PKK nin silahı bırakması, Çözüm Süreci, Irak ve Suriye’deki Durum! -1-
PKK’nın silah bırakma süreci, hayata geçirilmesi ve riskleri…
PKK’nın 12 Mayıs’ta örgütün feshedildiğini açıklamasıyla birlikte gözler
silah bırakma aşamasına çevrildi.
MSB lığı15 Mayıs’ta yaptığı açıklamada, silah bırakma sürecinde “bölge
ülkelerinin muhataplarıyla koordineli olarak bir mekanizma” kurulacağını söyledi.
Açıklamada TSK’nın PKK tarafından kullanılan bölgelerde “arazi arama-tarama
faaliyetleri ile mağara, sığınak, barınak, mayın ve el yapımı patlayıcı tespit ve imha
çalışmalarına; bölgenin temizlendiğinden ve ülkemize bir daha tehdit
oluşturmayacağından emin olunana kadar kararlılıkla devam edeceği” vurgulandı.
Ancak bunun karşılığında da PKK, hükümetten önce somut adımlar
atılması bekleniyor.
Önce “TSK nın operasyonları durdurması” beklentisi, yasal düzenlemeler ve
Öcalan’ın koşullarının iyileştirilmesiyle ilgili olası adımların ardından sıranın
silahsızlanmaya geleceğini DEM li vekiller tarafından çeşitli platformlarda dillendiriliyor..
Bu karşılıklı adımların nasıl sıralanacağı henüz belirsiz.
“Ancak bunlardaki ilerleme, gerçek silah bırakma, yeniden entegrasyona giden bir yol
görüp görmeyeceğimizi belirleyecek.”
*PKK’nın elindeki silahlar ve süreci kim yönetecek?
PKK fesih açıklamasında “pratikleşme süreci Öcalan tarafından yönetilmek ve
yürütülmek üzere” ifadesini kullandı.
Bu, silahların nereye, nasıl bırakacağı, yönetici kadrosu ve üyelerinin durumu gibi
“sahadaki” süreçlerin devlet yetkilileri ve Öcalan’ın inisiyatifinde örgütle yürütüleceği
şeklinde yorumlandı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan ise şimdiye kadar yaptığı açıklamalarda süreçte (MİT) in
oynadığı rolü vurguladı.
Erdoğan, 17 Mayıs’ta “Elbette asıl olan uygulamadır.
Sözlerin tutulup tutulmadığının takibini MİT titizlikle yapacaktır” dedi.
Kaynaklara göre, MİT’in:
“MİT, PKK’yı takip konusunda yıllardır çok deneyimli ve sahip olduğu ciddi bir envanter
var, buna birebir eşleşmelerle takip edeceği söyleniyor.
Bu şekilde sistematik olarak silahlar bırakılabilir.”
Bu süreçte nasıl sorunlar çıkabilir?
Tarihi süreçler de, farklı ülkelerdeki deneyimler de gösteriyor ki bu tür süreçler,
genelde başta söylendiği kadar net bir şekilde ilerlemeyebiliyor.
Fakat zaman içerisinde YPG gibi farklı isimler altında örgütlenmeler oluşturulduğu
için, bunların hepsiyle ilgili tek tek ne kadar net bir envanter olabilir, bu bilinmiyor…
Ama örgüt tarafından silahların ve silahlı yöntemin ortadan kalkmasına dair bir
niyet varsa bunlar bir şekilde aşılır.
Öcalan’ın PKK gruba sadece silah bırakma değil tamamen dağılma çağrısında
bulunduğu; gerçeği eklendiğinde bölünmeler yaşanması olasılığının “daha da arttığı”
yorumunu yapıyor.
PKK’nın feshinin ardından mecliste hangi senaryolar gündemde?
Süreçte, Irak ve Suriye yönetimlerinin de rol alması bekleniyor.
Süreç silah bırakma aşamasına ilerlerse PKK’nın Irak’ta silah bırakmasında hem
Kürdistan Bölgesel Yönetimi (KRG) hem de Irak merkezi hükümeti süreci desteklemek
için önemli roller üstlenebilir.
Irak, PKK’nın fesih ve silah bırakma kararına nasıl bakıyor?
Neçirvan Barzani PKK’nın fesih kararı için Türkiye ile barış açısından “tarihi fırsat”
nitelendirmesini yaptı ve Erbil’in desteğe hazır olduğunu söyledi.
Irak Dışişleri Bakanlığı da yazılı açıklamasında süreci Irak topraklarındaki
yabancı güçlerin ülkeden ayrılması için bir şans olarak tanımlandı.
