RAMAZAN YAZAR DAN Ortadoğu’da Kıyamet ve Bizde Çözülme Süreci! « Kırşehir Anadolu Haber

RAMAZAN YAZAR DAN Ortadoğu’da Kıyamet ve Bizde Çözülme Süreci!

Bu haber 18 Haziran 2025 - 20:46 'de eklendi ve 771 views kez görüntülendi.
Ortadoğu’da Kıyamet ve Bizde Çözülme Süreci!
Tv ler bazen ortalığı bilerek veya bilmeyerek geriyorlar
Hani eskiler bilir radyolarda arkası yarınlar vardı ya..
Arkası yarınları izliyoruz Tabi konu BOP arkası yarın..
İsrail’in son saldırısıyla birlikte İran’ın yıllardır kaçınılmaz
olan çöküşü açık bir biçimde ortaya serildi.
Bunu görmek için kâhin olmaya gerek yoktu.
Nüfusları, ekonomik yapıları, ideolojik yönelimleri ve küresel
sistemle ilişkileri incelendiğinde zaten taşlar çoktan dizilmişti.
İran, tüm uyarılara rağmen mezhepçi bir kabuğa sıkışmayı seçti.
Bu tercih yalnızca ülkeyi değil, bölgeyi de ağır bedellere sürükledi.
İsrail’in nüfusu 9 milyon civarında.
Ekonomisi 500 milyar dolara yaklaşıyor.
Ama bu büyüklük, petrol ya da doğalgazdan değil; yüksek teknoloji,
savunma sanayii, yazılım ve inovasyon temelli bir modelden besleniyor.
İsrail, kendine ait bir akıl geliştirdi.
Bir “start-up” devleti oldu.
Arkasında ABD gibi dünyanın en büyük askeri ve
finansal gücüyle, mutlak bir stratejik ortaklık kurdu.
Bu ittifak, sadece askeri değil, diplomatik ve istihbarı destekle de perçinlendi.
İran ise 90 milyonluk nüfusa sahip.
Ekonomisi yine 500 milyar dolar bandında.
Ama bu ekonomi, büyük ölçüde petrole bağımlı.
Üretim yok, teknoloji zayıf, yazılım sanayii neredeyse hiç yok.
Gelirin kaynağı, toprağın altındaki doğal kaynaklar.
Yani dışa bağımlı bir zenginlik.
Üstüne bir de on yıllardır süren ambargo ve yaptırımlar eklenince, İran içe kapandı.
Din merkezli siyasal sistem, halkın dinamizmini ve yaratıcılığını bastırdı.
Bu tablonun sonucunda, İsrail İran’a bir operasyon düzenlediğinde,
hedefler nokta atışıyla vurulabiliyor.
Komutanlarının yatak odasına kadar sızılabiliyor.
Ülkenin hava savunma sistemleri, istihbarat ağları ve askeri planları iflas ediyor.
Çünkü İran, 1980’lerin başında kurduğu teokratik devlet modelini sorgulamadı.
Zamanı durdurdu.
Mezhepçilikle halkı bastırdı.
Kadınları, gençleri, düşünceyi zincire vurdu.
Rejim, halkı için değil; kendini korumak için çalıştı.
Bedelini halk ödedi.
Ancak halk yok olmadı.
Yok olmayacak da. İran halkı, binlerce yıllık uygarlığın taşıyıcısıdır.
Ancak artık özgür iradesiyle değil, büyük güçlerin denetimi altında yaşayacak.
ABD ve İsrail’in kurguladığı sistem içinde, yeni bir dengeye zorlanacak.
Bu tablo bir dram değil, bir uyarıdır.
Çünkü aynı film şimdi Türkiye için hazırlanıyor.
Farklı versiyonuyla ama aynı senaristler tarafından.
Türkiye, son 20 yılda siyasal İslamcıların ve milliyetçi muktedirlerin
elinde adım adım Ortadoğulaştırıldı..
AKP, devleti bir parti aygıtına dönüştürdü.
MHP, bu yapıya güvenlikçi meşruiyet sağladı.
DEM Parti ise muhalefetin içinden işlevsizleştirilmesine yardım etti.
Ortada gerçek bir muhalefet kalmadı.
Parlamenter sistem dağıldı.
Yargı siyasallaştı.
Medya teslim alındı.
Ekonomi, ranta ve inşaata gömüldü.
Bilim ve teknoloji, üniversiteler, düşünce üretimi sistem dışı bırakıldı.
Oysa Türkiye’nin potansiyeli İran’dan çok daha yüksek.
Genç nüfus oranı büyük.
Sanayisi çeşitlenmiş.
Eğitimli insan gücü hâlâ azımsanmayacak düzeyde.
