ATATÜRK’Ü ANMA GENÇLİK VE SPOR BAYRAMI ÖNEMİ… « Kırşehir Anadolu Haber

ATATÜRK’Ü ANMA GENÇLİK VE SPOR BAYRAMI ÖNEMİ…

Bu haber 19 Mayıs 2025 - 16:00 'de eklendi ve 813 views kez görüntülendi.
ATATÜRK’Ü ANMA GENÇLİK VE SPOR BAYRAMI ÖNEMİ…
(Kurtuluşa inanmak, kurtuluş için atılan önemli bir adımdır..)
Artık milli bayramlarımız ve şehitlerimize yapılan işlemler de bile ayrışmalar yapılmaktadır.
Atatürk’ ün Cumhuriyetimizin bekası ve sonsuza dek yaşaması için yaptığı büyük devrimlere gereken önemin verilmemesinin ve halkımız tarafından da gereken duyarlılığın gösterilmemesi
ile son derece sönük ve olması gereken coşkudan yoksun olarak kutlanmasına neden olmuştur.
Esasında en acı olan ise gençlerimizin eğitiminde bu konular göz ardı edilmekte ve gelecek kuşakların devrimleri sahiplenmesi mümkün olmayacaktır.
Siyasetçiler yemin ettikleri Laiklik ilkesi ise yok farz edilerek ve hiçbir endişe duymadan toplumun tepkisini çeken uygulamalar birer birer yürürlüğe konmakta ve meclisten bir oldu
bitti ile meclis çoğunluğunu kullanarak geçirilen yasalarla gerçekleştirilmektedir.
Bu yaşanan olumsuz ve devlet geleneğine aykırı olaylar son derece üzücü ve düşündürücüdür.
En büyük üzüntülerimizden birisi, milli bayramlarımızı eskisi gibi geniş halk kitlelerinin katılımıyla kutlayamamak.
Şimdi ne çıktı kısmı okul ve dar alanlarda göstermelik Kutlamalar o da olmayacakta, şimdilik an seslenemiyorlar!
Ülkemizin işgalden kurtulup bağımsızlık için ilk adımı atmasının 106.yıl dönümünü kutluyoruz.
19 Mayıs 1919 günü başlayan kurtuluş savaşı, 9 Eylül 1922 günü Yunan ordusunun İzmir’de denize dökülmesiyle son buldu.
“Gençler!
Vatanın bütün ümidi ve geleceği size, genç kuşakların anlayış ve enerjisine bağlanmıştır.
Bütün ümidim gençliktedir.
Gençliği yetiştiriniz.
Onlara ilim ve irfanın müspet fikirlerini veriniz.
Geleceğin aydınlığına onlarla kavuşacaksınız.”
Mustafa Kemal Atatürk
Bu yıl 106.yılını kutlamakta olduğumuz 19 Mayıs 1919 tarihi, Türk Milleti için önemli bir gündür.
Türk Milleti; özgürlüğe ve bağımsızlığa ve her türlü yenilik ve gelişmeye, ilk adımı o gün atmıştır.
Mustafa Kemal’in samsuna çıkışı ile tüm ülkeyi kurtaracak olan ulusal eylemi ve birlikteliği o gün başlatmıştır.
Mustafa Kemalin Samsuna çıktığı 19 Mayıs 1919 Ulusal Kurtuluş Savaşımızın kıvılcımın çakıldığı gündür.
Mustafa Kemal, Samsuna çıkarken, Türk vatanını işgalci düşmanlardan kurtarma savaşını başlatmakla kalmamış “ Düşünme yeteneklerine el konulmuş Türk halkını, din adamı görünümlü
kişisel çıkar sahiplerinin aldatıcı egemenliğin den de kurtarma yolunda önemli bir adım atmıştır.”
İnsanın “ beynini başkalarına kullandıran değil, beynini kendi kullanan” bir varlık olduğu gerçeğini öne çıkaran Rönesans düşünceleri,130 yıl kadar sonra,19 Mayıs 1919’da Mustafa kemalin beyninde ve gönlünde Anadolu’ya taşınmıştır.
Kurtuluş savaşında Türk vatanını işgalci düşmanın Egemenliğinden kurtarıp, 2. Kurtuluş savaşını da; devrimlerle başlatmıştır.
