RAMAZAN YAZAR DAN DEVLET’ TE DERİN İZLER PKK NİN YAKILAN SİLAHLARI! « Kırşehir Anadolu Haber

RAMAZAN YAZAR DAN DEVLET’ TE DERİN İZLER PKK NİN YAKILAN SİLAHLARI!

Bu haber 29 Kasım 2025 - 15:24 'de eklendi ve 77 views kez görüntülendi.
DEVLET’ TE DERİN İZLER PKK NİN YAKILAN SİLAHLARI!
Ne dedi Bahçeli; “Kimse gitmezse alırım yanıma 3 arkadaşımı, kendi
imkânlarımla İmralı’ya gitmekten, bir masa başında yüz yüze gelmekten
imtina etmem”…Kim dedi?. Bahçeli dedi…Niye dedi?…Durun!..
Oraya geçmeden önce bir diğer yiğidin hakkını teslim etmek zorundayız!..
Bahçeli’nin bu atağından önce benzer bir çıkışta bir süre önce AKP’in ağır
abisi Bülent Arınç’tan gelmişti. Ne demişti “Bülent Arınç”?..
“Eğer Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin oluşturduğu komisyon, süreci
sağlıklı yürütmek istiyorsa, Öcalan’ın İmralı’da doğrudan dinlenmesi gerekir.
Risk alınmazsa başarı da gelmez. Başarı için risk almak gerekir.
Eğer kimse bu konuda gönüllü olmazsa, gerekirse İmralı’ya ben gider,
Öcalan’la görüşürüm.”
AKP genel merkezi sağıra yatmış duyma maz lıktan gelmişti…
Saray da sağıra yatmıştı…
Anlaşılan, derin yapının sabrı taşmak üzere… Bugün aynı çıkışı
Bahçeli’ye partisinin Meclis grup toplantısında ayakta alkışlattırarak yaptırdılar.
Niye dedi?. Cevabı çok basit…
ABD’deki Suriye zirvesinde PKK’nın talepleri karşılandı.
Şimdi sıra Türkiye’ye geldi ve artık kaybedilecek vakitleri de kalmadı.
Biraz daha zorlarsak, “Erdoğan’a son uyarı” da denilebilir…
Geriye dönüp bakıldığında;
-1999 yılındaki seçimde MHP hükümet ortağı olur. Sonra yaşanan krizler…
Seçime gidilen ekonomik kriz süreci… Vee, AKP iktidara gelir…
Bahçeli’nin gizliden, açıktan AKP iktidarlarına attığı destekleri tekrar tekrar
yazmaya gerek yok.
Zaten çok iyi biliyorsunuz!…Biraz daha filmi saralım;
1998 yılında Amerika’nın BDT sorumlu serbest büyükelçi, aynı zamanda da
Amerika dışişleri bakan danışmanı Ross Wilson, 2005 yılında Ankara’ya atanır.
Ross Wilson, Bahçeli ile 70 dakika görüşür. Görüşmeden sonra çıkışta
Wilson; “Sayın Genel Başkan, sizinle daha uzun yıllar birlikte çalışacağız” der.
Şimdi, Bahçeli fanatikleri, bu yazının altına hakaret yorumları yağdıracaklar.
O zaman, 2 belge sunayım;
Birincisi; o tarihte yer alan bir gazete kupürü; Ne yazılmış?
“ABD Büyükelçisi Ankara’ya atanır atanmaz Bahçeli’den randevu ister.
Bahçeli şu haberi gönderir; ‘Bizim siyasi geleneğimize göre, öncelikle
Meclis’te grubu bulunan siyasi partilerin ziyaret edilmesi beklenir’.
Wilson bu öneriyi dikkate alır, ziyaretlerini tamamlar.
MHP Genel Merkezi’ne gider.70 dakikayı aşan görüşmeden ayrılırken.
Büyükelçinin, ‘Sayın Genel Başkan, sizinle daha uzun yıllar birlikte çalışacağız’
dediği duyulur.
İkincisi; Zafer Partisi Ümit Özdağ’ın bir süre önce takipçileri ile paylaştığı
bir twitter mesajı; “Amerikan dış politikasının Foreign Affairs dergisi ile birlikte en
önemli iki dergisinden birisi olan Foreign Policy ‘Devlet Bahçeli Türk Milliyetçiliğinin
tabularını yıkıyor’ diyor.
Hatta tam tercüme paramparça ediyor diyor.
18 sene önce Kasım 2006’da yapılan MHP Kongresi öncesinde.
