İHANET EN YAKININDAN GELİR AKREP AKREPLİĞİNİ BIRAKIR MI?..
Bakın bayramın üçüncü günü ne rahat bayram geçiriyoruz var mı bir sıkıntı?
Yok.. o halde..
Çok şükür TUİK ten müjdeli haberler de alıyoruz, bakın, TÜİK, Mayıs ayı
genel enflasyonunu yüzde 1,53 olarak açıkladı!.
Ya bu rakamlar hangi ülkede var, işçi, emekli, memur, dar gelirli
Bir de beğenmiyorsunuz.
Ne yapsın TUİK kalkıp bir de cebinden mi versin TUİK hesaplayıcıları,
sonra onlar da birilerine hesap veriyorlar, emir kulları emre itaatsizlik olur mu?
Neyse bu ilerideki bir yazının konusu şimdi saadete gelelim diyelim diyeceklerimizi..
Geriye dönüp bakacak olursak zamanlaması da çok manidar dı…
Tam Ramazan arifesine denk getirilmişti..
Ramazan ayı -doğal olarak- kan şekerlerindeki düşüş ve içinde
bulunulan doğal yüksek maneviyat oranı yüzünden rehavet içinde geçer.
Zaten, vatani refleksleri oldukça zayıflamış bir topluluktuk,
tezgahın Ramazan ayına denk getirilmesi tam bir profesyonel işi oldu!..
Merhum Bülent Ecevit,
“ABD, Apo’yu niye verdi, anlamadım” demişti ya…
Filmi en başa saralım;
Hain Abdullah Öcalan, Şubat 1999 tarihinde Türkiye’ye paketlendi.
Öcalan, 29 Haziran 1999’da “silahlı terör örgütü kurmak ve yönetmek”
Suçuyla idama mahkûm edildi, ancak ölüm cezasının kaldırılmasından
daha sonra bu ceza ağırlaştırılmış müebbet hapse çevrildi.
TBMM’de, DSP-MHP-ANAP hükümeti döneminde 3 Ağustos 2002’de
“Savaş ve çok yakın savaş tehdidi hâllerinde işlenmiş suçlar hariç”
idam cezası kaldırıldı.
AKP iktidarı döneminde de, 7 Mayıs 2004 tarihli 5170 sayılı Kanun ile
Anayasa’dan ölüm cezaları ile ilgili maddeler çıkarıldı, 14 Temmuz 2004 tarihli
5218 sayılı Kanun ile Türk Ceza Kanunu’ndan ölüm cezaları ile ilgili maddeler
çıkarıldı, böylece ölüm cezası Türk Hukuku’ndan tamamen kaldırıldı.
Ninniler ve masallar dinleyerek getirildik bugünlere!..
“Çözüm süreçleri fırıldakları ile düne eriştik.
Öcalan’ın silah bırakma çağrısının okunduğu o metni tekrarlamayacağım.
O ihanet paçavrasından daha önemli bir ayrıntıya dikkatlerinizi çekeceğim;
İmralı heyetinde yer alan Sırrı Süreyya Önder, Öcalan’a ait
olduğunu söylediği bir notu ayrıca paylaştı.
Notta “Şüphesiz pratikte silahların bırakılması ve PKK’nın kendini
feshi, demokratik siyaset ve hukuki boyutun tanınmasını gerektirir.”
ifadeleri yer aldı.
Demek ki, pazarlıklar, Türkiye Cumhuriyeti’ne dayatmalar devam edecek.
“Sırada ne var” diye saf saf sual ederseniz.
Kısacık arz edeyim;
-Genel af, Anayasa değişikliği, umut hakkı.
(Umut hakkı, ömür boyu hapis cezasına çarptırılan ve koşullu salıverme
imkanından yararlanamayan mahkumların durumuyla ilgili bir düzenleme.)
Tiyatro, öyle ustaca oynanıyor ki, şapka çıkarmamak elde değil.
Bir tarafta hainin açıklaması okunuyor hemen ardından pazarlık
şartlarının devam ettiği ve talepler “not” adıyla ilan ediliyor.
Aynı güne, Binali Yıldırım’ın sivil anayasa konferansında dile getirdiği,
Anayasa değişiklik ve Reis’in önünün açılması talepleri denk getiriliyor.
