RAMAZAN YAZAR’ dan MEVZU İMRALI’DAKİNİ TESCİLLEMEK SESSİZ VE DERİNDEN BOP! « Kırşehir Anadolu Haber

RAMAZAN YAZAR’ dan MEVZU İMRALI’DAKİNİ TESCİLLEMEK SESSİZ VE DERİNDEN BOP!

Bu haber 25 Kasım 2025 - 19:16 'de eklendi ve 90 views kez görüntülendi.
MEVZU İMRALI’DAKİNİ TESCİLLEMEK SESSİZ VE DERİNDEN BOP!
BOP konusuna uzun uzun girmeyeceğim daha önce defaten yazdım,
BOP konusu hiç bitmez bitirmezler çünkü nihai hedef Türkiye ve federatif Türkiye..
Bu bakımdan her türlü teferruatı kullanıyorlar ‘’çözüm süreci miş, terörsüz
Türkiye’ymiş vb..) gündemi saptırıp saptırıp oynuyorlar, ekonomiyi konuşmayın,
Halk yokluk, yoksulluk içinde düşünmeyin, vergiler, harçlar, zamlar, gıda, elektrik,
Doğalgaz, akaryakıt lt si 60 tl yi geçmiş bunları düşünmeyin oyala da oyala..
Bakın, şimdi bunlar ilk olarak ne demişlerdi?
Tarih 12.05.2025. dediler ki; ’’PKK terör örgütü silah bıraktı’’.
‘’PKK kendini lağvetti’’. Doğrumu? Peki, asıl soru ney di?
‘’PKK kendini lağvetti ama PKK tüm şubeleriyle ve her yerde mi kendini lağvetti?
Yani YPG siyle, PYD siyle, SDG siyle, PJAK ıyla, PÇDK siyla mı ?
Kendini lağvetti? Asıl soru buydu. Bahçeli bir cevap verdi.
Ve dedi ki bakın AA ‘ sının haberi; ‘’ İmralı çağrısı, PKK terör örgütü
ile birlikte diğer bütün uzantı ve grupları kapsamaktadır dedi.’’
Yani Bahçeli dedi ki; ‘’PKK bütün uzantı ve gruplarıyla silah bırakmıştır’’.
Sonra Bahçeli bunu dedi ama asıl Erdoğan ne dedi?
Çünkü cumhurbaşkanı olan o, devletin başındaki kişi o idi.
Erdoğan da açıklama yaptı 12.05.2025 tarihinde, bakın.
Ne demiş Erdoğan; ‘’Kuzey Irak, Suriye başta olmak üzere, örgütün
tüm uzantılarını kapsayan bir karar.’’ Diyor. Doğru mu? Doğru!..
Yani devletin başı da, Bahçelide diyor ki; ’’PKK tüm şubeleriyle, tüm
örgütleriyle, tüm yapılarıyla silah bırakacak. Onun için biz bu işi yapıyoruz.’’
Dediler. Peki, bu oldu mu? PKK tüm şubeleriyle silah bıraktı mı?
Ne dedi buna Mazlum Abdi YPG elebaşı şu an general…
Dedi ki; ‘’Hayır, Öcalan’ın çağrısı Suriye’yi kapsamıyor.’’
Suriye’yi kapsamıyorsa, o zaman Türkiye Cumhuriyeti Devletinin dış işleri
bakanı da, yani Hakan Fidan da yapmış olduğu açıklamada diyorsa ki;
‘’ örgüt üyelerinin Suriye’yi terk etmediklerini görüyoruz.’’
‘’Avrupa’dan ve Irak’tan PKK liler gelmeye devam ediyor.’’ Diyor.
Mademki Erdoğan ve Bahçelinin dediği olmadı; mademki PKK tüm
şubeleriyle silah bırakmadı, mademki Suriye’nin 1/3 ü PKK nin işgali altında;
madem ki Suriye’nin kuzeyinde bir YPG ordusu var yüz bin kişilik.
Mademki şu anda Suriye’nin petrol ve su kaynaklarının %95 şi YPG nin
kontrolü altında o zaman nasıl oluyor da, PKK silah bırakmış oluyor?
Suriye’nin kuzeyinde YPG devlet kurma noktasına geliyor, otonom
bölge ilen ediyorsa; nasıl oluyor; Türkiye ‘’Terörsüz Türkiye’’ oluyor?