Türkiye Cumhuriyeti Tarihi 19 Mayıs 1919’da Atatürk’ün Samsuna Çıkmasıyla başlar.
Mustafa Kemal Atatürk, Türkiye Cumhuriyetinden aldığı ilk kimliğine, doğum tarihini 19 Mayıs 1881 yazdırmıştır.
Bu ülkenin siyasal hafızasını silmek, Atatürk’ü ve büyük eserlerini unutturmak, Tarihlerle oynamakla mümkün değildir.
Her yılın 19 Mayıs’ı bütün Türk ulusunun, özellikle Türk gençliğinin bayramıdır.
Bu büyük günün Türk gençliğine armağan edilmesi, yakın tarihimizin önemli olayları ile ilgilidir.
Bunun için 19 Mayısın anlamını Türk gençliğinin çok iyi kavraması gerekir.
Türk gençliği ve halkımız, Mustafa Kemal’e vadesi hiçbir zaman dolmayacak minnet ve şükran borçludur.
Bunu,19 Mayıs günü Anıtkabir’e giderek bir kez daha gösterecektir.
Mustafa Kemal Atatürk 19 Mayıs 1919 da Samsuna çıkarken, ulusuna ve Türk gençliğine karşı duyduğu sonsuz güvenle atıldığı bu savaştan galip çıkarak, Türkiye Cumhuriyetini kurdu.
İsmet Paşa da bir konuşmasında;
“ Büyük Atatürk’ün insanlık, hürriyet ve şeref yolu, sizin emanetinizde, emniyetinizdedir” diyerek gençlere güvendiğini ifade etmiştir.
Temellerini attığı bu genç devletin gelişerek yücelmesi de ancak Türk Gençliğinin çalışmalarıyla onların beden ve ruh sağlığıyla başarılabilirdi.
Bu yüzden Mustafa Kemal Atatürk Cumhuriyetin ve devrimlerin korunması ve savunulması görevini inandığı ve en çok güvendiği Türk gençliğine vermiştir.
“Gençler!
Vatanın bütün ümidi ve geleceği size, genç kuşakların anlayış ve enerjisine bağlanmıştır.
Bütün ümidim gençliktedir.
Gençliği yetiştiriniz.
Onlara ilim ve irfanın müspet fikirlerini veriniz.
Geleceğin aydınlığına onlarla kavuşacaksınız.”
Mustafa Kemal Atatürk yine de tekrar bir hatırlatalım unutanlara ve yanlış bilenlere!
Tarih, 30 Ekim 1918.
Limni Adası’nın Mondros Limanı’nda demirli Agamemnon zırhlısında Mondros Mütarekesi imzalandı.
Osmanlı bitmiş, tükenmiş, çaresiz, Millet, sefalet içinde.
Direniş başlatmak lazım ama nasıl?
Bir kurtuluş yolu mutlaka vardır.
Padişah, tüm dünyaya nam salan altı yüz yıllık geçmişin gölgesinde oturuyor ama pısırık, korkak..
İstanbul işgal altında.
Şayak kalpaklı adam, 13 Kasım 1918’de İstanbul Boğazı’ndaki düşman donanmasına bakıp “Geldikleri gibi giderler” dedi.
İzmir de işgal edildi; tarih 15 Mayıs 1919.
Vatanı kurtarmak için, Anadolu’ya geçmekten başka çare yok.
Atatürk, 9.Ordu müfettişi olarak Anadolu’ya geçecek, sözde Mondros’un uygulanmasını kolaylaştıracak, milleti silahsızlandıracaktı.
Ancak asıl amaç elbette başkaydı.
Milleti, yine milletin azim ve kararı kurtaracaktı.
Savaşlardan yılmış, maddi ve manevi çöküntü içinde savrulup giden Anadolu halkı için bu hayat memat meselesi idi.
Kurtuluşa inanmak, kurtuluş için önemli bir adımdı.
Beşiktaş’tan bir askeri motorla İstanbul Boğazı’na açıldı.
Kız Kulesi açıklarında Bandırma Vapuruna bindi.
Arkadaşları ile birlikte Samsun’a doğru yola çıktı.
Tarih 16 Mayıs1919’u gösteriyordu.
Yolculuk 3 gün sürdü.
