RAMAZAN YAZAR’DAN At izi it izine, başımıza gelenler ve kader!… « Kırşehir Anadolu Haber

RAMAZAN YAZAR’DAN At izi it izine, başımıza gelenler ve kader!…

Bu haber 02 Nisan 2025 - 14:47 'de eklendi ve 816 views kez görüntülendi.
At izi it izine, başımıza gelenler ve kader!…
Zaman çabuk geçiyor bayramın son günü ilçe dışından gelenler dönüyorlar, kazasız belasız dönmelerini dilerim.
Sıra Kurbanda ve kurban Bayramında, insanlar bir telaş içerisindeler nasıl olacak diye , neyse o sonranın konusu..
Bir dönemin adı ve sözü çok geçen söz sahibi siyasetçilerden Cindoruk’ un bir uyarısı ile başlayalım!..
Ülkemizin Bekası tehlike altına girmesine rağmen muhalefet partileri halen SİNE-İ MİLLETE dönmüyorlarsa demek ki bunlar da
Büyük Ortadoğu Projesi ( BOP)’ne hizmet ediyorlar..!
BEN muhalefet lideri olsam meclis ‘ten çekilirdim..
Ben olsam parlamentodan çekilirim!
Büyük bir hareket yapmak lazım.
23 sene önce iktidar olmuş bir siyasal parti, siyasi İslam’a dönme kararı vermiş,
Cumhuriyetin temel ilkelerinden vazgeçmiş bir siyasi hareket var.
Bu parti başaramadı, şimdi başaramadığı için sıkıntı yaşıyor.
Bir gün anayasa teklif ediyor, bir gün Avrupa Birliği’ni ifade ediyor…
Milletvekillerini ikna etmek kolay değil.
Ama “parlamenter sisteme dönmek için süre verdikten sonra” Meclis ‘ten çekilmektir çözüm…
Bu, iktidarı zorlayacaktır.
Seçimin şartlarını demokratik hale getirmedikten sonra seçime girseniz ne olacak?
Arkasında sivil-asker tüm devlet güçleri olan, kaynakları sonsuz bir kişiyle seçime girmek çok zordur.
TÜRKİYE bugün açık bir bölge haline geldi, giren belli değil, çıkan belli değil.
Anayasa’nın 16’ncı maddesinde açık bir hüküm var.
“Temel hak ve hürriyetler, yabancılar için, milletlerarası hukuka uygun olarak kanunla sınırlanabilir” diyor.
Hükümet böyle bir yanlış yaptı.
Bunun ÇÖZÜMÜ MECLİS’TE.
Muhalefetle anlaşarak, sığınmacıların ne hakları olduğuna dair kanunu çıkarmaları lazım.
Kimi nereye koyacağınızı, kime ne kadar hak vereceğinizi Meclis’ten geçen bir yasayla tespit etmek gerekir, en kısa zamanda.
HATAY’DA Suriyeli sığınmacılar Türklere“ burası bizim eyaletimizdi, Hatay’ı emrivakiyle aldınız, siz gidin” demeye başladılar, ihtilaf çıkarıyorlar.
Bu yanlıştan Türkiye’nin dönmesi çok önemli.
Bence Türkiye’nin birinci derecede önemli meselesi bu, terör kadar önemli bir mesele.
Düşünün ki 5 MİLYONDAN fazla sığınmacıyı evlat edinmişsiniz ve bakıyorsunuz, nüfusları devamlı artıyor, kendi vatandaşınızın rızkından kesiyor, onlara veriyorsunuz.
Bu insancıl bir hadise değil.
Herkes övüyor ama arkanızdan da gülüyorlardır.
Biliyorum ki devlet bu düzensiz göçmenlerin tümüne hâkim değil, hukukuna da hatta nerede oturduklarına da hakim değil.
5-6 MİLYON KİŞİYİ geri göndermek de mümkün değil, gitmek istemiyorlar…
Bir de Afganlı larl katarsanız, düşünmek bile istemiyorum.
MİLLİ YAS İLANI!..
Papa öldü, bayrakları yarıya indirdiler.
Suudi Kralı öldü.
Yas ilan edildi.
Ülke yandı.
Kılları kıpırdamıyor.
Neden?
Çok iyi irdele Türk Milleti.
Anadolu’da son zamanlarını yaşıyorsun.
19 yıldır Türkiye’yi işgale hazırladılar.
Ordunu zayıflattılar.
Ülkeyi Suriye, Libya gibi ülkeleri paramparça eden yüzergezer teröristlerle doldurdular.
Türk Baharı Başladı!..
İç karışıklık ve Dedeağaç’ta Türkiye’ye Türk Baharı getirmeye hazırlanan Amerikan Kuvvetleri bekliyor.
Yunanistan’ı yeniden İzmir’e sokacaklar.
Ülkeyi pazarlamaya geldim diyen şahıs;
Ülkenin kolayca işgal edilmesi için bütün alt yapıyı oluşturdu.
