VATANI SATMAK ÜLKEYİ KRİZDEN KRİZE SOKMAKLA OLUR!.. « Kırşehir Anadolu Haber

VATANI SATMAK ÜLKEYİ KRİZDEN KRİZE SOKMAKLA OLUR!..

Bu haber 08 Ocak 2025 - 16:01 'de eklendi ve 950 views kez görüntülendi.
Günümüzde iktidarın kötü yönetimi sonucunda karşı karşıya kaldığımız yüksek faiz ve enflasyonun sebep olduğu ardı arkası kesilmeyen zamlar vatandaşı içinden çıkılmaz bir darboğaza mahkum etmiştir.
İktidarları boyunca Cumhuriyetin tüm değerlerini satarak istihdama dayalı üretim mekanizmalarını da yok etmiş ve günümüzde satacak bir değer kalmayınca Emperyal güçlerin güdümündeki Arap ülkelerinde para arar hale gelmiştir.
Verileceği söylenen paraların karşılığında nelerin verildiği ya da satıldığı maalesef sır bilinmiyor…
Belki unutulmuştur hatırlayalım;
Erdoğan, 27.Şubat.2015 günü Cumhurbaşkanlığı sarayında düzenlenen valiler toplantısında yaptığı konuşmada Süleyman Şah türbesinin yerinin değiştirilmesini “vatanı satmak” olarak eleştirenlere özetle şu sözlerle cevap vermişti.
Vatan satmak nasıl olur biliyor musunuz diyerek açıklamasında;
*“Vatanı satmak”; Kendi dirayetsizliğiniz, kendi iş bilmezliğiniz yüzünden ülkeyi kriz üzerine krize sokmakla olur.
*“Vatanı satmak”; Ülkenin maddi ve manevi kayıplara uğramasına göz yummakla olur.
*“Vatanı satmak”; Yüksek faizle, yüksek enflasyonla, kötü yönetimle ülkenin ve milletin kaynaklarını heba etmekle olur.
İfadelerini kullanmıştı.
Bu ifadenin altına hem T.C. vatandaşı olarak imzamı atarım.
“Suriyeli misafirlere sahip çıkmaya devam edeceğiz”
Erdoğan, pek çok il e, ilçeye, hatta köye yayılan Suriyeli misafirlere, Ensar anlayışıyla sahip çıkmaya devam edeceklerini söyledi.
Valilerden, bu konuda hiçbir aksaklığın, hiçbir nahoş durumun yaşanmaması için özel önem ve hassasiyet beklediğini dile getiren
Erdoğan, “Sıkıntılar olabilir, doğrudur.
Bunlar gelmediği zaman sıkıntılar olmuyor muydu? Diye konuştu.
İktidarın bu koşulların sorumlusu için mutlaka aynaya bakmasını ve ulu önder Atatürk’ün “Vatan ve milletini satan dinden, imandan ve namustan bahsedemez.” sözünü hatırlatmak gerekir..
Öğrencilik yıllarımızdaki sağ sol davası günümüzde tümüyle yok oldu gibi…
Kala kala “vatanımız” ve Cumhuriyet’in tüm nimetlerini kişisel menfaatleri doğrultusunda kullanan ve kurucu değerlere saldıran
“vatan hainleri” kaldı.
Durmadan vatanseverlikten, ulus sevgisinden, medeniyete hizmetten söz eden iktidar ulus için, vatan için, medeniyet için ne yaptı? ki
Saray ve eşrafı vatanımızı soyarken halkımızın yüzde 90’ı açlık, sefalet ve yoksulluk karşısında yaşam mücadelesi veriyor.
Halkımız dertlerine çare bulmaya ve bir an önce rahatlama çalışıyor..
Çünkü insanlar ne yapacaklarını kime güveneceklerini şaşırdılar..
Atatürk’ün “vatana ihanetin nedeni olmaz.
Er ya da geç Bedeli olur.”
Sözü çerçevesinde yapılan hainlikler yapanın yanına kar mı kalacak.
Elbette hayır.
Türk Vatandaşı olan bizler kanla sulanan bu vatanın fedaileri olarak Vatanın her karışını korumak ve vatan hainlerine demokratik yollarla hesap sormak için var gücümüzle çalışarak elimizde hainlerden temizlenmiş Vatanımızın evlatlarımıza devri için mücadele etmeye devam edeceğiz.
Gelelim günümüze; şu an ki Ülkemiz gündemine..
Yeni bir çözüm süreci için zemin yoklanıyor ve hazırlanıyor…
Dönüp dönüp aynı noktaya geliyoruz.
İktidar, PKK ile 2005 yılından itibaren görüşmeye başladı.
Önce gizli sonra açık görüşmeler oldu.
Ardından Oslo’da -hakemli- görüşmeler yapıldı.