Açıklamanın bu kısmı, Kuzey Irak’ta onlarca askeri üs ve ileri karakol bulunduran
Türkiye’ye atıf olarak yorumlandı.
Türk basınında da silah bırakma için Kuzey Irak’ın da dâhil olduğu
“beş aşamalı bir plandan” söz ediliyor.
Buna göre, Irak’ta hükümetle yapılan görüşmeler çerçevesinde
Kandil, Metina ve Zap bölgelerinin boşaltılması ve silahların teslim alınması planlanıyor.
PKK’nın sayıları 30 ila 50 kişi olduğu tahmin edilen üst düzey kadrosunun ise Irak’ın
Süleymaniye kentinde kalması ya da Avrupa’ya gitmesi seçenekleri tartışılıyor.
Suriye ne yapacak?
Bahçeli’nin çağrısıyla gündeme gelen süreçte Suriye’yi kilit ülkelerden
biri olarak görüyor.
Suriye’de yönetimin değişmesi, Rusya varlığının zayıflaması gibi son gelişmeler
SDG, YPG gibi grupları, kendi geleceklerini farklı bir şekilde garantiye alacak başka
çözümler aramaya itti gibi görünüyor.
Bu yüzden Türkiye’deki süreci de son durumla bağlantılı görülüyor..
Türkiye, Suriye’deki YPG yi PKK’nın devamı olarak görüyor.
YPG, IŞİD’e karşı ABD ile işbirliği yapan SDG nın omurgasını oluşturuyor.
Suriye’nin silah bırakma sürecindeki etkisine yadsınamaz…
Suriye’de HTŞ yönetimi ve Kürtler arasında Mart ayında imzalanan anlaşmanın
PKK’nın silahlara erişimi üzerinde etkili olabileceğini düşünülüyor:
“Anlaşma kapsamında Kürtler siyasi, ekonomik ve kültürel haklarının tanınması
karşılığında sınır güvenliğini ve kontrolünü yeni rejime devretti.
“Silahlar Suriye-Türkiye sınırından PKK’ya transfer ediliyorsa, sınır kontrolünün
rejim yetkililerine geri verilmesi [örgütün] silahlara erişimini zorlaştırmış olabilir.”
Suriye’de Şam yönetimi ve SDG’nin anlaşması ne anlama geliyor?
Suriye’de HTŞ yönetimiyle YPG arasında “paralel” bir sürecin yürütülüyor:
“Türkiye devleti açısından silah bırakma ve fesih kararı YPG’yi de kapsıyor.
Devlet açısından tutarlı bir beklenti bu.
Orada PKK ile birebir aynı süreç yürümüyor ama YPG’nin silahlı ve siyasi
yapısının Suriye devletine bir şekilde entegre edilmesi söz konusu.
“Bu durumda, sınırdan geçişler, kadroların bir kısmının geçişleri,
silahların geçişleri nasıl olacak soru işareti..
Bunların yanıtını henüz bilmiyor.
Türkiye’nin YPG konusunda Suriye’den ne bekleyebilir?
PKK’nın 12 Mayıs’ta yaptığı fesih açıklamasının ardından kararın Suriye’deki
YPG kapsayıp kapsamayacağı merak konusu oldu.
Türkiye, Suriye’nin kuzeydoğusunda konuşlu YPG’nin PKK’nın uzantısı
olduğunu savunuyor, dolayısıyla PKK’nın silah bırakma kararının bu örgütü de
kapsaması gerektiğini söylüyor.
Cumhurbaşkanı Erdoğan 12 Mayıs’ta yaptığı açıklamada PKK’nın fesih kararı
ile ilgili “Kuzey Irak ile birlikte Suriye ve Avrupa başta olmak üzere örgütün tüm
uzantılarını da kapsayan bir karar olarak değerlendiriyoruz” dedi.
YPG, IŞİD’e karşı ABD ile işbirliği yapan SDG de omurgasını oluşturuyor.
Suriye’de Aralık 2024’te Esad yönetiminin devrilmesinin ardından yeni kurulan
hükümet 10 Mart’ta SDG ile bir entegrasyon anlaşması imzaladı.
PYD NEREYE KOŞUYOR; SİLAH BIRAKMA MI, ÖZERKLİK Mİ?
Suriye’deki hızlı dönüşüm ve Türkiye’deki Terörsüz Türkiye Süreci
kesişince pek çoğumuzun aklına aynı soru geldi: PKK’nın Suriye’deki
kolu PYD’ye ne olacak?
