RAMAZAN YAZAR DAN YENİ ANAYASA, ANAYASA KOMİSYONU VE MASASI, TUZ KOKTU… « Kırşehir Anadolu Haber

RAMAZAN YAZAR DAN YENİ ANAYASA, ANAYASA KOMİSYONU VE MASASI, TUZ KOKTU…

Bu haber 19 Ağustos 2025 - 15:51 'de eklendi ve 856 views kez görüntülendi.
YENİ ANAYASA, ANAYASA KOMİSYONU VE MASASI, TUZ KOKTU…
MADDE 10-
“Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din,
mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir.
(Ek fıkra: 7/5/2004-5170/1 md.) Kadınlar ve erkekler eşit haklara sahiptir.
MADDE 42-
Kimse, eğitim ve öğrenim hakkından yoksun bırakılamaz.
Öğrenim hakkının kapsamı kanunla tespit edilir ve düzenlenir.
Eğitim ve öğretim, Atatürk ilkeleri ve inkılâpları doğrultusunda,
çağdaş bilim ve eğitim esaslarına göre,
Devletin gözetim ve denetimi altında yapılır.
MADDE 66. –
Türk Devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türk’tür.
Türk babanın veya Türk ananın çocuğu Türk’tür.
(Son cümle mülga:
3.10.2001- 4709/23 md.) Vatandaşlık, kanunun gösterdiği
şartlarla kazanılır ve ancak kanunda belirtilen hallerde kaybedilir.
Bakın, Allah’ın kitabında böyle yazıyor:
‘’De ki;
Hiç bilen ile bilmeyen bir olur mu?
Doğrusu ancak akıl sahipleri bunları hakkıyla düşünür.’’
Kur’ an; Zumer-9-
Yeni Anayasa
Atatürk, önemli bir komutan, önemli bir devlet adamı,
ama çok daha önemlisi, kıymetli bir ruhtur.
O’nun varlığını alaşağı etmek isteyenler olsa da,
Kitaplardan, tarihten, adını silmeye çalışsalar da,
yok edilemeyen bir ışık, bir frekanstır.
Kimse kendisini Onunla kıyaslamaya kalkmasın.
Atatürk çok özel bir kişi, sezgileri de çok güçlü,
olacakları 100 yıl önce yazmış bir büyük insandır.
Nutuk’u okursak bunu görürüz..
Atatürk; Anadolu’ya ve Dünya’ya, yüksek bilinci,
Ahlakı, adaleti ve özgürlüğü getirmek için bedenlenmiştir.
Bilinç düzeylerine etki ederek, çağdaş bir ülke kurmak için gelmiştir.
Ve kurmuştur.
Özgürlük ve bağımsızlık benim karakterim demiştir.
Her bir yaptığı devrim, tek tek incelendiğinde, ileri görüşlü,
çok başka şuursal alana, yüksek bilince sahip olduğu için,
Işık kodlayıcısı, medeniyet tohumlayıcısı, bilgi taşıyıcısıdır.
Atatürk sadece bir kişi değildir.
Bu topraklara görev akdiyle gelmiştir.
Varlığı ve devrimleri ile toplumsal bilinci değiştirmiştir olup,
Özgürlük ve tam bağımsızlık bilincini mayalamıştır.
Anadolu çok özel bir yer, Anadolu düşerse tüm insanlık düşer.
Her ne kadar, birileri Atatürk’e saldırsa da, ışığının, yüksek
olduğunu, zarafetinin, asaletinin, yüceliğini bilir.
Yaptığı her reformun, söylediği her cümlenin,
ne kadar önemli olduğunu bilirler.
Kendilerini tutamazlar, Atatürk’e yine de saldırırlar.
Bilmelidirler ki O, yok edilemez bir frekanstır.
Bedeni burada olmasa da, ruhu Anadolu’da ve Dünya’dadır.
İnanılmaz devrimleri kısa sürede yapmış,
Kadınlarımızın özgürleşmesi, seçme ve seçilme hakkını
kullanmasını, toplumların özgürleşmesinin fitilini ateşlemiştir.
Şimdi ise Atatürk’e, sosyal medyadan acımasızca saldırıyorlar.
Beyinleri yıkanmış tipler onlar.
Bakın Atatürk;
‘Bir zamanlar gelir, beni unutmak veya unutturmak isteyen,
gayretler belirebilir.
