Ramazan Yazard’dan Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün Kırşehire gelişinin 105. yılı Mesajı « Kırşehir Anadolu Haber

Ramazan Yazard’dan Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün Kırşehire gelişinin 105. yılı Mesajı

Bu haber 24 Aralık 2024 - 13:52 'de eklendi ve 904 views kez görüntülendi.
MUSTAFA KEMAL PAŞA; SAMSUN- KAMAN-ANKARA..
Ülkemin kasvetli günleri,
askerlerimiz cepheden cepheye gitmekten savaşmaktan biçare olmuş,,
Halk yokluk, yoksulluk, kimsesizlik içerisinde naçar düşmüş,,
Ülkemizi her taraftan cendereye almışlar sıkıyorlar da sıkıyorlardı..
Puslu, zifiri karanlık bir gece gibi çökmüştü tarih üstüne Anadolu’mun.
Asırlardır süren bir hırs ile Orta Asya’dan gelip yurt ettiğimiz, vatan
kıldığımız bu topraklardan gidin demek için bütün dünya toplanmış gelmişti.
Dört kıtada nal izleri bırakan ama ilimden irfandan kopmuş, cehaletin gölgesinden
çıkamadığı ve değişen dünyaya ayak uyduramadığı için dağılan Osmanlı’dan
kalan son kara parçası da karanlık bir gece gibi çaresizlik içinde kıvranıyordu.
O çok istedikleri İstanbul’a gelip oturmuş, ahkâm kesiyorlardı.
Taht çaresiz, iradesiz ve şaşkındı.
Geceyi güne çevirip, ezilmiş bir halkı inim inim inlerken aydınlığa kavuşturacak
güçlü bir ışık lazımdı.
Diğer yanda cepheden cepheye koşmuş, adını komutanlık tarihine altın harflerle yazdırmış,
sarı saçlı mavi gözlü bir adam vardı ki, o da Anadolu gibi acılı, sancılı ve düşünceli idi.
O, hürriyete, özgürlüğe, vatana, barışa, bilime ve halkına âşık bir adamdı.
Hal bu olunca, yürek de deli olunca…
Yakışır mıydı Mustafa Kemal’e oturup bu talihsiz ve hazin tabloyu izlemek?
O biliyordu ki İstanbul’da eli ayağı bağlı bir şey yapılacak durumda yoktu.
O yüzden içindeki vatan aşkını da alıp halkına yürüyüp, ellerinden tutup kaldırıp,
omuz omuza bir destan yazmak gerekiyordu.
Destan yazmak için kut almış bir lider olmak gerek derlerdi eski Türk tarihinde.
O kut almış bir liderdi, bu çok netti.
Detaylar çok mühim değil.
Bir gece bir vapur ayrılır İstanbul’dan.
Sanki vakit şafak vakti gibi, karanlıktan aydınlığa ayrılan bir vapurun hürriyete
giden yolculuğu başlamıştı.
Güneş hep doğudan doğarmış ama 19 Mayıs sabahı Samsun’dan doğmuştu.
Hoş gelişlerin olsun Paşam.
Ne güzel ettin de geldin.
Umutsuz ve karanlık bir gecede kıvranıyordu, seni bekliyordu halkın.
Çok sevilen bir şiiri ezberler, çok güzel bir türküyü beraber söyler gibi sesimizi
sesine katmak için seni bekliyorduk.
Hoş geldin karanlığımıza ışık, hoş geldin hürriyet ateşinin meşalesi.
Uzun ve yorucu yıllar, eğitimsiz halk…
Yok yok içinde.
Silah yok, ordu yok, para yok, yok yoka karışmış umut yok.
Ama sen vardın PAŞAM.
Her gittiğin yer sanki ölmüş de yeniden dirilir gibi kalkıp ayaklanıyor, peşine takılıyordu.
Ardında bir halkı topyekûn ancak sen toplardın, topladın da. Kocatepe’den, Afyon’a,
Sakarya’dan, Dumlupınar’a ve oradan İzmir’in dağlarında çiçekler açtırana
kadar deli bir tay gibi aktın.
Elinden tutup kaldırdığın milletin, seninle hürriyet şerbetini içmenin onurunu yaşıyordu artık.
Artık yeni bir bayrağı, yeni bir lideri, yeni bir adı olan TÜRKİYE CUMHURİYETİ DEVLETİ’ nin
ATAM dediği lider sendin.
Yıllarca çabaladın.
Güzel bir ülke, ciddi bir sanayi, fabrikalar kurdun.