Daha geçen haftalarda PKK terör örgütü Öcalan’ın posterlerinin
önünde mezuniyet törenleri yaptılar göstere göstere…
Hani silah bırakmıştı? Siz kimi kandırıyorsunuz?
Ve nihayetinde Öcalan’ın (kurucu önderin) mecliste konuşma yapamayacağını
anlayınca, teröristin ayağına gidecekmiş bütün hazırlıkları yaptılar ve gidiyorlar.
Gidip te nesini dinleyeceksin? Zaten başta Avrupa ve DEM vekilleri
söylüyorlar ne dediği ne istediği İmralı tutanaklarında da belli değil mi?
“Lozan bitti diyor.
Kürdistan diyor.
Kürtçe diyor .
” Türk üniter devletini yıkıp Kürt üniter devletini kuracağız,
bu konuda da bizi en iyi anlayan Bahçeli” diyor yani kısaca.
Gidip dinlemek ve konuşmak işin maskesi, mevzu İmralı’dakini
resmi, siyasi, hukuki muhatap kabul edip uluslararası arenada tescillemek.
Dört ayaklı Kürdistan’a yeni bir Şeyh Rıza lazım.
Fakat bu şeyhte bir sıkıntı var. Türk’ten çok Kürt öldürdü çünkü.
Kürtlerden başladı öldürmeye. Niye? Kürt değil çünkü.
Siyasi borazanlarının tamamı gibi Ermeni.
Kendisini ziyarete hazırlanan başhostes gibi Ermeni.
Bu aşamayı geçerlerse ardı Türkiye’deki Ermenistan mevzusuna gelecek.
Kurduğu örgüt Asala’ nın devamı çünkü.
İmralı’ya gitme niyetindeki Mossad ve MI6 artığını azcık deşelerseniz Asala
ile azcık bağlantılarını da bulursunuz. Derin devletmiş miş miş!
Kadim devletmiş miş miş !?
CIA’nın,MI6’in ,Mossad’ın artıklarına derin devlet denmez. Derin ihanet denir.
Bakalım o masa ortağı beş kelle mi büyük yoksa Türk milleti mi?
Hep bir düğme muhabbeti var ya.
Bu milletin derinleri yakında beklenen düğmeye basacak
İmralı’daki dahil topunuz tarih olacaksınız da hala haberimiz yok .
Oynadığınız tiyatroda perde kapanmak üzere.
Perdenin arkasındayız bekleniyorsunuz!
Erdoğan, parti tabanından gelen tepkilerin siyasi bir yıkıma dönüşebileceği
endişesiyle, komisyon üyesi milletvekillerinin Öcalan’ın ayağına gönderilmesine
izin vermekte tereddüt etti.
Sürecin mimarı Bahçeli, bu tereddüdün, süreci sona erdirebileceği düşüncesiyle
son kozunu oynadı ve “Gerekirse üç arkadaşımı yanıma alır İmralı’ya ben giderim” dedi.
Bahçeli, bunu söylerken “Milletvekili arkadaşlarıma, dava arkadaşlarıma, burayı
şereflendiren dava insanlarımıza sesleniyorum, İmralı’ya gitmeme izin veriyor musunuz?”
diye hitap etti. Salondakiler, Bahçeli’yi ayakta alkışlayarak olur verdi…
Bahçeli, daha önce “PKK’nın kurucu önderi” dediği Öcalan’ın “PYD/YPG de silâh
bıraksın” çağrısı yapmasını istemiş “PKK’nın kurucu önderliği, (PKK’dan sonra)
SDG/YPG’ye direkt aynı mahiyet ve muhtevada bir çağrıda bulunarak, Şam yönetimiyle
imzalanan 10 Mart tarihli mutabakata uyulmasını istemelidir.” demişti.
Örgüt ise silâh bırakmalarının söz konusu olmadığını mektup yazarak Öcalan’a bildirmişti.
Yani Öcalan’ın ayağına gitmekle elde edilecek bir kazanım yoktur.
Üstelik, PYD/YPG, Suriye ordusu ile çatışmaya da girdi..
Öyleyse, Bahçeli’yi İmralı’ya gitmeye sevk eden nedir?
İstanbul Şehit Anaları Dayanışma ve Yardımlaşma Derneği Başkanı Pakize Akbaba,
dört gün önce şehit cenazesinde, yanına gelen Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler’e
“Bizim çocuklarımızın katilini affedemezsiniz! Bu haddiniz değil!
