24 Kasım mış, Atatürk’ün Eğitim Anlayışından Günümüz Eğitimine! « Kırşehir Anadolu Haber

24 Kasım mış, Atatürk’ün Eğitim Anlayışından Günümüz Eğitimine!

Bu haber 25 Kasım 2025 - 19:08 'de eklendi ve 46 views kez görüntülendi.
24 Kasım mış, Atatürk’ün Eğitim Anlayışından Günümüz Eğitimine!
Ülkemizin en önemli meselesi eğitim’dir.
Öğretmenler gününde pek çok sorunlar ve sıkıntılar içerisinde olan
öğretmenlerimizin günlerini kutlamak ne kadar gerçekçi olur bilemiyorum,
ama saygınlık konusunun ihmal edilmemesi gerektiğini düşünüyorum.
ADI “milli” olan eğitimimizin hiç yok sanki yamalı bir bohça gibi..
Atatürk’ten sonra uzun yıllardır ne olduğu belli olmayan “eğitim sisteminin”
günü kurtarmaya yönelik olduğu ifade edilmektedir.
“Öğretmenler ne iş yapıyorlar ki, tatilleri de çok…” diyen bir şahsın
amacının ne olduğunu sizlerin takdirine bırakıyorum.
24 KASIM ÖĞRETMENLER GÜNÜ’nün anlamına ve önemine binaen
aklıyla para kazanılan mesleğin temsilcilerinden söz edeyim de öğretmenlerimizi
ve öğretmenliğin ne olduğunu anlatarak ilgililere göndermede bulunmuş olayım.
Öğretmenlik gerçek bir sanattır..
Öğretmen huzur içinde çalışan, yüreğinde öğretme aşkı olan bir gönül
sevdalısı olmalıdır.
En modern araçlarla donatılan mükemmel binalar da yapsanız işini iyi bilen
ve seven bir öğretmen sistemin kalbidir…
Ne diyor konunun uzmanları:
“Ben size çadırda bile en kaliteli eğitimi verebilirim, siz bana yeter ki kaliteli
öğretmeni bulun.” diyor.
Eğitim; kişiye gerekli olan beceri ve yetenek kazandırma, maddi-manevi
açıdan geliştirip zenginleştirme, kişilere güzel alışkanlıklar kazandırma,
öğrendiklerini hayatına uygulamasına yardımcı olma faaliyetidir.
Öğretim ise; kişinin yetenek, özellik ve çalışmalarını bilgi ve metot içerisinde
geliştirme faaliyetidir.
Bunları yaparken amacımız ne olmalıdır?
En başta kişiyi bilgili yapmak, faydalı davranışlar kazandırmak, yol, yöntem öğretmek,
yeteneklerini geliştirmek, birlikte çalışma, işbirliği, yardımlaşma, dayanışma ve öz
güven duygusu vermek, kişiye hayatı sevdirmek, hayattan zevk aldırmak, insanlarla
barışık olmasını sağlamaktır.
Öğretmen; öğretici, yol gösterici, davasına sahip, arkadaş, sırdaş, dost, okuyan
ve okutan, takdir ve teşekkür eden, yönlendirici bir kişidir.
Öğretmen; mesleğinin sevdalısı olmalı, derse hazırlıklı girmeli, âdil olmalı, kibar,
nazik, sevecen, şefkatli, güler yüzlü ve samimi olmalıdır.
Derse zamanında girip çıkmalı, kılık-kıyafetine özen göstermeli, güzel konuşmalı,
maddi ve manevi yönden öğrencisini ödüllendirmelidir.
Öğretmen; görevini hakkıyla yapmalı, eleştiriyi uygun zaman ve zeminde yapmalı,
öğrencisini takip etmeli, haklı istekleri yerine getirmeli, güzel sözcüklerle gönülleri
kazanmalı, sınıfı sevgi ocağına dönüştürmelidir.
Öğretmen; kendini ve okuttuğu kaynakları her yıl yenilemeli, derse dinlenmiş
olarak girmeli, özel işlerini ve aile hayatını sınıfa yansıtmamalı, olayları
siyaset üstü ele alarak tarafsız davranmalı, anlattıkları hayatla ilgili olmalıdır.