Şimdinin kimi aklı evvelleri, devletin televizyonunda Mustafa Kemal’i Anadolu’ya Padişah Vahdettin’in gönderdiğini iddia ediyorlar.
Böyle yalan olur mu?
Böyle düzmece bir tarih, aklı başında yurtseverler tarafından kabul görür mü?
Mustafa Kemal’e Vahdettin, ‘Milleti sen kurtarabilirsin!’ demiş ve uğurlamış.
Peki, Mustafa Kemal’e şekavet ( asilik, eşkıyalık ) yakıştırması yapıp, katline ferman okutan kim?
Onu din ve millet düşmanı ilan eden, mütareke basınının da hemen her gün moral bozan haberleri ardı ardına yayınlayanlar kim?
Mustafa Kemal, yürekli bir Osmanlı subayıydı.
Aydındı, öngörülüydü, vizyon sahibiydi.
Devrimciydi, yenilikçiydi.
Osmanlının neden bu durumlara düştüğünü, koskoca cihan devletinin Haymana ovasına hapsedilecek vaziyete nasıl geldiğini çok iyi biliyordu.
Köhne Bizans’ın bitmiş hali, Türklere İstanbul’u armağan etti.
Köhnemiş Osmanlının bu hali ise, düveli muazzama denilen emperyalist devletlere Anadolu’yuhediye etmemeliydi.
Bunun için, kelle koltukta savaşmaktan başka çare yoktu.
İşte, ‘Ya istiklal ya ölüm!’ düsturu, bu ruhu temsil eder.
19 Mayıs’ın yüz ikinci yılını idrak ediyoruz.
Ülkenin, adından en çok bahsedilen ama en az okunan kitaplarından biri olan büyük Nutuk, Samsun’a çıkış hikâyesi ile başlar ve bütün kurtuluş mücadelesini, en ince ayrıntısıyla anlatır,
gözler önüne serer.
Biz tarihimizden uzaklaştıkça ya da tarihimize yabancılaştıkça, fesli sözde tarihçiler türedi biliyorsunuz.
Nutuk bulmak zor değil; zaman zaman yeniden okumakta fayda var.
Okumakta ve okutmakta fayda var.
Çünkü çabuk unutuyoruz.
Mustafa Kemal, 19 Mayıs’ın heyecanını 16 Mayıs’ta hissetmekten bahseder.
Yeisli günler!
Çaresiz zamanlar.
Başarılı olmak zorundayız.
Ya olamazsak?
Hayır, kitabımızda mağlubiyet yok.
Mutlaka kazanacağız.
16 Mayıs 1919 günü, kız kulesi açıklarında bekleyen Bandırma Vapuru, sırılsıklam inanç yüklüydü, iman yüklüydü.
Bu inancı, tüm memleket sathına yayacak komutan Beşiktaş kıyılarından ilerledi ve gemiye bindi.
Bu kurtuluş muştusunu çoğu emperyalist güç, kabullenmek istemedi.
Kimi işgalci hempaları da, Mustafa Kemal’i maceracı olarak görüyor, kurtuluş mücadelesini hafife alıyorlardı.
Kendi mantığı içinde manda ve himayeyi savunan isimli aydınlar vardı.
Rumlar ve Ermeniler çeteleşmiş, can yakıyor, kan akıtıyorlardı.
Fransızlar, İtalyanlar, İngilizler, fiili olarak işgal devleti idiler.
Mustafa Kemal, tüm bunlara karşın, kurtuluşa inanıyordu.
Amasya’da, Erzurum’da, Sivas’ta, ‘Ya istiklal, ya ölüm!’ şiarını ve inancını dünyaya haykırdı.
Bu bir manifestoydu; kurtuluş manifestosu..
Bu sözü eden, sadece milletini kurtarmaya yemin etmiş inançlı bir subay değil, aynı zamanda O uğurda ölümü göze almış bir Türk yiğidiydi.
İnanmıştı ama daha ziyade, inandırmıştı.
Şayet ikna etmeyi başaramasa, milli kurtuluş savaşımız da bizim istediğimiz gibi sonuçlanmayabilirdi.
İyi ki Samsun’a çıktı da, bize başı dik bir vatan bıraktı..
Peki, biz ne yaptık, aradan bunca zaman geldi geçti.
Kendisine Atatürkçüyüm diyenlerin bir kısmı, onun derinliğinden bihaber.