Türkler uyanmasın, kendi derdiyle uğraşsın diye her taraf yakıldı.
Yangını neden seyrettiler sanıyorsunuz?
Ya “mütareke basını?”
Anadolu’da Türk varlığına son verecekler.
Sen uyanıp DUR DEMEZSEN!
Ordu var demeyin!
Ülke yanarken kışlasından çıkartılmayan ordu.
Ordu işgale direnemesin diye parçalanırken seyrettiğin ordu…
Bu cinayete hep birlikte yol verdik…
Muhalefet bu tezgâha ortak görünüyor.
Aksi olsaydı bu ihanete ortak olmak yerine çoktan Sine-i Millete dönerlerdi?
Türk Baharı…
Veya Anadolu’dan Türk varlığını silme operasyonu başlatıldı.
Bilin istedim ve bu uyarıya sonuna kadar katılıyorum daha öncede bu mealde bir yazı paylaşmıştım şimdi tekrar bir şeyler vurgulayalım..
Hep kullandığımız hele hele şu günlerde,,,,
“At izi it izine karışmış.”
Yaklaşık yüzyıldır iz takibi yapmaktan, atın üstündeki kimdir, itin ipini kim tutar ona bakmayı unuttuk.
Asıl mesele ne at ne de it; asıl mesele, feraset meselesidir.
Feraset kaybolduğunda ne olur?
Atın üstündeki düşmanı fark edemez, maalesef canımızı ve malımızı koruyan sadık itimizi hedef alırız.
İşte bu, kendi kendimize yaptığımız en büyük ölümcül hatadır.
Feraset eksikliği, dostu düşmandan ayıramama durumuna yol açar.
Kim dost, kim düşman anlamak için vakar, tefekkür ve feraset şart.
Bu koşullar altında, kendi kendimizi tehlikeye atmanın ötesinde, nesillerimizi dahi riske sürüklemiş oluruz.
Düşman içimizdeyken, yanımızda duran sadık dostları düşman belleme gafletine düşeriz.
Feraset, sadece kişisel bilgelik değil, toplumsal bir mecburiyettir.
Açıkça ifade etmeliyim ki, artık daha net ve gerçekçi olmalıyız.
Doğru gözlem yapabilen, olayların ardındaki gerçekleri görebilen; vatanını milletini kendi varlığından öte tutan kimselere ihtiyacımız var.
Feraseti körelmiş bir toplum, her şeyden önce kendine zarar verecektir.
Bu, kabul edemeyeceğimiz bir durumdur.
Vakarla hareket edin, tefekkürle düşünün ve ferasetinizi kuşanın.
Ancak o zaman karmaşa içinde yol alabilir, doğru kararlar verebiliriz.
Ferasetin ışığı olmadan attığımız her adım, bizi sadece daha büyük bir karanlığa sürükler.
Gaflet uykusu ağır olur.
Uyandığımızda çok geç olmasın; çünkü ferasetimizi kaybettiğimizde, tüm geleceğimiz ile beraber; şeref haysiyet ve onurumuzu da kaybetmiş oluruz beyler.
Artık gaflet uykusundan uyanalım ve bu yanlış yolu bir an önce terk edelim.
Bir saniyesine dahi müdahale edemediğimiz bir hayat uğruna küçücük menfaatler yerine, şeref haysiyet ve onurumun teminatı olan kendi atalarımızın izinden yürüyelim.
Bütün bunları söylerken kendime kabahati bulmayız her şeyi kadere yükleriz..
Kader ve tercihlerimiz bir sorumluluk düşüncesinin tezahürüdür..
Hayatta başımıza gelen olumsuzluklar ya da üzücü durumlar karşısında çoğu zaman “Kaderimizde bu varmış” diyerek teselli ararız.
Ancak İslam’ın kader anlayışı, bu yaklaşımı sadece bir teslimiyet ya da bahane haline getirmek yerine, insanın sorumluluğuna vurgu yapan bir dengeyi içerir.
Kader, İslam’a göre Allah’ın her şeyi önceden bilmesi ve takdir etmesidir.
Ancak bu, insanın iradesini ortadan kaldırmaz.
Allah, insana akıl ve irade vermiştir ve insan bu iradesiyle yaptığı seçimlerden sorumludur.
Başımıza gelenlerin bir kısmı, kontrolümüz dışındaki şartlarla ilgiliyken, bir kısmı da tamamen bizim tercihlerimizin bir sonucudur.
İşte bu noktada, kadere teslimiyetle irademizi kullanma arasındaki dengeyi iyi anlamamız gerekir.
Kur’an-ı Kerim’de, insanın kendi yaptıklarından sorumlu olduğu şöyle ifade edilir: “Başınıza gelen herhangi bir musibet, kendi ellerinizin kazandığı şeyler yüzündendir.”
(Şûrâ Suresi, 30)
Bu ayet, kaderi tamamen bir bahane haline getirmenin yanlış olduğunu açıkça ortaya koyar.