Son günlerde Türkiye’de yetkili makamlardan üst üste benzer tonda
açıklamalar geliyor: “
…PYD, PKK’nın parçası olarak silah bırakmalı veya uygun bir biçimde
Suriye’nin yeniden yapılanan ordusuna katılmalı; kontrol ettiği bölgeler Suriye
Hükümetinin denetimine geçmeli;
Suriye’nin toprak bütünlüğü ve siyasi birliğine zarar gelmemeli…”,
“…Suriye’de Baasçı rejimler döneminde Kürtler haksızlığa ve adaletsizliğe uğramıştır.
Kürtlerin hakları korunmalı, tekrar haksızlığa uğraması engellenmelidir.
Fakat bunu yapacak olan PYD değildir…”
Türkiye’de hâkim beklenti böyle olmasına rağmen Suriye’de farklı bir hava görülüyor.
PYD özetle şöyle bir tavır takınmış durumda:
“…Sizin bahsettiğiniz PYD ve YPG olabilir.
Onlar KCK’nın parçasıydı.
Biz Suriye Demokratik Güçleri (SDG), Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi
(KDSÖY), Suriye Demokratik Konseyi (SDK) ve onu sivil toplum örgütleriyiz
Öcalan’ın yolundayız, onu lider kabul ediyoruz ve çağrısını destekliyoruz.
Fakat silah bırakma çağrısı bize değil, PKK’ya yapıldı.
Biz PKK değiliz.
PKK’nın silah bırakmasının Türkiye’ye ve Orta Doğu’ya barış getireceğine
inanıyoruz, bu yüzden desteklenebilir.
Ancak bu karar bizi bağlamaz, Suriye’de güvenliğin sağlanmadığı bir Ortamda
kendimizi korumak için siyasi mücadele veriyoruz.
Bu nedenle bizi PKK ile aynı çerçevede düşünmeyin.
Biz Suriye’deki yeni yönetime dâhil olmak, Türkiye’yle iyi ilişki kurmak istiyoruz.
Bu hedefimize Suriye’de âdemi merkeziyetçi bir idare kurulmasıyla ulaşacağız…”
Yukarıda birbiriyle çelişen iki vizyon görüyoruz.
Bu vizyonların her ikisi de son derece güçlü uluslararası ve yerel dinamiklere sahip.
Türkiye, Terörsüz Türkiye Süreci’nin başarıya ulaşabilmesi için Suriye ayağının eksik
kalmaması gerektiğine inanıyor.
Suriye’de rejimin değişmesiyle birlikte bu ülkedeki güvenlik kaygılarını gerek
Suriye hükümeti üzerinden gerekse tek başına çözebilecek kadar büyük bir güce ulaştı.
PYD’nin yaptıkları ve yapmadıkları PYD ise Suriye’deki iç zayıflıktan ve daha önemlisi
Batı ülkelerinin desteğini açıkça arkasına almaktan medet umuyor.
PYD’nin destek beklediği ABD’yi, “…Suriye’den çıkıyor, ne yapsın artık PYD’yi…”
diye küçümsemeyin.
Irak’ta İran’a karşı büyük bir dalga bizi bekliyor ve PYD dahil olmak üzere Suriye’deki
aktörlerin bu süreçte Batı lehine oynayabileceği önemli roller olabilir.
Ayrıca Suriye’deki gelişmelerden gayet mutlu olan Körfez devletleri ve Batı ülkelerinin,
kırılgan Suriye’yi bir arada tutabilmesinde PYD’nin oynadığı rol göz ardı edilemez.
Düşünsenize Sahil Bölgesi’ndekine benzeyen bir isyan veya Dürzi bölgesindekine
benzer bir çatışma PYD bölgesinde yaşansaydı ne olurdu?
Üstelik bu silahlı karşı koyuş, İsrail’in de desteğiyle diğer çatışmalarla eş zamanlı
gerçekleşseydi, Şara Yönetimi bunun altından nasıl kalkardı?
Sadece bu faktöre bakarak bile PYD’nin batı ülkeleri ve Körfez devletleri için yaptıkları
ve yapmadıklarıyla oynadığı rolün önemini anlayabilirsiniz.
Yani PYD’ye ABD ve diğerlerinden gelen destek, sandığınız gibi çekilen bir devletin
azalan desteği değil; tersine artan bir öneme sahip stratejik bir desteğe dönüşüyor.
Önümüzde ki günlerde beklenilen üç olasılık sadece yukarıdaki genel denkleme
bakıldığında bile PYD konusunda yakın dönemde önemli bir dönemece
gireceğimiz görülüyor.
