verir.
ABD istemediği sürece elimizde bir maket olarak kalacak şekilde verir.
Yani şu an Türkiye’nin çıkarlarını değil şahsi çıkarlarını düşünen
bir iktidar var işbaşında..
İmamoğlu’nun boş bir dosya ile hücreye tıkılması ve kamuoyunun
bu tutuklamaya ikna olmaması akabinde Bahçeli bir tepki vermişti.
‘’Ya bu dosyayı doldurun ya da bu adamları bir an önce serbest bırakın’’ diye.
Bu gün bu operasyona yeni bir zincir eklendi.
Bahçelinin boş dediği dosyayı doldurmak değil.
Nedir peki o hesap, Reis’in para bulmak hesabı.
Bu yeni hesapta da neredeyse tüm bilim adamlarının karşı çıktığı Kanal İstanbul.
Yapılmasının hem iktisadi, hem jeopolitik açıdan, hem de deprem riskleri
açısından sakıncalı olarak ifade edilen bu projenin yerine getirilmesi.
Zira gözaltına alınan İSKİ gurubu orada başlatılan inşaata yıkım kararı
alan ve bunu TOKİ ye tebliğ eden gurup.
Siz mi Kanal İstanbul’a dokunanlar,
bakın bakalım ben sizlere ne yapacağım operasyonu.
Yani yargı eliyle önlerini temizlemeye, yargı yolu ile halktan alamadıkları
yetkiyi biliyorsunuz İstanbul seçimlerinde Murat Kurum Kanal İstanbul’u vadetmişti,
İmamoğlu ise ya kanal ya da İstanbul diyerek direk karşı çıkmıştı projeye.
Yani İstanbulluların istemediği net bir şekilde tavrını koyduğu
bu projeye karşı bir hamle yapıyor saray.
Bundan sonra Kanal İstanbul’u dillendiren, eleştiren, yıkım kararı alan
durdurmaya çalışan herkesi dümdüz edeceğiz diyorlar yaptıkları hamlelerle.
Neden bu şekilde davranıyorlar, bu net bir şekilde Türkiye’nin iflas ettiği,
ülkeye yeni bir yatırımcının gelmeyeceğinin para bulabilmek için ezberleri
olan emlakı yani şehir rantını nakitte çevirme operasyonunun yürürlüğe
girdiğini göstermekten başka bir şey değildir.
Gözaltına alınanlar elliye yükselmiş, gözaltına alınanların
içerisinde önemli isimlerde sayılıyor.
Bu tam bir Nazi hukukudur.
Yani gözaltına alarak en yumuşak yerden vurarak etkisizleştirme işlemidir.
Türkiye’deki yargı darbesi bire bir alman modelini, orada da şöyle
demişlerdi hâkimlere ‘’kafanız mı karıştı anayasaya yasalara bakmayın
onları düşünmeyin, şöyle düşünün.
Benim yanımda Führer olsaydı nasıl bir karar alırdı.
Sizde buna göre karar alın’’.
Bugün Türkiye’de bir takım yargı mensuplarının yaptıkları bundan ibarettir.
Zaten göz altılarla başka bir boyuta taşınmışlar çok çirkin bir boyut bu.
İşte sağlık kontrolünden geçirmek bahanesiyle savcının karşısına
çıkarmışlar ve verdikleri ifadeleri değiştirmeyi önermiş savcı onlara.
İfadeleriniz değiştirirseniz serbest bırakılırsınız.
Değiştirmezseniz yıllarca on yıl gibi çoğunuzu göremezsiniz gibi sözler etmişler.
Yani tehditlerle biz bu dosyanın içini doldurmak istiyoruz bize yardımcı
olur İmamoğlu’nu satarsanız bizde yargıyı size karşı çok şiddetli kullanmayız.
Bugün gelinen nokta ortaçağ karanlık noktasıdır.
Uygulanan hukuk hukuksuzluktur.
15 Temmuzdan sonra tüm KHK lılara da benzer benzer hamleler yapıldı.
İSKİ nin TOKİ şantiyesine yıkım kararını göndermiş olması ve bu
operasyonların iki ayağı var.