Fakat ektiğim tohumlar o kadar özlü ve kuvvetlidirler ki bu fikirler,
Hint’ten, Mısır’dan döner dolaşır gene gelir, verimli sonuçları
kalpleri doldurur’ demişti.
Endonezya Cumhurbaşkanı P. Subianto,
Yakında ülkemize ziyarete geldi, TBMM’de bir konuşma yaptı.
‘Gençken, Benim kahramanım, Benim idolüm,
Mustafa Kemal Atatürk’tü’ diye konuştu.
Atatürk ile kendisini kıyaslayanlar, O’nun varlığını alaşağı
Yapmak isteyen bir avuç, Atatürk düşmanı da TBMM’de dinlediler.
Endonezya Cumhurbaşkanı P. Subianto, neden mi Atatürk hayranıydı?
Çünkü
Atatürk, sadece Türk milletinin değil, aynı zamanda ezilen, sömürülen
ve köleleştirilen, tüm mazlum milletlerin, özgürlük ve bağımsızlık sembolü
olduğu için.
Kurtuluş Savaşı sonrasında Atatürk, mazlumların dünyasında
tartışmasız, en büyük kahramanı, en büyük rol modelidir.
Endonezya Cumhurbaşkanı Subianto’nun, Atatürk hayranlığına değil,
Türkiye’deki bazı vekillerin, kişilerin, zümrelerin, Atatürk düşmanlığına
şaşırmak gerekiyor.
Endonezya Cumhurbaşkanı Subianto, TBMM kürsüsünden büyük bir
hayranlıkla, Atatürk’ü anlatırken, Onu dinleyenler arasında, Atatürk karşıtı
bazı vekillerin olması, ne kadar utanılacak bir durumdur.
Asıl üzücü olan ise, Dünyanın bir ucundan kalkıp, Ülkemize gelen
Cumhurbaşkanı, Mustafa Kemal’e hayranlığını, olağanüstü bir duygu ve gururla
anlatarak, Atatürk’ü ülkesinde, gerçek vatanseverlere yüksek onur yaşatmıştır.
Bizim içimizde olup da, Mustafa Kemal’e düşman olanlara inat,
Atatürk’ün kurduğu laik Cumhuriyeti, İlelebet yaşatacağız.
Şimdilerde durum vahim. Emperyal vesayet altındayız.
Sessiz bir değişim olmuş ki, şunu da yeni bir anayasa ile taçlandırmak istiyorlar.
Hazırlanan yeni anayasada, Türklük kavramının olmayacağı, milliyetçiliğe yer
verilmeyeceği, uluslararası sözleşmelere uyulacağı, egemenliğin uluslararası
kuruluşlarla paylaşılacağı, Uluslararası hukuka uyulacağı, yerel yönetimlerde,
özerklik şartının yerine getirileceği belirtiliyor.
Yoldaki yeni anayasa ile Atatürk’ün Tam bağımsız Türkiye’si kayarken,
‘’Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’’ ile bizi ağır ağır;
Türkiyelilik, Yeni Türkiye,
Federasyon, Kölelik,
Ana dilde eğitim,
verilmiş toprak,
Bölünmüş vatan gibi zehirlere alıştırıyorlar.
Onlar bunları isteyebilirler, ama bilmedikleri bir şey var,
Anadolu’nun ve Türk halkının irşatları var. Bir şekilde korunuyorlar
28 dönemde yeni anayasa yapmaları çok zor.
Biri cevap versin!
Egemenliğin uluslararası kuruluşlarla paylaşılması,
Ne demektir?
Hiç Allah’a sorgu-sual olur mu?
Fakat Allah’ın kitabında ‘ancak akıl sahipleri bunları hakkıyla düşünür’ diyor!
Bir akıl sahibi insan olarak düşünmek o zaman hakkım değil mi?
İyi niyetle düşündüklerimi ifade etmekle Allah’a isyan etmiş olmam değil mi?
Çalışan da bir, çalışmayan da! Bilen de bir, bilmeyen de!
Bilgili olan hakir! Bir tarafta sinip kalmış! Bilmeyenler konuşup duruyor!
İsminin başındaki unvanı ona cesaret veriyor! Konuştukça konuşuyor!
“Meyve veren ağaç taşlanır…” misali. Kıskançlık, çekememezlik, hasetlik!
Destek olmak yok, köstek olmak var!. Takdir yok!
Layık olanı onurlandırmak yok!