Öğrenci ile diyaloglarında onları olduğu gibi kabullenmeli, olumlu ve güzel taraflarını
öne çıkarmalı, onlara seçme ve alternatif sunma hakkı vermeli, öğrencilerini sınıf içinde
utandırmamalı, eleştirilecekse kişiliği değil, davranışı eleştirilmeli, hataları söylenirken
önce doğrulardan başlanmalı, teklif ve görüşleri değerli görülüp heyecanlandırılmalı,
dinlemeyi gerçek anlamda yapmalıdır.
Öğretmen; sadece sınıfta değil, her yerde öğretmenlik yapmalı, güler yüz içinde
hal hatır sormalı, gönüllere hitap etmelidir.
Öğretmen; konuları işlerken önceden hazırlık yapmalı, diğer derslerle
bağlantı kurmalı, anlatılacak konuları basitleştirmeli ve işin özü söylemelidir.
Önce amaç, sonra detay bilgiler verilmeli, soru-cevap, öğrenci merkezli aktif
metot uygulanarak konular tartışılmalıdır.
Bütün öğrenciler derse katılmalı, araştırmalar özendirilmeli, dersin sonunda
mutlaka tekrar yapılmalıdır.
Sınıfa her türlü yazılı ve görsel kaynak getirilmeli, görselliğe önem verilmeli,
olaylar canlandırılarak anlatılmalı, dersin ilk yirmi dakikası çok iyi kullanılmalıdır.
Ders anlatırken zamana ve yere göre uygun şekilde şaka, fıkra, aktüaliteye yer
verilmeli, ders sıkıcılıktan kurtarılmalıdır.
Hayatın gerçekleri, zorlukları anlatılmalı, insani ilişkiler, kültür, gelenek-görenek,
örf-âdet-töre kavramlarına değer verilmeli, sevgi ve saygının sözde kalmayıp
uygulanmasına dikkat edilmelidir.
Öğretmenler; ihtiyaç duyulan bir zamanda ve ortamda bilgili,
vasıflı insanlar olduğunu gösteren bilge kişilerdir.
Öğretmenler; “İnsan yetiştiren insan” olarak mühendis, “bakarsan bağ olur”
misali hayat mimarı ve neticede, ham maddeyi işleyerek insanı hayata
hazırlayan, şaheserlerine paha biçilemeyen muhteşem sanatkârlardır.
Öğretmenler; “dün, bugün, yarın” köprüsünün yılmayan,
yorulmayan, yıkılmayan neferleridir.
Öğretmenler; “bilmek” ve “yapmak” sanatını en iyi icra eden ruhu engin,
gönlü ve kafası zengin, mukaddes görevin talibi ve sahibi olan bahtiyarlardır.
Öğretmenler; dillerde türküdür, şiirdir, yüreklerde güftedir, bestedir,
kalemin ve kelamın anlatmaya yetmeyeceği, söylemekle bitirilemeyecek
kadar övgüye layık olan huzur rehberleridir.
Öğretmenler; İnsanın gerçeğine uygun hale gelmesi için bıkmadan,
usanmadan, iğne ile kuyu kazan ve bu uğurda dağları delmeyi
bile göze alan, hayat sırrını çözen azim ve sabır temsilcileridir.
Öğretmenler; karanlığın ışığı, gözlerin nuru, aklın şuuru, dizlerin dermanı,
gönüllerin fermanı, sevdalı, kara sevdalı erenlerdir; fedakâr ve cefakâr neferlerdir
Ve daha sizler, sizler, sizler…
Sosyal medyada bir yöneticinin, “hoş geldiniz” diyerek elini uzatan
öğretmenimize “haddini bil” demesi ve sınıftan kovması haberine çok üzülmüştüm.
Yaklaşık, 32 yılı idarecilik ve müdürlük olmak üzere 40 yıllık emekli
eğitimci (öğretmen) olarak empati yaptım.
Bu durum bana ağır geldi, tuhaf buldum.