Sanırım yılsonuna kadar 3 olasılıktan birisiyle karşılaşacağız:
Birincisi, Suriye’de Şara yönetiminin iç karışıklıklardan kurtulup, PYD’yi Suriye’nin
doğusundaki Rakka ve Deyrizor’dan çıkararak göreli dar bir alana sıkıştırması.
Bu durumda PYD, kamuoyunda Kobani olarak da bilinen Ayn El Arap ile Irak sınırı
arasında dar bir alanda hüküm sürmeye devam edecek, ancak sahip olduğu doğal
kaynakları, militanları ve çevresini etkileme kapasitesini kaybedecek olsa da adı
konulmamış bir özerklikle yaşamaya devam edecek.
İkinci si, Türkiye, “PYD hepimizi kandırıyor buna daha fazla tahammül edilemez
deyip, PYD’yi silah bırakmaya zorlayıcı askerî ve güvenlik adımları atabilir.
Bu durumda Şam ne kadar destek verir, Suriye Milli Ordusu dağıldığına göre Türkiye
sürecin ne kadarını üstlenir, Batı’dan ve Körfezden nasıl tepki gelir sorularının yanıtını ararız.
İşler bu noktaya gelirse, tekrar konuşuruz.
Üçüncü olasılık ise diğer ikisinden daha farklı.
Bir bakmışız ki; günün birinde PYD barış güvercinine dönüşüvermiş.
6 ayda bir 3 günlüğüne Suriye’ye gidip, “Bana sahadan gelen bilgilerle diye…”
başlayan sosyal medya paylaşımları yapan yabancı uzmanların öncülüğünde yürütülen,
yerli uzmanların da “PYD’nin diz çökmesi olarak” tanımlayacağı bir medya kampanyası
çerçevesinde PYD’den gelen mesajları dinleyebiliriz.
Bu mesajlarda PYD’nin Suriye’ye diğer ülkelerden gelen PKK’lıları göndereceğini/
gönderdiğini ve Suriye ordusuna katıldığını duyabiliriz.
Böylece artık PYD’nin silah bırakmasına gerek olmadığına inanmamız beklenebilir.
Çünkü onlar artık Suriye ordusunun parçası olmuş ve içindeki
PKK’lıları başka yerlere göndermiş olacaklardır.
Hatta 2013’te olduğu gibi PYD’nin “ılımlı yüzleri” ile bazı yetkililer arasında Şam, Erbil,
herhangi bir Batı başkenti ya da Türkiye’de görüşme yapıldığını öğrenebiliriz; bunun
sonucunda varacağımız aşama, Şam ile Kamışlı arasında bir anlaşma yapılarak ademi
merkeziyetçi bir yapı (federalizm, kültürel özerklik veya yumuşatılmış başka bir tanım
çerçevesinde) ilan edilmesi olur.
Ancak anlayacağınız bir uçtan diğer uca savrulabilecek hareketli ve hararetli
bir sürece giriyoruz.
Bırak olasılıkları ne olacak, onu söyle diyenleri duyuyor gibiyim.
Ben kendi penceremden görebildiğimi söyleyeyim:
Suriye’de ve Orta Doğu’da mevcut şartlar devam ettiği sürece PYD âdemi merkeziyetçi
bir yönetim kurmak için yoluna devam edecek.
Silah bırakmayacak.
Suriye ordusuna, düşündüğünüz gibi kendisinden vazgeçip onun içinde eriyecek
şekilde dahil olmayacak.
Kendi bölgesini “yasal ve meşru” olarak kurma yolunda devam edecek.
8 Aralık 2024’ten itibaren bunu yapıyor.
Esad sonrası Suriye’de PYD’nin izlediği yol
PYD’nin izlediği yolu 8 maddede toplanıyor.
1. ABD’yle ilişkileri kalıcı zemine oturtma
2. Merkezi hükümet ile sürekli temas/görüşme
3. Suriye’deki iç gelişmeler karşısında sürekli aktif tutum
4. Suriye Milli Ordusu (SMO) ile savaş
5. Uluslararası alanda destek arayışını sürdürme
6. Kontrol ettiği bölgelerde güç konsolidasyonu
7. Silahlı güçlerini yeniden yapılandırma
8. Kürtler arası diyalog sürecini canlı tutma
Şara’nın PYD ile anlaşmasının 4 sebebi nelerdir?
Peki, anlaşmayı taraflar neden imzaladı?
Öncelikle tekrar edeyim, her ikisi de ABD’nin güçlü bir tepkisinden son derece çekiniyor.
ABD’nin Suriye hükümetine karşı olması, yaptırımların devam etmesine neden olurdu.
