RAMAZAN YAZAR DAN EKONOMİMİZ VE GELDİĞİMİZ NOKTA!.. « Kırşehir Anadolu Haber

RAMAZAN YAZAR DAN EKONOMİMİZ VE GELDİĞİMİZ NOKTA!..

Bu haber 19 Aralık 2025 - 18:21 'de eklendi ve 766 views kez görüntülendi.
EKONOMİMİZ VE GELDİĞİMİZ NOKTA!..
Versek mi vermesek mi? İktidarın yeni bütçede maaşlar ve
Asgari ücrette papatya falı ve insanlarımızın çektiği çile.
Bakın, 3 Aralık 2025 günü Erdoğan, grup toplantısında:
“Türkiye ekonomisi 3. çeyrekte yıllık bazda yüzde 3,7
büyüyerek seyrini korudu.
Bu oranla OECD ülkeleri arasında 4, G20 ülkeleri
arasında 5. sırada yer aldık.
Hamdolsun hedeflerimizden kopmadık.” Demişti.
Şimdi görelim:
OECD Ülkeleri: Türkiye, ABD, Kanada, Fransa, Hollanda,
Belçika, Lüksemburg, Almanya, İtalya, Portekiz, İngiltere, Danimarka,
İrlanda, Yunanistan, İsviçre, Avusturya, İsveç, İzlanda, Norveç
İspanya, Japonya, Finlandiya, Avustralya ve Yeni Zelanda.
G20 Ülkeleri: Türkiye, ABD, Almanya, Arjantin, Avustralya, Brezilya,
Çin, Endonezya, Fransa, Güney Afrika, Güney Kore, Hindistan, İngiltere,
İtalya, Japonya, Kanada, Meksika, Rusya ve Suudi Arabistan..
Ekonomik Büyüme, ne demektir?
Belirli bir sürede, bir ülke içinde, tüketim ürünleri ve hizmetlerin üretim
ve tüketimindeki artış, o ülkenin Ekonomik Büyümesinin göstergesidir.
Bu tanıma ve Başkan Erdoğan’ın ifadesine göre; Türkiye Ekonomisi
Temmuz-Ağustos-Eylül 2025 sürecinde yüzde 3,7 oranında büyümüş.
Hem de öyle bir büyüme ki, Avrupa’nın dev ülkeleri arasında
4. sırayı almış!
Erdoğan’ın ifadesine göre ekonomisi sürekli büyüyen
Türkiye’nin Manzarası şöyle:
• Yaklaşık 10 milyon kişi işsiz.
• Her 3 gençten 1’i işsiz.
• Yaklaşık 12 milyon kişi, açlık sınırında asgari ücretle çalışıyor.
• Yaklaşık 16 milyon emekli, yoksulluk içinde yaşıyor.
• Yıl boyunca her gün ortalama 206 iş yeri kapanıyor.
• 2025 yılında, 160 tekstil fabrikası Mısır’a taşındı. Türkiye’den
bu kaçışın diğer üretim alanlarına da yayıldığı izlenmekte.
• Yaklaşık 75 bin öğretmen, atama bekliyor.
Türkiye Manzarasına bakan sade bir vatandaş, haklı olarak şaşkın,
soruyor: “Ekonomisi gerçekten büyüyen Türkiye böyle mi olur?”
Şaşkınlıkla bu soruyu soran vatandaş, Erdoğan’ın ifadesine
kuşku ile bakıyor!
Ama Başkan Erdoğan, Türkiye Ekonomisinin büyümesi ile
ilgili sözlerini kendisi uydurmuyor ki!
Başkan Erdoğan, yaptığı açıklamayı, önüne gelen istatistiklere
bakarak söylüyor!
Buna ne diyeceksiniz?
Beyler,,
İSTATİSTİK konusunda, ünlü bir İngiliz şöyle demiş:
“Yalan var, daha beteri Katmerli Yalan var ve bir de en beteri İstatistikler var!”
Winston Churchill de istatistikler konusunda şu yorumu yapmış:
“Güvenebileceğiniz en iyi istatistikler, sizin uydurduklarınızdır!”
Önce, şu soruyu sormamız artık kaçınılmaz oldu:
Erdoğan, Türkiye Ekonomisinin büyümekte olduğunu söylerken,
acaba kimlerin uydurduğu istatistiklere güvendi?
Bakın her türlü felaketin, ülkenin sıkıntılarının baş sorumlusu emeklilerdir’
dedi maliye bakanı.
