NE OLACAK ŞİMDİ VE ‘AÇIKLAMAZSAK NAMERDİZ’! « Kırşehir Anadolu Haber

NE OLACAK ŞİMDİ VE ‘AÇIKLAMAZSAK NAMERDİZ’!

Bu haber 28 Kasım 2025 - 16:09 'de eklendi ve 23 views kez görüntülendi.
NE OLACAK ŞİMDİ VE ‘AÇIKLAMAZSAK NAMERDİZ’!
Hakikaten son aylarda ülkemizde gündeme baktığımızda,
gerçeklerden nasıl koptuğumuzu, koparıldığımızı anlarsınız.
Bebek katili dediğimiz Apo özgürlüğüne kavuşmak üzere,
farkında mısınız?
Siyasi terminolojisinde sadece terör karşıtlığı barındıran
Milliyetçi cephe, Terör elebaşısına özgürlüğün kapılarını açıyor.
Terörsüz Türkiye adı altında başlatılan yeni açılımda adım adım
sona yaklaşılıyor.
Ve bunu, bulduğu her fırsatta karşısındaki siyasi partileri
“terör sevici” ilan eden, Bahçeli yapıyor.
Hakikaten orada neler oluyor?
MHP’liler, AKP’liler, Kılıçdaroğlu’nun DEM’in desteğini almış
olmasına en sert milliyetçi söylemlerle halkın kafasını bulandırmayı
başardı, zor olan maçı çevirdi, Kılıçdaroğlu’nu devirdi!
Ve şimdi Kılıçdaroğlu’na seçim kaybettiren DEM Parti,
Bahçeli ile kol kola girdi, İmralı’ya doğru yola çıktı!
Ne garip, değil mi?
Önce PKK elebaşı, bebek katili Öcalan’a umut hakkını gündeme getirdi,
akabinde adına “Terörsüz Türkiye” denilen sürecin startını verdi.
Ardından silah bırakma yönünde temsili bir adım atıldı, sonrasında
İmralı’ya TBMM komisyonunun bir an önce gitmesi için baskılara başladı ve
son olarak “Komisyon gitmezse ben giderim” çıkışında bulundu ve başardı!
Bahçeli adeta “kimsenin nazıyla niyazıyla uğraşamam, gerekirse tek
başıma İmralı’ya giderim” şeklindeki çıkışıyla bizi bir kez daha
şaşırtmayı başardı.
DEM Parti, mahkûm PKK’lı teröristlerden “tutsak” diye söz ediyor,
aftan bahsediyor, silahla alamadıklarını masada alabilmekten bahsediyor,
bunu da “Barış” gibi cümlelerle süslüyor;
Bugün Bahçeli’nin dediğini CHP dese linç yerdi!
Ne PKK’lılıkları kalırdı ne hainlikleri!
Yemin ederim, ülke kazan kaldırırdı!
Hatta ilk ateşi CHP’nin içerisindeki ulusal kanat yakardı.
Hadi bırakın CHP’yi, Erdoğan dese o bile linçe uğrar,
belki de tabanının önemli bir kısmını kaybederdi!
Ama diyorum ya Bahçeli, oldukça derin görülüyor toplum tarafından!
Devlet adına hareket ettiği düşünülüyor!
Kendisinde bir Devlet ciddiyeti olduğu kanısı var!
“Bahçeli diyorsa bir bildiği vardır” sözü pek çok kesimin zihninde
yer edinmiş durumda!
AKP’ye demediğini bırakmadı, teşkilatının tam desteğini aldı!
AKP ile ittifak yaptı, el ele tutuştu hem teşkilatının hem de
AKP’lilerin desteğini aldı!
CHP’yi DEM Parti üzerinden vurdu, yine desteklendi!
Bugün ise DEM Parti ile yürütülen süreçte başrolü çekiyor ve
MHP’lisinden AKP’lisine hatta CHP’lisine kadar bir sükûnet hâkim!
Şehit anneleri, gaziler ve milliyetçi kesime rağmen, milliyetçi bir partinin
lideri olarak AKP’ye dahi rest çekercesine “Komisyon gitmezse İmralı’ya
ben giderim” demek, cesaretin ötesinde bir şey!