Bu olasılık Şara’yı yıl sonuna kadar dayanamayacak bir hale sokabilirdi.
Ancak ABD’den tek çekinen Şara değil.
Abdi, ABD’nin isteklerine uymaması halinde Türkiye karşısında yalnız kalacağını ve
Avrupa’dan alacağı desteğin hiçbir anlamı olmayacağını biliyordu.
Dolayısıyla bu anlaşmanın ana mimarı ABD’ydi.
Fakat elbette Şara’nın da Abdi’nin de anlaşmak için kendilerine özgü farklı
nedenleri vardı.
Şara, Abdi’ye göre daha fazla sorunla karşılaşıyordu.
Şara’nın öncelikli sorunu, Suriye’de devam eden ciddi ekonomik krizdi.
PYD, Suriye’deki petrolün ve tahıl üretiminin çok büyük bir kısmına sahip
olduğundan Suriye hükümetinin bu kaynakları acilen yeniden kontrol etmesi gerekiyordu.
Yani bir şekilde ekonomiyi toparlayabilmesi için PYD ile anlaşmaya mecburdu.
İkinci ve zamanlama açısından en önemli neden, Şara’nın doğuda bir ayaklanmayla
başa çıkamayacak kadar zayıf olmasıydı.
Bir süredir Dürzileri kontrol altına almakta zorlanan Şara Yönetimi Sahil’deki
ayaklanmayla ciddi olarak sarsılmıştı.
Lazkiye’den Tartus’a kadar geniş bir alanda neredeyse 2 gün boyunca denetimi yitirdi.
3 ayrı ayaklanmayla yüzleşmesi halinde kontrolü tamamen yitirmekten korktu.
PYD’yle yapılacak bir anlaşma onu kâbus senaryosundan kurtaracaktı.
Üçüncü neden ise ayaklanmanın neden olduğu meşruiyet kriziydi.
Ayaklanma sırasında yaşanan kitlesel ölümler pek çok Batı ülkesinde büyük
tepkiye neden oldu.
Radikal geçmişi konusunda dünyayı değiştiğine ikna güçlüğü çeken yeni Suriye
hükümetini kurtarabilecek en önemli şey, Batı’nın meşru kabul ettiği PYD’yle anlaşmaktı.
Yani imaj tazelemek için PYD’ye ihtiyaç duyuyordu.
Son olarak YPG ile SMO arasındaki çatışmaların durması SMO’nun kazanımlarının
önlenmesi anlamına geliyordu. SMO’nun ile YPG arasında uzun süreli bir çatışma olması
durumunda, SMO’nun YPG’yi yenmesi ve kuzeydoğunun önemli kısmında kontrol
sağlaması olasılığı bulunuyordu.
Böyle bir sonuç, SMO’nun hayatta kalmasına ve tamamen yok olmaktan
kurtulmasına neden olabilirdi.
Özetle, Şara, ekonomik krizi hafifletmeyi, meşruiyet krizine çözüm bulmayı,
eş zamanlı bir çatışmaya sürüklenmekten kurtulmayı başardı ve SMO’nun ivme
kazanmasını da engelledi.
PYD’nin Şara ile anlaşmasının nedenleri PYD ise kısa vadeli toprak kazanımları
peşinde koşmak yerine, anlaşma yoluyla zaman, meşruiyet ve genişleme fırsatları elde etti.
Böylece silahlarını teslim edip dağılmak yerine,
YPG’nin Suriye Ordusu’na entegre olacağı resmî bir statü elde etti.
Uzun vadede, merkezi hükümet tekrar zayıflarsa, PYD kalıcı bir özerk bölge kurabilecek
ve onu savunabilecek bir askerî gücü sürdürebilecek.
Ayrıca anlaşma Terörsüz Türkiye sürecinde de rahatlamaya neden oldu.
Sorunun Şam tarafından çözüleceği argümanı çerçevesinde Türkiye’nin büyük çaplı
operasyon yapması ihtimalini azaldı.
En önemlisi, PYD sorunları çözmeden yılsonuna kadar bölgesel gelişmeleri takip
edebilme fırsatını elde etti.
Çünkü kısa bir süre önce Öcalan’ın ilan ettiği ateşkes kararıyla PKK’nın
buna ne tepki vereceği arasında gidip geliyordu.
Böylece zaman kazanmış oldu.
———————-DEVAM EDECEK———.-alıntı-araştırma-derleme-Vesselam-
Hoşça kalın dostça kalın, sağlıklı kalın…
Ramazan Yazar
Emekli Teknik Öğretmen