Atatürk’ün, “unutmayalım ki Cumhurbaşkanı bile sınıfta öğretmenden sonra gelir”
sözünü hatırladım.
Yurdun her yerinde ayak izi olan ve her alanda imzası bulunan
Atatürk’ün, eğitim konusundaki hizmetleri de unutulmamaktadır.
Atatürk’ün eğitim anlayışına ve yaklaşımına kısaca değinmek istiyorum.
1927 yılında Cumhuriyet Bayramı kutlaması için balo verilmektedir.
Kastamonu Valisi biraz gecikmiştir.
Salona girince herkes ayağa kalkar.
Ancak genç bir öğretmen valinin geldiğini geç fark eder ve
en son ayağa kalkan kişi olur.
Vali, bu olayı görür.
Programın bitiminde Milli Eğitim Müdürünü yanına çağırır, durumu bildirir.
Milli Eğitim Müdürü, öğretmenin iyi niyetli olduğunu, bilerek yapmadığını,
kasıtlı bir davranışı olmadığını söylese de bunu kendisine dert eden vali,
olayın peşini bırakmaz.
Durum, Milli Eğitim bakanlığına iletilir.
Bakanlık, valinin fazla alınganlık gösterdiği kanaatine varır.
Bu konu görüşülürken Atatürk bakanlıkta bulunmaktadır.
Yetkililer kendi aralarında konuşurlarken Atatürk;
“Neler oluyor?” diye sorar.
Olayı anlatırlar ve Atatürk, ”Hemen valiyi görevden alın.
Yapılacak bu kadar çok işimiz varken genç bir öğretmenle
uğraşan valiyle bir yere gelinmez” der.
Yönetici olmak, üstün meziyetler ister.
Lider olmak, emsalsiz büyük vasıflara sahip olmayı gerektirir.
Bir devlet adamı, bir önder düşünün ki eğitimde seferberlik başlatsın.
Köylüsünden kentlisine, erkeğinden kadınına, herkese eğitim için emek versin.
Aydınlığa (gelişmeye, modernleşmeye) ulaşmak için çırpınsın, çabalasın.
Cehaletin ilimle – bilimle biteceğine inansın.
Dünyaca ünlü kitapları Türkçe ’ye çevirterek ve Kuran-ı Kerim’i tercüme
ettirerek okunmasını, gerçeklerin bilinmesini istesin.
Kendisi de 3937 kitap okusun ve kitaplar yazsın.
Türkçe’mize Geometri terimleri kazandırsın.
Ve hatta “Eğer bir gün benim sözlerim bilimle ters düşerse, bilimi seçin” desin.
Pek çok unvanın sahibi olan Atatürk’ün en önemli vasfı başöğretmenliğidir.
Bu millet, her şeyi onun önderliğinde öğrendi.
Eğitime ve öğretmene verdiği önemi anlatan şu sözleri de ne kadar anlamlıdır.
‘’Öğretmenlerin maaşı cumhurbaşkanı maaşından az olmasın. ’’
“Öğretmenler, yeni nesil sizin eseriniz olacaktır.”
“Hayatta en hakiki mürşit ilimdir, fendir.”
“Milleti kurtaranlar yalnız ve ancak öğretmenlerdir.”
“Eğitim, kültür ve bilgi aydınlığa açılan en geniş penceredir.”
“En büyük savaş, cahilliğe karşı yapılan savaştır.”
“Eğitimdir ki bir milleti ya hür, bağımsız, şanlı, yüksek bir topluluk
halinde yaşatır ya da esarete ve sefalete sürükler.”
“Hiçbir zaman unutmayınız ki cumhuriyet sizden fikri hür,
vicdanı hür, irfanı hür nesiller ister”…Diyor…
Ve daha nice tarihle, Türklük ‘le, Türkçe ‘yle kültürle, sanatla,
sporla ilgili özel ve güzel sözleriyle geleceğimize ışık oldun Atatürk.
Sen, Türk milletine Allah’ın bir lütfusun.
Emsalsiz bir değersin, unutulmayan bir efsanesin…
Velhasıl
Eğitim ülkemizde başlı başına bir sorun ama kısaca bazı konulara değinmek istiyorum..