Okul dedin, sanat dedin, bilim dedin ve nihayetinde bir ülkenin küllerinden nasıl
yeniden inşa edileceğini gösterdin.
Kurmakla kalmadın, kalkındırıp güçlendirdin.
Şahsi meselemin dediğin geride gözlü yaşlı kalan Hatay’ımızı da anavatana kattın.
Sana ne çok şey borçluyuz bilsen Paşam.
O gece iyi ki o vapura binip bize Samsun’dan güneş gibi doğdun.
Senden sonrası yine hüzün oldu be Paşam.
Türk tarihi boyunca görülmemiş oyunlar başladı.
Düşünebiliyor musun Paşam?
Bize seni unutturmaya çalıştılar.
Arkadan konuşan mirasyediler bütün miraslarını tek tek yedi.
Hedef gösterdiğin yoldan çıkıp yine alçak ve karanlık bir yola sürüklemeye çalıştılar bizi.
Hâlâ da çalışıyorlar.
Lakin bilesin ki bu topraklarda doğan her çocuk sana âşık doğuyor.
Seni bizden alamadılar, alamayacaklar.
Sen hep gönlümüzde o Samsun’dan doğan güneş gibi parlayacaksın.
Nafile çabalara, hainliklere alıştık Paşam.
Ne zaman zora düşsek, sana sarılıp aydınlığa çıkmayı yaşam biçimi yaptık.
Onlara sadece acıyarak gülümsüyoruz.
Bugün bize hürriyet aşkı ile geldiğin gün.
Bugün güneşin doğudan değil, Samsun’dan doğduğu gün.
Doğum günün kutlu olsun, hiç batmayacak ufkumuzun güneşi.
Kutlu olsun senin halkın olma gururunu yaşadığımız gün.
Selam olsun sana, her sabah güneşe bakıp gülümseyerek selamladığımız adam.
Selam olsun sana, ülkemin güneşi.
Yeniden gel Samsun’dan demiyorum çünkü sen hiç gitmedin.
Hep varsın, hep var olacaksın…
SELAM SANA DÜNYANIN ETRAFINDA DÖNDÜĞÜ TEK GÜNEŞ…
Ve Kaman-Ankara..;
Aralık ayının son günleriydi.
Kış mevsimine karşın, hava açık ve ılıktı.
Mustafa Kemal ve Temsil Heyeti bugün, yani 25 Aralık 1919 da Kaman’da.
Bu nedenle 25 Aralık, Kaman tarihinde çok önemli bir gün.
1914 – 1918 Birinci Dünya Savaşında yenik düşen Müttefiklerimizin yanında bizde
yenik düşmüş sayıldık.
Hemen fırsatı değerlendiren İtilaf devletleri yurdumuzu dört bir yandan sararak
paylaşmaya başlarlar.
Bu ne demekti?
Bu işgal demekti, paylaşmak demekti, özgürlüğümüzün elimizden alınması demekti.
İstanbul hükümeti her ne kadar taviz vererek yaşamını sürdürmeye çalışsa da,
her geçen gün işgal kuvvetleri dişini biraz daha fazla gösteriyordu.
Bütün bu kuşatmanın sonunda 15 Mayıs 1919 da Yunanlıların İzmir’e asker
çıkarmaları bardağı taşıran son damla olur.
Gazeteci Hasan Tahsin’in ilk kurşunuyla direniş de başlamış oldu.
Doğu bölgelerine ordu müfettişi olarak atanan Mustafa Kemal ve Arkadaşları 16 Mayısta
İstanbul’dan ayrılıp, 19 Mayıs 1919 da Samsun’a ayak basarlar.
İşte tam bu sırada, çoktandır kafasına koyduğu, yurdumuzu düşmandan kurtarmanın
planını halkıyla paylaşma başlar.
Samsun’dan Havza’ya geçerken Mustafa Kemal’in sesi duyulur tüm Anadolu’da, tüm dünyada;
“Bizi öldürmek değil, diri diri mezara sokmak istiyorlar.
Şimdi çukurun kenarındayız.
Fakat hiçbir zaman ümit kesmeyeceğiz.
Cesaretimiz bizi kurtaracaktır.!”
Mustafa Kemal ile doğan bu ışık, Türk Milleti’ne aradığı kurtuluş yolunu göstermiştir.
Umutsuz insanlara umut veren bu ses tüm Anadolu’nun sesi olmuştur.
O’nun cesareti ve yurt sevgisi Çanakkale’yi kurtarmamış mıydı?
Şimdi sırada bütün vatanı kurtarmak vardı.
