15 TEMMUZ VE POZİTİF ENTEGRASYON! « Kırşehir Anadolu Haber

15 TEMMUZ VE POZİTİF ENTEGRASYON!

Bu haber 18 Temmuz 2025 - 18:16 'de eklendi ve 628 views kez görüntülendi.
Aslında bu yazıyı yalnız 15 Temmuz için ayıracaktım ama
Ülkemizde gündem o kadar iç içe ve birbirlerini tamamlıyor ki,
ister istemez biri derken diğerine geçiyorsun
Bakın Öcalan bir cümle kuruyor içinde bir sürü mesajlar
taşıyor işte biride bu Pozitif entegrasyon;
Silah bırakma kararı alarak kendini feshettiği açıklanan
PKK’nın kurucusu terörist Öcalan, İmralı Cezaevi’nden yayınladığı
videolu mesajda pozitif entegrasyon ifadelerini kullanmıştı.
Aradan geçen sürede bu ifadenin önemine bakıldığında;
“Öcalan; savaşı bıraktık, silahı bıraktık, örgütü lağvedeceğiz
diyor, bu güzel. Pozitif entegrasyon olacak diyor.
Nedir bu Öcalan’ın bahsettiği pozitif entegrasyon; eyalet sistemi.
Pozitif entegrasyon lafı, Avrupa Birliği’nin literatüre kattığı bir laftır.
Özerk bölge demektir aslında, hukuki eyalet demektir.
Bildiğin eyalet sistemi.
Bir devlet var, bir de eyalet var, o eyalete özel yasalar o
lacak demektir pozitif entegrasyon.
O eyaletteki yasama sürecine, kendi kimliğinle,
kendi dininle katılman demektir. Demek ki neymiş pozitif entegrasyon,
‘’Özerk bölge, yani eyalet sistemi’’ şimdilik bu kadar!
15 Temmuz ve sormak lazım 15 Temmuz kime yaradı?
Şimdi bu da sorumu.
Ne diyor Mehmet Metiner
‘’15 Temmuzu biz kendimiz organize ettik ki,
Rejimi değiştirmenin yolu açılsın diye diyor.
15 Temmuzdan sonra tek adam rejiminin yolu açılmıştır.
15 Temmuz darbe girişimin 9. Yılı.
Bu 9 yılda ne oldu?
Darbenin arkasında neler vardı?
Komplo teorilerinden uzak durmaya çalışarak kendi
görebildiğim kadar elbette fotoğrafın tamamına ulaşmak imkânsız.
Tepede Hulusi Akar’ı konuşturmadan, onun ifadesini alıp,
dinlemeden bu darbenin arkasında tam olarak ne olduğunu
kitlelerin net bir şekilde görmeleri imkânsız.
Baktığımızda cemaatte, sarayda bu darbe hususunda
doğruların tamamını açıklamıyorlar.
Her ikisi de topluma kısmen doğru, kısmen yalan söylüyor.
Tamda bunun için kendi kitlelerini, kendi ulaşabildikleri alanları
oluşturup fotoğrafın tam anlamıyla görülmesine mani oluyorlar.
Görülen şu, eski hava kuvvetleri komutanı Akın Öztürk 1 numara
diye açıklandı.
Bunun doğru olması imkânsıza yakın.
Böyle bir gerçeğin yok olma ihtimalinin olduğunu Birleşmiş Milletler de
kabul etmiş olacak ki Türkiye’den bu adamın serbest bırakılmasını talep etti.
Peki, neden Akın Öztürk’ün üzerine yıkıldı?
Şundan dolayı bir 1 numara gerekiyordu.
Bu 1 numara cezalandırılması gereken bir aktör olabilirdi.
Tamamen intikam hırsı ve hukukuyla bu adamın çuvala atıldığı düşünülüyor.
Cemaatle uzaktan yakından alakası olmayan belki ordu
içinde ona kesilen ceza şu olabilir.
Cemaat kökenli olduğu iddia edilen üst rütbeli subayları görevden
alınmasına mani olduğu için bu şekilde cezalandırılmış olabilir.
Ama ortada bir 1 numara yok.
Ortada bir darbe kurulu heyeti ön plana çıkan aktörler yok.
O akşam darbe girişimini gerçekleştirmeye çalışan, gerçekten
bir darbe rolü oynamaya çalışan aktörler kaçmış.
Başta Adil Öztürk olmak üzere nerede olduğu belli değil.
