SENARYO, SENARYOLAR VE KİMLİK SİYASETİ!
Yakın gelecekte Türkiye’yi ne bekliyor?
İnsanlar önlerini görmek ve buna göre plan yapmak istiyorlar.
Gidişat; Erdoğan’ın bir ezber içinde olduğu görülüyor.
Yani Mehmet şimşekle birlikte muslukları sıkıp insanlardan çok vergi
toplayıp hazinedeki oranları kısmen düzeltip seçim sattı mahalline
girdiğinde Şimşek i kovup tek suçlu olarak onu gösterip,
alttan alttan manşetlere bu yolu zaten yapıyorlar.
Muhtemelen eski o konuşmayı beceremeyen ekonomi
bakanını tekrar göreve getirip asgari ücreti ikiye katlayıp,
emekliye % 30-%40 belki de %50 zam yapıp insanların
başını döndürüp tekrar seçim kazanmak isteyecekleri
bir plan içinde oldukları varsayılıyor.
Bu tekrar çalışır mı? Çalışabilir.
Şu andaki oranlara bakıldığında, Erdoğan şu rezil ekonomi
dökülen kurumlar, dolandırıcılar, havada uçuşan E-diploma
skandallarına rağmen % 40 ları çok rahat bir şekilde aşabiliyor.
Yani 43 leri gören anketler var.
Bu şu anlama geliyor. % 7 lik gibi bir puana ihtiyacı var.
Bunu elindeki güç enstrümanlarını kullanarak tekrar
alabileceğine inanıyor Erdoğan.
Hangi şartlar altında?
Karşısında Mansur Yavaş veya İmamoğlu’nun olmadığı şartlar altında.
Yani şu söylenebilir, İmamoğlu içeriden çıkamayacak.
Siyasi yasaklı haline getirilecek.
Mansur Yavaş seçime katılmayacak ya da katılamayacak
hale getirilecek.
Erdoğan geride kim kalıyor Özgür Özel.
Özgür Özeli yenebilir miyim diye bir bakacak.
Özgür Özeli de yenemiyorsa şayet mecliste hakkında
dokunulmazlık dosyası var.
Onu hızlandırıp onu da oyun dışında bırakıp tamamen
isimsiz bir adayla yarışmayı tercih edebilir.
Yani rakiplerini kendi belirlediği, yarış şartlarını kendi belirlediği,
rakibin elini kolunu bağlamayı bırakın budadığı bir seçime hazırlanıyor.
Yakın gelecek bundan ibaret. Çok ümitli olmak zor.
Şundan dolayı Erdoğan’ın elindeki güce bakıldığında ve
hâlihazırdaki oy oranlarına göz atıldığı zaman.
Peki, YSK ve seçim sonuçları güvenli olabilir mi?
E-devlete sızıldığı, oralarda bu kadar cirit atıldığı ve bunu küçücük
bir çetenin yaptığı bir ülkede kamu gücüyle ya da parti gücüyle
kurulan hackerler, farklı çeteler neler yapıyorlardır?
Nerelerde hangi atları oynatıyorlardır?
Bu konuda karışık, zira CHP sinin kurduğu alternatif seçim
sonuçlarını listeleme ve hesaplama sistemini de bu
adamların alt üst etme ihtimalinden endişe duyuluyor.
Yani YSK nın sonuçlarıyla CHP sinin dijital sonuçlarını
aynı açıklatacak hamleler yapacakları bile endişe yaratıyor.
Zira kurumsal olarak CHP maalesef bu açıdan çok fazla güven vermiyor.
Ama umut kırıp sandıktan da ümidi kesecek nokta olmamalı kitlelerde.
CHP sinin kitlelere işlemesi gereken hangi tehditle karşı karşıya
olunduğunu ve bir sonra ki seçimde ne olursa olsun muhalefetin
adayının kazanmak zorunda olduğu gerçeğinin işlenmesi gerekiyor.
Evet, adalet siyasallaştığı zaman zaten vicdansızlaşır.
Yani karşıda vicdanla ilgili bir terazi yok.
Tamamen siyasi hesaplar üzerinden kurgulanmış bir terazi var.
Artık bunu itiraf ediyorlar.
Ne demişti savcı İmamoğlu’na.
Sizde iktidara gelirseniz bizi yargılarsınız.
