RAMAZAN YAZAR’DAN ÜLKEMİN PANORAMASI « Kırşehir Anadolu Haber

RAMAZAN YAZAR’DAN ÜLKEMİN PANORAMASI

Bu haber 25 Nisan 2025 - 15:43 'de eklendi ve 461 views kez görüntülendi.
ÜLKEMİN PANORAMASI!…
(Elbet Güneş Doğacak)
Bazı medya paylaşımlarında;
*İmamoğlu’nun gözaltına alınmasının Türkiye’deki kritik durumun son kanıtı olduğunu belirtiyor:
“Son on yılda gördük ki, siyasette ahlak ve rasyonalite yok olmuş durumda.
Demokrasi cephesi çatladı, kayırmacılığa, kişisel çıkara ve otoriterliğe dayalı bir sistem gelişti.
Bugün artık siyasi muhaliflerin ‘terörist’ ve ‘suçlu’ olarak damgalandığı, gazetecilerin susturulduğu ve karşıt fikirlerin iktidarın giderek sertleşen pençesinde ezildiği bir Türkiye var.
Reis’in bitmek bilmez iktidar hırsıyla meşruiyet kavramını ortadan kaldırdığı bir ülkeye döndü burası.”
*Ya barikatlara ya parmaklıklar ardına;
Hükümetin bu hamlelerine karşı halkın kendini savunmasının tek yolunun sokak olduğunu söylüyor:
“Muhalefetin birliğinden korkan ve o birliğe karşı, tankıyla, topuyla, yargısıyla ateş eden bir iktidar karşısında, ancak yine muhalefetin güç birliği ile baş edilebilir.
Sandıkta ortaya çıkan halk iradesinin işine gelen kısmını tanıyıp gelmeyeni tanımayan bir iktidar, sizi sandık dışı bir mücadeleye de davet ediyor demektir.
Bu darbe girişimine provokasyon deyip, sokakta güçlü bir tepki vermeyi
‘oyuna gelmek’ biçiminde yorumlarsanız, o zaman evinizde oturun ve sizi almaları için gelecekleri sabahı bekleyin!”
*Gözaltı kararı Türkiye’yi kritik bir anda zayıflattı: “Türk muhalefetinin en tanınmış isminin gözaltına alınması, Reis’in otoriter
çizgisinidaha da güçlendirip Türkiye’yi demokrasiye savaş açan otokrasilere yaklaştırdı. …
İmamoğlu başsavcılığın terörizm ve yolsuzluk suçlamalarıyla karşı karşıyaysa da,
Ülkedeki kuvvetler ayrılığının geldiği durum dikkate alındığında bu gözaltı 2028
Cumhurbaşkanlığı seçimleri öncesinde dikkat çeken bir gelişme. …
Bu, Türkiye’yi siyaseten ve ekonomik bakımdan zayıflatabilir.
Hem de Avrupa ve NATO’nun ABD’nin azalan rolünü dengelemek için Türkiye’ye duyduğu ihtiyacın arttığı müşkül bir dönemde.”
*Reis ve ekibi hayatta kalmak için her yola başvuruyor, diyor:
“Bu bir iktidar darbesidir. Rejimi tahkim etmek, Reis’i bir kez daha seçtirmek amacıyla önündeki tüm engelleri kaldırmaya niyetliler. …
Bu iktidarın ülkeye sunabileceği hiçbir şey kalmadı.
Siyaseten ayakta durma şansı yok. …
Bu iktidarın yeniden ayağa kalkması, yürüyebilmesi, dahası halka umut olması imkânsızdır.
Tüm muhalifler gözaltına alınsa, tutuklansa bile iktidarın içinde bulunduğu bu durum değişmez. …
Kötülüğe karşı iyilik, zorbalığa karşı demokrasi, tek adam rejimine karşı halk kazanacak.”
*Reis’in Kürt oylarını muhalefetin elinden almaya çalıştığını yazıyor:
“Şu oyunu oynuyor: Kürt PKK milisleriyle barış süreci başlattı, ama pek çok Kürt seçmen çok sevilen İmamoğlu’ndan yana.
CHP İmamoğlu’nu değil de örneğin Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı milliyetçi Mansur Yavaş’ı aday gösterirse, Kürtlerin desteğini kaybedebilir.
Bu durumda kimi Kürt seçmen kendilerine barış vaat eden Reis’i tercih edebilir.
Reis’in istediği, ebediyen cumhurbaşkanı olmak.
Ve onu yirmi yılı aşkın süredir iktidarda tutan da bu taktikler.”
Birde ülkede neler oluyor göz gezdirelim?