Ne demişti Binali;
‘’terör örgütlerine destek verenlerin “ana dil” konusunu ileri sürdüğünü belirtti.
“Devletimizin adı, Türkiye Cumhuriyeti Devleti.
Anayasa’daki vatandaşlık tanımında ‘Bu ülkeye vatandaşlık bağıyla
bağlı herkes Türk’tür’ diyor.
Bununla ilgili ‘Türklerden başkasına yaşama hakkı yok.’ diyorlar.
Öyle bir şey yok, bu bir millet tanımıdır ve bu milletin unsurları var.
Bin yıldır biz bu topraklarda Kürtler, Türkler, Süryani,
Abaza’sı ve Çerkez’i var.
Vatandaşlık tanımı yeni anayasada elbette ki gözden geçirilebilir.
Bir etnik kimliği tanımlamak, öne çıkarmak değil de vatandaşlığı,
etnik kimliğinin kim olduğuna bakmaksızın vatandaşlığı
önceleyen bir güncelleme yapılabilir.
Bu bazı etnik grupların kendilerini ihmal edilmiş düşüncesinden kurtarabilir.
Demişti
Nasıl ama!..
Durun daha bitmedi,,,
İmralı heyeti, Öcalan’ın silah arkadaşlarınca yapılan açıklamaların
ardından küresel organizasyonun piyonları neler dedi, onlara da bakalım;
Irak Kürt Bölgesel Yönetimi (IKBY) Başkanı Neçirvan Barzani, sürecin
başarıya ulaşması için her türlü yardım ve işbirliğine hazır olduklarını dile getirdi.
IKBY’nin önde gelen siyasi partilerinden Kürdistan Yurtseverler Birliği (YNK)
Başkanı Bafil Talabani de Öcalan’ın çağrısını destekledi.
Talabani, “Bu çağrıyı hep birlikte kabul etmeli ve barışa
ulaşmak için pratik adımları hızla atmalıyız.
Kürtler ve Türkler arasındaki ortak yaşamı ve kardeşliği güçlendirecek
her adımı desteklemeye devam edeceğiz” ifadelerini kullandı.
PYD Başkanlık Konseyi Üyesi Salih Müslim,
“Şimdi sıra Türkiye’de, onlar hangi adımı atacaklar.
Önderlik nasıl tüm sorumluluğu üstleniyorsa,
Türk devleti de sorumluğu üstlenmeli…” dedi.
Esas, Öcalan’ın, taa çocukken kucağına aldığı,20 yıla yakın süren Suriye
hayatı boyunca onun yanı başından hiç ayrılmayan YPG/SDG elebaşı
Mazlum Abdi (Kobani) ise silah bırakmayacaklarını ilan etti.
Abdi, “Sayın Öcalan’ın çağrısı direk PKK’yedir, PKK gerillalarının
silah bırakmasına yöneliktir.
Doğrudan bizim bölgemiz ve güçlerimiz için değildir.
Sayın Öcalan nasıl ki Güney Kürdistan’daki liderlere ve diğer yerlere mektup
yazmışsa bize de yazdı, içinde direk olarak DSG’den bahsetmiyor.
Ancak Suriye ile sorunların çözümüne değinmiş” ifadelerini kullandı.
Söylemeye dilim varmıyor ama yıllardır süren kirli tezgâhlarla
Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin sırtını yere getirdiler, tuş ettiler.
Önce Irak’ta sonra Suriye’de sözde Kürt devletlerini kurdular.
Burnumuzun dibinde terör örgütü PKK’yı besleyip, büyüterek düzenli ordu
haline getirdiler.
Şimdi, “PKK kendini fesh etsin”…
Öyle mi?..
Bakın aha şuraya yazıyorum;
“Apo” denen o hain, müptezel, dışarıya çıkarılsın, “al kalemi eline, bir daha
yaz bakalım, arkadaşlarının açıkladığı metni ve küçük notu” densin…
Satırını yazabilirse, kendimi Kızılay meydanında asarım!..
“Peki, kim, kaleme aldı”” diye merak ediyorsanız…
Eğer, bir yerlerde rastlarsanız, ağa babalarına, Hakan Fidan’a, İbrahim Kalın’a
vb lerine sorun.