Meclis’te istemiyoruz” deyince Güler, bu sözler sonrası önce uzaklaştığı Akbaba’nın
yanına geri dönüp parmağını da sallayarak “Burası yeri değil hadsizlik yapma.
Hadsiz konuşma, burada cenaze var. Sen şehit anasısın o kadar” demişti.
Bahçeli’nin son çıkışı, Pakize Akbaba’nın doğru bir zamanlama yaptığını gösterdi…
Bahçeli’nin bir önceki “Komisyon Öcalan ile görüşsün” konuşmasından sonra,
sosyal medyada “İmralı’ya Bahçeli gitsin” diyenler vardı ama bu bakış açısını,
siyasette seslendiren Müsavat Dervişoğlu olmuştu.
Dervişoğlu, “İlk ağızdan ve ilk elden verilen mesajlar faydalı olacakmış.
Yahu sen olmuşsun İmralı, etrafındaki alkış ekibi de Kandil.
Siz varken Apo’ya, PKK’ya ne gerek var?
Bindirin onu İmralı feribotuna” ifadelerini kullanmıştı.
Bahçeli de Dervişoğlu’na “devşirilmiş aslan yavrusu” diye cevap vermiş ve hakaret etmişti.
Dervişoğlu, Bahçeli’nin son “İmralı’ya ben giderim” sözleri üzerine “salın gitsin!” diye cevap verdi.
Ümit Özdağ ise Devlet Bahçeli’nin “İmralı’ya ben giderim” sözlerini paylaşarak,
“Türkiye Cumhuriyeti bir tarihi kırılma noktasına sürükleniyor” tespitinde bulundu.
Bahçeli, İmralı’ya gider ve Öcalan ile görüşürse ne değişir?
Bahçeli, Öcalan ile görüşmeye gitti diye PKK ve PYD/YPG, silahları bırakır mı?
Bırakmaz, çünkü ipleri ABD’nin elindedir.
Şehit analarının ve millet çoğunluğunun konuyla ilgili görüşleri daha da sertleşir; süreç,
başarısız olmaya mahkûmdur, çünkü milletin onayı yoktur!
Bahçeli’nin son çıkışı bana, nedense Mustafa Kemal Paşa’nın, Meclis’in
açılış günlerinde yaptığı “Elmadağ’a çıkarım” konuşmasını hatırlattı:
-İşittim ki bazı arkadaşlar yoksulluğumuzu bahane ederek memleketlerine
dönmek istiyorlarmış. Ben kimseyi zorla Milli Meclise davet etmedim.
Herkes kararında hürdür, bunlara başkaları da katılabilirler.
Ben bu kutsal davaya inanmış bir insan sıfatıyla buradan bir yere gitmemeye karar verdim.
Hatta hepiniz gidebilirsiniz.
Asker Mustafa Kemal mavzerini eline alır, fişeklerini göğsüne dizer, bir eline de bayrağı alır,
bu şekilde Elmadağı’na çıkar, orada tek kurşunum kalana kadar vatanı müdafaa ederim.
Kurşunlarım bitince bu aciz vücudumu bayrağıma sarar, düşman kurşunlarıyla yaralanır,
temiz kanımı, kutsal bayrağıma içire içire tek başıma can veririm. Ben buna ant içtim.
Paşa böyle konuşunca herkesi bir heyecan dalgası sarmış, hiçbiri
gözyaşlarını zapt edememişti.
Ankara da tehlikeye düşünce, Meclis’in Kayseri’ye taşınması gündeme gelmiş, milletvekillerinin
bir kısmı taşınma hazırlıklarına başlamışken Erzurum Milletvekili Durak Bey söz almış ve
“Biz geriye gitmeyiz. Hatta cepheye giderek ordunun arkasında çadır kurarak vazifemizi yaparız”
demişti…Böylece taşınma konusu da kapanmıştı.
Şimdi ise Milli Savunma Bakanı, şehit anasını azarlıyor; milliyetçi parti başkanı,
“Terörsüz Türkiye” sağlanacağı vaadiyle, terör örgütünün başı ile konuşmaya
gitmek için milletvekillerinden izin istiyor, onlar da ayakta alkışlıyor!
Bu durum, gerçekten bir kırılma noktası olabilir ama Türkiye için değil,
Ve O masalar, komisyonlar ne o zaman?