Emekliler, memurlar, işçiler ve halkın büyük çoğunluğunun önlenemeyen fiyat artışları karşısında yoğun bir sıkıntı içinde oldukları çok açık.
Artık restoranlarda ailecek yemek yemek mümkün değil.
Zaman zaman öğlen yemeklerinde uğradığım bir lokantada, uğradığımız marketlerde fiyatların her hafta değiştiğini görüyoruz.
Fiyat artışlarıyla ilgili bir denetim mekanizması da yok.
Serbest piyasa ekonomisi, halkın sıkıntısını görmeyen iktidarın yanlış ekonomi politikaları, ülkenin yoksullarının hayatlarını karartıyor.
Ülkeyi yönetenlerin enflasyonun düşmekte olduğuna dair iddialarına rağmen pazarlarda, marketlerde yaşananlar bunu doğrulamıyor.
Koşullar, ülkenin büyük çoğunluğunu yoksullukta buluşturuyor.
Çözümün sermayeden değil halkın büyük çoğunluğundan yana ekonomik politikalardan geçtiğinin altını önemle çizmeliyiz.
12 Eylül 1980 döneminde ülke büyük darbeler almıştı..
Bu ağır darbe döneminde demokrasinin işlemediği bir dönemde yargı nesnel ölçütlerle karar verebiliyordu.
Ya günümüzde neler oluyor.
Yargının bağımsızlığını kaybettiği, siyasal erkin kontrolüne girdiğini, aparatı olduğunu pek çok örnekte görebiliyoruz.
Görevden alınan ve tutuklanan belediye başkanları, kayyum atamaları, tutuklanan parti başkanları, gazeteciler ve yıllardır hapishanede yatan aydınlar, milletvekilleri.
Üç kez seçilen İmamoğlu’na tutuklama..
Kamu vicdanını yaralayan çabalar.
Çok açık ki yargının bağımsız olmadığı bir ülkede adalet de olmaz demokrasi de olmaz.
Son günlerde işverenlerin büyük örgütü TÜSİAD’ın çıkışı ülkedeki tüm rahatsızlıkların dışa vurumudur.
Tüm bu koşulların ülkede korku kültürünün yaygınlaşmasına neden olduğunu ve düşünce özgürlüğünün baskılandığını görebilmekteyiz.
Toplumun büyük bir kesimi baskılama üreten bu süreçler nedeniyle demokratik tepki verememektedir.
Bu bölümün başında sorduğumuz Türkiye demokratik hukuk devleti mi ? sorusunun yanıtına keşke evet diyebilseydik!.
Ama demokratik muhalefetin amacı, rotası her daim bu olmalıdır.
Çözüm, tüm kurumlarda demokratik katılımının önüne set çeken
Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sisteminden Parlamenter sisteme geçmektir.
Son dönemlerde karşılaştığımız en önemli sorunlardan birisi de MEB in tüm çabaları, projeleri Cumhuriyet Eğitim Devriminin kazanımlarını yok etmek üzerine kurgulanmaktadır.
Türkiye, Ortadoğu ülkelerinden çokça göçmeni kabul ederken çok iyi yetişmiş nitelikli genç insanları geleceklerini Avrupa ülkelerinde aramayı tercih etmektedir.
Ülke, nitelikli genç insan sermayesini kaybetmektedir.
Ülkedeki siyasal iklimin yarattığı bu sonuç ülkenin giderek “Pakistanlaşması” na neden olmaktadır.
Nereden nereye.
Yine son günlerde kendilerini şeriatçi-Kürt partisi olarak tanımlayan, Cumhur İttifakının bileşeni olan HÜDA-PAR’ın Diyarbakır’da düzenlediği ve pek çok iktidar milletvekilinin katıldığı “Kürt Meselesine İnsani Çözüm Çalıştayı”n da iktidar partisi içinde ve basında tartışmalara neden olmuştu.
Çalıştayın yapıldığı salonda laik ve üniter Cumhuriyete karşı ilk isyanlardan olan Dersim İsyanı’nın elebaşısı Seyit Rıza, yine Cumhuriyetin ilk yıllarında şeriat isyanı çıkaran Şeyh Sait ile Cumhuriyetin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’e “deccal” diyen Saidi Kürdi’nin fotoğraflarının asıldığını ve çalıştayda yapılan konuşmalarda Osmanlı övgüsü ve Cumhuriyet eleştirilerinin öne çıktığını basına yansımıştı..
ÜLKEMİN;
Ekonomisi ABD’ ye
Adaları Yunanistan’a
Yalıları Katar’a
Arazileri İsrail’e
Fabrikaları Arap’ lara
Sokakları SURİYELİLERE
SATILDI..