2025 de; eğitimde yine kıyafeti konuşuyoruz.
Bu kez gündemde öğretmenler var.
Batı ile “eğitim konusunda” aramızda o kadar fark var ki; kılık kıyafet kadar,
kaliteli eğitim ve nitelikli okulların oluşturulması konusunda da çaba gösterilmelidir.
Eğitim camiasının çözülmesi gereken önemli sorunları beklemedeyken,
İşte acil yapılması gerekenlerden bazıları;
*Özellikle depreme dayanıksız okul binaları denetlenmeli.
*Çocuklarımızın beden ve ruh sağlığı için, okullarda sağlık birimleri oluşturulmalı,
*Tam gün eğitime geçmeyen okul kalmamalı.
*Okullar eğitim, imkânlar ve fırsatlar konusunda eşitlenmeli.
*Bütün okullara kütüphane açılmalı.
*Tam gün okullarda öğrencilere öğlen yemeği bedelsiz olarak verilmeli.
*Taşımalı eğitim sona erdirilmeli, köy okulları eğitime açılmalı.
*Tarım okulları açılmalı.
*Hizmet içi eğitim almamış hiç bir kişi hizmet görevlisi olarak okullarda çalıştırılmamalı.
*Yöneticilik liyakata, yeterliliğe ve demokratik seçimlere dayandırılmalı.
*Dezavantajlı grupların eğitim sorunları çözülmeli.
*Bilimselliği, özgürlükleri ve demokratikliği esas alan bir bakış açısı yerleştirilmeli.
*Eğitim hakkına bütün çocukların ayrımsız ve ayrıcalıksız erişimi sağlanmalı.
*Eğitim bugün içine düştüğü karmaşadan çıkabilir, hem nicelik hem de nitelik
bakımından güçlü bir konuma gelebilir.
-Yeter ki sistemle ilgili sorunları konuşmaktan kaçınmayalım.
Bu bağlamda, eğitim sisteminin niteliğinin/kalitesinin artırılması sorumluluğu
sadece Milli Eğitim Bakanlığına ait olmamalıdır.
Toplum, STK’lar ve veliler üzerine düşeni yapmalıdır.
Eğitim sisteminin geliştirilmesi ve sorunlarının çözümü konusunda herkesin
“ben bu sürecin neresindeyim?” sorusunu kendine sorması gerekir.
Dolayısıyla Milli Eğitimin de, (okul, veli, toplum arasında)
bir iletişim ağı kurması önemlidir.
Zira nitelikli eğitim görecek çocuk bu toplumun çocuğudur.
Gelecek bizimdir, çocuklarımızındır..
Eğitimde fırsat eşitliği
Son zamanlarda Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in kızını özel bir okula kaydettirmesi,
kamuoyunda tartışmalar ve eleştiriler oluşturdu.
Bu tartışmaların içinde bireysel tercihler üzerine fikir yürütmek yerine,
beni asıl ilgilendiren nokta, eğitimde fırsat eşitliği meselesiydi.
Bu satırları, toplumun büyük bir çoğunluğunun sesi olarak naçizane kaleme
alıyorum; eminim birçok kişi de eğitimde adalet ve eşitlik eksikliğinin yarattığı
derin kaygıları paylaşıyor.
Eğitimde fırsat eşitliği, kulağa basit bir kavram gibi gelebilir.
Ama aslında her bireyin eğitim olanaklarına adil ve eşit bir şekilde erişebilmesini
sağlayan, toplumsal adaletin temelini oluşturan bir ilkedir.
Çünkü eğitim, sadece bir ders kitabı veya sınıfla sınırlı değildir; bir ülkenin
geleceğine yazılan ilk cümlelerden biridir.
Bu ilke, her öğrencinin sosyal, ekonomik, kültürel veya coğrafi engellerle
karşılaşmadan eğitim olanaklarına erişmesini hedefler.
Engelli bireyler, ekonomik zorluk içindeki ailelerin çocukları ya da farklı
kültürlerden gelen öğrenciler, eğitimde ayrımcılığa uğramamalıdır.