Emperyalist-Haçlı-Siyonist zihniyet savaş meydanlarında başaramadıklarını masa başı
planlarıyla başardılar! Bu planlar yeni değildi.
Osmanlı döneminde sahaya yansıtılmaya başlanmıştı.
O gün İngiliz Sömürgeler Bakanlığının, bugün ise aynı dış güçler yanında içimizdeki siyasi,
dini ve sosyal yapıların önüne geçen kişi veya kişilerin eliyle ve de medya gücüyle bu
planları milletimize yansıttılar.
Bu plan ve projelerden bazı başlıklar hatırlayalım:
*- Sünni ve Şii düşmanlığı türetip Müslümanları savaştırmak.
*- Müslümanları cahil bırakmak her türlü eğitim ve öğretim merkezli kurumların önünü kesmek.
*- Tembelliği teşvik etmek, çalışkanlığa mani olmak üzere bir düşünce geliştirmek.
*- ‘Sultan, Allah’ın yeryüzündeki gölgesidir’ gibi hadislerden yararlanarak zorba, zalim ve
kendini düşünen hükümdarların hâkimiyetini ispat etmek.
*- İçki, kumar, fesat ve fuhuş yaymak ve domuz eti yemeyi teşvik etmek.
*- Din âlimleri ile halk arasındaki karşılıklı saygı ve sevgi ilişkilerin bozmak.
*- Din âlimlerine iftira etmek, din âlimleri arasına İngiliz Sömürgeler Bakanlığı memurlarını,
din âlimi kisvesiyle sokmak.
*- Müslümanları, “Peygamberin dinden maksadı yalnız İslam dini değildir”
düşüncesine inandırmak.
*- Kilise yapılması için zemin oluşturmak ve bunları açmak.
*- Müslümanları ibadetlerinden alı koymak.
Özellikle de Allah’ın kullarının ibadetine ihtiyacı yoktur düşüncesini yaymak.
*-Ailelere nüfuz ederek anne-baba-evlat ilişkilerini sömürü kültürünün etkisinde kalacak şekilde
düzenlenerek çocukları ve gençleri, büyüklerin nasihatlerini dinlememe noktasına getirmek.
*- Müslüman kadınların tesettürden vazgeçmeleri için olağanüstü bir çaba sarf etmek.
*- Müslümanların mübarek ve mukaddes yerlerini ziyaret etmelerini engellemek. Türbeleri
ziyaret etmenin bidat olduğunu ortaya koymak.
*- İmam Hüseyin’e matem tutulan medrese veya merkezleri ortadan kaldırmak.
*- Evlenme işlerini mümkün olduğunca zorlaştırılmak.
*- İslam öğretilerinin evrensel olduğunu kesinlikle reddetmek.
*- İslam ülkelerinin bazı arazi ve tesislerini gayrimüslimlere tahsis etmelerini teşvik etmek.
*- Güçlü Osmanlı ve İran yönetimlerini parçalayarak küçük yerel yönetimler icat etmek.”
Şimdi ülkemizin tablosuna bir bakın! Bu coğrafyaya da bakın.
Hayata geçirilmeyen başlık var mı?
Barış, demokrasi, özgürlük, din, iman, millet diyenler kime hizmet ediyormuş?
Tekrar hatırlanacak olunursa;
*Ta Osmanlı döneminde başlayan dini ve ırkçı söylemleri, kimlerin ne amaçla ve kimler
tarafında planlandığı.
*1919 Paris konferansında dile getirilen istekleri, ortaya konan harita.
*Osmanlı’nın imzaladığı Sevr’i ve hedefleri.
*Genç cumhuriyete karşı kimlerin finansmanı ile kimlerin niçin ayaklandıkları.
*Bizzat ABD Başkanlarının, siyasetçilerinin, CIA uzmanlarının bu bölge için hedefleri.
*AB’nin, NATO’nun bölgede gerçekleştirdikleri faaliyetleri.
*Yerli ve yabancı tarihçilerin ortaya koydukları belge ve fikirler.
*Vatikan’ın ve Siyonizm’in (Yahudilerin) inançları ve bu inançlar içinde bölgedeki hedefleri.
*BOP, hedefini bizzat eş başkanının ifadeleri.
Hepsi bir tarafa kendisine, kendisinin söylemleri.
Toprağa düşen canlar.