ABD büyükelçisi Bahçeli’yi ziyaret etmiş ve ‘Daha uzun yıllar sizinle çalışacağız’
demişti.” AKP’nin iktidara geldiği 2002 genel seçimlerinde MHP’nin baraj altında
kalması sonrasında istifa edeceğini ve tekrar aday olmayacağını açıklayan Bahçeli,
12 Ekim 2003’teki 7’nci Olağan Büyük Kongre’de tekrar aday olmuş ve koltuğunu
korumayı başarmıştı. Sonrası da malumunuz!..
O tarihte Bahçeli istifa ettikten sonra neden tekrar koltuğa oturdu?..
Neler oldu?.. O zaman da kimse bilmiyor!.. Bu zamanda hâlâ kimse bilmiyor!..
Irak’ı kim parçaladı?. Kuzey Irak sözde Kürt Devletini kim kurdurdu,
kimin himayesinde?.. Suriye’de neler oldu?..
Bahçeli,” çözüm süreci” nin düğmesine yeniden neden bastı?.
yazılın parçalarını birleştirin. şimdilik bu kadar!.. Anlamaya yetmedi mi?..
Biraz daha bilgi verelim;
E. Korgeneral İsmail Hakkı Pekin, bir zamanlar Habertürk’te “Türkiye’nin Nabzı”
programında “derin devlet”i çok iyi anlatmıştı. Şöyle; “Türkiye’de silahlı kuvvetler
veya askerî öğrenciler içinden seçilen gençlere Seferberlik Tetkik Kurulu ve
sonra da Özel Harp Dairesi’nde görev verilirdi.
Bunların kim olduğunu sadece MİT bilirdi.
MİT ise zaten CIA ile Ankara’da aynı binada altlı üstlü çalışırdı. Maaşlarını ABD verirdi.
Bu kadrolar içinden devşirilen insanları sonra ABD ve İngiliz istihbaratı Türkiye
aleyhine kullandı. Fetullah Gülen gibi isimler 1959’da bu yapı içinde görevlendirildi.
Görevleri, Yeşil Kuşak projesi çerçevesinde komünizmle mücadele faaliyetleriydi.
12 Eylül’den sonra yakalanan Gülen’in serbest bırakılması için Genelkurmay
Başkanı aradı ve serbest bırakıldı.
Bu tür insanların bir kısmı CIA tarafından devşirildi ve şimdi FETÖ dediğimiz
istihbarat örgütü kuruldu.
Biz devletin ele geçirilmiş olduğunu son 20 yıldır defalarca gündeme getirdik ama
gerçekleri komplo teorisi diye gösteren gazeteciler de bu yapının elemanıydı.
Devletin omurgası ele geçirilmişse, siyasi yapı bu işin dışında tutulabilir miydi?
Siyaset de ele geçirilmiş olduğu için Türkiye 1952’den beri savrulmaktadır.
Bu konu yakın tarihte şöyle yansıtılmıştı:
FETÖ’nün darbe girişimi ile ilgili değerlendirmelerin hiçbiri meselenin esasına girmiyor.
Bir defa 1960 darbesinden itibaren Türkiye Cumhuriyeti Devleti içinde ağını
kurmuş bir örgütten, Cumhurbaşkanlarının, Başbakanların, Genelkurmay Başkanlarının
ve MİT Müsteşarlarının haberdar olmaması mümkün değildir!
Soru şudur: Devlet bunu neden yaptı?
Bülent Ecevit, ilk başbakanlığı sırasında, “Kontrgerillanın varlığından tesadüfen
haberi olduğunu söylemişti.
Özel Harp Dairesi Başkanı Sabri Yirmibeşoğlu ise kendisine teminat vermiş,
Devletin siyasi partiler içinde de örgütlenme yaptığını, hatta çeşitli partilerden
birçok milletvekilinin bu yapının üyesi olduğunu söylemişti.
Devleti yönetenler, NATO’nun Gladio yapısı ile birlikte Türkiye’nin bütün
istihbaratını avucunun içine almış olan ABD’nin taleplerini yerine getirdi!
Devlet, Öcalan’ı nasıl kontrolden kaçırıp Türkiye’nin başına belâ ettiyse
Gülen’in de aynı şekilde bir bumerang gibi dönüp devleti vurmasına yol açtı!
Türkiye’nin, kuruluş ilkelerine sarılmaktan başka çaresi yoktur ama şimdiki
yapılanma da FETÖ artıkları ve federasyonculardan oluşturuldu.