Kimisine, altı oku say desen sayamaz ama her daim
Atatürkçülükten dem vururlar.
Afili parti toplantılarının gözdesidirler.
İçlerinde, Atatürk’le ve Cumhuriyet tarihiyle kavgalı olanlar bile var.
Bu kadar cehalet, ancak eğitimle olur derler; bir bakıyorsunuz, kimileri hakikaten acayip donanımlı.
Atatürk, bir devir adamıdır.
Mücadelesini anlarsınız, anlanmazsınız; ancak size ve geleceğinize faydası olur, Atatürk’e bir faydası yoktur.
Bugünün siyasi tartışmaları içine Atatürk’ü sokmaya çalışmak, ne büyük ahmaklık!
Bunları düşünmek, insana acı veriyor.
Mustafa Kemal’in çok çok ilerisinde olmamız gerekirken, bugün onun Cumhurbaşkanlığı dönemini
ve o dönemin dünyaya kabul ettirdiği onurlu siyaseti özlüyorsak eğer, ondan gerideyiz demektir.
Eğitimde, sağlıkta ve adalette; baktığımız her yerde, ondan gerideyiz.
Sanatta gerideyiz.
Bilimde gerideyiz.
Atatürk’ün, liyakat sahibi olmadan sırf kendisine yakın olduğu için makam sahibi yaptığı tek bir kişi söyleyin..
Söyleyemezsiniz!
Yoksa o da istese tutar bir güreş hakemini âlâyıvâlâ ile bir devlet kurumunun başına getirirdi.
Kim buna engel olacaktı?
Tutar, akrabalarını akçeli işlerin içine sokar, suyun başına oturturdu.
Yapmadı, yapmazdı.
Çünkü Atatürk, bir rönesans düşünürü kadar yetkin bir fikir adamı, en az aydınlanma devrimcileri kadar bilime ve aklın ışığına inanmış insandı ve onun devrimi de bu temelde yükseliyordu.
Mustafa Kemal, 16 Mayıs 1919 günü turistik bir seyahate çıkmış değildir.
Bir milletin kurtuluşuna adanmış bu yolculuk, Samsun’da noktalanıyor ve sonrasında kanla, terle verilecek kutsal bir mücadeleye kapı aralıyordu.
Atatürk, Samsun’a çıkışı ile başlattığı büyük Nutkunu,
‘”Muhterem Efendiler,
Sizi, günlerce süren, uzun ve teferruatlı beyanatım, en nihayet, mazi olmuş bir devrin hikâyesidir.
Bunda, milletim için ve müstakbel evlatlarımız için dikkat ve teyakkuzu (uyanıklığı) davet edebilecek,bazı noktalar, tebarüz ettirebilmiş isem kendimi bahtiyar addedeceğim (mutlu sayacağım).” diye bitiriyor.
Ve diyor ki,
‘Ben manevi miras olarak hiçbir nas-ı katı, hiçbir dogma, hiçbir donmuş, kalıplaşmış kural bırakmıyorum.
Benim manevi mirasım ilim ve akıldır.
Benden sonra, beni benimsemek isteyenler, bu temel mihver üzerinde akıl ve ilmin rehberliğini kabul ederlerse, manevi mirasçılarım olurlar.”
Sizce bu mesajı alabildik mi?
Güldürmeyin adamı..
Atatürk sevgisi halkımızın kalbinde kök saldığı için Atatürk’e doğrudan hücum etmek yerine, onun eserini ve en büyük zaferlerini kötülemektir.”
Son yıllarda Atatürk’e ve devrimlerine karşı yoğun bir karalama ve itibarsızlaştırma kampanyası yürütüldüğüne tanık oluyoruz.
Ama ne yaparlarsa yapsınlar güneş balçıkla sıvanmıyor..
İnanıyorum ki ve çeşitli vesilelerle görüyoruz ki; Türk gençliği ’de bu bayram dolayısıyla Ulu önderini anmak Onu sonsuza dek yaşatmak amacıyla mücadeleye devam edecektir.
Bayramımız Kutlu olsun.-araştırma- Vesselam…
Hoşça kalın, Dostça kalın, Sağlıklı kalın
Ramazan Yazar
Emekli Teknik Öğretmen

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok
YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.