23 NİSAN 1920 TBMM KURULUŞUNUN 105.Cİ YILINDA ÜLKEMİZ!… « Kırşehir Anadolu Haber

23 NİSAN 1920 TBMM KURULUŞUNUN 105.Cİ YILINDA ÜLKEMİZ!…

Bu haber 21 Nisan 2025 - 14:39 'de eklendi ve 1.035 views kez görüntülendi.
23 NİSAN 1920 TBMM KURULUŞUNUN 105.Cİ YILINDA ÜLKEMİZ!…
Artık Susma!
“Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir!”
Mustafa Kemal Atatürk
Siyasi ikballerinden korkanlar kitleleri korkuturlar!
Siyasetçiler bağırmaya başladılarsa bilin ki korkuyorlar demektir!
“Ben de isterim!” ile güce doyamayan, kibirli, hep daha fazlasını
isteyen erdem yoksunu, olamamış, büyüdükçe küçülemeyen
insanın hikâyesidir bu!
Doymak bilmeyen açlık, bitmeyen boş hevesler ve ölümcül hırs!
Toplumlar bu tip hegemon yapılarca susturulmaya, tepkisizleştirilmeye çalışılır…
Korku iklimi dört bir yanı sarınca, söz söyleme özgürlüğü de kaybolur.
Toplumları ayakta tutan ise iki sütundur:
Demokrasi ve Hukuk.
Bu kavramlar da zedelenince kişi hiçbir şeye güvenemez olur.
Lakin denildiği gibi her keder mutlaka ama mutlaka bir kurtuluş ile son bulur!
Her hegemon yapı kendine son verecek “kahramanı” kendi elleri ile yaratır!
Birey olabilmiş insana düşen ise hürce kendi düşüncesini,
yönünü, duruşunu toplumla paylaşmaktır.
“Korkma!” diyerek başlar istiklal marşımız…
Hiçbir menfaat, hiçbir makam, hiçbir paye için evlatlara utanılacak
bir soyadı bırakmaya değmez bu hayat!
Bu sebepten susma değil konuşma, herkes gibi görünmek değil,
kendi gibi olmak zamanıdır artık!
Tüm fikirlere saygılı bir ifade özgürlüğünün, evrensel hukuk
normlarında yaşanan bir ülkede var olma isteğinin hiçbir “aması yoktur!
Her insan gibi insanın en şaşmaz terazisi kendi vicdanıdır.
Sağ elini vicdanına koyabilen insan, adaleti kendi benliğinde sağlayacaktır.
Tüm parmak sallamalarının arasında devir artık susma devri değildir!
Ne diyordu Hz. Ali (Ra):
“Haksızlık önünde eğilmeyiniz çünkü hakkınızla beraber şerefinizi de kaybedersiniz.”
Artık konuşma zamanıdır!
Artık “Ben de varım!” deme zamanıdır.
Çünkü sen susmaya devam edersen, sen küçük menfaatlerin adamı olmaya
devam ersen, sen kafanı toprağa gömmeye devam edersen karanlık seni de
bir girdap gibi kendine çekecek ve toplu yok oluştan sana pay veremeyecektir.
Devir, üzümün çöpü, armudun sapı diye “kendi gibi” olmayan herkesi
beğenmeyip kulp takma, detaylara takılıp büyük resmi görememe devri değildir!
Devir burnunun dikine gidip ayrışma değil, asgari müşterekte bir
araya gelip tek yürek olma devridir!
Devir, bilgisi olanın, vicdanı olanın, fikri olanın “insan” olanın“ cebine konuşması”
ya da “karnından konuşması” değil, gerçekten özgürce konuşması devridir!
Var oluşa saygı duymayan yapılar, karşı duruşu kabul edecektir!
Devir adil, hür, haksızlıklara boyun eğmeyen, ölçülü ve yürekten olma devridir…
Artık bir şehir değil bir ülke için konuşma zamanıdır!
Hukuka inanmayanlar, düşünce özgürlüğüne değer vermeyenler,
Hukukun üstünlüğü yok sayanlara yönelik, bu fikri karşı çıkış artık elzemdir!
Halk yani “demos”, demokrasi ve hukuk istiyor!
Hakkın gasp edilmesine karşı çıkıyor!
Tatlı su balığı gibi yaşayanlar dahi konuşmaya başladıysa bu başarı
Hegemon yapının eseridir; zira haksızlık herkesedir ve bu insanları birleştirir.
Bu bir demokrasi ve hukuk mücadelesidir.
Bu da tavırsızlığı, sessizliği kabul etmeyen bir mücadeledir.
Hiçbir menfaat onurunuzdan, isminizden daha yüce değildir!
Artık susmayın!
Gelin bir de tarihi sürece bakalım ‘’Egemenlik’’ nasıl gelmiş..
23 Nisan 1920 tarihi TBMM’nin açıldığı gündür.
Türk tarihinde mutlak ulusal egemenliği yaşamaya başladığımız
gün olarak kabul edildiğinden ülkemizde ULUSAL EGEMENLİK VE
ÇOCUK BAYRAMI olarak kutlanmaktadır.