Bu da bir Amerikan-İngiliz ortak yapımıdır.
Görevleri, Türk egemenliğini yıkmak ve Orta Doğu Birleşik Devletleri’ne
zemin hazırlamaktır!
Bilmem anlatabildim mi?.. Veya anlayabildiniz mi?..
Ve PKK’dan Bahçeli’ye anında cevap; Yetmez ama evet…
Ne demişti “hareketin lideri”?..
“Kimse gitmezse alırım yanıma 3 arkadaşımı, kendi imkânlarımla İmralı’ya
gitmekten, bir masa başında yüz yüze gelmekten imtina etmem”…
Terör örgütü yöneticileri, MHP’li yağdanlıklar gibi ayakta alkış
tutmadılar ama “hareketin lideri” ne esaslı bir selam çaktılar.
Ankara’da kronometreye basılıp geri sayım başladı.
Meclis komisyonunun toplanıp, Öcalan’ın ayağına gitme kararı aldı.
İmralı heyetine katılma konusunda tavrı –resmi ağızlardan açıklama yapılmadığı
için- net olan AKP_MHP_DEM üçlüsü..
Onlarında ihanet heyetine katılmama kararı alması çok düşük ihtimal.
Daha da silahlanan, militan sayısını arttıran ve Türkiye’de afyonlamış, uyurgezer
kitlelere “kendini fesh eti” diye yutturulan sadece ismini “Kürdistan Özgürlük Hareketi”
olarak değiştiren katil sürüsü dünkü gelişmelere anında görüntü verdi.
PKK’nin üst düzey yöneticilerinden terörist Helin Ümit, terör örgütü borazanı
Medya Haber’e yaptığı açıklamada, Bahçeli’nin Meclis’teki grup toplantısında
yaptığı son açıklamaların “anlamlı” olduğunu belirtti.
Ümit, Bahçeli’nin Öcalan’a yönelik bazı ifadelerini olumlu ancak yetersiz bulduğunu
söyledi.Helin Ümit, Bahçeli’nin daha önce dile getirdiği “Meclis’te siyaset yapabilir”
şeklindeki sözlerin hayata geçirilmediğinin altını ısrarla çizerek hatırlattı.
Helin Ümit, “Bahçeli Ekim ayı konuşmasında ne demişti?
‘Partiyi feshetsin, gelsin Meclis’te, DEM Parti grubunda siyaset yapsın’ demişti.
Hani nerede? Önderliğimizin üzerine hâlen kilit vuruluyor. ‘
Umut hakkından yararlansın’ demişti. Hani nerede?” diye sordu.
Bu işi ,yüz verdik astarını da istiyorlar meselesi olarak değerlendirmeyin!..
Yanılgıya düşersiniz. Tezgâh tam gaz devam ediyor.
Bakın, bir kez daha iddia ediyorum; terör örgütünün talepleri Türkiye uyuşturula
uyuşturula, alıştırıla alıştırıla adım adım harfiyen yerine getirilecek.
Hareketin liderine esaslı bir selam daha çakan PKK’lı nın bu vesile ile
daha ne zehirler kustuğunu bilmek, duymak istemisiniz?
Bundan sonraki süreçte Öcalan’ın “yeni bir siyasi hareket” kurabileceğini ve
kendilerinin de buna katılmak istediklerini söylüyor.
Hay hay, olur tabi!..
Öcalan’a umut hakkının uygulanmasını talep eden Ümit, “Önder Apo’nun siyasi ve
hukuki haklarının tanınmasını ve siyaset yapar hale gelmesini istiyoruz.
PKK feshedildi.
Ben ve tüm yoldaşlarım, Önder Apo’nun oluşturacağı yeni siyasi harekete katılmak
istiyoruz” diyor. Bu nedenle Öcalan’ın “fiziki ve hukuki özgürlüğünün” sağlanması
gerektiğini vurguluyor.
O da olur… Nasıl olsa bekçisiz köyde dolaşıyorlar!..
İmralı’ya gidildi ya, bütün dünyaya gereken mesajlar veridi Öcalan’ın ayağına gidildi ya..
Önderleri Öcalan’ın yol haritasını alırlar ve anında uygulamaya geçerler pişmiş kelleler..
Terör örgütünün sözde üst düzey yöneticisinin açıklamalarında, dikkati çeken ve en çok
uyuzlandıran ise Azerbaycan’dan Türkiye’ye dönerken
Gürcistan üzerinde düşen ve 20 askerimizin şehit olduğu C-130 kargo uçağı hakkındaki
değerlendirmeydi. Helin Ümit, kazayı “şüpheli” , “şaibeli” olarak değerlendiriyor.
