MUSTAFA KEMAL PAŞA; SAMSUN- KAMAN-ANKARA HATTI..
Aralık ayının son günleriydi.
Kış mevsimine karşın, hava açık ve ılıktı.
Mustafa Kemal ve Temsil Heyeti bugün, yani 25 Aralık 1919 da Kaman’da.
Bu nedenle 25 Aralık, Kaman tarihinde çok önemli bir gün.
1914 – 1918 Birinci Dünya Savaşında yenik düşen Müttefiklerimizin yanında
bizde yenik düşmüş sayıldık.
Hemen fırsatı değerlendiren İtilaf devletleri yurdumuzu dört bir yandan
sararak paylaşmaya başlarlar.
Bu ne demekti?
Bu işgal demekti, paylaşmak demekti, özgürlüğümüzün elimizden alınması demekti.
İstanbul hükümeti her ne kadar taviz vererek yaşamını sürdürmeye çalışsa da,
her geçen gün işgal kuvvetleri dişini biraz daha fazla gösteriyordu.
Bütün bu kuşatmanın sonunda 15 Mayıs 1919 da Yunanlıların İzmir’e asker
çıkarmaları bardağı taşıran son damla olur.
Gazeteci Hasan Tahsin’in ilk kurşunuyla direniş de başlamış oldu.
Doğu bölgelerine ordu müfettişi olarak atanan Mustafa Kemal ve Arkadaşları 16 Mayısta
İstanbul’dan ayrılıp, 19 Mayıs 1919 da Samsun’a ayak basarlar.
İşte tam bu sırada, çoktandır kafasına koyduğu, yurdumuzu düşmandan kurtarmanın
planını halkıyla paylaşma başlar.
Samsun’dan Havza’ya geçerken Mustafa Kemal’in sesi duyulur
tüm Anadolu’da, tüm dünyada;
“Bizi öldürmek değil, diri diri mezara sokmak istiyorlar.
Şimdi çukurun kenarındayız.
Fakat hiçbir zaman ümit kesmeyeceğiz.
Cesaretimiz bizi kurtaracaktır.!”
Mustafa Kemal ile doğan bu ışık, Türk Milleti’ne aradığı kurtuluş yolunu göstermiştir.
Umutsuz insanlara umut veren bu ses tüm Anadolu’nun sesi olmuştur.
O’nun cesareti ve yurt sevgisi Çanakkale’yi kurtarmamış mıydı?
Şimdi sırada bütün vatanı kurtarmak vardı.
Halk ona bağrını açtı.
Amasya’da – Erzurum’da – Sivas’ta M. Kemal halkıyla el eleydi.
Kuvva-i Milliye güçleri ve dernekler birleştiriliyor, Heyet-i Temsiliye oluşturuluyordu.
Mustafa Kemal ve Temsil Heyeti Ankara’ya gitmek üzere Sivas’tan hareket ederek
Kayseri, Hacıbektaş, Mucur ve Nihayet Kırşehir’e gelmişlerdi…
25 Aralık 1919 sabahı…
Baran Dağında kar vardı, güneşin ışıklarıyla parıldıyordu…
Kaman halkı Mustafa Kemali duymuş, meraklı gözlerle bekler olmuşlardı…
25 Aralık 1919 Sabahı erken Kırşehir’den hareket eden Mustafa Kemal ve
Temsil Heyetine Kırşehir atlıları da yol boyu eşlik ederler.
Üç araba ve atlılar gelirler Darıözü’nde ki Şevket Çavuş’un Hanına.
Arabalar hanın avlusuna çekilir.
Konuklar hazırlanmış atlarına binerek hiç vakit kayıp etmeden Kaman Kocapınar’a
doğru hareket ederler.
Kaman’ın üç kilometre kadar uzağında bulunan Kocapınar’da, Bektaşoğlu Ali Çavuş,
Çakıroğlu Musa Kahya, Kara Ömeroğlu Mehmet Efendi, Evişoğlu Hüseyin ve bucak halkı
toplanırlar beklerler.. .
