RAMAZAN YAZAR DAN ÜLKEMİZ DE KÜRT SORUNU VE KISA BİR ANALİZİ VE BOP!..: « Kırşehir Anadolu Haber

RAMAZAN YAZAR DAN ÜLKEMİZ DE KÜRT SORUNU VE KISA BİR ANALİZİ VE BOP!..:

Bu haber 30 Mayıs 2025 - 14:09 'de eklendi ve 793 views kez görüntülendi.
ÜLKEMİZ DE KÜRT SORUNU VE KISA BİR ANALİZİ VE BOP!..:
(AYDINLANMA DEVRİMLERİ VE KARŞI DEVRİMLER!)
Kürt yeğenlerim var benim koç gibi ne gibi si koç üç tane..
Ama Kürtçe bilmezler.
Hiçte bir araya geldiğimizde Türk-Kürt söz konusu bile olmadı.
Nasıl mı oldu?
Eniştem Rahmetli Abdulkadir Diler Gaziantep’in Nizip ilçesinden.
Bunlar iki kardeş abisi Hasanla birlikte ekmeklerin
peşinde, meslekleri fırıncılık ve aşçılık..
Kader bunları Kırıkkale’ye kadar sürüklemiş..
Abisi Hasan zamanla Kamandan bir bayanla evleniyor..
Gel zaman git zaman bu bayan bir şekilde aracı olup
büyük ablamla görücü usulü evlenmelerine vesile oluyor.
Ve benim Gaziantep’in Nizip ilçenin bir Kürt köyünden yeğenlerim var.
Şu anda onlarda evli ikişer çocukları var.
Eşleri biri Sinoplu Almanya’da lar, biri İstanbul’da
baba mesleğini devam ettiriyor,
diğeri Kırıkkale’de eşi Kamanlı hemşire, kendisi de memur….
Ablamda vefat etti eniştemde.
Şu kadarını söyleyeyim, Kamanlı olup da yolu Kırıkkale’ye düşenlerden
hiçbir tanesi eniştemin sofrasına uğramadan kalkmamış o kadar yazayım..
Şimdi bu yeğenlerim Türk mü- Kürt mü- Sinoplu’mu-
İstanbullu mu-Kırıkkalelimi- alman mı?
Mahalleden de arkadaşlarımız var dı beraber büyüdüğümüz,
oynadığımız, aynı tastan, ağaç kaşıkla çorba içtiğimiz..
Aydında Teknik Lisede okurken yatılı olarak aynı yatakhaneyi, yemekhaneyi
ve sosyal hayatı paylaştığımız Kürt arkadaşlarımız vardı depremden gelen.
Ve Ankara Erkek Teknik Yüksek Öğretmen Okulunda okurken de
sayısız Kürt arkadaşım vardı.
Bunlarla Cumhuriyet Öğrenci yurdunda aynı odayı paylaştığımız ve sonra
yurt kapatılınca Ankara Hıdırlık Tepedeki gece kondu da beraber kaldığımız
Zaza Bingöl’ün Genç ilçesinden Şevket Katmış la (duydum rahmetli olmuş)
üç yıl aynı gece kondu yu paylaştık..
Mahallemden ortaokuldan Kürt arkadaşlarım Yaşar Bozkurt, Faik Polat,
Murat Güneş, Mehmet Güngör, Hacı Ahmet.. hangi birini sayayım..
Kırşehir’de EML öğretmenken Yenice mahalle HZ Osman Camii imamı
(Harman Altı-Şuayip’li) Ali Osman Hocayla Kürt’ü Kamana
tayinim gelene kadar beraberdik.
Şimdi gelelim başlıktaki konumuza..
Eşitlik ve özgürlük mü, ortaçağın karanlığına takılıp kalmak mı?
Bahçeli’nin 22 Ekim 2024’te “Apo gelsin Mecliste konuşsun” çağırısı
ikinci açılım süreci diye tanımlansa da, süreç aralarında Türkiye’nin de
bulunduğu 22 ülkenin sınırlarını değiştirme hedefi olan BOP Projesinde
ve bir Kürt Devleti kurma hedefinde yeni bir aşamaya gelinmiş olmasıdır.
