YETER Kİ GELSİNLER YENİ GÖÇMENLERİMİZ KAPIMIZDA!
İsrail-İran savaşı 10’uncu gününde karşılıklı saldırılarla
devam ederken, ABD ilk defa savaşa fiilen ve resmen dahil oldu.
ABD güçleri İran’ın Fordo, Natanz ve İsfahan’daki nükleer
tesislerini vurdu.
Saldırıyı ABD Başkanı Donald Trump bizzat duyurdu.
Sosyal medya hesabından paylaşım yapan Trump “Fordo tesisine
bir bombalama gerçekleştirdik.
Tüm uçaklarımız şu an İran hava sahasının dışındadır.
Uçaklarımız evlerine dönmektedir”
Ve;
Önce şunu söyleyelim, ne kadar bereketli topraklarımız varmış,
Afganlısı, Suriyelisi, Filistinlisi, zencisi, Afrikalısı, Arabı, benzerleri
derken şimdide İranlısı, Farslısı gelsinler daha çok yerimiz var!
Ülkemizde zaman zaman birbirinden farklı birçok
can sıkıcı olaylar yaşadık…
Hatırlanırsa Ülkemize kabul ettiğimiz milyonlarca göçmen, sığınmacı…
Onlar mağdur olmasın derken, onların yüzünden mağdur olan bizler olduk!…
– Konut başta olmak üzere piyasa fiyatlarına yaptıkları olumsuz etki,
– Yaşattıkları güvenlik ve asayiş sorunları,
– Artan hırsızlık, gasp, tecavüz ve cinayetler,
– Kamu kurumlarında kendilerine tanınan pozitif ayrımcılık,
– Katkı payı ödemeden aldıkları ücretsiz sağlık hizmeti vs. gibi,
Türkiye’de kamu hakları açısından kimin öncelikli olduğu
konusunda kafalarda ciddi soru işaretleri yaşadık…
Hani demiş ya şair; “öz yurdunda garipsin, öz vatanında parya”
dediği noktaya mı döndük bilmiyorum…
Yöneticilerimizin aldıkları kararlar neticesinde,
onların öncelikleri bizim önceliğimiz oluyor haliyle…
Din kardeşliği, komşuluk, arkadaşlık, insanlık gibi değerlerin
gerektirdiği eylemlerin çok ama çok önünde yer tutmaya başlıyoruz!…
Bu konuda;
– İnsanı yaşat ki devlet yaşasın…
– Eve lazım olan komşuya verilmez…
– Ey doktor sen önce kendini iyileştir, demiş atalarımız…
Önceliklerimizi belirleme konusunu niye es geçiyoruz acaba?
Yaşadığımız olaylar; karar alma, planlama ve uygulama süreçlerinde
yöneticilerin toplumun önceliklerini hakkıyla değerlendiremediğini gösteriyor…
Normal bir vatandaş, vergi ve askerlik gibi temel yükümlülüklerin
yanı sıra ülkesi için hayatı boyunca pek çok zorluğa katlanıyor…
Savaş, deprem, yangın, sel vb hallerde sahip olduğu
her şeyi ile seferber oluyor…
Ekonomik ve siyasi krizler başta olmak üzere pek çok buhran
döneminde hayatının önemli bir kısmını ülkesine feda ediyor…
Bunların hiçbirini yaşamamış, bu zorlukların hiçbirine katlanmamış
birine aniden vatandaşlık hakkı tanıyarak diğerinin önüne geçirmek
adalet duygusuna zarar veriyor, vicdanları sızlatıyor…
Hiçbir ülkede gökten zembille inmiş bir vatandaşlık statüsü yok…
Belli süreler ve belli şartlar var…
Kendi insanının huzurunu kaçıracak bir düzenlemeye kimse yer vermiyor…
“Yabancı düşmanlığı” ile “yabancı hayranlığı” sınırlarını iyice netleştirmemiz lazım…
İmkânlarımızı ihtiyacı olanla paylaşmaya elbette evet diyoruz…
Ama belli bir sınırı, belli bir limiti olmalı bu işin…
Statüleri değiştirmeyecek ve vicdanları yaralamayacak ölçüde…
Doğru bir şekilde belirlemediğimiz öncelikler sonumuzu getirebilir…
Neden böyle yazıyorsun derseniz okuyunda görün;
yanı başımızdaki tehlikeyi..