PKK muhatap alınarak -Kürtlerin temsilcisi- ilan edildi.
Tutanaklar hep Kürt tarafı, Türk tarafı diye tutuldu.
Bu görüşmelere İngilizler de bir anlamda hakemlik ve tanıklık etti.
Sona yaklaşılırken görüşmelere Hakan Fidan gönderildi.
Fidan, o tarihte Başbakan olan Erdoğan adına vaatlerde bulundu.
Merkezin bazı yetkilerinin önce Valilere, vatandaş bu zokayı yuttuktan sonra da Belediye başkanlarına devredileceğini söyledi.
Sağlık, eğitim, emniyet gibi bakanlıkların bazı yetkilerinin Belediyelerde olacağını belirtti.
Yani “devlet içinde devlet olacaksınız” dedi.
Siz bakmayın şimdi Hakan Fidan güzellemelerine, o tarihte bu düzenleme ve yetki devrine kendisinin de katıldığını söylüyor, Apo’ ya neredeyse filozof payesi biçiyordu.
Hakan Fidan’ın Erdoğan adına vaatlerde bulunduğu görüşmenin kayıtları bir süre sonra sosyal medyaya düştü.
Ortalık toz duman oldu.
Yıldıray Oğur kayıtları o zamanki adıyla cemaatin sızdırdığını yazdı
Gelen tepkiler üzerine görüşmeler askıya alındı, o tarihte MHP, MHP gibiydi.
Sonraları MHP, AKP gibi olacaktı.
Ama iktidar uslanmadı, AKP iktidara gelmeden ABD’ye verilmiş sözler vardı.
İslam yeniden yorumlanacak, Batı için zararsız hale getirilecekti.
ABD’nin İsrail’in güvenliğine yönelik tasarruflarına destek olunacaktı.
Kürtler ‘in(siz buna ayrılıkçılar deyin, çünkü bu bir devletleşme meselesidir)
hakları verilecekti.
Sözler verilmiş, sıra yerine getirilmeye gelmişti.
Bu iddiaları daha önce Merkez Partisi eski genel başkanı Abdurrahim Karslıoğlu bunları her mecrada anlatmış, tanık göstermiş onlar da itiraz etmemişlerdi.
2011’de Erdoğan’ın yönlendirmesi Hakan Fidan’ın girişimleri ile yeni süreç başlatıldı.
Görüşmelerin merkezinde bu defa doğrudan Öcalan vardı.
HDP’li vekiller İmralı’yı yeni hükümet merkezi yaptılar.
Artık iki iktidar odağı vardı, biri Ankara’da öteki İmralı’daydı.
Öcalan, gelip gidenlere kasılarak- devleti yeniden kuruyorum, anayasa yapıyorum diyordu.
Bizimkiler de bu tiyatroyu bel bel seyrediyorlardı.
Görüşmelerin mantığı kazan kazandı.
Erdoğan PKK’ya bir şeyler verecek onlarda Erdoğan’ı CB yapacaklardı.
Önemli olan ne verildiği değil Erdoğan’ın ne aldığıydı.
O süreçte Kavala, Öcalan’a haber gönderip CB sistemine cevaz vermemelerini bunun Türkiye’yi diktatörlüğe götüreceğini söyledi.
Ardından Demirtaş ” seni başkan yapmayacağız” dedi, Suruç’ta iki polisimiz şehit edildi.
AKP hala nasıl süreci ayakta tutar, Erdoğan’ın beklentilerini tatmin ederiz diye düşünürken süreç bitti, buzdolabına konuldu.
Kim kazandı bu süreçte?
Tabi ki ihanet örgütü kazandı.
Liderini siyasi bir aktör haline getirdi.
Daha önce kriminal bir hareket olduğu için kendine yaklaşamayan aşiretler ve toplum kesimleri onun meşru muhatap alınmasından hareketle ona yaklaştılar.
Oyunu yüzde 6’dan yüzde 13’lere kadar çıkardı.
Türkiye’yi oyalayarak Suriye’deki yapılanmasını tahkim etti.
CB olmanın bu ülkeye maliyeti onlarca yıl altından kalkılamayacak bedeller oldu.
Belli ki bundan hiç ders alınmamış.
Bu defa sürece direnen MHP’de Bahçeli vasıtasıyla sürecin içinde.
Erdoğan’ın karşısında örgütlü bir muhalefet yok.
Zaten bütün cesaretlerini bundan alıyorlar.
Daha önce yazmıştım, yine yazıyorum.
Bu ülke çeşitli adlar altında (Özerklik, yetki devri, federalizm, ana dilde eğitim vs.) bölünecekse buna mutlaka milliyetçilerin dâhil edilmesi lazım.
Milliyetçiler susarsa vatandaş demek ki başka çare yokmuş diye
düşünüp her şeyi sineye çeker.
Çözüm sürecinden daha zor ve tehlikeli bir döneme giriyoruz.