Halk ona bağrını açtı.
Amasya’da – Erzurum’da – Sivas’ta M. Kemal halkıyla el eleydi.
Kuvva-i Milliye güçleri ve dernekler birleştiriliyor, Heyet-i Temsiliyle oluşturuluyordu.
Mustafa Kemal ve Temsil Heyeti Ankara’ya gitmek üzere Sivas’tan hareket ederek
Kayseri, Hacıbektaş, Mucur ve Nihayet Kırşehir’e gelmişlerdi…
25 Aralık 1919 sabahı…
Baran Dağında kar vardı, güneşin ışıklarıyla parıldıyordu…
Kaman halkı Mustafa Kemali duymuş, meraklı gözlerle bekler olmuşlardı…
25 Aralık 1919 Sabahı erken Kırşehir’den hareket eden Mustafa Kemal ve
Temsil Heyetine Kırşehir atlıları da yol boyu eşlik ederler.
Üç araba ve atlılar gelirler Darıözü’nde ki Şevket Çavuş’un Hanına.
Arabalar hanın avlusuna çekilir.
Konuklar hazırlanmış atlarına binerek hiç vakit kayıp etmeden Kaman Kocapınar’a
doğru hareket ederler.
Kaman’ın üç kilometre kadar uzağında bulunan Koca Pınar’da, Bektaşoğlu Ali Çavuş,
Çakıroğlu Musa Kâhya, Kara Ömeroğlu Mehmet Efendi, Evişoğlu Hüseyin ve bucak halkı
toplanırlar beklerler.. .
Koca Pınar’dan hareket eden heyet, şimdiki Yıldırım Sokaktan, Hamit Caddesinden,
Efe Kazımın kahvesinin önünden, zahirecilerin bulunduğu dükkânların arasında bulunan
köy meydanına gelmeden atlarından inip yürüyerek, Kaman halkının arasına girerler…
Mustafa Kemal;
“bu iş tamam, bu bilinçli ve kararlı halkla neler yapılmaz ki,” dercesine arkadaşlarına işaretini
verir ve eli ile selamlamaya başlar dört bir yanı.
Köyümüzün ileri geleni, Müdafaa-i Hukuk Cemiyetinin köyümüzdeki Başkanı, Bektaşoğlu
Ali çavuş, Safaların odasının güneyindeki binek taşının üstüne çıkarak;
Mustafa Kemal’i buyur eder binek taşının üstüne.
Mustafa Kemal bir süre bekledikten sonra konuşmasına başlar.
“-Sevgili Kamanlılar, Anadolu Halkı vefakâr ve cefakârdır.
-Biliyorsunuz yurdumuzun dört bir yanını düşmanlar sardı.
– Hatta paylaşmaya bile başladılar.
-Bu güzel yurdumuzun düşman çizmeleri altında çiğnenmesine hanginiz razı olursunuz.
– Hangimiz razı oluruz.
-Sizin bize verdiğiniz güçle yurdumuzu düşmanlardan kurtarıp refah içinde hep beraber yaşayacağız.”
diye yaptığı konuşmayı;
-“olmayız Paşam, olamayız paşam, yanındayız ve emrindeyiz Paşam, öl de ölelim.
-Yeter ki vatanımız kurtulsun.” diye bağırmalarla cevap verirler…
Konuşmalardan sonra biraz ilerde hazırlanan atlara binerek Hacıpınar mevkiindeki Ali Çavuşun
Odasına doğru hareket ederler Mustafa Kemal ve Temsil heyeti.
Ali Çavuşun konağında yemek yiyerek dinlenirlerken, Hamitli Rıza Bey gelerek bir süre konakta,
bir süre de konağın kuzeyindeki ara sokakta yol güvenliği ve çalışmalar hakkında uzun uzun konuşurlar.
Ali Çavuşun konağının önüne çıkarak etrafı inceleyen Mustafa Kemal;
-“Köyünüz ne kadar güzel. Kim bilir yazın meyveleriniz ne kadar güzel olur,” der.
Hazırlanan atlarına binen konukların yanında Ali Çavuş, konuklarını uğurlamaya gelen
Kaman ileri gelenleri ve aynı kalabalık atlılarla evden ayrılarak Kocapınar’ın yolu tutulur.
Şevket Çavuşun hanındaki arabalar daha önceden getirilerek hazırlanmıştır.
Atlarından inen Mustafa Kemal ve arkadaşları, başta Ali Çavuş olmak üzere uğurlamaya gelenlerle
vedalaşarak arabalarına binerek Ankara’ya gözden uzaklaşırlar.