Suriyeliler deyince,
Suriyeliler neden gönderilmiyorlar diye soracak olursak.?
Suriyeliler, ”Türk-Arap-Kürt Federasyonu’nun alt yapısını oluşturmak üzere Türkiye’ye sürüldü veya getirildi!
Suriyelilerin getirilmesi, Türkiye’nin nüfus yapısı değiştirilerek Anayasa ve rejim değişikliğine gerekçe sağlamak için bir ön hazırlıktır.
Bu nedenle geri gönderilmeleri savsaklanıyor!
Bu proje ABD-İsrail tasarımıdır yani BOP projesidir..
İktidara dayatılan proje de budur.
Maalesef, ABD’ye açıkça ve örtülü olarak;
“projeyi biz daha hızlı yaparız” mesajı veren kadrolar mevcuttur!
Bu durum ancak halk tarafından anlaşılırsa proje tamamen çöker..
Halkımız BOP un ne olduğunu bilmediğinden, alkışlarla karşılıyorlar.
Ve Tv izliyorum haberler ve alt yazı geçiyor..
Sahte alkolden Ankara’da 59 kişinin öldüğü, gazeteci ve tv ciler bazı muhalefet belediye başkanları, parti başkan ve yöneticilerine
yönelik tutuklama ve gözaltına alınma haberleri karşıma çıkıyor.
Ve en vahim haberi alıyoruz;
12 milyar Euro için Türkiye’ye Kıbrıs’ta işgalci diyen Türk devletlerini.
Özbekistan, Kazakistan, Tacikistan, Türkmenistan, Kırgızistan..
Türkiye açısından üzücü bir gelişme olmuştur.
Güney Kıbrıs Rum yönetimini dünyanın çeşitli ülkeleri tanıyorlar,
bunlarda tanısalar ne olur?
Ya da bu çok önemli bir şey değil diyenlerde olabilir.
Ya da bunların tanıması ve ya tanımaması bizim politikada bir etkisi olmaz diyenler olabilir.
Bu düşünceleri iki sınıfta değerlendirilebilir.
Bir gerçekleri örtmeye çalışanlar, ikincisi de cahiller, daha doğrusu konuyu bilmeyenler.
Birincisi ne demektir.
Bu beş devlet dördü Türk teşkilatı devletleri üyesi, beşincisi Tacikistan bizim akraba devletimiz.
Türk soylu insanların olduğu bir memleket.
Şimdi bu beş devlet bugüne kadar ne zaman çıktı bunlar ortaya Sovyetler birliğinin dağılmasından sonra.
Otuz beş yıldır Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetini tanımamışlardı ama Türk
diplomamasınız gayretleri ile 35 yıldır da Güney Kıbrıs Rum yönetimine büyükelçi atamamışlardı.
Dolayısıyla Güney Kıbrıs Rum yönetimini tanımamışlardı fiilen.
Bu durum 35 yıllık Türk dış politikasında bir itibar kaybıdır.
Peki 12 milyar auro para bunlar paraya muhtaçlardı, Türkmenistan mı ? 12 milyarlıya muhtaç, Kazakistan mı 12 milyarlıya muhtaç, petrol doğalgaz zengini..
Peki, neden Azerbaycan buna hayır dedi katılmadı.
Neden bunların içerisinde Azerbaycan yok neden yok.
Peki, 35 yıl bu devletler ekmeğe muhtaçken vatandaşları hiçbir zaman buraya büyükelçi atayıp karar imza attılar mı?
Ekmeğe muhtaçlardı ekmeğe.
Herkes gelir memlekete işçi olarak çalışmaya gelirlerdi, 50dolar 100 dolara çalışırlardı.
Demek ki bu iş para meselesi değil başka bir mesele.
Yani dünya devletlerinin yanında itibarımız yerlerde, en acısı kardeş Türk devletleri de bizi yere serdiler..
Şu an da iktidar cephesinde paylaşımda bir mücadele var ,yıllardır haraca bağladıkları bazı bölge yerelden ufak tefek sızıntılar çıkmaya başladı.
Bunların içerisinde en alttan ün üsttekine kadar yanlarına oğullarını kızlarını da katarak yemedikleri halt kalmamış ve devam ediyorlar halkta olayın vahametinin farkında değil alkış üzeine alkış siz devam edin dercesine!..
Eee ne diyelim, her bakımdan karanlıkların içindeyiz, “Elbet Sabah Olacaktır”..
Bu ülkede mutlaka güzel sabahların olması dileğimle.-araştırma-alıntı- Vesselam…
Hoşça kalın dostça kalın, sağlıklı kalın…
Ramazan Yazar
Emekli Teknik Öğretmen

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok
YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.