Emperyalizmin bu projesini, “Türkiye’de terör bitecek.
Barış gelecek, demokrasi gelişecek, Kürt sorunu çözülecek, herkes
eşit olacak” diye yansıtmak büyük bir aldatmacadır, tuzaktır.
Kürt Sorunu diye tanımlanan sorun nedir?
Detaylarını aşağıda yazacağım.
Tek cümle ile özetlemek gerekirse Kürt sorunu, Doğu ve Güneydoğu
bölgesinde yaşayan yurttaşların önemli bir bölümünün tarikatlar-aşiretler-
ağaların egemenliği altında inlemesidir.
Üstüne üstlük, Doğu ve Güneydoğu’da egemen olan tarikat
yapılanması gücünü artırmış, daha da yayılmış ve devlette mevzilenmiştir.
Tarikatlar da, aşiretler de, toprak ağalığı gibi kavramlar da Orta Çağın
Feodal yapılarıdır ve Türkiye’nin bu bölgesi Yirmi Birinci Yüzyılın birinci
çeyreği biterken hala orta çağda kalmıştır.
Bunun da sorumlusu Mustafa Kemal Atatürk’ün Aydınlanma Devrimlerine
karşı çıkan toprak ağaları- din adamları öncülüğündeki ittifaktır.
Türkiye’deki sorun, iddia edildiği gibi Kürt kimliğinin yok sayılması değildir.
Şunu baştan söylemeliyim.
Her insanın etnik kökeni, kendisinin gururudur.
Demokrat olmanın temel şartı, insanların etnik kökenlerine de, inançlarına
(inançsızlık dâhil) saygı duymaktır.
Bir emperyalizm kurgusu: alt kimliklerden vatandaşlık tanımına gitmek
kulağa hoş gelen eşit yurttaşlık kavramı, Türkiye’de vatandaşlık tanımını etnik
bir yapıya dönüştürmeye çalışan ulus devlet karşıtı bir emperyalist kavramdır.
Her bireyin birden çok alt kimliği vardır.
Bulunduğu coğrafya, bitirdiği okul, sahip olduğu meslek, taraftarı olduğu takım,
çok tanrıdan tek tanrıya, tanımlanmış dinlerden mezheplere, deizme, ateizme,
tarikatlara kadar yüzlerce alt kimliğe bölünen dini kimliği, etnik kimliği gibi…
Bu kimlikleri üzerinde, üst kimlik olarak anayasal vatandaşlık kimliği vardır.
Anayasanın 66 maddesine göre,
“Türk Devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türk’tür”
tanımlaması yapılmıştır.
Burada etnik ve dini kimlik söz konusu değildir.
Siyasal vatandaşlık bağlılığını tanımlar.
Ermeni Fransızı, Arap Fransızı, İtalyan Amerikalısı, Hint İngilizi,
Türk Almanı denmez.
Katolik Alman, Müslüman Alman, deist Alman, Protestan Alman denmez.
Fransız, Amerikalı, İngiliz Alman vatandaşı denir.
Bizde de Kürt Türkü, Laz Türkü, Çerkez Türkü, Rum Türkü, Ermeni Türkü denmez.
Türk vatandaşı denir.
Sünni Araplar ve Şii Araplar diye tanımlama yapılan coğrafyada
Yüzyıllardır kan ve gözyaşı dinmiyor.
Vatandaşlık bağını üst kimlikten çıkartıp alt kimlikler üzerinden
tanımlamaya kalkarsanız, laik devleti de, üniter devleti de unutun.
Kendinizi bir kaosun içinde bulursunuz.
Ve bu tür kimlik arayışları içinde yaşadığımız çağdan sanayi devrimi öncesi
çağa, orta çağa dönüştür.
Vatandaşlık-üst kimlik-sanayi devrimi-Fransız devrimi toplumsal yapıdaki
değişimler, sınıflar, devletlerin yapıları, örgütlenme şekilleri, devlet insan ilişkileri
ekonomideki ve teknolojideki değişimlerle şekilleniyor.