Mustafa Kemal Paşa’nın Ankara’ya geleceği haberi, kulaktan kulağa yayılmıştı…
Yurdun kurtuluşu için gönüllü kişilerce oluşturulmuş ulusal örgütler,
Paşa’nın Ankara’ya geleceğini günler öncesinden Ankaralılara duyurmuşlardı…
O tarihlerde Ankara, Anadolu’nun ortasında çorak ve bakımsız bir kasaba gibiydi.
Kalesi ve tiftik keçisiyle ünlüydü…
Osmanlı Devleti’nde tiftik üretimi ve ticareti önemli olduğu için, çok eskilere
göre 18. Yüzyıl’dan sonra gözle görülür bir canlanış olmuştu.
19. Yüzyılın sonunda kente demiryolu da gelmişti…
Osmanlı ülkesinin hemen her yerinde olduğu gibi burada da etnik ve dinsel gruplar iç içe yaşıyorlardı.
Çoğunluk Türklerdeydi.
Türkleri Ortodoks Hıristiyanlar ve Museviler izliyordu.
İmparatorluğun hemen her yanında olduğu gibi ticaret ağırlıklı olarak
Türk olmayan kesimlerin elindeydi…
Başta kale çevresi ve etekleri olmak üzere; kiremit çatılı yoksul evler,
Anadolu kırsalının üzerinde çubuk ovasına doğru uzanıyordu…
İşte şimdi bu yoksul kentin yurtsever insanları, gözlerini dikmiş;
Kar serpintileri arasında uzanıp giden yolun ufkundan her an
Mustafa Kemal Paşa’nın gelmesini bekliyorlardı.
Çankaya bağlarının batısında, Kırşehir-Kaman yolu boyunca öbek öbek insanlar toplanmışlardı.
Seymenler geleneksel giysileri içinde, atlarının üzerlerindeydi.
Bellerinde mavzerleri, ellerinde kılıçları ve kalkanları bulunuyordu.
Çoluk çocuk, yaşlı genç, kadın erkek; pür dikkat, kente uzaktan gelecek konukları bekliyorlardı.
Anlaşıldığı kadarıyla, ulusal örgütlerin çabaları halk üzerinde etkili olmuş,
insanlar işini gücünü bırakmış, Paşa’nın karşılanacağı bu noktaya koşmuşlardı.
O güne kadar neler olmamıştı ki?
Önce Mondros Bırakışması…
Tam barış olacak diye beklenirken, Anadolu’nun dört bir yanında başlayan haksız işgaller ve katliamlar…
Sultan-Halife’nin ve onun hükümetlerinin bezgin ve teslimiyetçi politikaları…
Sonra haksız işgallere karşı Anadolu’da göz göz oluşan Kuvayı-ı Milliye grupları…
Ardından Mustafa Kemal Paşa’nın 19 Mayıs 1919 günü Samsun’a çıkışı…
28 Ocak 1920 tarihli Ulusal Ant; yani Misak-ı Milli… Ardından kongreler…
Bu kongrelerde ulusal birlik ve bütünlük duygusunun vurgulanışı…
Tam bağımsızlık kavramının öne çıkışı ve her türlü işgallere karşı direnileceği kararı…
Heyet-i Temsiliye denilen ulusal kurulun oluşturuluşu…
Samsun’dan Amasya, Sivas ve Erzurum’a; oradan da yeniden Sivas ve Ankara’ya
yönelen Mustafa Kemal’in şimdi de yönü işte bu kırsal kent, Ankara’ydı…
Ancak, niçin Ankara? Ankara’da ise 20. Kolordu bulunuyordu.
Bu kolordunun başında da Ali Fuat Paşa bulunuyordu.
Ankara’ya İngilizler ve Fransızlar da askeri birlik çıkarmışlar ve karargâh kurmuşlardı.
İzmir kanlı biçimde işgal edildiğinde, en önemli tepkilerden birisini
Ankara göstermiş ve kentte bu olayı kınayan mitingler yapılmıştı.
Ali Fuat Paşa ile de temasa geçen Mustafa Kemal Paşa, Heyet-i Temsiliye’nin
Ankara’da çalışmalarını sürdürmesi konusunda görüş birliğine varmıştı.
Bu nedenle Ali Fuat Paşa Ankara’da ön hazırlıklar yapmış, Ankara’ya gelecek
Mustafa Kemal başkanlığındaki Heyeti Temsiliyle üyelerinin konaklayacağı yerleri tek tek belirlemişti.
