KALAYCININ NİŞADIRI VE EMEKLİLER İÇİN YÜK DEĞİL!
Açlık sınırına terk edilen emeklilere uygun hikaye..
Bakır kapların kullanımda olduğu yıllar da bir köylü,
kalayı giden kaplarını kalaylatmak için, kalaycıya getirir.
Selam, hoş-beş faslından sonra:
-Ustam şu benim kapları bi kalaylayıversen.
-Tamam, ağam çıkar bakalım neler varmış.
Köylü kapları çıkarır.
Kalaycı temizlemesi için kum havuzunda ayaklarıyla,
kapları temizleyen çocuğa verir.
Genç güzelce temizler.
İş kalay sırasına gelir.
Usta kaplardan birini alır ve harlanan ocağa uzatır, bir güzel ısıtır.
Kuruyan tencereye biraz nişadır atar, şöyle bir çevirir.
Ardından kalayı atar.
Üstüpü karışımı pamuk bezle güzelce kaba kalayları sıvar.
Durumu seyreden köylü, kalayın az atıldığı hissine kapılır ve;
-“ustam kalayı neden az atıyorsun” diye sitem eder.
Yılların kalaycısı, lafın altında kalır mı?
-Öyle mi ağa, az mı buldun?
Dedikten sonra bolca kalay atar ve aynı bezle güzelce
sıvayıp, eriyen kalayları tekrar aşağıdaki kaba akıtır.
Yani işlem farklı ama sonuç aynı.
Bunu gören çırak çocuk, dayanamaz ve;
-Ustam bilir kolayını, atar nişadırı alır kalayını, der.
Bu kıssadan sonra gelelim konuya:
Hiç kimsenin memnun olmadığı 2026 maaş artışları belirlendi.
Maaşlar cebe girmeden, kalaycı çocuğun dediği gibi çeşitli zam ve vergilerle
yarısı geri alındı ne gibi KALAYCI gibi, nişadırı verdi kalayı geri aldı.
Hükümet ne yazık ki muhalefetinde dediği gibi emekliyi açlığa terk etti.
Muhalefete ve uzmanlara göre emekli için ayrılan 69.5 milyar TL
bütçeyi, hazineye yük ve büyük maliyet olarak gören hükümet:
Bu kaynağın 3.5 katının: 238 milyar TL’yi geçiş garantili köprülere, yollara,
Şehir hastanelerine, geçiş-yolcu garantisi olarak ödüyor, hazineye YÜK değil.
11 Katını 768 Milyar TL zengin ya da yandaş şirketlerin vergilerini
silmeye ya da uzlaşmaya harcıyor, hazineye YÜK değil.
36 katını 2,5 trilyon TL’yi KKM ile fakirden alarak zengine transfer
ederken, maliyeye YÜK değil,
39 katını 2,7 trilyon TL’yi tarihin en yüksek faizi şeklinde parası olana
öderken, Hazineye YÜK değil.
Kaldı ki,
“Nas var nas, sana bana ne oluyor”
İslami söylemlerine karşın.
İnanın daha saysak olurdu.
Ama sizleri de sıkmak istemiyorum.
Bakın; İYİ partili Turan Çömez sıralamış Suriyelilere yapılanları;
Suriye krizi başladığından bu yana bu ülkeye yapılan ve karşılığı hiç
olmayan masraf ne kadar biliyor musunuz?
Tam 175 milyar dolar.
Türk parası ile 7 trilyon 375 milyar lira.
Yapılanlar;
SAĞLIK: 8 adet tam teşekküllü hastane 100’den fazla sağlık ocağı yapıldı.
EĞİTİM: 700 okul ya onarıldı, yeniden inşa edildi.
YÜKSEKÖĞRETİM: Gaziantep Üniversitesi bünyesinde,
Suriye’de eğitim, mühendislik, iktisadi bilimler fakülteleri açıldı.
ENERJİ VE SU: Türkiye’den bölgeye elektrik hattı çekildi.
Yarı fiyatına elektrik verildi. Yüzlerce su kuyusu açıldı. Su depoları yapıldı.
ASAYİŞ: Türk Emniyeti tarafından, bölgede 50 bin polis eğitildi.
KONUT: 100 bin bahçeli ev yapıldı ve ücretsiz dağıtıldı.
PTT ŞUBELERİ: 12’den fazla ana şube, çok sayıda mobil PTT aracı.
Türkiye, bu hizmetler için bütçeden yaklaşık 60 milyar dolar harcadı!
Türk Devleti, doğrudan askeri operasyonlar için, 45 milyar,
sınır güvenliği ve duvar projesi için 10 dolar, güvenli bölgelerin
idari giderleri için 20 milyar dolar ödedi.
Sığınmacılar için yapılan masraf ise Erdoğan’ın açıkladığına
göre 40 milyar dolar.
Toplam 175 milyar dolarımız Suriye için uçtu gitti.
Kendi yurttaşına ise Asgari ücret 28 bin emekli maaşı 20 bin veriyor.
Daha da fazlasını araştırsanız siz daha iyisini görürsünüz..
Demek ki kaynak var, hem de yeteri kadar.
Ama CHP, İyi Parti ve Dem’ lilerin söylediği gibi hükümet, emekliyi bilerek,
bilinçli bir şekilde açlığa, yoksulluğa ve AÇLIK SINIRINA layık görüyor.
Velhasıl;
Emekliyi hazineye YÜK sayanları emeklilerde; sandıkta YOK saymalılar.
Şunu da unutmayalım ki hükümet, MHP’nin şartsız-şurtsuz
desteği ile emekliyi ezmektedir.