Türk milletinin iradesini temsil eden Birinci Türkiye Büyük Millet Meclisinin
açıldığı ve Türkiye halkının egemenliğini ilan ettiği tarihtir.
İstiklal Harbi henüz verilirken Mustafa Kemal’in hafızasında Milletin temsil
edileceği bir Meclis oluşmuş ve şekillenmişti.
600 yüz yıl süren bir padişahlık döneminden sonra asli unsuru Türk olarak
kurulan fakat zamanla bu kuruluş gayelerinden vazgeçilerek, devlet idaresini ve
orduyu devşirmelerle doldurup, asli unsur olan Türkleri idare ve ordudan kovan
Osmanlı yöneticileri, zaman içinde iyice ipin ucunu kaçırarak, devlet ve orduyu
bu devşirmelerin kontrolüne bırakmışlardı.
Bu devşirmelerin yönetiminde 22 milyon km2 olan imparatorluk önce
duraklama, sonra gerilemeye başlayarak çöküntüye doğru yol almaya başlamıştır.
İdari sebeplerin başında gelen Türk olmayan unsurların yönetimi ele alması,
yetenek ve liyakat sahibi yöneticilerin iş başından uzaklaştırılması, devşirmelerin
mensubu olduğu milletlere karşı Osmanlının yanında olmaktansa o milletin çıkarlarını
ön plana alması, ekonomiye faydası olmayan borçlanmalar, ( en dar zamanlar da lüks,
şatafat, saray yapımı gibi, Galata bankerlerinden alınan yüklü borçlar vs.) Uluslararası
arenadaki devlet yöneticilerinin Devlet lehine strateji ve öngörü ortaya koyamaması,
Maliyenin ve Dışişlerinin azınlıkların ya da yabancı hayranı olan devlet adamlarının
tekelinde olması.
Bütün bu unsurlar bir araya gelince elbette devlet zaafa uğrayacak ve çöküş
başlayacaktı.
Buna bir de padişahların yabancı eşleri tercih ederek onları devlet yönetiminde
söz sahibi yapmaları, yıkılışın katalizörü yapmıştı.
En sonunda balkan Savaşları faciaları, Rusların Çatalca’ya kadar gelmelerini
önleyememiş, Sultan Abdülaziz’in yaptırdığı çağın modern silah ve donanmasını,
ondan sonra gelen Abdülhamid’in koruyamaması ve donanmayı Haliç’e çektirerek
çürütmesi ( Çanakkale deniz savaşında bile kara savaşı vermeye mecbur kalışımız).
Arkasından gelen birinci Dünya Savaşın da Cemal, Talat ve Enver paşaların
Almanya’nın yanında padişah olan Sultan Reşat’ın bile haberi olmadan savaşa
sokmaları, savaştan mağlup çıkan Almanya’nın yanında bizim de mağlup sayılmamız…
Bu mağlubiyete bağlı olarak Agamemnon zırhlısında Mondoros mütarekesini
imzalayarak, Ülkenin işgaline sebebiyet verecek anlaşmayı imzalamamız
(Mütarekenin 7.nci maddesine göre)
Ardından Sevr anlaşmasına imza atmamız neticesi zaten hasta adam olarak
nitelendirilen Osmanlının sonunu getirmiştir.
Ankara ve civarında 12 bin km2 toprak parçası bize bırakılarak diğer topraklarımız
işgal edilmiştir.
İşte Mustafa Kemal bize bırakılan Ankara’da bir meclis kurarak halkın azim ve
kararlığını bu meclise taşıyarak başlatma niyetindedir İSTİKLAL HARBİNİ…
Çünkü o bilmektedir ki;
Artık köhnemiş padişahlık sistemi ile bu millet ayağa kalkamaz, ‘’MİLLETİN
GELECEĞİNİ ANCAK MİLLETİN AZİM VE KARARI KURTARACAKTIR’’.
Bu niyetle 23 Nisan 1920 de Ankara da TBBM açılışını yaparak milletin
kararlarını, Milletin temsilcileri eliyle yine millet yapacaktır.
O güne kadar milleti bir sürü olarak gören padişahların bu aşağılayıcı tutumunu,
kendi kararlarını, kendi eliyle seçtiği temsilcileri ile verebilecek bir hükümet şekli
ortaya koymak amacıyla bir Cumhuriyet kurdurmuştur.
Bu anlayış
“ EGEMENLİK KAYITSIZ ŞARTSIZ MİLLETİNDİR “ sözüyle taçlandırılmıştır.
Bu açılıştan tam beş yıl sonra da bunu bayram olarak çocuklara armağan etmiştir.
Atatürk’ün düşüncesinde çocuklar milletin geleceğidir.
Onlara duyduğu sarsılmaz güvenin ve büyük sevginin ifadesi olarak milli
bayramımız olan ‘’23 NİSAN’’I onlara hediye etmiştir.
Tarihimizin gurur dolu sayfalarını yeni nesillerce öğrenilmesi ve Türk Devletinin
devamını emanet edeceğimiz yeni Cumhuriyet bekçilerinin bu bilinçle yetişmesi
amacıyla 23 Nisanlar önemli bir vesiledir.