Bir kurmay kafasıyla o, kimlerle iletişim ve ilişki kurulacağına dek ayrıntılı bir ön hazırlık yapmıştı.
O günlerde İstanbul’da Meclis-i Mebusan’ı n yeniden açılması gündemdeydi.
Anadolu’dan da giden milletvekilleri, İstanbul’daki çalışmaları sırasında,
işte Heyet-i Temsiliyle döneminde ortaya çıkan kararları, İstanbul’daki mecliste anlatmak gibi
bir amaçla çalışacaklardı.
Heyeti Temsiliyle başkanı olan Mustafa Kemal Paşa ve arkadaşları da bu
gelişmeleri Ankara’dan izleyeceklerdi.
18 Aralık günü Sivas’tan yola çıkan kurul, Kayseri, Kırşehir ve Kaman üzerinden
ilerleyerek, 27 Aralık 1919 cumartesi günü öğleden sonra Ankara Dikmen sırtarına ulaştı.
Yolculuk dokuz gün sürmüştü.
Yolculuk sırasında Kayseri ve Mucur’da birer gün kalınmıştı.
Heyet-i Temsiliye üç otomobille Ankara’ya gelmişti.
Ankara’ya gelen kurulda Mustafa Kemal Paşa’nın yanı sıra Rauf Bey, Ahmet Rüstem,
Yaver Yüzbaşı Cevat Abbas (Gürer), Mazhar Müfit (Kansu) ve Hakkı Behiç Beyler ile
İbrühim Süreyya Bey (Yiğit), Dr. Refik (Saydam) ve Hüsrev (Gerede) Bey vardı.
Kurulu Gölbaşı’nda Vali Vekili Yahya Galip (Kargı) Bey ile 20. Kolordu Komutanı Ali Fuat Paşa karşıladı.
Mustafa Kemal Paşa’yı ve yanındaki kurulu getiren otomobiller, kendilerini karşılayan kurulun önünde durdu.
Mustafa Kemal Paşa otomobilinden indi ve karşılayan kişilerle görüştü.
Daha sonra yanına Vali ve Ali Fuat Paşa’yı alarak, otomobiliyle ve kendini izleyen diğer otomobillerle birlikte,
kalacağı yer olarak ayarlanmış olan Ziraat Mektebi’ne doğru ilerlemeye başladı.
Bu sırada kent Paşa’nın gelişi onuruna adeta kaynıyordu.
Bir yandan davullar ve zurnalar çalıyor;
Dikmen tepelerinden hafızlar ezan ve salât okuyorlardı.
Köylerden birçok atlı ve kağnı arabaları gelmiş, bir şenlik havası içinde kentlisi ve
köylüleriyle Ankaralılar Mustafa Kemal Paşa’yı bağırlarına basıyorlardı.
Her tarafa “Geliyor!” diye tellallar çıkarılmıştı.
Paşayı karşılamak için seçilen atlı alayı Ulucanlar’ dan Hacı Bayram Camii’nin önünde toplanmış,
dini tören yapılmış, yedi yüz piyade, üç bin atlıdan oluşan bir Seymen alayını, Ankaralı dervişler izlemişti.
Sonra esnaf, okul öğrencileri bu yürüyenleri izlemişlerdi.
Dikmen tepelerine gelindiğinde ezanlar ve salatlar arasında, Kızılyokuş’ta kurbanlar kesilmeye başlandı…
Karşılayanlar iki sıra halinde dizilmişlerdi.
Paşa otomobilinden inerek hepsinin tek tek hatırını sordu ve ellerini sıktı.
Daha ilerde, yedi yüz kadar zeybek giysisi içinde, ellerinde palalarla gençler vardı.
Paşa bunlara yanaştı ve
-“Merhaba!” diye seslendi.
Hepsi bir ağızdan
– “Sağol!” diye yanıt verdiler.
Mustafa Kemal Paşa yeniden seslendi:
– “Arkadaşlar, buraya niçin geldiniz?”…
Gençler yeniden yanıt verdiler:
-“Millet yolunda kanımızı akıtmaya geldik!
-And olsun!”
Mustafa Kemal gene son kez seslendi:
-“Var olun!”…
19 Mayıs 1919 sa Samsuna ayak basmasıyla başlayan hareket, 27 Aralık 1919 da,
Ankara artık, Ulusal Bağımsızlık Savaşı’nın merkezi olmuştu…
DEDİ
Ramazan YAZARramazanyazar@kirsehiranadoluhaber.com

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok
YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.