Yani bunlarda kul hakkı, adalet, evrensel değerler, erdemli,
onurlu insan vs gibi bir kavran yok.
Bunların inandığı tek bir kavram var güç.
Ama tarihte son bulmayan kâbus yok.
Erdoğan çok çok genç bir yaşta siyasetin zirvesine çıktı.
Bu kâbusun bu kadar uzun sürmesinin sebebi bu.
Çok genç yaşta bir yıldız oldu.
Siyaset sahnesini sarstı ve bundan dolayı kâbus bu kadar uzun sürüyor.
Yani Erdoğan ilerlemiş yaşına rağmen geri adım atmak şöyle
dursun kendisinden sonraki rejimi inşa etmeye çalışıyor.
Bakın Avrupa diyor ki, Türkiye ve Erdoğan ne yaparsa
yapsın bizim eleştireceğimiz sınırlar var.
Erdoğan o sınırları biliyor, o sınırı aşmıyor.
Bizde haddimizi biliyoruz.
Zira Türkiye’nin jeopolitik öneminden dolayı hem Erdoğan’a
muhtacız hem de ilişki içinde kalma zorunluluğumuz var.
Hesapları buna göre yapın.
Hiç kimse gelip sizleri kurtarmayacak.
Demokrasi için tarihi bir mücadele vereceksiniz ve yepyeni
demokrat ve modern bir rejim inşa edeceksiniz.
Bakın komisyon işinde CHP sinde bir kredi tanınması gerekiyor.
Birinci parti konumuna gelmiş, orada az temsil ediliyor vs,
komisyon vermeyecek kararı siz vereceksiniz.
Ve;
Nicedir şu memleket, millet, devlet, öyle bir noktaya sürüklendi ki;
sanki ne önceye aitlik var, ne bugün var, ne de yarın var gibi.
Sanki bizi hiç umursamadan akıp gitmekte zamanlar!..
Sanki dünsüz, bu günsüz, yarınsız; köksüz ve zamansız bir sürükleniş var!
Yazılarımla, emekli olduktan sonra, olaylara tarihe tanıklık etmekteyim.
Fakat bugünlerde öylesine bıçak sırtı bir yerindeyiz ki zamanın; yazarken de
hasar vermemek için kendimize ve çevreye, birçok dengeyi hesap etmekteyiz.
Bakın ne duruma gelindi, ömrünü uzatmak isteyen iktidar ile ülkenin,
milletin bugün getirildiği en “tehlikeli” yeri, “kimlikçi siyaseti!”
Türkiye’de Arap etnik konusu ya da sorunu mu vardı ki?
Nereden çıktı bu? Kimlikçi siyasetin.
Bu siyaset, ulusal birlik, bütünlüğümüzü tahrip edecektir.
İktidarın, sırf gitmemek için, ülkeye, millete yaptığı en büyük kötülük
“kimlikçi siyaseti” durmadan kaşımak, kaşımak ve yaygınlaştırmak oldu.
Bunda ne yazık ki başarılı da oldu.
Büyük kurtarıcı, Atatürk, ta en başında, milletin-ulusun tarifini yaparken
“Türkiye Cumhuriyetini kuran, Türkiye halkıdır.” demedi mi?
Milletin tarifini yaparken, nasıl da ince eleyip sık dokumuş, geleceği de
dünden okumuş büyük kurtaran, kuran?
Ulusal bütünlüğe karşı her zaman kaşınabilecek olan o her türden siyasal
“kimlikçiliğin” yerine “yurtseverliği ” koymuş.
Komşularımız da olan Ortadoğu ülkelerinin hali nicedir ortada!
Şu “kimlikçi siyasetlerle her biri paramparça.
En acı örneği Irak’ta, Yemen’de, Lübnan’da Libya’da, Suriye’de…
Şimdi de Türkiye kaşınmakta.
Suriye’nin getirildiği vahim nokta ise ortada.
Kan, gözyaşı, acı üstüne acı; insanlık çığlık çığlığa…
Emperyalizmin yerli ama milli olmayan, bölgesel gerici işbirlikçi
güçleriyle, buralarda yürütülen vahşi siyasetlerin, varmış gibi olan kimlikçi
sözde siyasi partilerin, siyasi grupların hepsi, her birisi, tam bir “kimlikçi.”
