RAMAZAN YAZAR DAN ÖCALAN MÜZAKERE VE DEVLET POLİTİKASI! « Kırşehir Anadolu Haber

RAMAZAN YAZAR DAN ÖCALAN MÜZAKERE VE DEVLET POLİTİKASI!

Bu haber 11 Aralık 2025 - 17:26 'de eklendi ve 757 views kez görüntülendi.
ÖCALAN MÜZAKERE VE DEVLET POLİTİKASI!
Bahçeli’nin son grup toplantısında yaptığı açıklama yine dikkat çekti.
Bahçeli demişti ki, “Meclis’te kurulan komisyondan seçilecek
Milletvekillerinin İmralı’ya giderek ilk ağızdan, doğrudan ihtiyaç
duyulan mesajları alması süreci çok daha güçlendirecektir.!’’
Ve beklenen oldu, AKP, MHP ve DEM li üç vekil Öcalan’ın
ayağına giderek görüştüler.
Netice de ağırlaştırılmış müebbet hükümlüsü devletle müzakereci
sıfatını kazanan, bir siyasi aktör oldu.
Ayrıca, AİHM’in Selahattin Demirtaş kararı sorulan MHP lideri,
“Hukuki yollar sonuca ulaşmıştır.
Tahliyesi için çalışmalar ve pazarlıklar devam ediyormuş…
Bahçeli ve Erdoğan’ın ister AİHM, ister Yargıtay ve AYM kararları olsun
istemedikleri bir mahkeme kararını tanımama gibi dokunulmazlıkları var!..
İktidar kanadının tutumu, Türkiye siyasetinde sözün ve tutumun nasıl
Etkin olduğunu gösteren çarpıcı bir örnek oldu.
Öcalan’ı “kurucu lider” olarak tanımlayan Bahçeli, 2007’de Meclis
Kürsüsünden “Bölücü başını asamıyorsan, al sana ip, as!”
diyen de aynı Bahçeli’ydi.
2015’te “İmralı canisiyle pazarlık yapanlarla aynı masaya oturmayız”
ifadelerini kullanan da.
Bu yalnızca bir söylem değişikliği değildir, parti politikasının kökten
değiştirilmesi, Türk Milletine verilen sözlerin tam zıddını yapmaya savrulmadır.
Hz. Mevlana’nın “Göründüğün gibi ol, olduğun gibi görün”
ilkesine aykırı bir duruştur.
Böyle ani değişiklikler, toplumda büyük bir belirsizlik yaratıyor.
Bu hal, vatandaşların devlete ve siyasetçilere olan güvenini ciddi şekilde zedeliyor.
Siyasi liderlerin sözlerinin değerini tartışmaya açıyor.
Sözü ve politikası sürekli değiştirilen bir devlet, toplumun zihninde
ve kalbinde yerleşik güveni sarsar.
Bu değişimin elbette dış boyutu vardır.
Suriye’nin kuzeyinde ABD/İsrail merkezli yeniden yapılanma planları,
Türkiye’yi bölgesel denklemde sıkıştırmıştır. İktidar da -ABD baskısıyla-
iç politikada yeni bir yönelişe gitmiştir.
Ancak hangi gerekçe olursa olsun, hakikatin eğilip bükülmesi,
toplumsal sözleşmenin temel direğini gevşetir.
Bizi yönetenlere inanmak ve güvenmek istiyoruz.
Yapamıyoruz.
Tam da bu noktada, konuyu çarpıcı biçimde anlatan bilinen bir fıkra gelir akla:
Bir damat adayı, evlenmek istediği kızın dindar babasının karşısına çıkar.
Kayınpeder adayı sorar:
*İçki içer misin?
*Hayır efendim.
*Kumar?
*Asla.
*Kötü alışkanlıklar?
*Hiçbir zaman.
*Gelirin yerinde mi?
*Çok şükür, gayet iyidir.
*İnançlı mısın?
*Tabii ki, ibadetlerimi aksatmam.
*En çok neyden korkarsın?
*Haram lokma yemekten.
Memnun kalan baba yine de son kez sorar:
Evladım herkesin bir kusuru vardır.
Senin var mı?
Damat gülümser: Evet efendim, sadece bir kusurum var… ben yalan söylerim.
Fıkra güldürür, ama düşündürücüdür:
Kusuru yalan olanın bütün doğruları şüphe altındadır.
Siyasette de böyledir.
Bir kez gerçeğin üzeri örtüldü mü, ardından hangi söz söylenirse söylensin,
halkın zihninde hep aynı soru kalır: “Acaba şimdi söylediği doğru mu?”