Yorumlamak dahi güç!
Bahçeli’nin başrol oluşu, süreci eleştirmekte de desteklemekte de
kararsız bırakıyor insanı!
Bana kalırsa MHP’nin yerel teşkilatlarının da sürece dair çok bilgisi yok.
“Liderim ne derse o olur, İmralı’ya ben de onunla giderim”
tarzı pragmatik siyasi söylemin dışına çıkamıyorlar.
Bahçeli yarın çıkıp “Ne İmralısı ne Apo’su neyin umut hakkı” dese,
Sorgulamadan, en ufak bir soru dahi sormadan koşulsuz olarak destek
verecek bir teşkilatlanmaya sahiptir MHP…
Ve bu ülkede neler yaşandı neler!
PKK yıllarca saldırıları üstlendi; peki şimdi ne oluyor?
Türkiye’nin yüzleşmek zorunda olduğu en temel gerçeklerden biri şudur:
PKK, uzun yıllar boyunca ülkenin dört bir yanında gerçekleştirdiği saldırıları
bizzat kendi açıklamalarıyla üstlendi.
Bu saldırılarda:
* askerler, * polisler,* öğretmenler, * sağlık çalışanları,
* siviller ve çocuklar hayatını kaybetti.
Karakollar hedef alındı, şehir merkezlerinde bombalı araçlar patlatıldı, köylere
yönelik eylemler düzenlendi, güvenlik güçleri pusuya düşürüldü.
Bu saldırılar yalnızca güvenlik güçlerine değil; Türkiye’nin toplumsal dokusuna,
huzuruna ve ortak geleceğine yöneldi.
Terör saldırıları ve “süreç” tartışmasının en kritik noktası
Son yıllarda gerçekleşen çeşitli eylemler de terör örgütü tarafından üstlenildi.
Dikkat çekici olan ise bu saldırıların, örgüt lideri cezaevindeyken
gerçekleşmiş olmasıdır.
Masala:
* 23 Ekim 2024 – Ankara / TUSAŞ saldırısı
* 1 Ekim 2023 – Ankara / İçişleri Bakanlığı önünde bombalı saldırı
* 26 Eylül 2022 – Mersin / Mezitli Tece Polisevi saldırısı
(sözde askerî kanat tarafından üstlenildi)
Bu tablo, örgütün kurucu lideri cezaevindeyken bile etkisini
sürdürdüğünü ve saldırıların bu dönemde dahi devam ettiğini gösteriyor.
Dolayısıyla bugün yeniden gündeme gelen “İmralı ile görüşme” tartışması,
toplumda doğal bir sorgulamaya yol açıyor.
Siyasi açıdan çelişki açıktır:
Saldırılar yıllarca sürdü,
* on binlerce insan yaşamını yitirdi,
* on binlercesi yaralandı,
* buna rağmen örgütün lideri yeniden “muhatap” olarak gündeme gelebiliyor.
Bu nedenle toplumun sorduğu temel soru haklıdır:
“Onca acı ve kayıp neydi o hâlde?”
Terör tehdidi sona ermeden açılan her “muhataplık” tartışması, toplumsal hafıza ve
adalet duygusunda derin bir kırılma yaratma riski taşır.
Ve bu nedenle, sürecin nereye evrileceğini anlamak için yalnızca siyasetin değil,
milletin vicdanının ne söylediğine bakmak gerekir.
Bu acıların hiçbiri boşuna değildi; ama siyaset ders çıkarmak zorunda
Bir gerçek var:
Türkiye teröre karşı en ağır bedelleri ödedi. Evet;
Siyaset çözüm arayabilir. Devlet yeni yöntemler deneyebilir.
Farklı masalar kurulabilir.
Ama bir şartla:
Bu adımlar, geçmişte ödenen bedellerin anlamını gölgelememeli.
Aksi hâlde toplumda şu duygu kaçınılmaz olur:
“Biz onca acıyı neden yaşadık?”
Bu soru, siyasetin ötesinde bir meseledir; bir millete ait ortak hafızanın çığlığıdır.