Şu sıralar hükümet var gücüyle emekli ve çalışanlara yüksek seviyede
maaş ve asgari ücret ödemek için çalışıyorlar (nasıl bunları susturacağız diye).
Erdoğan 07 ekim 2023 de ne demişti;
‘’Son 21 yıldır enflasyona ezdirmediğimiz işçi, memur ve emeklilerimize
inşallah önümüzdeki dönemde yeni müjdeler vermeye devam edeceğiz.
Tüm dünyayla birlikte ülkemizi de olumsuz etkileyen hayat
pahalılığı meselesini gereken her türlü tedbiri alarak çözmekte kararlıyız’’ diye..
Ve şimdi ise Erdoğan dâhil açıklamalar yapıyorlar gözlerimizin içine baka
baka, çalışanlarımızı ve emeklileri enflasyona ezdirmedik ezdirmeyeceğiz diye..
Bakın son dönemlerde, ülkenin tek gündem başlığı İmralı.
Dolasıyla medyanın tek başlığı da İmralı.
Sokağın başlığı ise geçim.
Ama kimin umurunda?
Sahi ne oldu enflasyon ile mücadele?
Tasarruf tedbirleri nasıl gidiyor?
Fahiş kiralar, ev sahibi, kiracı tartışmaları bitti mi?
Ya sağlık? Eskiden hastaneneler de sıra bekleniyordu!
Şimdi hem hastanelerde hem de evlerde randevu bekleniyor?
Yoksa ben mi yanlış hatırlıyorum?
Ya eğitim kültür?
Suça sürüklenen çocuklar?
Akran zorbalığı, sözlü, fiziki taciz, eğitim dışı kalan çocuklar,
kötü alışkanlıklara başlama yaşının düşmesi vs.
Sahi hepsi çözüldü mü?
Geçen ay 24 Kasımda öğrenmeler günü şatafatlı sözlerle geçiştirildi.
Hepsi eğitimin öneminden, öğretmenliğin kutsallığından bahsetti.
Hatta iktidar yaptıkları okul sayısını geçmiş ile kıyasladı.
Hatta ’22 yılda 821.360 öğretmenin atamasını yaptık’ çıkışı ile
hem öğretmenlere hem de eğitime verdikleri önemini ispata kalkıştılar.
15 bin sözleşmeli öğretmen atama müjdesi (!) ile de alkış aldılar.
Matematik bile isyan etti Milli Eğitim Bakanlığı sitesine girin.
2002 ile günümüze kadar okul, derslik sayılarını kıyaslıyorlar.
Yüzdelik oranlar veriyorlar.
Israrla 2002’de öğrenci sayımız kaçtı, sorusunun cevabını aradım.
10 milyon 300 bin imiş.
Bugün yani 22 yılda öğrenci sayımız 17 milyon 900 bine yükselmiş.
2002’de görev yapan öğretmen sayısı 586 bin.
22 yıl sonra bu rakam özel okullar dâhil 1 milyon 187 bin 409.
22 yılda emekli olan ve meslekten ihraç edilen toplam öğretmen sayısı
kaç biliyor musunuz? Yaklaşık 427 bin 732.
Öğrenci sayısı neredeyse ikiye katlanmış, aynı şekilde
AKP’den önceki öğretmenlerin neredeyse tamamı emekli olmuş ve tek
parti iktidarı eğitimde nasıl çığır açtığını, devrim yaptığını anlatıyor
ve de alkış alıyorsa bu alkışlayanların sorunudur.
Hülasa;
Resmi rakamlara göre öğretmen açığı 100 bine yaklaşmış durumda.
Atama bekleyen öğretmen sayısı ise 1 milyona yakın.
İkili eğitim, taşımalı eğitim, yine 35-40 kişilik sınıflar yaşadığımız gerçek.
Eğitim kalitesinde Avrupa ve dünya ortalamamız net.
Çocuklara bırak yemeği okullarda temizlik görevlisi istihdam
edemeyen, temizlik maddelerini tedarik edemeyen bir iktidar var.
İktidarın, medyanın ara sıra gündeme getirdiği ‘yoksulluğu’ inkâr
edip algı yönetimi olarak tanımlasa da bu ülkede:
Açlık sınırı: 29 bin
Yoksulluk sınır: 92 bin
Asgari ücret: 22 bin
Emekli maaşı: 16 bin TL.