Olayın zamanlamasının dikkat çekici olduğunu söyleyen Ümit, 1993’te Bingöl’de 33
askerimizin şehit düştüğü saldırıyı hatırlatarak, bu olayın “dış müdahale olasılığını”
düşündürdüğünü iddia ediyor.
Ümit, “Evet, 33 asker olayı Türkiye’nin içteki kontrgerilla, yani derin devlet işiydi.
Bu tam olarak öyle değil ama bir dış müdahale gibi geliyor bana.
Niye böyle bir dönemde benzer bir şey oldu?” ifadelerini kullanıyor İran’ın eski
Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi’nin düşen helikopterini hatırlatan Ümit, “Azerbaycan’daki
İsrail etkisine” dikkat çekerek olayın Türkiye’de milliyetçi bir dalga oluşturmak amacıyla
kullanılabilecek bir provokasyon olabileceğini ileri sürüyor.
Helin Ümit, “Süreç hâlen çok hassastır, kırılgandır.
Başta Türkiye olmak üzere Ortadoğu’da halklara dönük tehlike ortadan kalkmış değildir” diyor.
Bir hainin, bir teröristin söz konusu açıklamalarını elbette iyi niyet çerçevesinde
değerlendiremeyiz. Ama burada asıl sorular şunlar; Acaba nereden/neden icap etti de ,
terörist, düşen askeri uçağımızla ilgili değerlendirme yapıyor?.
Bu ihtiyaç neden hasıl oldu?..
Bunları söylesin diye eline bu değerlendirmeye kim tutuşturmuş olabilir?.
Bakın hele bir bakın!.. Şehitlerimize çok mu üzülmüşler?..Yoksa…
Aba altından sopa mı gösteriliyor?.. Belli ki, timsah gözyaşı döküyorlar!..
Meclis komisyonunun İmralı’ya yola çıkma arifesindeyken, Türkiye’yi adım adım
bölünme noktasına getiren terör örgütünün, düşen askeri uçağımıza, şehitlerimize
üzülmesini pek yadırgadım!..
Ne yazıktır ki, at izi it izine karıştığından, neler olup bittiğini her zamanki
gibi yaşayarak göreceğiz….
Ve PKK’nın yakılan silahları, oynanan tiyatro!
Herkes önemli olaylara tanıklık ettiği kanısında.
Hükümet ise nerdeyse ulusal bayram ilan edecek!
Bahçeli’nin seslendirdiği, Öcalan’la mutabakatı, birkaç heyet gidip gelmesinden
sonra meyvesini verdi.
Kuzey Irak’ın Kürt Özerk Bölgesinde kurulan temsili bir oyun sahnesinde,
bir kısım seyircinin de gözü önünde PKK’nın 15’i kadın, 15’ı erkek 30 kişilik
yönetici grubu, Kandil’den getirdikleri silahları bir kazana bırakarak yaktılar.
Bunu daha çok liderleri Öcalan’a ters düşmemek için yaptıkları
sanki yüzlerinden okunuyordu.
Sürecin bir parçası oldukları için basının önüne artık “meşru” olarak
daha sık çıkmakta olan DEM Parti sözcülerinin, sanki kendilerinin de
tam inanmadıklarını belli edercesine dile getirdikleri beklentileri vardı.
Bir kere siyaset yapma hakları tescil edilmiş olacak, ikide bir kapatılma
davalarıyla uğraşamayacaklardı. Sonra seçtikleri belediye başkanlarına
bir kulp takılıp yerlerine kayyım atanmayacaktı.
Kısmi veya genel bir af çıkarılarak şiddet kullanmaktan, örgüt üyesi
olmaktan hüküm giymiş olanlar bırakılacak ve yeni tutuklamalar
olmayacak, belki anadilleri için okullarda bir ders açılacaktı.
PKK kurulduğundan beri dünyada ve Türkiye’de köprülerin altından
çok sular akmış bulunuyordu.
PKK artık sosyalist bir Kürt devleti kurma isteğinde ısrar edemezdi.
Hedeflerini küçültmeliydi.
Öyle ki Öcalan, federasyondan ve kültürel özerklikten bile vazgeçmişti.