Sanayi Devrimi ve Fransız Devrimi, egemen olan monarşik devlet örgütlenme
biçimlerini cumhuriyetlere, ulus devletlere dönüştürürken, devlet yurttaş ilişkilerinde
temel insan hakları, insanların eşitliği, laiklik ve demokrasi gibi kavramlar da gelişti.
Siz şimdi üst kimlikleri reddedip alt kimlikler üzerinden vatandaşlık tanımı
yapmaya kalkarsanız, o birliği ve bütünlüğü dağıtırsınız.
Bugün Kürtler üzerinden bölersiniz, daha sonra o bölünmeye
başka etnik kimlikler girer daha sonra dini kimlikler dahil olur.
Müslümanlar, Yahudiler Hıristiyanlar Şamanlar Deistler Ateisteler…
Daha sonra Müslümanlar kendi aralarında sünniler aleviler diye bölünür.
Sünniler de kendi aralarında sayıları yüzü aşan tarikatlara bölünür.
Eşit yurttaşlık değil, yurttaşların eşitliği sorunumuz kulağa hoş gelen ama
niyeti eşitlik ve demokrasi olmayan eşit yurttaşlık sorunu değildir.
Yurttaşlar, anayasa ve yasalar karşısında eşit haklara sahiptir.
Üst kimlik ve laik yapı bunu garanti altına alır.
Sorunumuz, etnik ya da inanç kimlikleri üzerine eşit vatandaşlık tanımı
ya da inşası değil.
Önemli olan yurttaşların eşitliğidir.
Devleti idare edenlerin anayasayı ve yasaları takmaması bir kimlik ve
inanç sorunu değildir.
Bugün yasalar, maalesef yurttaşların eşitliği ilkesine göre değil,
yurttaşların siyasal iktidarla ilişkisine göre belirleniyor.
Bu sorun, Türkiye’nin bir demokrasi ve hukuk sorunudur.
Bu sorun alt kimlikler üzerinden tartışma yapılarak ya da ayrıştırılarak çözülemez.
Çözüm, etnik kimliği ve inancı ne olursa olsun, demokrasiye inananların,
hukukun üstünlüğünü arayanların sorunudur.
Güneydoğu’daki ağalık, aşiret ve tarikat sistemi neden yıkılamıyor?
Arkasında hangi emperyalist güç ve emeller var?
Emperyalizm, neden Türkiye Cumhuriyeti ile uğraşıyor?
İstiklal Savaşında yenilgiyi mi hazmedemiyorlar?
Emperyalizmin, içine sindiremediği, Mustafa Kemal önderliğinde Türklerin
Savaş kazanmasından çok, Laik ve üniter bir devlet kurmaları ve daha da ileri
giderek çok kısa süre içinde, sanayisi olmayan, ilkel tarım yapan, borç batağındaki
ülkeden, emperyalizme muhtaç olmadan, kendi kaynaklarına dayanarak
ekonomik kalkınma mucizesini gerçekleştiren bir ülke yaratmış olmasıdır.
Nüfusunun büyük çoğunluğu Müslüman olan Türkiye Cumhuriyeti, bu
başarısı ile Orta Doğu’nun Arap halkına örnek teşkil edebilir.
İşte o nedenle Türkiye Cumhuriyeti’nin laik ve üniter yapısı zayıflatılmalı,
bağımsız ekonomik modeli tekrar emperyalizmin kucağına oturtulmalıdır.
Bu nedenle 1925’ten bu yana emperyalizm, gerek isyanlarla, gerek siyasi
entrikalarla, gerek askeri darbelerle, siyasal İslam ve ayrılıkçı Kürt hareketini,
zaman zaman Atatürkçü geçinen orduyu ve laik görünümlü diğer unsurları
kullanarak Cumhuriyetin temel ilkelerine karşı sürekli harekete geçirmiştir.
Bugün de yaşadıklarımız farklı değildir.