Böyük yazarın kaleminden çıkan senaryonun editörlüğünü onlar yaptı!..
Bülent Ecevit bugün hayatta olsa;
“APO, neden teslim edilmiş şimdi anladınız mı” ?
diye sorardık ama iş işten geçmiş gibi gözüküyor!..
Büyük oyun nasıl tezgahlandı….
Bazen ne güzel tesadüf” deriz
Şans işte” deriz ya da denk geldi valla” diyende oluyor
Adam çalıştı çabaladı Allah’ta yürü ya kulum deyince ortaya bu başarı çıktı”
deriz bazen
Hâlbuki….!
Kainatta Hiç bir şey Tesadüf değildir….
Bizim gördüğümüz ya da göremediğimiz yüzlerce alt bağlantılar vardır…
Taşlar bir bir döşenmiştir insanlar henüz açıklayamadıkları ya da bilemedikleri farklı
faktörlerin karmaşık bileşkesinden ortaya çıkan durumları tesadüf diye adlandırırlar..
Bu bazen zincirin diğer halkalarını göremediğimiz içindir…
Olayları sonuçlar üzerinden okuma kolaycılığımızdan
Bazen görmek istemediğimiz içindir..
Bazen buna gücümüz ve bilgimiz yetmediği için,
Bazen gerek duymadığımız için..
Bazen de kolayı severiz…
Özetle bilinmezliğin diğer adıdır tesadüf…
Bizim planlamadığımız gözlem ve kontrolümüz dışında ortaya çıkan durumlara
tesadüf deriz…
Ancak bilime göre hiçbir şey tesadüf değildir…
Her şeyin Zincirleme alt ve üst bağlantıları vardır…
Tıpkı AKP kurulması gibi..
Tıpkı Reis’in Cumhurbaşkanı olması gibi..
Tıpkı Cumhuriyetin geldiği bu vahim durum gibi…
Emin olun ki
Her şey Düşünüldü..
Her şey planlandı…
Planın bir ayağı Ortadoğu bir ayağı Pentogon…
İşin içinde Petrol var rejimler var haritalar var…
Enerji kaynaklarının paylaşımı var..
Çin var Rusya var İSRAİL VAR Varda var…
Ancak iki şey Kesinlikle var
Birincisi Pentogon’un Büyük Ortadoğu projesi (BOP)..
İkincisi Laik Türkiye Cumhuriyetin tasfiyesi…
Bu işlerde taşeron olarak kullandıkları
Reis’e de seni Halife yapacağız dedikleri anlaşılıyor
Önce Orta Doğunun orta ölçekli güç ağlarının halkaları sistemin dışına itildi ..
Bu halkaların bileşke noktası görece Filistin meselesiydi.
Kaddafi katledildi Saddam idam edildi …
Sıra geldi Suriye ye Ancak Suriye çok bilinmeyenli denklem olduğu için
Daha karmaşık ve uzun programlar yapıldı.
Bir İşit şeytanı yaratılıp
Onu yok etme bahanesiyle orada bir atlama tahtası yaratıldı.
Şeytana bak şeytana diyerek oraya yerleştiler
Böylece hem İran’a bir adım yaklaşılacak,
Hem Filistin Suriye hattı koparılacak,
Hem Ruslar aşağıdan sarılmış olacak hem de uzun vadede en büyük
Ekonomik olarak rekabet ettiği Çin’e yaklaşmış olacaktı.
Olayın ilk evresinde Türkiye’ye dokunulmayarak hem göçmen dalgasında
tampon bölge işlevi verilecek hem bölgede maşa olarak kullanılacaktı.
Suriye’nin bu hale gelmesinde ve Kaddafi’nin devre dışı kalmasında
En büyük görev Türkiye’ye verildi.
Sonraki olanları biliyoruz
Türkiye Suriye’ye girdi Türkiye’nin yardımıyla Kaddafi öldürüldü
Bu projenin içinde Akdeniz enerji yataklarının paylaşımı
Ve İsrail’in güven altına alınması vardı ki bunlar aşama aşama gerçekleştirildi
Malum Orta Doğu bir tür arı kovanı gibi…
Projenin ilk ayağı bitince Emperyalizm sigara molası verdi Ukrayna meselesiyle
Ruslar menkul edildi.