Bu gün kutlamakta olduğumuz 23 Nisan Kuruluşundan bu yana 105 yılını
kutlamaktadır.
Aradan geçen bu yüz yılda.
Ülke Atatürk’ten sonra çok hükümetler görmüş fakat sonraki günlerde bizi
idare eden (! ) hükümetler kadar ülkesine milletine uzak olan bir hükümetler
hep geriye götürmüşlerdir..
Ve zamanımızda, Cumhuriyetin tüm kazanımlarını özelleştirme adı altında
sermaye sahiplerine ve yabancılara satan bu iktidar sahipleri, tarımda da
bizim kendi ürettiğimiz mallarımızı ektirmeyerek dışa bağımlı hale getirdiler.
Bu ülkede iki Trakya büyüklüğünde toprak ekilmiyor.
Köyler boşaltıldı.
Köyde kalan nüfusun yaş ortalaması 50 ‘nin üzerinde.
Yetişmiş insan gücünün bir ülkenin en etkili silah olacağı ülkede 16 bin köyde okul yok.
Topraklarımız ve akarsularımız küresel sermaye ve onun yerli işbirlikçileri
tarafından kapatılıyor.
HES’ler vasıtasıyla halkın olan akarsularımız şişelenerek yine halka para ile
satılmakta.
Ülke ekonomisinin temel direkleri olan banka ve sigortacılık sistemlerimizi
yine yabancılara satarak ekonominin çökmesine zemin hazırlamışlardır.
İktidarın kriz dönemlerine hazır olmadığını alenen göstermiştir.
Bu gün milyonlarca emekçi sefaletin kucağına itilmiş vaziyette uzatılacak
bir yardım eli beklemektedirler.
Milyonlarca işsize eklenen milyonlarla beraber durum daha bir vahim
noktaya gelmektedir.
Ne umutlarla kurulan TBMM bu gün işlevsiz bir hale getirilip bir kenara bırakılmıştır.
Ülke kutuplaştırılarak, Türklüğe aykırı ne kadar lüzumsuz iş varsa devleti yönetenler
onlarla uğraşmayı ve Türk’ün değerlerini silebilmek için çaba içerisindedirler.
Tek bir adamın gölgesinde serinlemeye çalışanlar şunu iyi bilsinler ki bu
dönem de geçecektir..
Şimdi kendini iktidar sahibi sananlar yarın iktidardan gittiklerin de bunun
hesabını ödeyeceklerini de bilmelidirler.
İşte 105 yılını kutlayacağımız 23 Nisan, “Bu milletin efendisi köylüdür “ olması
Gerekirken köylerimiz ve orada yaşayan halk perişan olmuş durumda.
Bu ülkede bir elin parmaklarını geçmeyen yandaş müteahhit ve kompradorlara
Ülkenin ekonomik değerleri akıtılmaktadır.
Yollar, köprüler, tüneller, şehir hastaneleri ki (İngiltere bu sistemden vazgeçti)
üç, beş yandaş müteahhit’e garantiler verilerek yaptırılmakta 25 yıllığına geçiş
ve yatış garantileri ile kiralanmaktadır.
Bu milletin vergileri ile 25 yıl bu yandaşlara para akıtılacaktır.
Bu iktidar eliyle yoksullukla mücadele edilmek için söz verilerek seçim kazanılmıştı.
Yoksullukla mücadele edilmediği gibi, yoksulluk yönetildi.
Halk yardımlara muhtaç ve mecbur bırakıldı adeta yoksulluk yönetildi.
Makarnaya muhtaç hale getirilen halk bunları yardım olarak alabilmek
adına çaresizleştirildi.
Ve en kötüsü de insana kulluk etmeyi yüz yıl önce bırakan ve kendi iradesi ile
kendisinin geleceğinin tayinini yapmasını öğrenen halk, şimdi halk yeniden yeni
padişaha kulluk etsin istenmekte ve en zayıf olan din yolu ile “ yeni Osmanlıcılık”
hortlatılmaya çalışılarak Türklükten arındırılıp Araplaştırılmaya çalışılmaktadır.
Mustafa kemal diyor ki ;
“ Bütün Cihan bilmelidir ki artık bu Devletin ve bu Milletin başında hiçbir kuvvet
yoktur, hiçbir makam yoktur.
Yalnız bir kuvvet vardır, O da MİLLİ EGEMENLİKTİR.
Yalnız bir makam vardır.
O da Milletin kalbi, vicdanı ve mevcudiyetidir’’.
Bu vesile ile;
Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin açılışının 105. Yıldönümünde;
Cumhuriyetin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü, İstiklal Savaşımızın
tüm kahramanlarını, Birinci Meclis üyelerini saygı, minnet ve şükranla anar,
Dünya’nın bütün çocuklarına ve çocuklarımıza barış ve mutluluk getirmesini
temennisiyle, 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nı kutlar,
Sevgi çiçeklerinin yeşermesini dilerim. Vesselam….
Hoşça kalın dostça kalın, sağlıklı kalın…
Ramazan Yazar
Emekli Teknik Öğretmen

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok
YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.