Bezdirme, yıldırma, şevk ve heyecanını söndürme!…
Psikolojik terör, psikolojik yıldırma… Hepsi fazlasıyla mevcut!…
Yalan, yanlış, taraflı tarafsız her şey!. Bakıp görmemeler!…
Dürüstlükten uzak! Onur, şeref ve haysiyetten uzak!
Ve görüyoruz ki, prof olmak, doktor olmak velhasıl akademisyen olmak
çok kolaymış ta biz bilemedik yıllarca dirsek çürüttük bas parayı,
ol partiye üye ve al istediğin makamı mevkii…
Bunları uzun uzun yazdım tekrar burada değinmeyeceğim..
Ve;
Bir cennet ülkede yaşıyoruz ama sanki cehennemdeyiz.
Güneyimiz kuzeyimiz ateş çemberi içindeyken, yetmezmiş gibi cennet yurdumun
ormanları da ateş aldı.
Her yıl yaz aylarında yaşarız bu orman yangınlarını ve hep “hazırlıksız yakalandık”
nutukları dinleriz.
Hani yaşadığımız coğrafya kaderimiz ya!
Daha önce bir yazımda yine söylemiştim; Ben artık duyduklarıma inanmıyorum.
Gördüklerimin de yarısına inanmayı öğrendim.
Kritik kargaşa günlerinde ve her seçim öncesi, Gabar’da petrol
bulunduğunu ve yeni bulunan bu petrolün çok kaliteli olduğunu söylerler.
Çok sürmez, bir bakarsınız petrol ürünlerine zam gelir.
Ayni sıralarda Karadeniz’de doğalgaz bulunduğunu söylerler.
Yine çok sürmez, ardından doğalgaza zam gelir. Bu defa öyle olmadı.
Nasıl oldu? Karadeniz’de doğalgaz bulunduğu açıklanmadan,
doğalgaza % 24.6 zam geldi. Hayrola diye soran var mı? Yok.
Hani biz doğalgaz bulmuştuk, o gaz ne oldu diye soran var mı?
Vallahi o da yok. Kimse korkudan soramıyor olabilir mi? Korkulacak ne kaldı ki?
Cumhur, artık şafak operasyonlarından da korkmuyor.
Enflasyon açıklandıktan sonra gelecek zamlardan bile korkmuyor. Çünkü alıştırıldı.
Seçilerek yerel iktidara gelenler, terörist gibi, uyuşturucu baronu gibi şafak
operasyonlarıyla gözaltına alınıyorlar. Tümü de muhalefet partilerinden.
İktidar partisinden bir tane yok.
Hani inşaat sektörümüz çok ama çok çok gelişti ya! Yakında yeni yeni hapishanelerin
temelleri atılabilir. İnşaatçılıkta bayağı ustalaştık.
Hiç olmazsa tutuklananlar içerde biraz rahat ederler.
Zaten işimiz başımızdan aşkın. Şimdilerde biz “terörsüz Türkiye” ile meşgulüz.
23 yıldır iktidarda olanların aklına, “terörsüz Türkiye” daha yeni geldi.
Ve DEM partinin komisyondaki ilk talepleri:
‘Terörsüz Türkiye’ dediler daha ilk günden Öcalan’a Umut hakkı istediler!
Evet, yanlış duymadınız. Daha komisyonun çayı soğumadan, terörist başının adı geçti!
Ne diyorlar biliyor musunuz? ‘Öcalan sürecin sağlıklı yürümesi için çaba gösteriyor!’
Belli ki bunun adı teröre meşruiyet masası!
Efendiler! Türk Milleti’nin masasında ne Öcalan olur, ne pazarlık!
Bakın ilk etaptaki istek ve taleplerine;
*Türk Milleti tanımı yerine Anayasada ırklar ayrı ayrı belirtilsin!
*Kürt ırkına özerklik verilsin!
*Ankara’dan “kürdistana” vali atanması sona ersin!
*Kürtlerin ayrı ordusu olsun!
*”Kürdistan’ın” ayrı içişleri ve dışişleri bakanlığı olsun!
DEM Partisi komisyonda neyi ilan etti biliyor musunuz?
Devlet içinde devlet kurduklarını!
Ülkenin ortasında Ankara’dan atanmış valiyi istemiyorlar artık,
kendi valilerini, kendi ordularını, kendi içişlerini, kendi dışişlerini istiyorlar!