Ancak bu potansiyel, politik körlük ve ideolojik tutsaklıkla boğuluyor.
Tıpkı İran gibi, biz de her gün daha fazla dışa bağımlı hale geliyoruz.
Savunma sanayii adı altında reklam yapılan projeler, yerli üretim değil.
Montaj ve dış lisansla yapılan işler.
Ekonomide üretim yok, dış borç var.
2025 itibarıyla Türkiye, 500 milyar dolara yaklaşan borçla dünyanın
en riskli ekonomileri arasında.
İran’a saldırı gelirken herkes bunu öngörüyordu.
Ama İran rejimi, kibirle ve mutlak doğrularla hareket etti.
“Bize bir şey olmaz” dedi.
“Allah bizimle” dedi.
“Batı çökecek” dedi.
Ama çöken kendisi oldu.
Aynı mantıkla Türkiye de “yerli ve milli” sloganlarıyla göz boyamaya devam ediyor.
Ama ortada ne milli bir ekonomi kaldı, ne yerli bir eğitim sistemi,
ne de özgür bir toplum.
Bundan sonrası açık:
Eğer bu gidişat durdurulmazsa, Türkiye de dışarıdan müdahaleye açık,
içinden çürümüş, kendi halkına yabancılaşmış bir ülkeye dönüşecek.
Suriye’nin parçalanması, Irak’ın bölünmesi, İran’ın teslim alınması…
Hepsi sırayla gerçekleşti.
Bu zincirin son halkası Türkiye olabilir.
Ancak hâlâ zaman var.
Hâlâ toplumun uyanma ihtimali var.
Gençler, kadınlar, işçiler, bilim insanları, sanatçılar…
Toplumun taşıyıcı kolonları henüz tamamen yıkılmadı.
Ama bu yapı daha fazla darbeye dayanamaz.
Demokrasiye, laikliğe, hukuk devletine dönüş olmazsa,
Türkiye de bir gün sabah kalktığında, “artık çok geç” olduğunu görecek.
Görünen Köy uzak değil.
Hatta artık köy bile değil; gözümüzün önünde kurulan koca bir şehir.
Yolu belli, tabelaları asılmış, oyuncuları sahnede BOP oynanıyor..
Sadece gözümüzü açmamız ve bu senaryoya “dur” dememiz gerekiyor.
Yoksa biz de İran gibi kendi halkımızı, kendi aklımızı ve kendi
geleceğimizi kaybedeceğiz.
Tabi ki açılım, çözülme süreci. Vesaire…
“Yeni açılım, çözüm süreci, terörsüz Türkiye” gibi isimlerle ülkemizdeki
insanlara şirin gözükmek için yapılanlar, tam bir kandırmacadır.
Tv deki tüm yorumcular ve medyadaki kalemşorlar, görevleri gereği
“PKK terör örgütü bitiyor” diye propaganda yapmaktadırlar.
Ancak şunu unutmamak gerekir;
PKK terör örgütünü kuran ABD istemezse, PKK terör örgütü bitirilemez.
27 Şubat Perşembe günü yapılan görüşmede PKK terör örgütünün başı
“Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı” adlı açıklamasında
“PKK silah bırakmalı ve kendini feshetmelidir” demişti.
Bunun üzerine 5-7 Mayıs tarihleri arasında PKK terör örgütü 12. kongresini yaptı.
Yapılan açıklamada “Yurtsever halkımızı ve demokratik dostlarımızı her alanda
kahraman şehitlerimizi anmaya ve Önder Apo’nun fiziki özgürlüğü için
mücadeleyi daha da yükseltmeye çağırıyoruz” denildi.
PKK terör örgütünün önümüzdeki günlerde kararlarını açıklayacağı bekleniyor.
Bu kongrenin ardından, DEM Parti’den sekiz maddelik bir açıklama yapıldı.
“PKK’nin tarihi kongre kararlarıyla birlikte elli yıllık çatışmadan
barış ufkuna bir adım daha yaklaşmış oluyoruz.
Onurlu bir barış ve demokratik çözüm yolunda yeni bir sayfa açılıyor”
denilen açıklamada,
“bu sürecin gelişmesinde tarihi bir sorumluluk üstlenen Sayın Abdullah Öcalan’a;
barışın bedelini canlarıyla, evlatlarıyla, gözyaşlarıyla ödeyen Türkiye halklarına;
çözüm iradesine destek sunan Sayın Devlet Bahçeli’ye ve bu iradeye sahip çıkan
Cumhurbaşkanı Sayın Erdoğan’a ve sürece olumlu yaklaşan ana muhalefet lideri
Sayın Özgür Özel olmak üzere tüm muhalefet liderlerine
teşekkürlerimizi sunuyoruz” denildi.