Çoğu da işbirlikçi.
Ya dinci siyaset ya mezhepçi siyaset ya etnikçi ya da feodal bölgeci…
Ya Arapçı ya Türkmenci ya da Kürtçü kimlikçi siyasi parti!
Ya İslamcı, Hristiyan ya da Musevi kimlikçi siyasi parti.
Biri Sünnilerin partisi, diğeri Şiilerin, Alevilerin vb mezheplerin kimlikçi partisi!
Tam da emperyalizmin istediği gibi.
Bir ülke, bir toplum önce ya etnik, ya dinsel, mezhepçi ya da
feodal gelenekçi olarak bölünüp, parçalanıp ayrıştırılır.
Siyasete de tam buna göre şekil aldırtılır!
Ülkenin yeraltı, yer üstü coğrafyası, toprağı, varlığı, nüfusu da
bu bölünmeye uygun konuşlandırılır!
Arada bir sözde de “seçimler” yapılır olsa da, sonuçta yine herkes
yine kendi yerinde kalmakta.
Partiler ve seçim, iktidar değişikliği için filan değil, tekçi rejimlerin
sürmesi adına, birer garnitür olarak kullanılmakta.
Tabi ki Şiiler Şii partisine, Sünniler de Sünni partisine; Kürtler Kürt partisine,
Araplar Arap partisine, Dürziler Dürzi partisine, Türkmenler de kendine oy vermekte!
Kaç seçim yapılırsa yapılsın, her kesimin nüfusu neyse, her birinin aldığı
oyu da buna göre şekillenmekte. İçten içe diş bilenmekte.
Kimse diğerinin partisine oy vermeyeceğine, vermediğine göre,
seçimlere de bir anlam verilmemekte?.
Mevcut ayrılıkları daha da derinleştirip, bilemekte ve güncellemekte!
Her kimlikçi siyaset, kendininkini diğerleri karşısında iyice kemikleştirip kümelemekte!
Koşullar her ne olursa olsun, bu kimlikçi partilerin birinden diğerine oy geçişleri
mümkün olmadığına ve olmayacağına göre, çatışma ya da bölünme
potansiyeli her an harekete geçirilebilmekte.
Giderek de “artık madem böyle, en iyisi, bölünmeli” deme noktasına gelinmekte.
Topluma “İyisi mi bölünelim bari” dedirtilmekte!
Her kesimin nüfusu neyse; herhangi bir seçimde de alacağı oyu, değişmemekte;
sonuç zaten önceden bilinmekte ve da kaçınılmaz bölünmeyi getirmekte.
Emperyalizm de zaten böyle istemekte ve iç çatışmayı körüklemekte!
İşte “kimlikçi siyasetin” sonucu, bölünmüş bir Irak ya da Suriye…
Örnekler en yakınımızdaki komşularımızdan; lakin insan konduramıyor;
insanın dili varmıyor elbet kendisi için olabilecekleri söylemeye…
İşte bu gerçeklerin ışığında görmeli, düşünmeli;
Cumhuriyetin ulusal kazanımlarını, kuruluş ayarlarını var gücümüzle yeniden diriltmeli.
Siyasal zemin, ne inanç ne mezhep, ne din-diyanet; ne de etnik aidiyet
üzerinden asla yürütülmemeli.
Yürütülmesi de hiçbir yerde, hiçbir nedenle görmezden gelinmemeli, hoş
görülmemeli; en küçük bir prim de verilmemeli.
“Kimlikçi siyaset” böler, ayrıştırır, çatıştırır.
Toplumsal barışı ve dayanışmayı ortadan kaldırır.
Ülkemizin birliği, barışı ve refahı, demokrasi ve özgür basını, hukuku, adaletli
gelir dağılımı için özgürlükçü demokrasi, çağdaş cumhuriyet için emek verilmeli.
Başta iktidar olmak üzere, bu yolda kimlikçi siyaseti kaşıyanlara artık yüz verilmemeli.
Huzur için en hayırlısı demokratik “halkçı toplumcu, adaletli, demokratik” siyaset.
Amaaa, en tehlikelisi, “kimlikçi siyaset”, nokta. araştırma- derleme- Vesselam…
Hoşça kalın, Dostça kalın, Sağlıklı kalın
Ramazan Yazar
Emekli Teknik Öğretmen