İran çok şiddetli bombardıman altında ve insanlar İran’ı terk etmeye başladı.
Yavaş yavaş kaçıyorlar, kaçan insan ne demek?
Göçmen demek, sığınmacı demek.
Bunların gelebileceği ilk ülke neresi, Türkiye.
İran Türkiye sınırında hareketlilik başladı.
İnsanlar Türkiye’ye vizesiz bir şekilde gelebiliyorlar.
Türkiye ve İran arasındaki anlaşmadan dolayı yanılmıyorsam 3 aya
kadar vizesiz kalabiliyorlar.
Zaten asıl olana Türkiye’nin içine girebilmek, sonra sığınmacı
statüsü alabilmek için başvuruda bulunuyorsunuz ve geriye dönmüyprsunuz.
Savaş uzun sürerse bu kitlelerin çok geniş bir şekilde
artacağını herkes öngörüyor.
Bu öngörüyü yapanlardan bir tanesi de Almanya Şansölyesi Mert’ti.
Mert Erdoğan’ı arayarak görüştüler, görüşme sonrasında bir
açıklama yaparak sığınmacılar ve nükleer sızıntıyı görüştük dendi.
Nükleer sızıntı teknik bir konu ne Mert ne de Erdoğan bundan anlarlar.
Bu konu konuşulacaksa şayet bu konuda müsteşarlar bir güvenlik tedbiri alırlar.
Anlaşılan Mert sığınmacı dalgasını gördü ve Erdoğan’a muhtemelen şöyle dedi.
Biz sana birkaç milyar dolar daha verelim, sakın bize bir tane bile İranlı gönderme.
Sizin zaten alt yapınız var, batıdan da bu sayede meşruiyet kazanıyorsunuz.
Ve bu sayede batılı ülkelerle ilişki içine girebiliyorsunuz.
Sizin yeni İranlı mültecileriniz hayırlı olsun şeklinde açıkla yapıldığı düşünülüyor.
Zira Almanya’da siyasi dengeler o kadar göç ve göçmen üstüne kurgulandı ki
son seçimde konuşulan konuların % 80 ine yakını göç, göçmenlerin ortaya
koyduğu sosyal kasaların aşındırılması, yıpratılması, işsizliği bu konuda
ya da işsizlik yardımını nasıl durdurabiliriz gibi konulardı.
Bu konunun öneminden dolayı Mert bir ön alma ve Erdoğan’a
verebileceklerini anlatma hususunda bir telefon görüşmesi yaptıkları varsayılıyor.
Erdoğan ondan ne istedi bilinmiyor tabi.
Muhtemelen nakite sıkıştığın için biz Avrupa birliğini hareketlendiririz.
Birkaç milyar dolar veririz, da ha öncede Merkel vermişti.
Buna benzer aralarında bir konuşma olmuştur diyelim.
Bu ara ABD tanker uçaklarından bir kısmını Kıbrıs’a yerleştirdi ve
Girit’te de daha önce patriyotları yerleştirmişti.
Bu sinyaller şunu gösteriyor.
Savaş uzun sürecek. İran çok uzun süre bombalanacak.
İran’ın atabileceği füze sayısı sınırlı ama İsrail sürekli ürettiği ve tedarik
yapabildiği için sınırsız bir şekilde bombalamaya devam edeceğini
öngörebiliriz bu hamlelerden sonra.
Yani ABD doğrudan topa girdi ve bir gece İranın nükleer tesislerini yerle bir etti..
Bütün bu gelişmeler olurken ülkemizde gündem meşhur tv kanallarıyla istedikleri
yöne ve yere çekiyorlar
Bugün ülkemizde ısrarla ayrıştırıcı bir dil kullanılıyor ve
ısrarla ‘Yeni Türkiye’ ve ‘Yeni anayasa’ tartışmaları dillendiriliyor..
Neden?
Anayasa Mahkemesi’nin hak ihlali ilgili kararı
Ağır Ceza Mahkemesi’nce uygulanmadı.