En düşük rütbelilerin elense edildiği bir dönemde Adil Öztürk’ün yakalandıktan
sonra serbest bırakılmış olması başlı başına koskocaman bir soru işareti.
Bir meclis araştırma raporu hazırlandı.
Bu raporda dinlenilmesi gereken en önemli aktörler.
Dönemin MİT başkanı Hakan Fidan çağrılmadı.
Hulusi Akar davet edilmedi.
Buna rağmen bu rapor ortalıkta yok.
O raporda yazanların bile arkasında duramayacak kadar demek ki ipuçları
olan bir fotoğraf var karşımızda.
Burada bir numara şu: saray bu darbe planından % 100 haberdardı.
Bu darbe planı bir tuzak darbe miydi?
Kurgulanmış bir şekilde devlet içindeki ve ordu içindeki, TSK içindeki
cemaat yapılanmasını söküp atmak için bir oyun muydu?
Bu bilinmiyor, burada soru işaretleri halen masanın üzerinde duruyor.
Sanki şöyle olmuş gibi bir durum var.
17-25 hamlesini yapan cemaat içindeki aktörler netice alamayınca,
ya böyle bir planın içine balıklama atladılar ya da ortada böyle bir plan
varmış gibi gösterip süreci bir şekilde işletmeye çalıştılar.
Her halükarda bu darbe planının MİT tarafından, saray tarafından çok iyi
bir şekilde bilindiği hem o akşam aktörlerin nereye kaçıştıkları,, nerelere
saklandıkları, nerelerde bulundukları ortaya koyuyor.
Hem de köprüye darbe yapmak gibi ahmakça bir strateji hepimizi
bu gidişat hususunda daha fazla düşünmeye sevk ediyor.
15 Temmuz akabinde ne oldu?
Binlerce insan işinden oldu.
Ordu tüm dengelerini kaybetti.
Tüm kurumlara hâkim olmak üzere bir olağan üstü hal ilan edildi.
Türkiye’de bir tek parti dönemine küfür eden adamlar tarafından
tek adam rejimi inşa edildi ve Türkiye her açıdan geriye gitti.
Ekonomik açıdan, demokratik açıdan, yargı bağımsızlığı açısından
ve medya özgürlükleri açısından her açıdan geriye gitti.
Geçmişe yönelik şöyle bir baktığımızda mesela 27 Şubat e muhtırası,
27 Nisam e muhtırası ya da 28 Şubattan sonra Türkiye’de olanlara
şöyle bir baktığımızda şunu görüyoruz.
Sivil kanat hep daha fazla demokratikleşme talep ederek
buna karşılık vermiş.
İlk defa bir askeri vesayet hamlesine karşı demokratikleşme,
daha fazla özgürleşme hamleleriyle karşılık verilmedi.
Daha fazla otoriterleşme ve mutlakıyetçi bir rejim inşa etme
hamleleriyle karşılık verildi.
Sonuç olarak şu sorunun sorulması gerekiyor.
15 Temmuz darbe girişimi kime yaradı?
Olağanüstü hal ilanıyla birlikte devleti tamamen bir parti devletine
çevirenlere yaradı.
On binlerce hiçbir suça bulaşmamış insan KHK lı inanılmaz
büyük dramlar yaşadılar ve onların yerlerine partililer yerleştirildi.
Bir parti devleti oluşturabilmek için TBMM zayıfladı.
Karar alma süreci içinde göstermelik bir kuruma dönüştü.
Yani milletin siyasi tercihlerinin tecelligahı olan adres tamamen sembolik
parti liderleri tarafından oluşturulan kadrolarla zaten zayıf yönleri vardı.
Çok daha dramatik bir yere geldi.
Bundan sonra şuna bakılması gerekiyor.
Özgür Özel’in sivil darbe devam ediyor lafını ön plana çıkarılması gerekiyor.
Zira 19 Martta başlayan süreç olanca hızıyla devam ediyor.
4. Ayına giriliyor.
Askeri darbe ile birlikte Türkiye altüst olduktan sonra iktidarını kaybetme
endişesi yaşayan aktörler bu sefer silahsız güçlerle devletin tüm organlarına
hâkim olan, muhalefeti iktidara talip olmak gibi bir suçla dolaylı olarak suçlayan,
onları telef olmakla tehdit eden siyasi aktörler tarafından köşeye sıkıştırılan
ve yargı eliyle etkisiz hale getirilmeye çalıştırılan bir yere geldik.