İmamoğlu açıklama yapıyor hem Kanal İstanbul’a vurgu yapıyor
hem de boş dosyayı dolduramadınız mı diye sarayla dalga geçiyor.
Yani çaresiz bir şekilde debeleniyorsunuz biz burada yatıyoruz.
Ama kamuoyu ikna olmadığı için siz çıldırmaya devam ediyorsunuz.
Bu kolektif cezalandırma şunu gösteriyor tutuklular gözaltına alınmalar devam
edecek ve Türkiye’nin yargı reformundan başka bir çıkış yolu kurtuluşu yok.
Bir deprem yaşanmış insanlar zangır zangır sallanıp korku içerisinde çareler
ararken sabaha nasıl çıkacağız derken, iktidarın tek düşüncesi tek gündemleri
nasıl iktidara devam edebiliriz, nasıl otokratik bir rejimi anayasal rejime ya da
kabul edilmiş bir rejime çevirebiliriz bunun üzerine kafa yoruyorlar.
İkinci bir gündemleri yok.
Ama tv leri açıp bakıca iktidarın tek bir gündemi var iktidarda kalabilmek
tekrar seçilebilmek otoriterleşmek.
Bu kafa ve mantaliteye söylenecek çok fazla söz yok.
Bu iktidar devam ettiği sürece Türkiye’nin ikinci bir gündem ihtimalide yok.
Bir ay geçti üstünden iddianameye koyulabilecek ne bir somut delil
var ne bir somut suçlama var bu olmadığı için panikle bir şekilde yollarına
devam etmeye çalışıyorlar.
Özgür Özel mersin mitinginde Reis’e’ İmamoğlu’nun kamuoyuna
açık yargılanması hususunda düello teklif etti.
Halk bu adam suçlu derse ben istifa edeceğim, halk bu adam
suçsuz derse sen istifa edecek misin diye.
Ve Reis’i bir köşeye doğru sıkıştırıyor.
Bu köşeye sıkıştırma ne biliyor musunuz artık seçimle yoluna devam
edemeyeceğini gördüğü için ben hengi hamleleri yapabilirim
oyununu o na oynatmaya çalışıyor.
Otoriterleşmeyi üç yıla yaymayı düşünüyordu, CHP ve İmamoğlu
yaptığı hamlelerle şu tiyatroyu oynayalım da bitsin bakalım karşımıza
ne çıkacak görelim hamlesi yaptılar bir kalemde 50 milyar- 55 milyar doları
yakmak zorunda kaldılar.
Bugün halkın anlayabileceği bazı rakamlarla bu paranın ne anlama
geldiğini de anlattı.
Mersin mitingini de Özgür Özel.
Bir de MEB bakanının çıkışına cevap verdi, işte şayet bir şekilde ya da net bir
şekilde CHP iktidara gelirde bu başörtülü öğrencilerin tekrar okullara girmelerine
mani olacaklar gibi ifade kullanmış MEB Bakanı, Özel şunu çok iyi biliyor
AKP iktidarının doğuşu başörtüsü sorunudur.
Reis başörtüsünü çok iyi kullanarak seçimlerde faydalandı.
Tabi 28 Şubatta tuzu biberi oldu.
Şimdi bu korkuları izale etmek üzere CHP hamle üzerine hamle yapıyor
hepsine güvence veriyor böyle bir şey olmayacağını ifade ediyor.
Maalesef geçmişte yapılan bu başörtüsü inadı gereksiz bir de o zamanki
tartışma memuriyet falan filanda değil, sadece öğrencilerin kampüse
girebilmeleri bununla sınırlı.
Çok saçma sapan bir yasaktı.
Erdoğan bu yasak üzerine iktidarını kurdu.
CHP şimdi Reis’in altındaki halıyı çekip alıyor ve bu yasak ve korku
üstüne yani kimlik siyaseti üstünde yürümenize müsaade etmeyeceğiz diyor.
Zira AKP nin safında kalan seçmenlerin çok büyük bir bölümü
hala kimlik siyaseti ve geçmiş korkularıyla bu partiye ve lidere oy veren
insanlardan oluşuyor. “-araştırma-alıntı- Vesselam…
Hoşça kalın dostça kalın, sağlıklı kalın…
Ramazan Yazar
Emekli Teknik Öğretmen