Önce Rusların Ukrayna’ya saldırması sağlandı Ruslar Ukrayna’yla
meşgul edilerek ekonomisini ağır ağır biçti
Ayrıca Emperyalistler Ukrayna’yı yeni silahlılarını deneme alanı
olarak kullanmaya başladılar bile O molla Hamasın füze saldırısıyla bitti …
İsrail’in Filistin’i tamamen yutmasının fitili ateşlenmiş oldu…
Adamlar araziyi temizleye temizleye ilerliyorlar
İkinci aşamada hedef İran…
Üçüncü ve belki de Son aşama Türkiye olacak taşlar bir bir döşeniyor
Anlayacağınınız ne Reis tesadüf ne de Bahçeli…
Kusura bakmayın ama Kılıçlaroglu’da çizelgede gözüküyor ….
Onun görevi muhalefeti iğdiş etmek
Ve Reis’e seçim kazandırmak gördüğünüz gibi her şey
tıkır tıkır işlemeye devam ediyor
Her şey Cebren ve hile ile
Her şey tıkır tıkır işliyor BOP patentli..
Irak’tan sonra sıra Suriye’deydi ve Suriye’de tamamlandı.
Sanki zaferi Türkiye kazanmış gibi sevinç gösterileri ve kutlamalar.
Hâlbuki asıl kutlayanlar emiri veren ve projeyi çizenlerdi.
Bizde Reisin emri ile Emevi Camisinde kılınan namazlara sevindik.
Zafer mi, zaferi bekleyenler “arz-ı mev‘ûd” ün çizdiği toraklara ulaşıyorlardı..
Zafer dedikleri ikinci halkanın tamamlanmasıdır
10 Mart 2025…
Bu tarihi de yazın bir yere.
Kuzey Irak’ta olduğu gibi, Kuzeydoğu Suriye’de bir devletçik oluşumunun
yolunu açan imzaların atıldığı tarih, bu tarih…
34 yıl önceydi…
Yıl, 1991…
Dönemin Cumhurbaşkanı Turgut Özal’dı…
Meşhur, “Bir koyup üç alma” fırtınasını estiren…
ABD’nin, Kuzey Irak’ta gerçekleştirdiği “Çekiç Güç” harekâtının mimarı…
“Çekiç Güç” ne yapar?
Kuzey Irak’ta, bir devletin kurulmasına ön ayak olur.
Başka ne yapar?
PKK terör örgütünün canlanmasına uygun ortam sağlar.
Özal açısından, bu bir başarıydı.
Ama…
Türkiye için bir BEKA sorunu.
Gel zaman git zaman…
10 Mart 2025…
Suriye’nin yeni yönetimi ile PKK/YPG (SDG) terör örgütü arasında,
bir “uzlaşı metni” imzalandı.
Sekiz maddelik bir memorandum ile…
PKK/YPG’nin (SDG), bir bütün olarak Suriye ordusuna entegre edilmesi
kararlaştırıldı.
Yani, YPG güçleri Suriye ordusu içinde bir bütün olarak yer alacak.
Suriye’nin içinde bir YPG ordusu mu olur, kolordusu mu olur?..
Bu ayrıntılar, oluşturulacak komitelerin yılsonuna kadar çalışmasıyla belirlenecek.
YPG’nin askeri bütünlüğünü koruması demek, çatışma durumlarında kendi
bölgesini savunabilecek askeri gücü elinde bulundurması demektir.
Yani, 60-80 bin silahlı terörist dağılmayacak, buharlaşmayacak…
Bütünlüğünü koruyacak.
Bir bakmışsın…
YPG terör örgütü başı Mazlum Abdi’ye general rütbesi verildi,
Suriye yönetiminde paşa oldu…
Şimdi YPG nin generali yani ordu komutanı..
Türkiye açısından en kritik konu…
YPG; özerk mi, federal mi, güçlendirilmiş yerel yönetim yapısına mı sahip olacak?
Bunun cevabını da, önümüzdeki süreçte öğreneceğiz.
Şam yönetimi ile YPG arasında imzalanan “uzlaşma metninin” garantörü kim?