Özetle, 15 Temmuzdan sağ salim çıkan siyasi aktörler, ülkeyi yönetenler
daha fazla demokrasi talep etmediler ve yargı eliyle kendilerinin
kaybetmeyeceği bir rejim inşa etmeye çalışıyorlar.
Şu söyleyebilir CHP aktörleri 15 Temmuzdan sonra KHK lılar ne
yaşadıysa bugün aşağı yukarı onu yaşıyorlar.
Neredeyse bire bir aynı.
Yani hiçbir suça bulaşmamış olmaları, hiçbir hamle yapmamış olmaları,
demokrasiyi savunmuş olmaları vs vs.
17 tane belediye başkanı tutuklandı.
500 ü aşkın bürokrat ve bunların yakını şu anda hapiste.
Yani kitlesel bir siyasi kıyım denebilir buna.
Siyasi kıyımın ötesinde, bir yargı tehdidini artık açıktan yapabilen AKP li
aktörler de var.
Son olarak İstanbul BŞB vekil olarak atanan CHP li başkana AKP li
meclis üyeleri yargıyla tehdit edip yargı eliyle onu içeri tıktırmakla
tehdit edip üzerine gitmişler.
Oda tehditlere tehditle cevap vermiş.
Haklılığını savunmuş.
CHP sinin bu yılmadan kendi aktörlerini feda ederek ne olursa olsun
geriye dönmeyeceklerini söylemeleri deklere etmeleri sarayın hesaplarını
bozma ihtimali olan eldeki son enstrümandır.
Özgür Özel Habertürk yayınında da aynı duruşu sergilemiş.
Erdoğan’ın muhakemesini yitirdiğini, çok yaşlandığını, ülkeyi yönetemediğini,
sözlerinin arasında kodlar, gizemli şeyler aramanın hiçbir manası olamadığını,
böyle bir şeyin olamayacağını, karşımızda entelektüel bir aktörün olmadığını
çıkıp söyleyebilecek kadar sarayın üstüne gidebilen, dik duran
bir muhalefet lideri var.
Bundan sonra bedel ödemeden yani siyasi bedel ödemeden
tutuklanmadan direnmenin mümkün olmadığı bir evreye gelindi.
Şu anda bunu CHP yapıyor.
Bakalım bunu sonu nereye kadar gidecek.
Bundan sonra karşımıza çıkacak süreçlerde toplumu bekleyen
bazı tehditler olabilir.
Umarız Türkiye oraya savrulmaz.
Umarız fakirleşmesine rağmen, bakın bundan 20-20 sene önce
Türk toplumunun ev sahibi olma oranı % 73 iken bu oran % 52 ye düşmüş.
Yani yeni gelen nesil ev satın alamıyor.
Ortada kalan bir nesil evini satıp nakite çevirerek hayatta kalmaya çalışıyor.
Bir var oluş mücadelesi veren toplumun tüm birikimleri eriyen, demokrasi,
özgürlükler, yargıyla birlikte cebindeki parası da eriyen bir toplumun
bu şekilde böyle bir rejimle yoluna devam etme ihtimali yok.
15 Temmuzdan sonra çıkıp Erdoğan ülkeyi AB standartlarında bir
demokrasiye kavuşturmuş olsaydı hepimiz şöyle diyecektik.
Tüm askeri hamlelerin karşısında durulması gerektiği gibi durduk ve
ülkede bir daha darbe olmayacak şekilde bir rejim inşa etti.
Bugün bunu diyemiyoruz.
Bugün şunu söylüyoruz askerlerin başaramadığını, yargıçlarla
başarmaya çalışan bir iktidar var karşımızda.
Türkiye’de bu tür aktörlerin sonunun nasıl olduğunu, tarihin onları
nasıl yargıladığını hepimiz çok iyi biliyoruz.
Ne zaman olacağını bilmiyoruz ama ülke sivil ya da askeri tüm
darbecilerden kurtulup, modern bir devlet ve demokrasi inşa ettiği
zaman yanlış yerde duran aktörlerin hepsinin adını lanetle anılacak.
Suçsuz yere kanları dökülenlerin, kendi kurdukları saltanat ve
saltanatlarının devamı için insanlık dışı yapmadıkları eylem kalmayanlar
mutlaka hesabını vereceklerdir-derleme–araştırma- Vesselam…
Hoşça kalın, Dostça kalın, Sağlıklı kalın
Ramazan Yazar
Emekli Teknik Öğretmen
Ramazan YAZARramazanyazar@kirsehiranadoluhaber.com

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok
YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.