GELDİYSE HOŞ GELMİŞ!.
(ER KİŞİ NİYETİNE!)
Bu yazı;
‘’06.05.1993-24.12.2001’’
0ğlum Ömer Emre Yazar’a ithaf tır..24 yıl geçti..
Ramazan Yazar
Siz zemheriyi bilir misiniz, kışın en azametli olduğu dönemlerdir.
Öyle durumlar olur ki o soğukların içerisinde alev alev yanarsınız.
Sene 2001 zemherinin başlangıcı, Mithat Saylam ilkokulunda
3 sınıftan 4 sınıfa geçecekti, 8 yaşında geleceği hesaplıyorduk!…..
Kırşehir Postacılar Apt. evimizdeyiz, birden bir rüzgar esti..
Gelince gözü hiçbir şeyi görmüyor canın mış,
can parenmiş yıkıp gidiyor, emir büyük yerden eyvallah..
MUSALLA TAŞINDA…
“Küllü nefsin zâikatü’l-mevt”,
yani “Her nefis ölümü tadacaktır.”
İnsanlar doğarlar, büyürler ve takdir edilen
ömür kadar yaşarlar ve İlahi emir gereği ölürler..
Vefat eden bir insan, yıkanıp kefenlendikten
sonra, insanların huzuruna getirilerek, haklarını
helal etmeleri ve dua istenir.
Bu uygulamaya dini gelenekte
“cenaze namazı” denir.
Cenaze namazı kılınırken,
Ölen kişilerin isimleri zikredilmez.
Erkek ise “er kişi niyetine”, kadın ise
“ hatun kişi niyetine” denilerek başlanır.
Niye?
Çünkü artık ölen kişilerin, ne isimlerinin, ne de
statülerinin hiçbir ehemmiyeti kalmamıştır.
Amir-memur, varlıklı-varlıksız, az dindar-çok dindar,
genç-yaşlı olup olmadıklarına bakılmaksızın hepsine
“er kişi niyetine”, kadın ise “ hatun kişi niyetine”
denilerek uğurlanır.
Düşünsenize, devlet başkanısınız, orduları yöneten komutansınız,
dünyanın en zengin/varlıklı kişisiniz, dünyanın en büyük
projelerine imza atmışsınız, sanatınızla, eserlerinizle bütün
dünyayı etki altına almışsınız, kürsüdeki hitabınızla insanları
coşturmuşsunuz, şiirlerinizle insanları büyülemişsiniz…
Sonuçta “ölüm” denilen o büyük hadise, bütün bu unvanları silip
yok ediyor ve herkesi musalla taşına yatırarak eşit hale getiriyor.
Bundan daha büyük bir hadise ve daha etkili bir nasihat olabilir mi?
Ölüm hadisesine her gün bilerek, görerek ve yaşayarak şahit olmaktayız;
Lakin halen çoğumuz bilmek, görmek ve yaşamak istemiyoruz.
Her zaman onu çok uzaklarda görüp, bir türlü kendimize yakın
görmüyoruz ve çok sevdiğimiz bir yakınımızı kaybettiğimizde
“ölümün erken oldu, ölüm sana yakışmadı”
gibi teranelerle isyana kalkıyoruz.
Hâlbuki Allah’ın kaderinde, “her doğan ölecek yaştadır”
şeklinde bir hüküm vardır.
Ve inancımıza göre;
Evet, akıl edip görebilenler için, en büyük olay ve en etkili nasihat ölümdür.
Ölüm, bir çağı/hayatı kapatıp, yeni bir çağı/hayatı başlatan yegâne yazgıdır.
Onun için ölüm, yok olmak değil, yeni bir sisteme/hayata adım atmaktır.
Ölüm, sınavdan çıkıp yaşadıklarımızın sonucunu görmeye gitmektir.
Ölüm, yaptığımız iyilik ve kötülüklerin neler olduğuyla yüzleşmektir.
Sonuçta ölümle, kimileri muradına erecek, kimileri de cehennemde
azapla pençeleşecektir.
Onun için, “ölüm” denilince ilk akla gelen soru,
“Allah’a nasıl hesap vereceğiz” olmalıdır.