Kimlik paketi mi hazırlanıyor? Türk-Kürt-Arap
Tüm bu tartışmalar sürerken aynı dönemde:
* Davutoğlu’nun “Türk–Kürt–Arap ittifakı” çağrısı,
* Erdoğan’ın “Araplar bizi sırtımızdan vurmadı, hadi oradan” çıkışı,
* Yeni yurttaşlık tanımları,
* “Demokratik çözüm”, “eşit yurttaşlık” söylemleri eş zamanlı olarak gündeme geldi.
Bu durum şu kritik soruyu büyütüyor:
Türkiye, etnik ve kültürel unsurları yeniden harmanlayan bir
“kimlik paketine” mi hazırlanıyor?
Bu sorunun yanıtı bugün belirsiz olabilir; ama önümüzdeki dönemde tartışmaların
merkezinde olacağı açıktır.
Ve bütün bu gürültüyü örten basit bir gerçek: “milletin gündemi”
Bakın; ” İlla birini görmek istiyorsanız, Türk milletini görün.”
Çünkü bugün: * Emekli geçinemiyor, * İşsizlik artıyor, * Fabrikalar kapanıyor,
* Gençler umutsuz, * Aileler borç içinde,* Eğitim sistemi çözülüyor.
Milletin gündemi kimlik tartışması değil; ekmek, güvenlik, refah ve gelecek.
Tarih sadece masaya oturanları değil, bedel ödeyenleri de yazar
Bugün atılacak her adım, yarının toplumsal yapısını belirleyecek.
PKK’nın üstlendiği saldırılarda kaybettiğimiz insanlar bu ülkenin ortak hafızasıdır.
Hiçbir çözüm, bu hafızayı yok sayarak inşa edilemez.
Türkiye’nin gerçek gündemi açıktır:
Milletin refahı, güvenliği ve geleceği.
Bugünkü tartışmaların ortasında kaybolmadan asıl soruyu sormak zorundayız:
“Bu adımlar Türkiye’yi güçlendirecek mi, yoksa yeni kırılmalara mı sürükleyecek?”
Bu sorunun cevabı, siyasetin değil; milletin vicdanının ışığında şekillenecektir.
Ve İmralı Heyeti Üyesi Pervin Buldan 2009 yerel seçimleri öncesi:
“29 Mart seçimlerinde Kürdistan sınırlarını belirledik: Van, Siirt, Iğdır’ı aldık.”
Buldan, Ağustos 2013’te ‘Kürtler statüsünü elde etti artık.
Suriye’de elde edilen statü çok yakında Türkiye’de de, Kürt halkının
mücadelesiyle elde edilecektir.
Şimdi sıra Türkiye’de.”
Buldan 2020’de: “Orta Doğu’da 3. Dünya Savaşı koşulları; Kürtler ulusal birliğini
sağlamak zorunda.”
Buldan 2021’de: “Çözüm sürecinde bizlere, partimize, heyetimize neler vaat
edildiğini, yeri ve zamanı geldiğinde AÇIKLAMAZSAK NAMERDİZ!”
2 yıl önce Erdoğan’ın ikinci turda kazandığı seçim akşamı
BAHÇELİ de şu cümleleri kurmuştu:
Önümüzdeki günlerde çok şey değişecektir, her şey değişecektir.
Öyle gözüküyor. İnşallah Türkiye değişmez.”
Şimdi Bahçeli diyor ki;
‘Terörsüz Türkiye hedefinin en ciddi muhataplarından birisi İmralı’dır…
Terörsüz Türkiye’nin sonuna kadar müdafaasındayız…
Biriz, beraberiz, kardeşiz, hep birlikte Türk milletiyiz.
Türk-Kürt kardeştir, araya giren, bozgunculuğa heveslenen kim varsa
kamburdur, kalleştir, kanser hücresidir, kahrolmaya mahkumdur…
Türkiye’nin terörden arınması ve arındırılması beni alakadar etmez’
diyenlerin alayı suikastçıdır.
Neymiş, bizi yargılayacaklarmış.
Neymiş, bizden hesap soracaklarmış.
Neymiş, Anayasa ve kanunlara göre suç işliyormuşuz.