Bir de 1984 Eruh baskınından beri, PKK’nın güvenlik güçlerine yaptığı
saldırılarda ve askerin, polisin, korucunun buna verdiği cevaplarda
çok insan ölmüş, yaralanmış, bundan zarar görmüştü.
40 yılı aşkın süren bu boğuşmanın kazancı “Kürtler bizim öz kardeşimizdir.
Kürtsüz Türk, Türksüz Kürt olmaz” gibi Kürtlerin hoşuna gidecek bazı söylemler,
TRT’nin Kürtçe kanalı gibi kazançlardır ama Selahattin Demirtaş hâlâ hapistedir!
Silahların ateşe verilmesinden sonra, 12 Temmuz Cumartesi günü
Kızılcahamam “Sınırları Aşan Liderlik” temalı kampta Erdoğan, birkaç gündür
“çok önemli” olarak duyurulan uzun bir konuşma yapmıştı.
Bu konuşma, teferruatını atarak özünü yakalayabilenler için ne ifade ediyor?
Avrupa karşısında Selçuklu Dönemi ve Osmanlı İmparatorluğunun Yükselme
Devrinde olduğu gibi güçlü bir Türkiye. İslamcı AKP’nin bu hayali,
Üç Hilalli Milliyetçi Hareket Partisinin özlemleriyle de uyum hâlindedir.
MHP’nin AKP ile Cumhur İttifakı’nda birleşmesi birçoğumuza garip gelmişti.
Her türlü milliyetçiliği ayaklarının altına almış bir siyasi kadro ile Türk
milliyetçiliğine gönül vermiş bir kadro nasıl olmuş da güçlerini birleştirmişlerdi?
Erdoğan’ın son konuşmasıyla bunun sırrı tamamıyla açıklığa kavuşmuş olmalı.
İki taraf “Cihan hâkimiyeti” peşindedir.
Bunu Türkler, Kürtler ve Araplar birlikte yapacaklardır.
Bu bir Sünni İslam ittifakı olmakla birlikte bütün İslam dünyasını içine almak
gibi bir hayalin peşinde değildir.
Günümüzde Kuzey Afrika’dan Endonezya’ya bir İslam imparatorluğunun
imkânsız olduğunu herkes görüyor olmalıdır.
Cumhur İttifakı’nın bundan sonra daha açık ortaya koyması beklenen yeni
oluşumda Türkiye Türkleri, Ortadoğu’daki bütün Kürt nüfus ve Irak Arapları vardır.
Enver Paşa’nın hayali peşinde koşarken canını verdiği Orta Asya
Türk İmparatorluğu da yeni stratejinin dışında kalıyor.
“Gardaş” Azerbaycan dâhil.
Erdoğan’ın, bu projesini anlatırken Kurtuluş Savaşı yıllarını örnek göstermesi ilginçtir.
Gerçekten de ara sıra yazılarımda anlattığım, gibi Kurtuluş Savaşı bir Türk
milliyetçiliğinden çok, Türk ve Kürtlerden oluşan bir “İslam Milleti” vurgusu yapmış,
bunu 1921’de içinde “Türk” sözcüğü geçmeyen anayasasına da yazmıştı.
Kürtlerin farklı bir millet olmaktan doğan haklarının tescilini ise savaştan sonraya
bırakmıştı, daha çok Sovyet sisteminden ilham alan bu sisteme göre vilayetler bir
çeşit özerklik taşıyacaklardı.
Bu hakların Cumhuriyet döneminde, daha doğrusu Büyük Zafer’in ardından
anılmaz oluşu, Kürt çevrelerinde büyük bir hayal kırıklığı yaratmış ve Kürtlerde
Türk devletinin sözüne güvenilemeyeceği gibi bir inanç doğurmuştur.
Genelkurmay’a göre, son PKK ayaklanması hariç Türkiye’de 16 Kürt ayaklanması
yaşanmıştır. “Terörsüz Türkiye” programında Cumhur İttifakı ile birlikte rol alan DEM
çevreleri ve onlara bu ilhamı veren Abdullah Öcalan, Devletin el altından sözünü
verdiği ve kamuoyuna açıklanmayan reformlara güvenmekte midir?
Bundan şüphe duymak gerekir.
Ancak PKK, geçmişte üstlendiği devlete baskı yapma misyonunu artık siyasi örgütün
yapacağına inanmış olmalıdır. Kendisi de zaten gerilla savaşı vermesine rağmen
devletin üstün silahlarına ve eğitilmiş askerî gücüne yenilmiş ve silahlarını
Türkiye’den çekmiş bulunuyor.