Türkiye son 20 yılda, siyasal çizgi ile pratik arasındaki farkın yavaş yavaş
normalleştirildiği bir süreç yaşadı.
Parti programlarında parlamenter sistemi, güçler ayrılığını, denetlemeyi savunan
AKP ve MHP “Eğer Anayasa lidere uymuyorsa, Anayasayı lidere uydururuz”
anlayışıyla sistemi değiştirdiler, “Cumhurbaşkanlığı sistemini” getirdiler.
Seçim meydanlarında CHP’yi “DEM ile işbirliği yapmakla” suçlayanlar bugün
aynı DEM ve PKK yetkilileri ile fiilen ilişki kuruyor.
Bu durum halkta haklı bir soruya yol açıyor:“Madem bugün dünün tam tersini
savunuyorsunuz, yarın bugünün tam tersini savunmayacağınız ne malum?”
Bahçeli’nin akıl almaz dönüşümünü izleyen Ülkücülerin bir kısmı “ihanete uğradık”
psikolojisi içinde. MHP içinde kalan bir kısmı ise “liderin bir bildiği vardır” ilacıyla gönül
ağrılarını dindirmeye çalışmakta.
Bu ikinci kesim tıpkı şeyhi önünde “gassal karşısında meyyit (ölü) gibi duran,
yani “aklını, iradesini ve vicdanını şeyhine devreden” müritlerin anlayışında.
Bu kesim Bahçeli ve Erdoğan ortaklığının, “yeni süreç” söylemlerine kayma
sebeplerini sorgulamıyor. Biat kültürü ile hareket ediyor.
İktidar bu kesimi de alıştıra alıştıra dönüştürüyor.
Gelişmiş demokrasilerde liderlerin yalan söylemesi yalnızca ayıp değil, yaptırıma tabi bir suçtur.
İngiltere’de Bağımsız Standards Committee, siyasetçilerin açıklamalarını ve davranışlarını
etik kurallara göre denetler. Yalan söyleyen, kamuoyu baskısıyla istifa eder.
Boris Johnson örneği ortada. Almanya’da bakanların dürüstlüğü çok önemlidir:
Savunma Bakanı doktora tezinde intihal nedeniyle hem unvanını hem makamını bıraktı.
ABD’de Başkan dahil herkes Kongre’de yalan beyan nedeniyle yargılanabilir.
Nixon’un “Watergate” nedeniyle istifası hâlâ dünyaya ders olarak okutulur.
Bu ülkelerde ilke nettir: Siyasetçilerin yalanı cezalandırılır.
Çünkü devletin temeli, halkın yönetenine duyduğu güvendir.
Türkiye’de ise yalanın siyasi bedeli yoktur.Bu yüzden Türkiye’nin ihtiyacı sözüne
güvenilir siyasetçiler ve devlettir; bunu talep eden bilinçli bir toplumdur.
Ve Terör örgütüyle müzakere nasıl devlet politikası olur?
Yıllarca AB’yi, ABD’yi, İsrail’i ‘PKK’ya destekle’ suçlayıp, ‘terörle müzakere olmaz,
mücadele olur’
diyenler, ‘PKK, ABD ve İsrail’in Truva atıdır’ diyenler bir anda terörle mücadeleden
vaz geçip, önder (!) ilan ettikleri idam mahkumu ile müzakereye başladılar. Yetinmediler!
Müzakere sürecinde bizzat İmralı canisinin, Kandil’in, siyasi uzantılarının TBMM başta
Olmak üzere meydan ve ekranlarda devletimize, Atatürk’e, milletimize, ordumuza
aleni şekilde hakaretlerini sineye çektiler. Yetinmediler! ‘
Bu süreç istediğimiz gibin sonlanmaz ise…’ tehditlerini duymazdan geldiler.
Devleti, idam mahkumunun ayağına götürdüler. Gidişlerini de görüşmelerini de
saklamaya çalıştılar.
İmralı görüşmesinde neler konuşulduğunu AKP-MHP-DEM biliyor.
Kandil biliyor. Muhtemelen ABD’de biliyor. Ama Türk Milleti bilmiyor.
Girdikleri bu karanlık süreçte gelinen noktayı Numan Kurtulmuş açıkladı.
Komisyonun rapor hazırlamam aşamasına geçtiğini ifade eden Kurtulmuş, ‘Terörsüz
Türkiye’, sadece Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde oluşturduğumuz Milli Dayanışma,
Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nun görev alanında değildir, bu bir devlet projesidir’
dedi.