Şimdi kalkmış İmralı’ya gidecekmiş. Bırakın gitsin.
Ama siz bu vebale ortak olmayın…
Türkiye zaten terörsüz
Terörsüz Türkiye… Türkiye zaten terörsüz. Ama Türkiye aç, Türkiye yoksul, Türkiye işsiz,
Türkiye’nin kaynakları peşkeş çekildi, Türkiye’nin tarımı baltalandı, Türkiye parsellendi.
Türkiye’nin milli ve manevi değerleri hırpalandı, Türkiye dost-düşman
tanımı yapamaz hale getirildi.
Türkiye Irak’ta, Suriye’de, Libya’da, Filistin’de, Akdeniz’de, Karadeniz’de
100 yıl önce bu toprakları işgal edenlerle dost oldu.
Ve Bin yıldır İslam’ın sancaktarlığını yapan bu milletin bekasını bir bebek katiline
endekslendiler. AKP’si, MHP’si, DEM’si birlikte yaptılar.
Hem de kendilerini inkâr ederek, hem de geçmişlerini inkâr ederek, hem de bu
vatan için toprağa düşen canları inkar ederek.
Ne yapmaya çalışıyorsunuz?
‘Terörsüz Türkiye’ imiş! Kimden garanti aldınız? Terör örgütünden mi yoksa sahiplerinden mi?
Muhatap aldığınız İmralı canisi, Kandil’deki tetikçileri ve siyasi uzantıları bugüne kadar bir
kez olsun, ‘bu akan kanda bizimde payımız var, bizde yanlış yaptık, özür diliyoruz’ dediler mi?
Demediler. Tam aksine bu kadim millete, bu devletin kurucusuna hakaret ettiler.
Sevr anlaşması ve Paris konferansındaki isteklerini güncellediler.
Yetinmediler! Süreç tıkınırsa, ‘bundan önce yaşananlar bundan sonraki yaşanacaklarda
devede kulak kalır’ ‘her yer Gazze olur, 72 milleti başınıza yağırız’ sözleriyle tehdit ettiler.
Ama milletin oyları ile o koltuklara gelenler, millete aynı ninniyi
(terörsüz Türkiye) söylemeye devam ediyorlar.
İmralı’ya gidecekmiş! Bırakın gitsin de!
2017’de Irak’ın kuzeyinde plaka bastırıp, ‘Beş bin ülkücü hazır demişsek, karar verilmiş,
söz bir defa ağızdan çıkmıştır’ deyip gidemeyen Bahçeli şimdi TBMM’de: “Meclis’te kurulan
komisyon karar alamazsa, hiç kimse bu ziyârete yanaşmazsa açık açık söylüyorum;
alırım 3 arkadaşımı İmralı’ya gitmekten imtina etmem!”
Salon alkıştan kopuyor. Sahi neyi alkışlıyorlar?
Bu alkışçılar daha 3 yıl önce Bahçeli’nin “Terörist Demirtaş’ın annesini ziyaret etmeyi
düşünüyorsan hemen arkasından İmralı canisi Öcalan’ın ailesini de ziyaret etmeyi
planlıyor musun?’ sözlerini de aynı şekilde alkışlıyordu.
Komisyon neden karar alamıyor? Erdoğan istese karar alamaz mı?
Erdoğan istese alayı İmralı’ya gitmez mi? Gider.
Demek ki, Bahçeli’nin muhatabı komisyon değil Erdoğan’dır.
Terör örgütleri akrep gibidir’ sözü kime aittir?
1 Kasım 2015 seçimleri öncesi Erdoğan, gurbetçilerden oy almak için Avrupa turuna çıkmıştı.
Fransa’da düzenlenen ‘Milyonlarca Nefes Teröre Karşı Tek Ses’ etkinliğinde şöyle diyordu:
“Açık söylüyorum, birliğimize, bayrağımızın onuruna, vatanımızın bütünlüğüne,
devletimizin bekasına kasteden herkes bizim can düşmanımızdır.
Kimsenin üzerimizde hesap yapmasına tahammülümüz yok…
Terör örgütleri akrep gibidir. Eninde sonunda kendilerini taşıyanları, destekleyenleri,
kullananları da sokarlar. Çünkü karakterleri budur.
Gelin bu insanlık düşmanı örgüte karşı hep birlikte mücadele edelim.”
PKK terör örgütü müdür, değil midir? HTŞ terör örgütü müdür, değil midir?