Hükümet Kürtlerden oluşan ve komşu ülkelerde yaşayan siyasi oluşumlara da
müdahale etmek niyetindeydi.
Ancak şimdilik, Suriye’deki PKK uzantılarının varlığı Suriye Hükümeti ve ABD ile
görüşmelerin sonucuna ertelenmiş görünüyor.
“Terörsüz Türkiye” programının uzak hedefi zaten bütün Kürtleri, hatta Ortadoğu
Araplarını Türkiye ile bütünleştirmektir.
Ancak bu koşullarda bir Türk imparatorluğunda Türk nüfusun azınlığa
düşme ihtimali vardır ve bu da başlı başına bir sorun oluşturur.
Türk-İslam sentezine dayanan ve Türk, Kürt, Arap unsurlarından meydana gelen
bir “Cihan İmparatorluğu”nun modernizm ve laiklik gibi bir derdi yoktur.
O ülkede yaşayan insanların “insan hakları”ndan kaynaklanan bir hakları olmayacaktır.
Bir hak olacaksa bu, farklı bir din ve milletten olma yani “millet” denilen din-mezhep hakkıdır.
Amerikan Büyükelçisi de bunu önermektedir.
Bu devlet, sosyal adalet, sosyalizm gibi kavramlarla da ilgili değildir.
Sanki zaman, İkinci Dünya Savaşından sonra oluşan demokrasi, Sovyet devriminin
ateşlediği sosyalizm ve hatta Fransız İhtilali öncesi bir dönemde,
Osmanlı İmparatorluğunun Yükselme döneminde donmuştur.
Bu nedenle Türkiye’deki siyasi İslamcıların Tanzimat ve Meşruiyet gibi Cumhuriyet
dönemiyle, hele sosyalizmle de araları bozuktur.
Ülkeyi tek bir adamla yönetme isteği ve fakat şimdilik göstermelik bir meclise
tahammül ediyor görünmeleri de bu hayallerinden kaynaklanıyor.
Bu nedenledir ki, ülkede hemen bütün çevreler “terörsüz bir Türkiye” istemelerine
rağmen, Cumhur İttifakı ve PKK’nın bu ortak girişimine iki koldan itiraz var.
Bunlardan biri, Devletin PKK’yı muhatap almasına fena hâlde sinirleniyor.
(İYİ Parti ve Zafer Partisi) Diğer kol ise ise Atatürk’ün Türk Milliyetçiliği ve
modernizmi esas alan Cumhuriyet projesine aykırı gördüğü için projeye karşıdır.
Sonuçta kamuoyu yoklamaları halkın çoğunluğunun silah bırakma sürecini
olumladığını gösteriyor. Hepsi bu kadar.
Yerine başka bir silahlı örgüt çıkmayacaksa (ki bunun koşulları görünmüyor)
PKK’nın silah bırakması, Devlet görevlileri ile Türk ve Kürt sivil halktan kimsenin
bu nedenle ölmemesi ve yaralanamaması bakımından büyük bir kazanç olacaktır.
Türkiye, PKK gibi silahlı örgütleri yok etmek için harcayacağı milyarlarca liralık bütçeyi,
istediği gibi kullanabilecektir. (Refah için mi, savaş sanayii için mi? Borç ödemek için mi?)
Hepsi bu kadar! “Barışma programı” nihayet Türk-Kürt barışıdır.
Sermaye ile emeğin değil. AKP ile CHP’nin de değil.
Siyasi İslamcılıkla laikliğin hiç değil. Bu bakımdan DEM’i zorlu günler bekliyor.
DEM ile Cumhur İttifakı ilişkilerinin çok geçmeden bozulacağını varsayabiliriz.
Çünkü DEM Partinin temsil ettiği kitle, AKP’nin siyasi İslamcılığına da MHP’nin
Üç Hilal’li milliyetçiliğine de yabancıdır.
1960 sonrası yükselen sosyalist akımların etkisini taşımaktadır.
Bu kitle eninde sonunda laik bir halk iktidarı için mücadele eden sosyalistlerle birleşecektir.
Kürtlerin siyasi olarak önlerinin açılması, onlarla ittifakın örneklerini “Kent Uzlaşısı” olarak
uygulayan CHP’nin de önünü açmak anlamına gelecektir.-alıntı-araştırma-derleme-Vesselam-
Hoşça kalın dostça kalın, sağlıklı kalın…
Ramazan Yazar
Emekli Teknik Öğretmen

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok
YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.