Kocapınar’dan hareket eden heyet, şimdiki Yıldırım Sokaktan, Hamit Caddesinden,
Efe Kazımın kahvesinin önünden, zahirecilerin bulunduğu dükkânların arasında bulunan
köy meydanına gelmeden atlarından inip yürüyerek, Kaman halkının arasına girerler…
Mustafa Kemal;
“bu iş tamam, bu bilinçli ve kararlı halkla neler yapılmaz ki,” dercesine arkadaşlarına işaretini
verir ve eli ile selamlamaya başlar dört bir yanı.
Köyümüzün ileri geleni, Mudafa-i Hukuk Cemiyetinin köyümüzdeki Başkanı, Bektaşoğlu
Ali çavuş, Safaların odasının güneyindeki binek taşının üstüne çıkarak;
Mustafa Kemal’i buyur eder binek taşının üstüne.
Mustafa Kemal bir süre bekledikten sonra konuşmasına başlar.
“-Sevgili Kamanlılar, Anadolu Halkı vefakâr ve cefakârdır.
-Biliyorsunuz yurdumuzun dört bir yanını düşmanlar sardı.
– Hatta paylaşmaya bile başladılar.
-Bu güzel yurdumuzun düşman çizmeleri altında çiğnenmesine hanginiz razı olursunuz.
– Hangimiz razı oluruz.
-Sizin bize verdiğiniz güçle yurdumuzu düşmanlardan kurtarıp refah içinde hep
beraber yaşayacağız.” diye yaptığı konuşmayı;
-“olmayız Paşam, olamayız paşam, yanındayız ve emrindeyiz Paşam, öl de ölelim.
-Yeter ki vatanımız kurtulsun.” diye bağırmalarla cevap verirler…
Konuşmalardan sonra biraz ilerde hazırlanan atlara binerek Hacıpınar mevkiindeki
Ali Çavuşun odasınadoğru hareket ederler Mustafa Kemal ve Temsil heyeti.
Ali Çavuşun konağında yemek yiyerek dinlenirlerken, Hamitli Rıza Bey gelerek bir süre
konakta, bir süre de konağın kuzeyindeki ara sokakta yol güvenliği ve çalışmalar hakkında
uzun uzun konuşurlar.
Ali Çavuşun konağının önüne çıkarak etrafı inceleyen Mustafa Kemal;
-“Köyünüz ne kadar güzel. Kim bilir yazın meyveleriniz ne kadar güzel olur,” der.
Hazırlanan atlarına binen konukların yanında Ali Çavuş, konuklarını uğurlamaya gelen
Kaman ileri gelenleri ve aynı kalabalık atlılarla evden ayrılarak Kocapınar’ın yolu tutulur.
Şevket Çavuşun hanındaki arabalar daha önceden getirilerek hazırlanmıştır.
Atlarından inen Mustafa Kemal ve arkadaşları, başta Ali Çavuş olmak üzere uğurlamaya
gelenlerle vedalaşarak arabalarına binerek Ankara’ya gözden uzaklaşırlar.
Mustafa Kemal Paşa’nın Ankara’ya geleceği haberi, kulaktan kulağa yayılmıştı…
Yurdun kurtuluşu için gönüllü kişilerce oluşturulmuş ulusal örgütler,
Paşa’nın Ankara’ya geleceğini günler öncesinden Ankaralılara duyurmuşlardı…
O tarihlerde Ankara, Anadolu’nun ortasında çorak ve bakımsız bir kasaba gibiydi.
Kalesi ve tiftik keçisiyle ünlüydü…
Osmanlı Devleti’nde tiftik üretimi ve ticareti önemli olduğu için, çok eskilere
göre 18. Yüzyıl’dan sonra gözle görülür bir canlanış olmuştu.
19. Yüzyılın sonunda kente demiryolu da gelmişti…
Osmanlı ülkesinin hemen her yerinde olduğu gibi burada da etnik ve dinsel gruplar
iç içe yaşıyorlardı.
Çoğunluk Türklerdeydi.