Aydınlanma devrimlerini hatırlayalım
Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş tarihini İstiklal Savaşını, kuruluş Felsefesini
ve Atatürk’ün Aydınlanma Devrimlerini unutan bir toplumuz ne yazık ki…
Karşı Devrim 1940’lı yılların ikinci yarısından itibaren Aydınlanma
Devrimlerine büyük bir darbe vurdu.
Bugün yaşanan birçok sorunun kök nedeni de budur, Doğu ve Güneydoğuda
Yaşayan nüfusun bir bölümünün ve ağırlıklı olarak da Kürtlerin bırakın 21’inci
yüzyıla girmeyi, ortaçağın feodal ağalık – aşiret – tarikat örgütlenmesinin
köleleri olmasının da nedeni budur.
Atatürk’ün Aydınlanma Devrimlerinin hedefini kısaca göz atalım.
Osmanlı Din Tarım imparatorluğu üzerine kurulmuştur.
Vatandaş yoktur.
Padişahın kulları ve tebaası vardır.
Millet yoktur, ümmet vardır.
Sanayi devrimi ve Fransız Devrimi ile birlikte monarşiye ve saltanatlara
dayalı devlet modelleri yerine cumhuriyet ve ulus devlet örgütlenmeleri
ön plana çıkmıştır.
Yeni kurulacak Türkiye devleti, çağın gereği olarak Cumhuriyet olacaktır.
Padişahın tebaası değil, millet ve cumhuriyetin özgür bireyleri vardır.
Egemenlik bir hanedan ya da padişahın değil, kayıtsız şartsız milletindir.
Amaç; özgür birey, vatandaşlık, millet kavramları ile tanışmamış,
bu kavramların farkına varmamış ahaliyi, feodalizminin bu eskimiş
devlet-toplum ilişkisinden çıkarıp 20’inci yüzyıla taşımaktır.
Bu hem yasalarla hem eğitim atılımı ile hem de ekonomik
kalkınma ile yapılmalıdır.
Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir, milletin çoğunluğu
( o tarihlerde% 85’i) köylüdür.
O zaman Köylü Milletin Efendisi olmalıdır.
Lakin köylü topraksızdır, köylü eğitimsizdir, köylü ağaların marabasıdır,
köylü yoksuldur.
Köylüyü milletin efendisi yapmak için büyük bir eğitim atılımı ve çiftçiyi
topraklandırma (toprak reformu) ve ekonomik kalkınma planları yapılmalıdır.
Ancak eğitimle; maraba olan, kul olan, padişah tebaası olan bir ahaliden,
millet ve özgür bireyler oluşturulabilir.
Bu amaçla toprak reformu için çalışmalara başlanmış, Atatürk 4 ayrı
Meclis konuşmasında Çiftçiyi Topraklandırma Yasasının geçirilmesini istemişti.
Ancak zamanın Cemiyeti Akvam Teşkilatından (bugünkü Birleşmiş Milletler)
istenilen raporlar, toprak reformu yapan ülkelerde köylünün eğitimsiz olması
halinde tarımdaki tedarik zincirlerinin aksadığı ve açlık-kıtlık risklerinin olduğuna
dikkat çekiyordu.
O nedenle, önce eğitim atılımına öncelik verildi.
1940’da köy Enstitüleri kuruldu.
1947’ye kadar da çok güzel gidiyordu.
Karşı devrimin büyük saldırısı;
1945 yılına gelindiğinde çiftçiyi topraklandırma kanunu meclise gönderildi.
Zaman tek parti zamanı idi ama sonradan Demokrat Partiyi kuranlar ile yine
CHP içinde kalan, toprak ağası-tüccar- aralarında İstiklal Savaşı kahramanı
olup Atatürk devrimlerine karşı çıkan eski askerler-din adamları koalisyonu,
1945 yılında yasayı hiçbir işe yaramaz hale getirdiler.
Köy Enstitülerindeki gelişmeler çok iyi gidiyordu.
1945’te toprak reformunu engelleyen aşiret ağaları, toprak ağaları ve din
adamları ittifakı köylüdeki gelişmeden, köylünün bilinçlenmesinden ciddi
derecede rahatsızlık duymaya başladı.