Mazlum Abdi’yi bu memorandumu imzalaması için, Şam’a helikopterle
gönderen ABD.
Yani, anayasa çalışmasının her aşamasında ABD olacak.
Ve, YPG’nin Kuzey Irak benzeri bir yönetim yapısına sahip olmasını sağlayacak.
Peki…
Gelelim asıl konuya…
Bu imzayla birlikte…
Türkiye’nin, PKK/YPG’ye operasyon yapmasının önü kesilmiş olacak.
Türk askeri varlığının Suriye’de varoluş gerekçesinin ortadan kalktığı söylemleriyle,
Türkiye’nin Suriye’yi terk etmesinin yolu açılacak.
PKK/YPG terör örgütünün özerk/otonom ya da buna benzer bir yapının,
Türkiye tarafından tanınması gerçekleşecek.
Türkiye’nin desteklediği ve HTŞ’ye destek olan Suriye Milli Ordusu (SMO) ş
şekil değiştirdi SDG oluverdi…
Unutmayın!
Garantör ülke ABD’nin onaylamadığı bir anayasa, yürürlüğe giremez.
Çünkü…
Eş Şara’nın iktidarı, ABD ve İsrail’in elinde…
YPG/PKK Medya Merkezi Direktörü Ferhad Şamî, sekiz maddelik uzlaşma
metnine açıklık getirdi.
Ve dedi ki:
“Hiçbir hükümet gücü, sınır kapıları hariç SDG’nin (YPG) kontrolündeki
bölgelere girmeyecek.
Petrol, hapishaneler ve IŞİD karşıtı operasyonların yönetiminde, herhangi bir d
eğişiklik olmayacak.
Bu anlaşma, Türkiye’nin askeri hareketliliğini durdurmak içindir…”
Yani, ne diyor?
Biz, özerklik ya da otonom yapıdan vazgeçmedik.
ABD’nin isteğiyle bu anlaşmayı yaptık.
Irak taşı döşenmişti.
Şimdi, Suriye taşı yerleştiriliyor.
İran halkası da kısa sürede zincire eklenir.
Ve, ardından Türkiye halkası…
O da kolay…
Anayasa’nın 42 ve 66’ncı maddelerinin değiştirilmesiyle o da tamam…
Bu yolculuğun özeti nedir diye sorarsanız?..
Cumhuriyetin kuruluş felsefesinin temelini oluşturan Atatürkçü Düşünce Sistemi,
ulus devlet, üniter devlet ve laik devlet yapısı temelinin sarsılmasıdır derim.
Çok “bağımsız”, çok “tarafsız” medyamız ve çok “bağımsız” yorumcularımız,
imzalanan bu sekiz maddelik metni zafer çığlıklarıyla anlatıyorlar.
Zafer dedikleri, yüzyıllık projenin ikinci halkasının tamamlanmasıdır.
Sıranın Türkiye’ye gelmesidir…
Ortada bir başarı varsa…
Bu başarı…
“100 yıldır devlet hakkımız engellendi” diyenlerle,
“Türkiye Cumhuriyeti’nin 1923’te açılan bir parantez olduğunu” söyleyenlerin
ortak başarısıdır.
Hal böyleyken…
Vileda sopasıyla, dörtnala koşanları soruyorsunuz…
İkinci Dünya Savaşı’nda, Rus tankları Berlin’e girene kadar,
Almanlar Rusya’yı işgal ettiklerine inanıyorlardı.
Çünkü Alman gazeteleri öyle yazıyordu.
Bugün bizde ki medyanın % 95 de, ekonomisi uçan, eğitimde, kültürde çağ
atlamış bir Türkiye diyen, Tarımı, çiftçisi kendine yeten, emeklisi, dar gelirlisi
aldığı paralarla ek yatırım yapan, üniversite gençliğinin diplomasını alır almaz
iş bulabilen, sanayici ürettiği malı anında satan, demokrasinin her alanda
uygulandığı, laik, hukukun üstünlüğünün hüküm sürdüğü bir ülkede de yaşıyoruz.
Velhasıl, akreplerin akrepliği hiçbir zaman bitmez ..vesselam- alıntı-araştırma..
Hoşça kalın dostça kalın, sağlıklı kalın…
Ramazan Yazar
Emekli Teknik Öğretmen