Mesele Bahçeli’nin DEM’cilerle tokalaşması değil, çok yazdım, siyasette dışlama DEM’e yarar, kitlesini o dışlama üzerinden yabancılaştırır.
Ancak bu yakınlaşma öyle bir şuurun ifadesi değil, Erdoğan’ı ömür boyu koltuğunda tutmak için yapılmış bir girişim.
Tehlike de bundan kaynaklanıyor.
Sinan Ateş cinayetinden sonra Bahçeli iyice Erdoğan’a mahkûm oldu.
Özgür hareket etme kabiliyetini kaybetti.
Zaten önceden de yoktu.
Ve; Bahçeli’nin 22 Ekim’de PKK lideri Abdullah Öcalan’a, örgütü lağvetmesi koşuluyla, “Umut hakkı için başvurması ve TBMM’de DEM Parti Grup Toplantısı’nda konuşması” için yaptığı çağrı sonuç buldu neticesinde; 28 Aralık 2024 tarihinde İmralı Cezaevi’nde PKK lideri Abdullah Öcalan ile DEM li iki Milletvekili kapsamlı bir görüşme gerçekleştirmişler..
Görüşmeler silsilesinde 02.01.2025 günü DEM Parti heyeti, daha sonra Bahçeli ile görüştü.
Akabinde diğer parti heyetleriyle de görüşmeler yaptılar yapıyorlar..
Bahçeli DEM Parti heyetini kapıda karşılarken, görüşme sonrası yine kapıda uğurladı.
Kritik görüşmeler sonunda DEM Parti heyetinin 3 talebi de ortaya çıktı.
*Buna göre; DEM Parti milletvekilleri Sırrı Süreyya Önder ve Pervin Buldan, genel af konusunda Meclis’te düzenleme yapılmasını talep etti.
*Önder ve Buldan, MHP’nin kayyum atamalarının İçişleri Bakanlığı kararlarına değil kesinleşmiş yargı kararlarına bağlanmasını istedi.
*DEM Parti, Terörle Mücadele Yasası’nda değişiklik yapılması talebini de Bahçeli’ye iletti.
Yani istiyorlar ki, cezaevlerinde Öcalan dahil hiçbir PKK kalmasın!..
Öcalan’ın talepleri
42. M: Bu madde, Türkçe dışında anadilde eğitim verilemeyeceğini belirtiyor.
Öcalan, bu maddenin değiştirilerek Türkçe dışında anadilde eğitimin mümkün hale getirilmesini istiyor.
66. M: “Türkiye Cumhuriyeti’ne vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türktür” ifadesini içeren bu maddede, “Herkes Türk’tür” ifadesinin çıkarılmasını talep ediyor.
AKP ve MHP’nin Anayasa’nın 101. maddesinde değişiklik yapmak istediğini belirtti.
101. m, “Bir kişi en fazla iki defa cumhurbaşkanı seçilebilir” ifadesini içeriyor.
Bu maddeler çerçevesinde cumhur ittifakı ile DEM anlaşmış gibiler..
Bu istekleri gerçekleşir mi olur mu olur burası Türkiye işin içinde Türk’ ü ve Türkiye’yi
düşünmeyenlerin olduğu sürece her şey olur..
Konuyu tv açık oturumlarında yorumlayanlardan birinin yorumunu aynen şöyle;
‘’25 senedir içeriye tıktığımız teröriste nasıl oluyor da biz sana muhtacız gel şu terörü sen bitir.
Biz bitiremedik nasıl deriz devlet olarak.
Ve dünyada 25 yıldır hapiste bıraktığı bir adama dönüp te gel biz seni muhatap alalım den konuş sen silahları bıraktır diye başka bir örnek vardır bilemiyorum.
Dahası 25 yıldır biz silah bıraktıramadık
Ama sen bıraktırırsın çünkü örgütü 25 yıldır sen yönetiyorsun demek midir bu.
Ama bilmiyorum hapisten nasıl yönetti bu örgütü şimdi burada bu şahısların gidip bu terörist elebaşıyla görüşmeleri hakikaten inanılır gibi değil bu iç bir siyası
hesap değilse başka hiçbir şey değildir.
Ya benim aklım havsalam almıyor.
Yakında iktidar ve muhalefet partileri Abdullah Öcalan der İmralı derler terörist elebaşı demekten cani demekten bebek katili demekten imtina ederler görürsünüz ne günlere geldik Yarabbi inanılır gibi değil…’’
Artık sizlerin yorum ve Kanaatlarınız nasıldır bilmem..
Rahmetli Necmettin Erbakan Hoca yorulmadan bıkmadan senelerce uğraştı.
Bunlarla birlikte Haim Nahum ve onun düşüncesine hizmet edenlerin karanlık planları hakkında bu milleti uyandırmaya çalıştı, az sayıda insan hariç kimse anlamadı.