Siz yargılasanız yargılasanız çantacı pespayeliğinizi ve çukka düşkünlüğünüzü
yargılarsınız. Şu yaşımda mertçe ve dürüstçe haykırıyorum:
Yeter ki Türkiye ve Türk milleti barış, huzur ve sükûnet bulsun.”
İmralı Canisi: “Kürdistan işgali sona erecek; bağımsız devlet kurulacak.”
1978 PKK’nın kuruluş programındaki ifade: “Bağımsız, demokratik Kürdistan’ı
kurmak için silahlı mücadele.”2007 KCK Sözleşmesi: “Kürdistan’da ekonomik
kaynaklar toplum yararına işletilecek; işgalci devletlerden bağımsız olarak.”
2013-2015 Çözüm Sürecinde Kandil:
“Silahlı mücadele yerine demokratik özerklik; ama Kürdistan birliği şart.”
Şubat 2014 İmralı Görüşmesi Tutanağı Öcalan’ın sözleri:
“Süreç istediğimiz gibi ilerlemezse, sözlerimiz tam olarak
uygulanmazsa, bu sefer geri döneriz ve daha sert bir mücadele başlar.”
“Bu mesele çözülmezse Türkiye cehennemini yaşar; önceki kayıplar yanında
devede kulak kalır.”
Şubat 2025 Ömer Öcalan görüşmesi sonrası: “Bu mesele çözülmezse
Türkiye cehennemini yaşar; önceki kayıplar yanında devede kulak kalır.”
Kasım 2025 Son İmralı Görüşmesi:
“Komisyon gelmezse savaş riski artar; demokratik siyaset kurumsallaşmazsa,
Kürt toplumunun kaderi etkilenir ve eşitlik sağlanmaz, yeni bir PKK doğar.”
Hem yandaş hem de sözde muhalif medya DEM’in, PKK’lıların, İmralı canisinin
açıklamalarını sansürlüyorlar, gizliyor.
Çünkü bu proje emperyalist bir projedir, emperyalistlerin projesidir.
Türk Milleti uyutulmalıdır, Türk Milleti yönlendirilmelidir.
Bunun son örneğini Anadolu Ajansı verdi.
Ajans, CHP’nin İmralı’ya katılmama kararını eleştiren DEM Parti Eş Başkanı
Tülay Hatimoğulları’nın Diyarbakır’da ‘yine üzülerek ifade ediyoruz ki 100 yıllık inkarcı
ve imha siyasetinin yarattığı kodlar yeniden ve yeniden diriliyor’sözlerini sansürledi.
Yani Türk Milletin, devletini, askerini imhacı, katliamcı, asimileci gösteren
sözleri sakladı
Ha! Bu sözler, ‘CHP adaya gitmeli’ diyen Bay Kemal’e de kapak olsun.
Halkın oyuyla makam ve söz sahibi olanlar, katiller arasında AYRIM yapma,
birine sahip çıkıp diğerini lanetleme ayrıcalığını hangi hukuktan alıyorlar?
İlahi hukukta yok.
Medeni hukukta yok. ABD’nin BOP hukukunda var…
Bir aralarla rakamlarla siyaset yapan Bahçeli söz konusu İmralı olunca
Coğrafya ya yöneldi ve : “Türkiye haritası açın.
Parmağınızı Silivri’nin üstüne koyun…
Sonra parmağınızı İmralı Adası’nın üstüne koyun. O da Türkiye sınırları içinde.
Silivri’ye gidişle İmralı Cezaevi’ne gidiş arasında ne fark var?”
Halk mesajında: ‘Ankara’dan İmralı’ya giderken bir zahmet halka da uğrayın geçim
derdiyle uğraşan emekliyi görün. halkın yaşadığı sefaleti görün. kapanan fabrikaları
işsiz kalan işçileri görün.
Mahallelere uğrayın, okullarına girin, çocuklarımızın hangi imkânlarla,
nasıl bir eğitim almaya çalıştığını yerinde görün.
İktidarın görevi halkın refahıdır.
İlla birini görmek istiyorsanız Türk Milletini görün’.. Siyasetin muhatabı İmralı
değil millet olmalıdır… Vesselam…-derleme-
Hoşça kalın dostça kalın, sağlıklı kalın…
Ramazan Yazar
Emekli Teknik Öğretmen

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok
YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.