Eğitim sistemleri, çeşitliliği kabul etmeli, özel ihtiyaçları olan öğrencilere
destek sağlamalı ve dil ya da kültür farklılıklarını gözetmelidir.
Eğitimde fırsat eşitliği yalnızca erişimle sınırlı değildir;
kaynak dağılımını da içerir.
Her öğrencinin eğitim materyallerine, teknolojik araçlara ve nitelikli
öğretmenlere eşit şekilde ulaşabilmesi gerekir.
Bu sayede, kırsal bölgelerde yaşayan çocuklar veya düşük gelirli ailelerin
çocukları dezavantajlı duruma düşmez.
Eğitim politikaları, bu adaleti sağlayacak şekilde tasarlanmalı ve erken
çocukluk döneminden başlayarak her aşamada fırsat eşitliğini destekleyecek
tedbirler alınmalıdır.
Özel okullarda öğrenciler, kapalı yüzme havuzları, spor kompleksleri, müzik
ve sanat atölyeleri, hijyenik ve düzenli sınıflar ile gün boyu sunulan kahvaltı
ve öğle yemekleri gibi imkanlarla buluşuyor.
Oysa birçok devlet okulunda bu tür temel ihtiyaçlar hâlâ eksik;sınıfların ve
tuvaletlerin düzenli temizlik ve bakımdan yoksun olduğu, güvenlik ve sosyal
olanakların sınırlı olduğu, öğrencilerin gün boyu yeterli ve dengeli beslenme
imkanına her zaman erişemediği görülüyor.
İşte eğitimde fırsat eşitliğini konuşmamızın tam zamanı;
çünkü imkânlar arasındaki uçurum, çocukların kaderine doğrudan dokunuyor.
Fırsat eşitliği ve eğitimde eşitlik, her öğrencinin potansiyelini en üst düzeye
çıkarabilmesi ve toplumsal farklılıkların engel oluşturmaması için elzemdir.
Eğitim kurumları, fiziksel altyapıların düzenlenmesi, özel eğitim programlarının
geliştirilmesi ve öğrencilere destek hizmetleri vb. sunmayı kapsamalıdır.
Ayrıca, öğrencilere rehberlik etmek, farklılıkları kutlamak ve özgüvenlerini
artırmak, eşitlik prensibine doğrudan katkı sağlar.
Toplumun her kesiminden gelen bireyler, eğitimde adil bir temelde buluştuğunda,
eğitimdeki başarı artar ve toplumsal adalet güçlenir.
Bu sayede her öğrenci, yetenekleri doğrultusunda eğitim alabilir ve geleceğe
umutla bakabilir.
Eğitimde fırsat eşitliği, sadece bireyler için değil, toplumun bütününü
kapsayan bir refah ve adalet göstergesidir.
Eğitim, doğduğun coğrafya veya ailenin maddi imkânlarına bağlı olmaksızın
herkes için meşru bir hak olmalıdır.
Her çocuk, potansiyelini en üst düzeyde gerçekleştirebilecekbir eğitimle
buluşmalıdır.
Çünkü bir ülkenin gerçek zenginliği, binalarında veya kaynaklarında
değil; eşit eğitimle yetişen nesillerin gözlerinde parlayan ışıkta saklıdır.
Mukadder ben; Eğitimde eşitlik sağlandığında, sadece bireylerin değil;
tüm toplumun aydınlık bir geleceğe kavuşacağına inanan…
Bu vesile ile;
Başta Başöğretmen Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere, görevleri başında
katledilen aziz şehitlerimiz ve ebediyete intikal eden öğretmenlerimizi rahmetle
ve minnetle anarken, Vatanın dört bir yanında, fedakârca bu ulvi görevi layıkıyla
yerine getiren, bütün öğretmenlerimizin şeref ve hatırlanma gününü; en içten
dileklerimle kutluyor, sevgi ve saygılarımı sunuyorum. .. Vesselam…
Hoşça kalın dostça kalın, sağlıklı kalın…
Ramazan Yazar
Emekli Teknik Öğretmen

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok
YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.