Türkleri Ortodoks Hıristiyanlar ve Museviler izliyordu.
İmparatorluğun hemen her yanında olduğu gibi ticaret ağırlıklı olarak Türk olmayan
kesimlerin elindeydi…
Başta kale çevresi ve etekleri olmak üzere; kiremit çatılı yoksul evler,
Anadolu kırsalının üzerinde çubuk ovasına doğru uzanıyordu…
İşte şimdi bu yoksul kentin yurtsever insanları, gözlerini dikmiş;
Kar serpintileri arasında uzanıp giden yolun ufkundan her an Mustafa Kemal Paşa’nın
gelmesini bekliyorlardı.
Çankaya bağlarının batısında, Kırşehir-Kaman yolu boyunca öbek öbek
insanlar toplanmışlardı.
Seymenler geleneksel giysileri içinde, atlarının üzerlerindeydi.
Bellerinde mavzerleri, ellerinde kılıçları ve kalkanları bulunuyordu.
Çoluk çocuk, yaşlı genç, kadın erkek; pür dikkat, kente uzaktan gelecek konukları
bekliyorlardı.
Anlaşıldığı kadarıyla, ulusal örgütlerin çabaları halk üzerinde etkili olmuş,
insanlar işini gücünü bırakmış, Paşa’nın karşılanacağı bu noktaya koşmuşlardı.
O güne kadar neler olmamıştı ki?
Önce Mondros Bırakışması…
Tam barış olacak diye beklenirken, Anadolu’nun dört bir yanında başlayan haksız
işgaller ve katliamlar…
Sultan-Halife’nin ve onun hükümetlerinin bezgin ve teslimiyetçi politikaları…
Sonra haksız işgallere karşı Anadolu’da göz göz oluşan Kuvay-ı Milliye grupları…
Ardından Mustafa Kemal Paşa’nın 19 Mayıs 1919 günü Samsun’a çıkışı…
28 Ocak 1920 tarihli Ulusal And; yani Misak-ı Milli… Ardından kongreler…
Bu kongrelerde ulusal birlik ve bütünlük duygusunun vurgulanışı…
Tam bağımsızlık kavramının öne çıkışı ve her türlü işgallere karşı direnileceği kararı…
Heyet-i Temsiliye denilen ulusal kurulun oluşturuluşu…
Samsun’dan Amasya, Sivas ve Erzurum’a; oradan da yeniden Sivas ve Ankara’ya
yönelen Mustafa Kemal’in şimdi de yönü işte bu kırsal kent, Ankara’ydı…
Ancak, niçin Ankara? Ankara’da ise 20. Kolordu bulunuyordu.
Bu kolordunun başında da Ali Fuat Paşa bulunuyordu.
Ankara’ya İngilizler ve Fransızlar da askeri birlik çıkarmışlar ve karargâh
kurmuşlardı.
İzmir kanlı biçimde işgal edildiğinde, en önemli tepkilerden birisini
Ankara göstermiş ve kentte bu olayı kınayan mitingler yapılmıştı.
Ali Fuat Paşa ile de temasa geçen Mustafa Kemal Paşa, Heyet-i Temsiliye’nin
Ankara’da çalışmalarını sürdürmesi konusunda görüş birliğine varmıştı.
Bu nedenle Ali Fuat Paşa Ankara’da ön hazırlıklar yapmış, Ankara’ya gelecek
Mustafa Kemal başkanlığındaki Heyeti Temsiliye üyelerinin konaklayacağı yerleri tek
tek belirlemişti.
Bir kurmay kafasıyla o, kimlerle iletişim ve ilişki kurulacağına dek ayrıntılı bir ön
hazırlık yapmıştı.
O günlerde İstanbul’da Meclis-i Mebusan’ın yeniden açılması gündemdeydi.
Anadolu’dan da giden milletvekilleri, İstanbul’daki çalışmaları sırasında,
işte Heyet-i Temsiliye döneminde ortaya çıkan kararları, İstanbul’daki mecliste
anlatmak gibi bir amaçla çalışacaklardı.