Yoksa nasıl öleceğimiz, nasıl kaldırılacağımız, kabirde nelerle
karşılaşacağımız, orada sorulan sorulara doğru cevap verip veremeyeceğimiz..
Sırattan nasıl geçeceğimiz gibi “ölüde hiçbir karşılığı olmayan”
hususların hiçbir ehemmiyeti yoktur.
Evet, ölüm demek yeni bir hayata adım atmak ve yaptıklarımızla ahirette
yüzleşmek demektir.
Orada hiç kimseye (torpil anlamında) yardım edilmeyeceğini, sadece kendi
çalışmalarıyla değerlendirilmeye alınacağını Rabbimiz işin başında (bu dünyada)
haber vermektedir.
“Öyle bir günün azabından sakının ki o gün, hiç kimse diğerinin kurtuluşu
için bir ücret ödeyemeyecek, hiç kimsenin şefaati/aracılığı kabul edilmeyecek,
hiç kimseden bir fidye alınmayacak ve hiç kimseye yardım edilmeyecektir.”
(Bakara suresi, 48)
“Kendiniz için önceden ne tür bir iyilik gönderirseniz,
Allah katında Onu bulacaksınız.”
(Bakara suresi, 110)
“Unutmayın!
Dünya hayatı aldatıcı bir zevkten başka bir şey değildir.
Kesinlikle mallarınızla ve canlarınızla sınanmaktasınız.”
(Al-i İmran 185)
“Allah,
“Kimler en güzel işler yapacak” diye ölümü ve hayatı var etti.”
(Mülk 2)
Öyle ise, mademki bize tanınan hayat/süre geçicidir, imtihan içindir,
aldatıcıdır, oyun eğlenceden, kısa bir zevkten ibarettir ve mademki hayatın
bitiminde tüm unvanlar silinerek “er kişi niyetine” denilecek, o zaman,
vahyin ve aklın önceliğinde hareket etmekten başka çaremiz yoktur.
Evet, öyle bir hayat/süre bizlere verilmiş ki asla tekrarı ve telafisi yoktur.
Pişmanlık içerisinde istediğimiz kadar ikinci bir süre veya erteleme isteyelim,
asla verilmeyecektir; zira yaratan Allah, sistemi böyle (bir kereliğine) tanzim
etmiş ve bizlere şöyle öğüt vermektedir:
“Ey iman edenler!
Mallarınız ve evlatlarınız sizi, Allah’ın emirlerinden uzaklaştırmasın.
Kim bunu yaparsa, işte onlar ziyana uğrayanların ta kendileridir.
Herhangi birinize ölüm gelip de “ey Rabbim!
Beni yakın bir zamana kadar geciktirsen de sadaka verip iyilerden olsam!”
demeden önce, size rızık olarak verdiğimiz şeylerden Allah yolunda harcayın.
(Bilin ki) Allah, eceli geldiğinde hiçbir kimseyi asla ertelemez.
Allah, bütün yaptıklarınızdan haberdardır.”
(Münafikun suresi, 9-11)
Şöyle bir düşünelim!
Bu Azrail As. nice dost ve yakınlarımızı birkaç hafta içerisinde alıp götürdü.
Bu dost ve yakınlarımızın pek çok hayalleri arasında belki de Allah’ı hoşnut
edecek projeleri vardı; ama “ölüm” o projelerin gerçekleşmesine izin vermedi.
Demek ki gün bugündür, fırsat bu fırsattır.
İyilik asla ertelemeye gelmez.
Peki, ne yapmalı?
“Er kişi niyetine” denilmeden önce, kim hangi sıfata ve unvana sahip ise,
kim hangi meslek ve görevi icra ediyorsa, Allah’a ve yaratılanlara karşı
sorumluluklarının bilincinde hareket etmeli, hak ve adalet konusunda çok titiz
davranmalı, hiç kimseye zulüm, haksızlık yapmamalı ve asıl yatırımını ahiret
hayatına yaparak Muhsinler arasına girmeye hazırlanmalıdır.
Bilmeliyiz ki ahirete değil de 80 yıllık hayata yatırım yapanlar,
kesinlikle kaybetmişlerdir.
“(Ey Nebi!)
Biz senden önce de (sonra da) hiçbir insana ölümsüzlük vermedik.
Şimdi sen öleceksin de onlar ebedi yaşayacaklar mı?