Mevcut Anayasayı yok sayan bir siyaset şimdi ortaya
çıkıp da yeni anayasa yapalım derse ne kadar inandırıcı olabilir.
Öte yanda..
Bir BOP var, haritaları havalarda uçuşuyor.
Ve bu proje Irak ve Suriye’den sonra günümüzde tıkır tıkır işliyor ve işletiliyor.
Türkiye’yi hedef almış ve Türkiye’nin varlık ve bekasını hedef almış bir proje
karşımızda durur iken, bu projeyi hep birlikte etkisiz hale getirmek var iken,
yeni anayasa diyerek ortaya çıkmak, ne anlama gelebilir?
Şimdi..
Bu adı BOP olan proje tıkır tıkır işliyor.
Irak’ta Barzani Kürt devletini kurdu.
Suriye parçaladı Ahmet El-Şara başta, Mazlum Abdi general oldu..
10 günden beri ABD destekli İsrail, İran’ın neredeyse
bütün üst kademesini tırpan biçer gibi biçti nükleer tesislerini yerle bir etti.
PKK terör örgütü kendini feshettim dedi YPG ye karıştı..
‘BOP’UN SON AŞAMASI ANAYASA’
ORTADOĞU PROJESİ(BOP)
Eğer ki siz yerel yönetimlere özerklik verirseniz, bu hudut boylarındaki
yerel yerel yönetimler hemen Irak ve Suriye kuzeyindeki Kürtler
yerel yönetimleriyle iş birliğine gider..
Giderse ne olur?
İşte o zaman Irak kürdistanı ve Suriye Kürdistan kaynağını Türkiye’den
alan anayasal güçlerle ekonomik, mali, sosyal, kültürel alanlarda
birleşerek yasal statü kazanır ve güçlenir, ayağa kalkar…
Ayağa kalkarsa ne olur?
İşte biz buna tıkır tıkır işleyen BOP diyoruz!.
Şimdi Türkiye içinde bu savaşla birlikte konuşulan bir konu var.
Bir sonraki seçimde Türkiye ortaya bir şey koyamayacağı için Erdoğan ve
saray yönetimi bir güvenlik politikası üstünden hamle yapacağını ve
seçimlere güvenlik politikaları üstünden hazırlanacağı varsayılıyor.
Şimdi Kaan diye bir uçak yaptı Türkiye. Bir test uçuşu yaptı motoru ABD den geliyor.
Türkiye’nin bir savaş uçağı yapması başarı.
Üretime geçmesi de başarı.
Şimdi bunu üretenler medya ya bir açıklama yaptılar.
Dediler ki bu F 35 lerden çok daha iyi bir uçak.
Yani motorunu ABD den aldığın uçağı översin tabi ki biz ABD den
daha iyi yapıyoruz diye.
Hâlbuki ABD sana bir alt sanayisini, bir alt teknolojisini veriyor.
Teknik bir araştırma yapıldığında F35 lerden bahsedildiği gibi üstünlüğü görülmemiş.
Şimdi neden bu konuya girildi denilirse, gelecek seçim sürecinde büyük bir
ihtimalle saray yönetimi Kaan uçağına binecek ve onunla uçuşa geçmeye çalışacak
ve diyecekler ki bakın bu projenin devam etmesini istiyorsanız AKP ye ve
Erdoğan’a destek vermeniz gerekiyor.
Zira CHP gelirse bu projelerin tamamını durduracaktır
gibi bir propagandaya hazırlandıklarının sinyali veriliyor.
Onun için Kaan uçağı o kadar şişiriliyor ve ön plana çıkartılıyor.
Şimdi içeride de enteresan gelişmeler oluyor İmamoğlu’nun avukatı tutuklandı.
Bu darbe dönemlerinde bile olmamış bir hadise.
Darbe dönemlerinde bile eli silah tutan teröristleri savunan
avukatlar bile tutuklanmamış ya da gözaltına alınmamıştı.
Şimdi bir etkin pişmanlık hamlesi ya da kartı masaya koydu Erdoğan.
Kim bu kartı kullanırsa derhal serbest bırakılıyor.
Başka birini tutuklanacak kadar şayet itirafta ya da iftirada bulunursa oradan yürüyorlar.
Birini bırakıyorlar, onun yerine çok daha önemli birini alıp içeriye koyuyorlar.