İyi de (!) devlet politikası nedir?
Niçin, kim hazırlar? Devlet politikasının amacı nedir?
Devlet politikası, bağımsız hükümetin, yasama organının, yargının bir sorunu çözmek
bir hedefe ulaşmak veya toplumun belirli bir alanda düzenlenmesini sağlamak için
benimsediği kararlar, yasalar, yönetmelikler, programlar ve uygulamalar dizisidir.
Bireysel görüş değil, devletin kurumları tarafından belirlenir ve uygulanır.
Ekonomi, eğitim, sağlık, dış ilişkiler, savunma, enerji, çevre gibi her alanda devlet ve
milleti ilgilendirir.
Hükümetler üstü ve uzun vadelidir. Çok zor değişebilir.
Başlattıkları süreç Anayasaya aykırı.
Kurdukları komisyon kanunlara aykırı. Muhatap aldıklarını hitap ve taltifleri suç.
Ama adı devlet politikası. Allah aşkına! Devleti yormayın, yontmayın…
22 yılda Milli Eğitim’de 9 bakan, yanılmıyorsam 10 sistem değişikliği yaptılar.
Beka meselesi olan eğitimde bir devlet politikası ortaya koyamayanlar, PKK ile
müzakereye devlet politikası, diyor. Böyle bir şey olabilir mi?
Deprem kuşağında olan bir coğrafyadayız, verdiğim kayıplar, çektiğimiz acılar
ortada.İmar ve iskânda bir devlet politikası ortaya koyamayanlar, PKK ile müzakereye
devlet politikası, diyor.
Böyle bir şey olabilir mi?
Yeraltı, yerüstü ve tarihi zenginliklerimiz yüz yıllardır emperyalistlerin iştahını kabartıyor.
Bu zenginliklerimize devlet politikası ile ekonomiye kazandırmak yerine satanlar,
yani bir devlet politikası ortaya koyamayanlar, PKK ile müzakereye devlet politikası, diyor.
Böyle bir şey olabilir mi?
Ulaşımda, haberleşmede, sanayide, tarımda vs. her alanda devlet politikaları yerine
parti politika ve kişisel kararlar ile ülkemizi bu noktaya getirenler, PKK ile müzakereye
devlet politikası, diyor.
Böyle bir şey olabilir mi?
Oldu, oldu. Peki, sen inandın mı? Sen bu sürece razı mısın?
Bahçeli süreci başlattığında Öcalan adına, ‘Öcalan’ın çağrısı SDG’yi de (PKK/YPG)
kapsamaktadır’ demişti. Aynı açıklamaları iktidar partisi de yapmıştı.
Esad’ın devrilişinin yıldönümünde AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik, “Terörsüz Türkiye
ve Terörsüz Bölge dediğimizde tablo açıktır.
Irak’ın tamamında terör örgütünün tasfiyesinin tamamlanması için tasfiyenin bir
retorik olarak kalmaması, varlığının tamamen sona ermesi için Irak’ın tamamında silah
bırakılması gerektiği gibi aynı şekilde Suriye’de SDG terör örgütünün varlığının sona
ermesi gerekir’ dedi.
Bahçeli ve Ömer Çelik öyle diyor ama Öcalan öyle demiyor.
Nereden biliniyor?
Milletten saklanan İmralı tutanaklarından.
DEM Partili Koçyiğit, Meclis’te okunan İmralı tutanak özetinde olmayan önemli bir
kısmı duyurdu.
“Şimdi Öcalan’ın bu cümlelerini süzdüğümde YPG’nin kati suretle bütün silahlarını
bırakması gerektiğine dair bir söyleme ulaşmıyorum kendi adıma.
Öcalan, SDG’ye katılan PKK’lılar için ‘Suriye’de savunma gücü yok, asayiş kapsamında
güçler yani ‘polis gibi’ sözlerini sarf etti.
Bu mu devlet politikası?
Bahçeli gündemdeki olaylara karşı: “Yeni nesil çetelerin korku salması, uyuşturucu
yaşının düşmesi bir ahlak krizi değil midir?
Büyükçekmece Adliyesi’ndeki altınların çalınması ahlak krizi değil midir?
Şeklinde bir serzenişte bulundu.
Peki, idam mahkûmuna ‘kurucu önder’ demek nedir?-alıntı-araştırma-derleme-Vesselam-
Hoşça kalın dostça kalın, sağlıklı kalın…
Ramazan Yazar
Emekli Teknik Öğretmen

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok
YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.