(Hayır!)
Her canlı ölümle yüzleşecektir.
Biz, sizleri iyilik ve kötülükle imtihan etmekteyiz.
Sonunda hepiniz bize döneceksiniz.”
(Enbiya 34,35)
Hayatı ve ölümü imtihan olarak görüp ona göre davrananlara ne mutlu!
Mehmet Akif Ersoy demiş ki;
“Rahmetle anılmak ebediyet budur ama,
Sessiz yaşadım, kim beni nereden bilecektir.
Bir canlı izin varsa, şu toprakta silinmez,
Ölsen seni sırtında taşır bu toprağın altı!”
Ve Şair demiş ki;
Hasret beni cayır cayır yakarken
Bedenimde buzdan bir el yürüyor.
Hayaline çılgın çılgın bakarken
Kapanası gözümü kan bürüyor.
Dağda kırda rasgetirsem bir dere
Gözyaşlarım akıtarak çağlarım.
Yollardaki ufak ufak izlere
Senin sanıp bakar bakar ağlarım.
Güneş güler, kuşlar uçar havada,
Uyanırlar nazlı nazlı çiçekler..
Yalnız mısın o karanlık yuvada?
Yok mu seni bir kayırır, bir bekler?
Can isterken hasret odiyle yansın,
Varlık beni alil alil sürüyor.
Bu kaygıya yürek nasıl dayansın?
Bedenciğin topraklarda çürüyor!
Bu ayrılık bana yaman geldi pek,
Ruhum hasta, kırık kolum kanadım.
Ya gel bana, ya oraya beni çek,
Gözüm nuru oğulcuğum…….!
Bütün geçmişlerimize rahmet diliyorum, ruhları şad mekanları cennet olsun..
………………………………………..derleme..
Evlat acısı, ana-baba acısı, kardeş acısı,
dost acısı. acılar, acılar…
Şair Ruhsati ne demişti:
“Ben ölüm acısı gördüm geçirdim,
ayrılık ateşi, zulüm var iken.”
Ve;
Evlat acısının benzeri yoktur..
Sanki hayat orada durmuştur.
Acınızı dindirmesi için Rabbinize
adeta aynı ölüm için yalvarır durursunuz.
Allah kimseye o acıyı yaşatmasın.
Küçük yaşta ya da genç yaşta çocuğunu
kaybedenler için o anda hayat duruyor.
Dünya kararıyor.
Yürüyen cesede dönüşüyorsunuz.
Can parçasının kokusunun sindiği
eşyalarında kaybolacağını sanıyorsunuz.
Hiçbir şeye elini süremiyorsunuz.
Eve o vakit “ölüm sessizliği” denen sessizlik çöküyor.
Gerçekten böylesine zalim bir acının akıntısına kendinizi
Bırakıp, dönüşü olmayan bir yola girmiş oluyorsunuz.
O an her taziyeye gelen o ailenin acısını kanatıyor!.
Evin normal hayatına dönmesine engeller, konmuş gibi oluyor..
Ve 24 yıl oldu alamadım kalemi elime, dokunamadım klavyenin
tuşlarına desem yalan, kalem de aldım, klavyeye de dokundum
ama sonra hepsi geri gitti, gözlerimin önünde hep bir hayal ve gülümseyiş….
Şu ki, Evlat kendi canımız gibi Yaradan’ın insana bir emanetidir.
O istediği zaman bizden bu emaneti geri alır…
Dünya asıl mekânımız değil hepimiz misafiriz…
Mutluluklar gibi acılar da paylaşıldıkça azalır…
Ve zaman hiçbir şeyi unutturmuyor..
Hani zaman her şeyin ilacı derler ya yalan..
Tek tesellim o iyi bir yerde ..
Günahsız gitti tesellimiz o..
Bu sizi bir nebze olsun iyi hissettiriyor..
Velhasıl;
Zemheri ayında çatır çatır ayazlarda, alev alev yandık,
İnsanoğluyuz mutlaka bunu yaşayanlar vardır Allah sabırlar versin
Unutmayalım ki her şey Yaradan’ın yed ‘indedir,
kula düşen tevekkül ve kadere rızadır. Vesselam..
———-Ramazan Yazar ———————-
Emekli Teknik Öğretmen