Evet, Allah’ın bilgisi ve takdiri dışında hiçbir şey olmaz; ancak bizler, Allah’ın irademize verdiği yetkiyle yaptığımız tercihlerden sorumluyuz.
Örneğin, yanlış bir insanla ortaklık kurduğumuzda ya da bile bile yanlış bir yolda ilerlediğimizde, bu tercihlerimizin sonuçlarını yaşarız.
Allah sana kumarın zinanın vb haram olduğunu söylerken sen aldırmaz evini, aileni, çoluk çocuğunu perişan durumlara düşürürken kaderim böyleymiş dersen, Allah’ın sana verdiği akıl nimetini kullanmamış şeytanın yoluna düştüğün görülür ki, şeytan da hiçbir zaman insanları doğru yola çık demez, ne yapayım
yapmasaydın der….,
İşler kötüye gittiğinde ise bunu sadece “kader” olarak görmek,
insanın kendi hatalarını sorgulamasının önüne geçebilir.
Oysa İslam, insanı sürekli olarak kendini muhasebe etmeye
ve hatalarından ders çıkararak doğru tercihler yapmaya teşvik eder.
Peygamber Efendimiz (sav), tevekkülün ve sorumluluğun dengesini şu sözle ne güzel ifade etmiştir:
“Deveni bağla, sonra Allah’a tevekkül et.”
Bu söz bize şunu öğretir: İnsan, elinden geleni yapmalı, doğru ve bilinçli tercihlerde bulunmalı; ardından Allah’a güvenip sonucu O’na bırakmalıdır.
Çünkü kader, sadece başımıza gelen olayları değil, o olaylara verdiğimiz tepkileri de kapsar.
İslam’ın kader anlayışı, insanın kendi hayatına dair çabalarını önemser.
Hayat, kontrolümüz dışındaki olaylarla şekillense de, bu olaylara karşı nasıl davranacağımız ve hangi yolu seçeceğimiz bizim irademize bırakılmıştır.
İşte burada, Allah’ın iradesine güvenmekle kendi sorumluluklarımız arasında bir denge kurmamız gerekir.
Sonuç olarak, kader, Allah’ın bilgisi ve kudretiyle şekillenir; ancak bu, insanın çaba göstermesini engellemez.
Başımıza gelen her olumsuzluğu sadece kadere bağlamak yerine, tercihlerimizin de bu sonuçlarda payı olduğunu kabul etmeliyiz.
İslam, insana sorumluluk yükler ve bu sorumluluğun bilinciyle hareket etmeyi emreder.
Unutmayalım, kaderin yazgısını bilmek değil, o yazgıyı doğru şekilde karşılamak bizim görevimizdir, tedbirini alda taktir Allah’tandır..
Bakın Âşık Nesimi nasıl sesleniyor;
Şifa istemem balından,
Bırak beni bu halımdan,
Razıyım açan gülünden,
Yeter dikenin batmasın…
Yeter dikenin batmasın…
Bir kardeşiniz olarak diyorum ki;
Bizi biz yapan değerlerimizi;
Saygıyı, sevgiyi, Hakk’ı, adaleti, cesaretimizi, dilimizi, örf ve adetlerimizi, inancımızı, imanımızı kaybedersek var ya;
İşte o zaman ölmüşüz deriz buna da kader diyemeyiz…
O halde, yarın çok geç olmadan;
Her şeyden önce Anayasamıza sahip çıkalım,,
Ne diyor anayasanın ilk dört maddesi;
Şu an bu maddeleri değiştirip Ülkemizin temeline dinamit döşemeye çalışan güruhlar var bitmediler bitmeyecekler..
Şimdi önümüzde bir tehlike var, Ülkemizin beka sorunu işte tamda bu..
Olanları göre göre, yapılan ve yapılacakları bile bile her şeye kader dersek..
Vay bizim halimize ve başımıza geleceklere Osmanlının son halinden beter oluruz, kalırsa bir İç Anadolu’yla beraber kalırız..
Bu nedenle Mustafa Kemal 1927 de bir uyarı yapmış demiş ki;
Cebren ve hile ile aziz vatanın, bütün kaleleri zapt edilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir.
Bütün bu şeraitten dahi elîm ve daha vahim olmak üzere, memleketin dahilinde, iktidara sahip olanlar gaflet ve dalâlet ve hattâ hıyanet içinde bulunabilirler.
Hattâ bu iktidar sahipleri şahsî menfaatlerini, müstevlilerini siyasî emelleriyle tevhit edebilirler.
Millet fakr-u zaruret içinde harap ve bitap düşmüş olabilir.
Ey Türk istikbalinin evladı!
İşte, bu ahval ve şerait içinde dahi, vazifen;
Türk istiklal ve cumhuriyetini kurtarmaktır!
Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda, mevcuttur!
Demiş, şu andaki gidişatta, ‘’at izi it izine karışmış’’ durumda. Vesselam..
Hoşça kalın dostça kalın, sağlıklı kalın…
Ramazan Yazar
Emekli Teknik Öğretmen

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok
YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.