PKK terör örgütünün yaptığı kongrenin ardından Diyarbakır’da DEM Parti
ve Demokratik Bölgeler Partisi öncülüğünde 301 kuruluş bir araya gelerek
yaptıkları toplantıda ilan edilen “Demokratik Birlik İnisiyatifi”nin kararlarını
Kürtçe afiş eşliğinde kamuoyuna duyurdu.
Anadilde eğitim, özerklik gibi isteklerin yanında Kürt sorununu özgürlük,
demokrasi ve statü sorunu olarak değerlendirerek, çözümün, yasal ve
anayasal düzenlemeler ile yerel demokrasinin güçlendirilmesiyle mümkün
olacağını savunan bildirilerini açıkladılar.
Kürt sorunu nedir diye sorulsa, eveleyip gevelemekten başka bir şey
söyleyemeyenler, ağalıktan, feodaliteden hiç söz etmezler.
Eşit yurttaşlık diyenler, kaymak tabaka olarak yaşamlarını sürdürürken,
yoksul halkın sıkıntılarını görmemektedirler.
Egemen bir devlet, terör örgütüyle pazarlık yapmaz, zaten terörle
mücadele edilir, müzakere edilmez.
PKK, terör örgütüdür ve güvenilmez.
Ülkemizi terör örgütüyle pazarlık masasına oturtanları iyi tanımak gerekiyor.
Terör örgütü adına yapılan açıklamalarda hep aynı kişilere teşekkür
edilmesi, gelinen durumu gözler önüne sermektedir.
Bütün bunlar yaşanırken, PKK terör örgütünün silah bırakma
kararı açıklayacağı beklenmektedir.
Ancak silahların Türkiye’ye teslim edilmeyerek; Barzani ve Talabani’nin
askerlerine bırakılması gündemdedir.
Çünkü bu silahların hangi eylemlerde kullanıldığının araştırılması istenmiyor.
PKK terör örgütünün Suriye’deki uzantısı YPG, Türkiye tarafından
artık terör örgütü olarak görülmemektedir.
Cezaevlerinde bulunan yaklaşık 7000 PKK terör örgütü üyesine de af
çıkarılması gündeme getirilecektir getirildi tahliyeler bir şekilde başladı.
Bize iki milletli bir toplum dayatılmaktadır; anadilde eğitim ve özerk
bölgeler oluşturulmak istenmektedir.
Siyasi iktidar ülkemize barış getirmenin siyasi rantını devşirirken,
bu pazarlığın arka planı milletten saklanmaktadır.
Çünkü ortada bir plan ve pazarlık olduğu bellidir ama
karşılığında neler verileceği belli değildir.
Bu çözüm süreci değil, Türkiye’nin çözülme sürecidir.
Çünkü yapılacak anayasa değişiklikleriyle laiklik karşıtlarının, alt kimliklerin,
mezheplerin, tarikat ve cemaatlerin devlet düzeninin içine yerleştirilmesi sağlanacaktır.
Bu arada bir araştırma şirketinin Mart 2025 tarihli anket sonuçlarına göre açılıma
destek verenlerin oranı %24, karşı olanların oranı %68, fikri olmayan ya da
yanıt vermeyenlerin oranı ise %8 olarak açıklandı.
Siyasi partilerin seçmenlerinden açılıma karşı çıkanların oranları ise şöyleymiş:
AKP %58, CHP %83, MHP %57, İYİ Parti %95, DEM Parti %19, diğer partiler %90.
Duygusallığı ve hayalciliği bırakarak, gerçekleri görmekten vazgeçmememiz
gereken günleri yaşamaktayız. Duygularımızı ve aklımızı laik cumhuriyetimize ve
bölünmez bütünlüğümüze sahip çıkmak için kullanmak gerektiğini unutmamalıyız.
Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğinde 102 yıl önce emperyalizme karşı
kazanılan ulusal bağımsızlık savaşı sonunda kurulan Türkiye Cumhuriyeti,
102 yıl sonra laik cumhuriyeti bölmek amacıyla kurulmuş bir terör örgütünün,
bebek katili terörist başının ağzına bakmak durumunda bırakılmıştır.
Emperyalizmin emriyle tüm etnikçiler Lozan’a karşı Sevr için anlaşmışlardır.
Ancak Türkiye Cumhuriyeti, emperyalizme karşı savaşarak kolay kurulmadı,
kolay kolay da yıkılmaz, yıkılamaz. .-araştırma- derleme*vesselam
Hoşça kalın, Dostça kalın, Sağlıklı kalın
Ramazan Yazar
Emekli Teknik Öğretmen

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok
YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.