Bu, siyasi taleplerin değil, bir isyan bildirgesinin ilanıdır!
Bu, Anayasa masasında toprak pazarlığı yapmaktır!
Bu, Meclis çatısı altında yeni bir SEVR anlaşması yazmaktır!
DİYORLAR Kİ:
*Türk milleti tanımı kalksın!
– Kimliksiz, kimliksizliğe razı bir halk yaratmak istiyorlar.
*Irklar ayrı ayrı tanımlansın!
– Etnik devletçikler, federal parçalar, aşiret bölgeleri istiyorlar.
*Kürdistan’a vali atamayın!
– Türkiye Cumhuriyeti’nin egemenliğini tanımıyorlar.
*Kürt ordusu olsun!
– Teröristlerin meşrulaştırılmış silahlı gücünü
anayasal hale getirmek istiyorlar!
*Kürdistan’ın iç-dış işleri ayrı olsun!
– Açıkça devletten kopmak, kendi devletlerini kurmak istiyorlar!
Bu bir talep değil, tehdit ve meydan okumadır!
Bu bir müzakere değil, yeni bir bölünme planıdır!
Bu bir siyasi hamle değil, devletin kalbine saplanan hançerdir!
Komisyon değil, ihaneti “meşrulaştırma masası” dır bu!
Bugün bu talepler kabul edilirse, yarın Diyarbakır’da BM gözetiminde
referandum, ertesi gün Ankara’da “Kürdistan Büyükelçiliği” açılır!
Artık “demokrasi” bahanesiyle bölücülüğü kutsayanlara dur demeliyiz!
Artık “barış” palavralarıyla askerimizi, polisimizi hedefe koyanlara dur demeliyiz!
Artık “kardeşlik” deyip Türk milletini anayasasız, kimliksiz,
devletsiz bırakmak isteyenlere dur demeliyiz!
Bu topraklarda tek millet vardır: Atatürk’ün tarif ettiği, TÜRK MİLLETİ!
Bu vatanda tek devlet vardır: TÜRKİYE CUMHURİYETİ!
Bayrağımız birdir, ordumuz birdir, yasamız birdir, istikbalimiz birdir!
Ne özerklik, ne federasyon, ne ayrı ordu!
Bu millet üniter yapısını son neferine kadar savunacaktır!
Hiç kimse “Kürdistan” masalıyla bu topraklarda yeni bir uydu devlet kuramayacak!
TBMM’de, o masa etrafında bu talepleri not alan herkes; ihanete ortak olmuştur!
SON SÖZ MİLLETİNDİR!
Türk Milleti bu oyunu bozacaktır.
Sevr’i yırtıp atan ecdadın torunları, bugün aynı kararlılıkla ayağa kalkacaktır!
Ya İstiklal, ya İzmihlal!
Bana sorarsanız;
DEM, Kürt halkının temsilcisi değildir.
DEM, PKK terör örgütünün borazanıdır.
Türkiye’de Kürt sorunu yoktur; sorun yaratan ikiyüzlü siyasetçiler vardır..
Zaten bu sürecin gündeme getirilmesi, AKP nin ve MHP nin kan kaybetmeleri..
Erdoğan’ın normal bir seçimde kaybedip ANAP gibi siyasi tarihten silinme korkusu..
Bütün bunları göze alamadığı için otokrat bir rejim inşa etmeye çalışması, bunun da
Tek çıkar yol olarak görmesi, bu bakımdan Türk, Arap, Kürt ümmetçilik kavramıyla
Kitleleri bir araya getirip ömür boyu başkanlığı sağlama alması çabaları devam ediyor.
Tabi bu arada, kamuoyuna yansıtmadıkları aflarla, ömür boyu ceza almış binlerce
terörist sessizce ve sonunda davul, zurna ve halaylar eşliğinde serbest bırakıldılar.
Ve son dakika MHP GB Yrd. Fethi Yıldız’ın açıklaması sürece darbe vurur mu?
‘’Kırmızıçizgimiz: Anayasanın ilk dört maddesi, 42. ve 66. madde değişmeyecek’’ dedi..
İzleyip göreceğiz.. Velhasıl; Tuz koktu tuz.
Bilmem haberiniz var mı?… Vesselam…
Hoşça kalın, Dostça kalın, Sağlıklı kalın
Ramazan Yazar
Emekli Teknik Öğretmen

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok
YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.