Salih Müslim (PKK/SDG) terör örgütü müdür, değil midir?
Hedef sensin, hedef senin devletin!
Terörsüz Türkiye aldatmacasıyla kurulan masa, sana kefen biçip, tabut çakan
yeni bir Sevr masasıdır!
Bilesin ki; AKP- MHP-DEM, aynı yolun yolcuları olup, her üçü de Türk’e ne yardır,
ne dosttur, ne de hayrına rüya görür!
Bu üç partiden biri seni dinle- imanla, biri Atatürkçülükle, bir diğeri ise milliyetçilikle aldatmakta.
Aslında hiçbirinin, ne dinle, ne Atatürk ile, ne de milliyetçilikle (Türklükle) en küçük bir bağları yok.
Bakınız, nereye doğru sürüklenmekteyiz;
BOP projesi ile İstanbul tarafsız bir komisyon tarafından yönetilecek ve kurulması tasarlanan
Birleşik Ortadoğu Devleti’nin böylece başkenti olacak…
Türklüğün izleri silinecek.
Bölge uluslararası serbest bölge haline getirilecek…
Çok kısa bir zamanda nüfus çoğunluğu Türklerden gayrimüslimlere geçecek…
İstanbul, Zeytinburnu- Sur içi- Üsküdar diye üç ayrı Vilâyete bölünecek…
Sur içi Vilâyeti Vatikan tarzı bir yapıya kavuşacak ve devletleşecek…
Birleşik Orta Doğu Devletleri kurulacak ve İstanbul bu devletlerin ortak Başkenti olacak…
Barzani, yıllar öncesinde, “İstanbul’u ortak başkentimiz olarak görmek istiyoruz” demişti…
Talabani de 1996 yılında, “Hayalim, İstanbul’un başkent olduğu Orta Doğu Birleşik Devletleri” demişti.
Bu kirli senaryoları Aytunç Altındal yılar önce anlatmıştı.
İşte bugün Ankara’da kanunsuz bir şekilde kurulan ”Terörsüz Türkiye- Kardeşlik ve barış”
Komisyonun görevi, bu kirli BOP projesinin yolunu açmak ve son sürat devam etmektir.
Şimdi de, ‘’Yeni Türkiye ‘’ dedikleri yapıya yeni bir tarih yazmak istiyorlar.
Bu doğrultuda tarihi gerçekleri de değiştirmeye çalışıyorlar.
Bu bağlamda tarihi bir gerçeklik olan Arap isyanını da inkâr ediyorlar.
Arapları bize şirin göstermelerindeki sebep ileri tarihlerde yaşayacağımız daha büyük
sıkıntıların işaretidir.
Suriye’den, Afganistan’dan, Filistin’den, Afrika ülkelerinden vb bu kadar insanı boşuna
getirmediler. BOP projesi kapsamında ‘’terörsüz Türkiye ‘’ diyerek, Bahçelinin ‘’kurucu önder ‘’
dediği Öcalan’ı meşrulaştırıp sanki Kürtlerin tek lideriymiş gibi bütün satıhlarda kabul gördürmek.
Velhasıl!
Senin iki Mustafa’n var! Bu ikisinin yolundan sapma!
Türk milletinin iki Mustafa’sından ilki, iki cihan güneşi Peygamberimiz Hz. Muhammed
Mustafa (sav) olup, diğer ikinci Mustafa’sı ise Mustafa Kemâl Atatürk’tür.
Birinci Mustafa’mız (sav), şeytanın istilâsından gönüllerimizi ve imanlarımızı kurtarırken,
ikinci Mustafa’mız ise, Sevr sonrası müstevlilerin istilâsından vatan ve namusumuzu kurtarmıştır.
Türk milleti, iki Mustafa’sının gösterdiği yoldan sapmadığı müddetçe; Malazgirt 1071 den
sonra tapusu ikinci kez 9 Eylül 1922 de düşmanın İzmir’den denize dökülmesi sonucu
Allah tarafından Türk milletine kesilen bu topraklarda ebediyen var olacak, hür ve başı dik
olarak yaşayacaktır! .-alıntı-araştırma-derleme-Vesselam-
Hoşça kalın dostça kalın, sağlıklı kalın…
Ramazan Yazar
Emekli Teknik Öğretmen
Ramazan YAZARramazanyazar@kirsehiranadoluhaber.com

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok
YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.