Halkın ekonomisi hakkında çok nadir konuşan Erdoğan,
‘halkın çektiği sıkıntıların farkındayız…
Alın teri ve emek hiçbir ideolojiye, hiçbir hizbe, hiçbir klik ve gruba
ipotek edilemeyecek kadar kutsaldır, yücedir, hürmete layıktır, dedi.
Ve herhangi bir gazeteci ve medya mensubu çıkıp ta yukarıdaki açlık
sınırı rakamlarını dile getirip asgari ücret ne olacak, sorusunu sormadılar.
Yani iktidar alın teri ve emeğin kutsal olduğunu kabul ediyor!
Ama vermiyor.
Bakın İktidara göre tarım ve hayvancılıkta da Türkiye altın çağını yaşıyor.
Her ne kadar AKP döneminde 3 milyon hektar tarım alanı tarım dışı kalmış
olsa da 24 milyon hektar tarım arazisine sahibiz.
Bozkır alan büyüklüğü ise yaklaşık 33,5 milyon hektar.
Toplam: 57,5 milyon hektar alan.
İşte böyle bir coğrafyada tek parti iktidarı 22 yılda 115 milyar dolar
civarında tarım ithalatı yaptı.
2010-2025 arasında yaklaşık 10 milyon 800 bin büyük ve küçükbaş hayvan
ve yarım milyon tona yakın et ithalatına 13 milyar 200 milyon dolar para verdi.
Sadece bu yıl için 2025’te Erdoğan imzası ile bazı tarım ve hayvancılık
ürünlerinde gümrükler sıfırlandı, ithalat izni verildi.
Örneğin 1 milyon ton buğday.
Arpa 700 bin ton.
Mısır 700 bin ton.
Pirinç 100 bin ton.
Tritikale, yulaf, sorgum otu, silajlık mısır…
Ayçiçeği tohumu ve yağı 1 milyon ton.
Soya fasulyesi, nohut, mercimek, kuru fasulye, bakla.
Armut, incir, kuru incir, şeftali, kiraz, üzüm, kivi, ananas, bamya,
kök kerevizi, maydanoz, kornişon.
Siyah zeytin, zeytinyağı.
Hayvan ve ürünleri 520 bin baş (et ve süt kurumu aracılığıyla, ABD,
Avustralya, Güney Amerika menşeli).
Damızlık düve (gebe olmayan dişi dana).
Et ürünleri, süt ürünleri (süt tozu, peynir, tereyağı)
Bu coğrafyada bunlar 10 kat 100 kat fazlasıyla üretilebilir miydi?
Tabi ki. Neden üretilmedi?
Oy verirken mantıklı düşünülüp seçim yapılmadığından!
Velhasıl;
Her şeyin bir sonu vardır!.
Paylaşılacak, satılacak bir şey kalmadı..
Fabrikalar, limanlar, verimli araziler, koylar vb leri.. Kömür stoklarınız ve
makarna paketleriniz de yaşanan gerçeklerin üzerini örtmeye yetmiyor artık..
İçerde, dışarıda kontrolü kaybettiniz..
‘Güzel öldüler’ dediniz sesimizi çıkarmadık,
‘Bu işin fıtratında var’ dediniz, öyledir belki dedik.
Sessiz kaldık.
Yıllardır sırtınızda taşıdığınız bazı tarikat ve din bezirgânlarını,
Apo adındaki bölücü başını hazmettirmeye çalıştınız, çalışıyorsunuz.
Ölerek ödedik bu yanlışlarınızın bedelini..
Güvenli bölge oluşturmak için diye girdiğiniz Suriye’de rejim değiştirmek
istediğinizi itiraf ettiniz, buna da ses çıkarmadık.
Değiştirdiniz de ne oldu, bir diktatör gitti, yerine gelen cani için görkemli
ziyaretler programladınız.
Devletin güvencesindeki Yatılı Bölge Okullarının barınma bölümünü
sessizce başka cemaatlere devrettiniz, ‘Dinlerini diyanetlerini öğreniyorlar’
dediniz, buna da sustuk.
Kayseri’de, Konya’da patladı çocuklarımızın kaldıkları yuvalar,
sapır sapır döküldü çocuklar yine hazmettik.
Karaman’da onlarca çocukla harem hayatı yaşayan densize
Bile ‘Bir kere oldu’ mazereti gösterme pişkinliğinize tanık olduk.
Cumhuriyet döneminin tüm kazanımlarını özelleştirme
adı altında elden çıkardınız, ‘Çağın gereği’ dedik sustuk..