Çiftçiyi Topraklandırma Yasasına karşı ittifak kuran karşı devrim cephesi
tekrar harekete geçti.
Köy Enstitülerine komünist yuvası diye saldırdılar.
CHP içinde de destek gördüler.
İsmet İnönü direnemedi ve 1947’de de Köy Enstitülerinin işlevini
sonlandırıp 1954’te de kapattılar.
Bu iki büyük saldırı, Türkiye’de Karşı Devrimin en büyük hamlesidir.
Sonrasında da 1948’den itibaren Marshall Planına girişle birlikte ekonomide
kendi kaynaklarına dayalı bağımsız kalkınma modeli, yerini ABD
Emperyalizmine teslim olmaya bıraktı.
Ve yine Marshall Planı ile birlikte milli eğitim de Fulbrigt Anlaşması ile
ABD’nin kontrolüne geçti.
Tarikatlar ve aşiretler sandığa gidince…
Bugün özgürlük ve demokrasi nutukları atan PKK da, DEM partililer de Kürt
sorunu dediklerinde tarikatları, aşiretleri, toprak ağalığını, ağızlarına almıyorlar.
Bunların kulu, kölesi, marabası olan Kürt halkından söz etmiyorlar.
Sadece seçim dönemlerinde tarikatların ve aşiretlerin egemen olduğu
yerlerde televizyonlara yansıyan oy kullanma sahnelerini hatırlayın.
Bir tarikat ya da aşirete mensup bir kişi tek başına bütün oy pusulalarını
mühürlüyor ve sandığa atıyor.
Sonra yine tarikata ya da aşirete bağlı sandık görevlileri oyları sayıyor
Ve tutanak tutuyorlar.
İtiraz edenleri de, hastanelik edinceye kadar dövüyorlar.
Bu oradaki Kürtler için bir demokrasi meselesi değil mi?
Neden bu sorunu DEM Parti gündeme getirmiyor?
Türkiye’de sorun, Kürtlerin yoğun olarak yaşadığı bölgelerdeki
yurttaşların tarikat-aşiret-toprak ağalığı düzeninden çıkamamasıdır.
Sorun Doğu ve Güneydoğu bölgesinin bırakın 21’inci yüzyıla girmesini,
hala Sanayi Devrimi ve Fransız Devrimi öncesi bir toplum düzeninde yaşamasıdır.
Karşı devrimin ele geçirdiği mevziler küçümsenemez.
Atatürk’ü ve Atatürk’ün Aydınlanma Devrimlerini iyi anlamalı ve Atatürk
İlke ve Devrimlerine, Türkiye Cumhuriyeti Devletine sahip çıkmalıyız.
40 yılı aşkın bu konu ülke gündemini işgal ediyor
ama daha tarif üzerinde bir anlaşma ve hemfikir yok.
Ülkemizde, ‘Kürt Sorunu’ , ne demek?
Bir kere ismi bile yanlış söylüyoruz.
Bu topraklarda hiçbir zaman Kürtler sorun olmadık ki böyle bir hitap olsun.
Doğru olanı Kürt’ün sorunudur.
Oryantal zihniyetten uzaklaştıkça dimağlar daha da netleşecektir..
Siz Kürt meselesi deyince olayı daha lokalize ve etnik dar bir kapsama sokarsınız.
Kürt’ün meselesi dediğinizde is olay daha şümul ve hak temelli bir yaklaşım olur..
Çünkü Kürt’ün meselesi aynı zamanda Türk’ün meselesidir.
Diğer yanlış kullanım; Kürt kökenli vatandaşlar tanımlaması.
Bir kere bu ülkede Türk kökenli ifadesi ne kadar yanlışsa Kürt kökenli
hatta Boşnak, Arnavut, Zaza, Çerkez vs. ifadeleri de o kadar yanlıştır.
Unutmayın ki bu topraklar en fazla Türk, Kürt, Boşnak,
Arnavut ve Zaza’nın yaşadığı ülkedir.