Erbakan Hoca ve onu anlayanlarla, alay ettiler, yapılması gerekenleri yapmadılar, alınması gereken önlemleri almadılar ve engellediler.
Peki, Haim Nahum Doktrini nedir?
Bilen var mı, bilip te kulağının üzerine yatan var mı?
Bilmem ama bu doktrini tekrar tekrar hatırlatmakta fayda var.
Haim Nahum ülkemiz üzerindeki kirli planlarını uygulamak için diyor ki
*İnsanları aç bırakacaksın.
*İnsanları işsiz bırakacaksın.
*İnsanları borca esir edeceksin.
*Dinlerinden uzaklaştıracaksın.
*Irklarına, tarikatlarına, mezheplerine ve siyasi görüşlerine göre tahrik edecek, Türkiye’yi böleceksin.
*Bölünmüş parçaları birbirleri ile çarpıştırıp, savaştıracaksın.
*Parçalanmış, zayıflatılmış parçaları siyonizm’in emrine verip, yutacaksın.
Haim Naum başka ne desin?
Şimdi çevrenize bir bakın!
İnsanımızın alım gücü, işsizlik, insanlarımızın borçlanması ne durumda?
Din tacirleri ve dini kendi emelleri için kullanan çevrelerin topluma verdiği zarar ne boyutta?
Toplum mezhep, cemaat, tarikat, siyasi parti gibi unsurlarla kamplara ayrıldı mı?
Güçlü olan diğerini sindirilip susturuyor mu?
Ayrıştırmak için bunca çaba niçin?
Yazımı Ozan Arif’ in ‘’Açılım ‘’ şiirindeki sözleriyle bitiriyorum;
‘’İmralı’ dan o melun çıkarsa da şaşmayın.
Bunlar onu Meclise sokarsa da şaşmayın.
Yakasına madalya takarsa da şaşmayın.
Şehitlerin öcünü almaktan caydı bunlar.
İhanetin adını ‘açılım’ koydu bunlar’’
Niyetleri iyiymiş, nasıl iyi niyettir ?
Ben ihanet diyorum, siz deyin ki gaflettir
Mevzu bahis vatansa, gaflette ihanettir
Caminin duvarına işedi siydi bunlar
İhanetin adını açılım koydu bunlar !
Not;
İktidar işini çok iyi biliyor; İsrail Gazze mitingleri yapıyoruz diyerek, iğneden ipliğe gelen zamlar halkın gözünden kaynadı gitti..
Elektriğe, akaryakıta, doğalgaza gelen zamların hiç biri kamuoyuna
Tv lere ve haberlere yansıtmadı, kuzu kuzu sesimizi çıkarmadık.
Asıl konulardan biri asgari ücretti Suriye’de Esad rejimi devrildi ülkemizde zafer çığlıkları atılırken asgari ücret aylık net 22.104,67 TL, olarak açıklandı
bu işçilere yapılan bir haksızlıktı enflasyon karşısında..
Memur ve emeklilere verilecek 2025 maaşları ise (TÜİK) Aralık ayı enflasyon rakamlarını açıklamasıyla beraber memur ve memur
emeklilerinin yüzde 11,54, emeklilerin yüzde 15,75 zam alacağı belirlendi.
Bu belirlemeler ise Bahçeli -Öcalan meselesinde kamuoyu meşgulken iktidar büyük bir vurguyla utanmadan memur ve emeklileri enflasyona ezdirmedik dediler..,
Enflasyon ve verilmesi gereken refah payı hiç konuşulmadı bile.
Yani bir toplum ancak bu yollarla yokluğa, yoksulluğa ve sefalete sürüklenebilir bu da çok iyi yapılıyor..
Şimdi tek hedef Anayasa değişikliği ve oyun üzerine oyunlar..
Şimdi bütün iş bu ülkenin birliğini, vatanın bütünlüğünü hiçbir siyaset ve siyasetçiye feda etmeyecek vatanseverlerine düşüyor.
Çok büyük bir mücadeleye hazır olmalıyız.
Hiçbir fani ve cani için bu ülkenin tek bir taşından bile fedakârlık edilemeyeceği hatırlatılmalıdır!
Son sözü Alparslan TÜRKEŞ’ e bırakalım;
Her kim ki Türk’e, Atatürk’e düşmandır, biliniz ki onlar; Malazgirt’te, İstanbul’un Fethinde, Çanakkale’de, İstiklal Harbinde mağlup ettiklerimizin Anadolu’da kalmış tohumlarıdır. …-Alıntı-araştırma- Vesselam..
Hoşça kalın dostça kalın, sağlıklı kalın…
Ramazan Yazar
Emekli Teknik Öğretmen
Ramazan YAZARramazanyazar@kirsehiranadoluhaber.com

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok
YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.