‘Milletin a… koyacağız’ diyen şerefsize ömür boyu gelir sağlayacak
köprüler, havaalanları verdiniz, aldığı kredilerini devletin garantisine
aldınız, şimdi geçen geçmeyen bu köprüler için para ödüyor,
‘Bütçeden yaptırmaktan daha iyidir’ diye sineye çektik.
Bakkaldan bir paket sigara almasına bile izin vermediğimiz 13-14
yaşındaki çocuklara tecavüzün yolunu açan bir yasayı bile getirdiniz
Meclise, yüzünüz kızararak geri çekmek zorunda kaldınız.
Ekonomiyi rayından çıkardınız, ‘Sorumlusu emeklilerdir’ dediniz,
buna bile ‘Belki haklılar’ dedik.
Vatandaşa bir paket makarnayı gözünün içine soka soka
verirken, Suriye’den gelenlere dolar üzerinden harçlık dağıttınız.
Emekliye aylık 3-5 lira ücret artışını bile büyük bir lütuf gibi sundunuz,
‘Olsun’ dedik.
Hedef tahtasına koyduğumuz Pansilvanya’dan aldıklarınızı, benzeri
Cemaatlere tahsis ettiniz, ‘Belki bunlar devleti yıkmaya çalışmaz’ dedik.
Ama deniz bitti beyler.
Sabır da bitti..
Adana’nın Toros eteklerindeki bir ilçesi..
Öğrenci kelimesini bile kullanmayan bir dernek yurt açıyor.
Dağ köylerinden minnacık çocuklar, hayallerini gerçekleştirmek
için ve okuyabilmek için bu yurda yerleşiyor.
Çıkan bir yangın.
Yerler, kimyevi maddeyle üretilmiş, kauçuk. duvarlar ve tavanlar ahşap.
O zavallı yavrucaklar 3. Katta dumanların arasından yangın
merdivenine ulaşıyorlar, ama kapı kilitli olduğu için üst üste yığılıp kalıyorlar.
Nefesleri o kadarına yetiyor.
Yığılıp kaldıkları sırada çatıdan düşen kor odun ateşinde yanıyorlar.
Tüm ülkenin kalbine düşüyor bu kor.
Dedik ya, bunca yaptıklarınızı ‘Vardır bir nedeni’ diye sineye çektik.
Müslüman mahallesinde, Papa günlerce Resmi Protokolde ağırlandı.
Evladı olmakla övündüğünüz Osmanlı Sultanları ve son olarak
Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün izin vermediği İznik Konsili, tam 1700 yıl
sonra toplanıyor ve siz girdiğiniz deliklerden başınızı çıkaramıyorsunuz.
Bu adam CHP iktidarında gelmiş olsaydı ve yaptıklarını yapsaydı
Cuma sonrası milleti sokağa döker miydiniz, dökmez miydiniz?
Yani diyeceğim, artık vicdan mahkemesinde, ülkemi ve milletimi
bu günlere getirmekten sorumlusunuz..
Nedeni; Orta halli bir gelire sahipken, açlık sınırına getirildi,
Çocuklar, Doğu’da kurulan hain tuzaklarda yok ettirdi.
Suriye topraklarında şehit olmalarına neden oldundu, malı
çalınan yetimler, yavrusunu, annesini, kardeşini maden ocaklarında,
tarikat yurtlarında, iş kazalarında kaybeden ülkenin kahır ekseriyeti..
Sorumludur;
Yoksulluğu ortadan kaldıracağız diyerek yönetimini aldığınız ülke
yoksullar cenneti haline getirildi.
Yolsuzluğu tarihe gömeceğiz sözüyle iktidar olup
‘Çalıyorlar ama çalışıyorlar’ kültürünü hâkim kılındı..
Yasakları kaldırma sözünüz, iktidarınızda unutup ülkede her şey
Yasaklandı..
Hukuk, siyaset tarafından yeniden dizayn edildiği dönemlerde adalet
terazisini istediğiniz gibi ayarlandı.
Ama ilahi Adalet, ama toplumun vicdanının oluşturduğu mahkemede
kararlar kesindir, adildir ve itiraz mercii yoktur..
Yani, bitti artık beyler kara göründü!…-araştırma-derleme-Vesselam…
Hoşça kalın, dostça kalın, sağlıklı kalın…
Ramazan Yazar
Emekli Teknik Öğretmen

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok
YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.