MHP, ciddi isteklerde bulunsa AKP’nin yapmama gibi bir lüksü yok.
Zira AKP, iktidarını MHP’nin desteği ve oyları ile sürdürmekte.
Biz yine de işin Adalet tarafına bakalım!..
Adalet mi o da ne?
İnsan Hakları Evrensel Bildirgesinin önsözünde “insanın istibdat ve baskıya
karşı son çare olarak ayaklanmaya mecbur kalmaması için, insan haklarının
bir hukuk rejimi ile korunması bir zorunluluktur.” der.
Evet, insan yaşamak için doğar.
İnsanlar toplum halinde yaşamak zorundadır.
Toplu yaşamda ise kaide kuram ve kurallar bütünlüğü vardır.
Bu kuralları insanın huzur ve güven içinde yaşaması için yasalar sağlar.
Yasa ve hukuk her ülkede vardır ama ya adalet?
İşte tüm mesele burada…
Bir ülkede yargı bağımsızlığı giderse hukuk devleti de gider.
Hukuk devleti giderse arkasından da demokrasi çeker gider.
Demokrasi kendini korumalıdır.
Demokrasi, demokrasiyi binek aracı gibi kullananlara müsaade etmemelidir.
Hukuk Devletinin nesrinde olduğumuz Reisin bir konuşmasındaki;
“Ben yargının işine karışmam.
Yargıda benim işime karışmasın” beyanından belli değil mi?
Kuvvetler ayrılığı Türkiye’ de hiçbir zaman uygulanamadı.
Her kuvvet bir başkasının kapsama alanının ihlal etti.
Danıştay’ın türban kararına hukuk devletinin başı olarak Reis;
“ULEMAYA DANIŞTINIZ MI?” sözünü söylemişlerdi.
Şimdi de “Ben yargının işine karışmam” diyorlar.
Bu iki Reisten hangisine inanacağız bilemiyoruz.
Dünyanın her yerinde elinde terazi ve adaletin keskin kılıcı ile gözü bantlı
olan adalet tanrıçasının geçen yılki açılışında gözündeki tarafsızlık bandı
sökülüp çıkartıldı.
Evet, tüm dünyada bu adalet tanrıçasının gözü bantlıdır.
Sadece ama sadece Türkiye’de onun gözündeki bant çıkartılmıştır.
Ertesi gün malum medya ne başlığı attı biliyor musunuz?
“Adalet in gözü açıldı” maalesef adaletin gözü ve kulağı Türkiye’ de esas
bu olayla kapatıldı…
Tüm dünyada delilden suça ve suçluya doğru gidilirken ülkemizde
önce kelepçeler devreye giriyor.
Düşünmek ve düşündüğünü söylemek yasak, daha ağzınız
açılmadan zaptiyeler ağzınızı kapatıyor.
Karanlığa yanacak mumlar yanmadan söndürülüyor.
Türkiye bu haliyle 2.Abdülhamit Devrini de aratarak adeta Ortaçağ’ ın
karanlık engizisyonlarını yaşıyor.
Şimdi bir şair şiirinde ne demiş ona bakalım:
‘’Ulan kitapsızlar
Ulan kitaplılar,
Ben ne diyeyim size!..
İşsiz güçsüz uçuk şairim
Elimden bu kadarı gelir
Bu kötü gidişli toplumda;
Dilimi tutsam, kalemim delirir.’’
Bende diyorum ki, acaba bütün yapılan bu haksızlıkları büyük
çoğunluğu emekliler kendi elleriyle mi hak ettiler?
Neyse, Ruhsati’ nin bir dörtlüğü ile yazımızı bitirelim:
Bir vakte erdi ki bizim günümüz,
Yiğit belli değil, mert belli değil.
Herkes yarasına derman arıyor,
Dava belli değil dert belli değil.
Bu ara, Erdoğan’ın yurt açılışına katılacağı Boğaziçi Üniversitesi’nin
Güney Kampüsü öğrenci, akademisyen ve personele kapatıldı.
Kampüste yaratılan “OHAL” ortamıyla Erdoğan’ın üniversiteye gelişi
dışarıdan taşımalı AKP gençleriyle adeta bir “fetih” çıkarmasına dönüştürüldü.
Bakın burada hissedilen ve görülen, AKP nin CHP’nin muhalefetinden değil,
kontrol edemedikleri üniversite gençliğinden korkuyor olmasıdır.
Öyle ki öğrenci yurdu açılışını Cumhurbaşkanı yapacak diye Boğaziçi Üniversitesi
güney yerleşkesine öğrenciler sokulmadı, dışarıdan taşımalı AKP gençler yer aldılar
Güney yerleşkesi, öğrencilerin ve mezunların girişine tamamen kapatıldı.
Dersler, İnternet üzerinden “çevrim içi” yapılırken bazı öğrenciler yurttan çıkarıldı.
Yani Erdoğan’ın tek korkusu mitinglerin başlamasıyla meydanları dolduran ve
her konuda tepkilerini gösteren gençler olduğu açıkça kanıtlandı.
Siz hiç dünyada üniversite ziyaretine çevik kuvvet ve bariyerler eşliğinde giden
bir cumhurbaşkanı gördünüz mü?
Öğrencilerde boşaltılmış! İnsan oturur bir düşünür bu gençler benden niye nefret
Ediyor, dertleri ne, istekleri ne diye! -araştırma-Vesselam-
Hoşça kalın dostça kalın, sağlıklı kalın…
Ramazan Yazar
Emekli Teknik Öğretmen