Türkiye’de Kürt sorunu yoktur ama topraklarımız dışında
Misak-ı Milli sınırları içinde Ortadoğu’da bir Kürt meselesi vardır.
Bence asıl üzerinde durulması gerekende budur.
ABD’nin aykırı Başkanı için Alman kökenli lafının kullanıldığını hiç duydunuz mu?
ABD’de de bunun tek istisnası var.
Yahudi kökeni ifadesi o da üstüne basa basa kullanılıyor bu konuda tartışılması
gereken kurucu unsurlardan biri olan Kürtlerin, sahipsizliği ve yalnızlığıdır.
Türkiye dışı topraklarda yaşayan Kürtlerde bizim bir parçamızdır.
Erbil’deki Türk ile Kürt bizim için bir olmalıdır.
Maalesef aynı hatayı Balkanlarda da yapıyoruz.
Makedonya’daki 80 bin Türk’e öncelik verirken 600 bin
Müslüman Arnavut’a aynı önemi vermiyoruz.
Tuna nehrinin güneyinde yaşayan bütün Müslüman halklar
bir bütündür ve etnik pencereden bakamayız.
20-25 sene önce bu konuları yaşadığımız şehirde
konuşmak her babayiğidin işi değildi.
O günlerde moda olan Diyarbakır güzellemesi vardı.
AB’nin yolu Diyarbakır’dan geçer.
BOP ’un yolu Diyarbakır’dan geçer.
Hâlbuki biz ise şunu derdik;
Yeniden yaşanılabilir büyük Türkiye’nin yolu Diyarbakır’dan geçer.
Dünyada ilk kimyasal bombalarla soykırım 1920’lerde
Kuzey Irak’ta İngiltere tarafından Kürtlere uygulanmıştır.
Bir diğer katliam ise 1980’lerde Kürtlere karşı ABD destekli
Enfal operasyonu ve soykırımıdır.
Bu coğrafyada Türk Kürt ittifakı kaçınılmazdır.
ABD ve Batı blokunun gözünde Kürtlerin miskal değeri yoktur.
F. CASTRO’ ya ait olduğu söylenen sözlerle
’PKK, ABD petrol şirketlerinin bekçi köpeğidir’.
Bizim gözümüz ve gönlümüzde ise dün olduğu gibi,
bugün ve yarında kardeşlerimizdedir.
PKK ile müzakere edilemez hatta Kürtlerin, yaratılıştan gelen haklar
( Anadilde eğitim, Kürtçe yer adları vs..), terör örgütüne meze yapılamaz.
Örgüt silahlara veda ve kendini feshedecektir.
Devletin resmi dili Türkçedir..
Devletin resmi dilinin Türkçe olması başka yer adlarının özüne dönmesi başkadır.
Ayrıca bu toprakların dili olan Kürtçe, Zaza ca, Lazca, Arapça vs.
bizim zenginliğimiz ve gücümüzdür..
Sapla samanı birbirine karıştırmayalım.
Türkiye, 1960-1990’ların Türkiye’si değil.
Dün ben Kürt’üm dediği için cezaevine atılan siyaset adamının
bugün isminin havaalanına verildiği bir Türkiye’de yaşıyoruz.
Bütün oyunların kurucusu ABD, ve İsrail, BOP projesini uygulamak
için kullanmadığı yol ve yöntem yok.
Şimdi Irak ve Suriye Kürdistanı kuruldu, geriye İran ve Türkiye Kürdistanı kaldı.
Bunun içinde Türkiye karşıtı bütün dinamikleri kullanıyorlar, Kürt’sün, alevisin,
Sünni, Çerkez’sin vb gibi.
Fakat, şu anda oynanan oyun, Kürtleri kullanarak, kullanabilecekleri argümanları
kullanarak, iktidarın Osmanlıcık oynayarak, güçleri yeterse ‘’ilânihâye’’ koltukta
kalmak için otokratik bir rejim inşa etmektir..-araştırma-derleme- alıntı-Vesselam…
Hoşça kalın dostça kalın, sağlıklı kalın…
Ramazan Yazar
Emekli Teknik Öğretmen

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok
YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.