Heyeti Temsiliye başkanı olan Mustafa Kemal Paşa ve arkadaşları da bu
gelişmeleri Ankara’dan izleyeceklerdi.
18 Aralık günü Sivas’tan yola çıkan kurul, Kayseri, Kırşehir ve Kaman üzerinden
ilerleyerek, 27 Aralık 1919 cumartesi günü öğleden sonra Ankara Dikmen sırtarına ulaştı.
Yolculuk dokuz gün sürmüştü.
Yolculuk sırasında Kayseri ve Mucur’da birer gün kalınmıştı.
Heyet-i Temsiliye üç otomobille Ankara’ya gelmişti.
Ankara’ya gelen kurulda Mustafa Kemal Paşa’nın yanı sıra Rauf Bey, Ahmet Rüstem,
Yaver Yüzbaşı Cevat Abbas (Gürer), Mazhar Müfit (Kansu) ve Hakkı Behiç Beyler
ile İbrühim Süreyya Bey (Yiğit), Dr. Refik (Saydam) ve Hüsrev (Gerede) Bey vardı.
Kurulu Gölbaşı’nda Vali Vekili Yahya Galip (Kargı) Bey ile 20. Kolordu Komutanı
Ali Fuat Paşa karşıladı.
Mustafa Kemal Paşa’yı ve yanındaki kurulu getiren otomobiller, kendilerini karşılayan
kurulun önünde durdu.
Mustafa Kemal Paşa otomobilinden indi ve karşılayan kişilerle görüştü.
Daha sonra yanına Vali ve Ali Fuat Paşa’yı alarak, otomobiliyle ve kendini izleyen diğer
otomobillerle birlikte, kalacağı yer olarak ayarlanmış olan Ziraat Mektebi’ne doğru
ilerlemeye başladı.
Bu sırada kent Paşa’nın gelişi onuruna adeta kaynıyordu.
Bir yandan davullar ve zurnalar çalıyor;
Dikmen tepelerinden hafızlar ezan ve salât okuyorlardı.
Köylerden birçok atlı ve kağnı arabaları gelmiş, bir şenlik havası içinde kentlisi ve
köylüleriyle Ankaralılar Mustafa Kemal Paşa’yı bağırlarına basıyorlardı.
Her tarafa “Geliyor!” diye tellallar çıkarılmıştı.
Paşayı karşılamak için seçilen atlı alayı Ulucanlar’dan Hacıbayram Camii’nin önünde
toplanmış, dini tören yapılmış, yedi yüz piyade, üç bin atlıdan oluşan bir Seymen alayını,
Ankaralı dervişler izlemişti.
Sonra esnaf, okul öğrencileri bu yürüyenleri izlemişlerdi.
Dikmen tepelerine gelindiğinde ezanlar ve salatlar arasında, Kızılyokuş’ta kurbanlar
kesilmeye başlandı…
Karşılayanlar iki sıra halinde dizilmişlerdi.
Paşa otomobilinden inerek hepsinin tek tek hatırını sordu ve ellerini sıktı.
Daha ilerde, yedi yüz kadar zeybek giysisi içinde, ellerinde palalarla gençler vardı.
Paşa bunlara yanaştı ve
-“Merhaba!”diye seslendi.
Hepsi bir ağızdan
– “Sağol!” diye yanıt verdiler.
Mustafa Kemal Paşa yeniden seslendi:
– “Arkadaşlar, buraya niçin geldiniz?”…
Gençler yeniden yanıt verdiler:
-“Millet yolunda kanımızı akıtmaya geldik!
-And olsun!”
Mustafa Kemal gene son kez seslendi:
-“Var olun!”…
19 Mayıs 1919 sa Samsuna ayak basmasıyla başlayan hareket, 27 Aralık 1919 da,
Ankara artık, Ulusal Bağımsızlık Savaşı’nın merkezi olmuştu… -derleme-.. Vesselam…
Hoşça kalın dostça kalın, sağlıklı kalın…
Ramazan Yazar
Emekli Teknik Öğretmen