Ellerinde de bir veri olduğundan dolayı delil bulamadıkları için bu hamleyle
dosyayı doldurmayı ve iddianamenin tamamını bunun üstüne inşa etmeyi planlıyorlar.
İmamoğlu da dedi ki gerekirse imzalayın, serbest kalın.
Ben bu dosyaların yükünü tek başıma çekmeye razıyım.
Bu adamlar size zulüm etmeye başladı. İnsanları ailelerinden ayırıyorlar.
Kilometrelerce uzaktaki hapishanelere gönderiyorlar.
İmamoğlu böyle bir açıklama yapınca eşi Bayan İmamoğlu bir dayanışma
platformu kurdu ve oda aksi yönde bir açıklama yaptı kısmen.
Dedi ki bu yükü hep birlikte çekeceğiz, hep birlikte da yanaşacağız ve
yolumuza istikametimize bu seviyede devam edeceğiz.
CHP ülkeyi normalleştirme adına çok büyük bir bedel ödüyor.
Bu bedeli ödediği ve arkasında durduğu için kitlelerinde onlara sahip çıkmaları gerekiyor.
Gerçekten çok zor bir imtihan.
Yargının tamamen emir erine dönüştürüldüğü bir ülkede suçsuz olduğunuzu bile bile
içeride çok uzun süre ailenizi de göremeden, çok uzak illerde yatmak zorunda kalacaksınız.
Bunun neresinden bakarsanız bakın çok önemli bir demokrasi mücadelesidir.
Bu mücadeleye göğüs geren, destek veren tüm suçsuz insanların kutlanması gerekiyor.
Elbette bu tarihin altın sayfalarına geçecektir.
DEM partisi İmamoğlu’nu ziyaretinden sonra bir açıklama yaptılar şöyle;
Öcalan süreci iyi gitmediği için bakın biz bu süreci başka birileriyle de
yürütebiliriz hamlesi çıkışı vurguladılar.
Görüşmeden çok mutlu bir şekilde ayrıldılar ve dediler ki barışa tam destek var.
Süreç içeride yavaşlasa da şunu görüyoruz.
Tüm Türkiye silah bırakılmasına PKK nin kendisini feshetmesine destek veriyor.
Bu çok sevindirici bir şey diye açıklama yaptılar.
Muhalefet ekseninde bir şey bir hareketlenme var.
Dışarıya çıkan Zafer Partisi Ümit Özdağ liderleri tek tek ziyaret ediyor.
Bu günde Dervişoğlu’nun Özgür Özelle bir araya geleceği açıklaması yapıldı.
Yani burada şu görülüyor, muhalefet iktidarın yaptığı yanlışların
karşısında bir dayanışma içerinde denilebilir.
Diğer taraftan bakıldığında yapılan istatistikler diyor ki, Türkiye
asgari ücrete mahkûm bırakılmış bir ülke.
Detaylı bir araştırma olsa şp merak ediliyor bu asgari ücretlilerin
kaçı üniversite mezunu.
Türkiye bir dönemler okumazsan sanayiye gönderirim diye tehdit edinen çocuklar.
Şimdi ise sanayiye giden, usta olanlar milyoner olabiliyorlar.
Nerden nereye…
Üniversite mezunları da iş bulabilirlerse asgari ücrete mahkûm kalıyorlar.
Netice olarak bakacak olursak iktidar, CHP nin sosyal belediyeciliğinden çok korkuyor.
Mesela çok uyguna kent lokantaları, halk ekmeklerin kapasitelerinin artırılması,
kreşler, bedava süt dağıtımı gibi enstrümanlardan çok fazla korktuğu ve
endişelendiği için, kitleleri kendilerine bağımlı kılabilmek için enteresan
bir şekilde belediyelerin yurt açmasını yasakladılar.
Garip guraba çocukları perişan olsunlar diye.
AKP kaybettiği yerleri şayet masaüstünde ve yargıyla geriye kazanamıyorsa
onları budayarak siyaset yapamaz hale getiriyor.-araştırma- derleme*vesselam
Hoşça kalın, Dostça kalın, Sağlıklı kalın
Ramazan Yazar
Emekli Teknik Öğretmen
