NERDEN NEREYE, SEN YETER Kİ PARADAN HABER VER!
Profesör deyince eskiden bir işin piri akla gelirdi.
Sonra YÖK’le birlikte epeyce sulandırıldı.
Şimdi ise adeta sıradanlaştırıldı…
Yardımcı doçentliği kaldırmaya yönelik yasa teklifi neredeyse
tüm sınırları altüst etti.
Yardımcı doçentliğin kaldırılıp, kolay profesörlüğün önünün
açılması nasıl bir devrimse, YÖK, bu bir sessiz devrim diyor!
Bu kadarı da olmaz!
Kolay profesörlük konusunda hocalar isyanda.
Çünkü kaliteyi ayaklar altına alındı!
Bakın bir Prf ne diyor;
Tıp profesörüyüm.
Biz doçent olabilmek için 4 aşamalı sınavdan geçtik!
Önce tez sunumu, ardından da sözlü, ameliyat ve ders anlatımı vardı!
Dil barajı 70’ti!
Şimdi dilde 55, nasıl ve kimin hazırladığı belli olmayan bir yayın yeterli!
Akademik yükselmeler, bu kadar hızlı ve kolay olmamalı!
Ülkede fazla doçent olunca, kalite artacağını sananlarla, üniversite
kontenjanlarını şişirip, üniversite mezunu işsiz sayısını yaratanlar aynı kişiler!
2547 sayılı YÖK Kanunu çıktığında yabancı dil sınavı 4 basamaklıydı.
1. Türkçeden yabancı dile,
2. Yabancı dilden Türkçeye,
3. Yabancı dil dilbilgisi sınavı,
4. Jüri önünde anlama konuşma yeteneği sözlüsü ve ayrıca
üniversiteye asistan olurken ayrıca bir yabancı dil sınavı vardı!
Doçentliğe pedagojik formasyon getirilmeli, çünkü birçok
doçent ders veremiyor, öğrenci psikolojisinden anlamıyor.
Gel de bu sistemden mezun olan doktorlara kendini emanet et!
Tezler, kes-kopyala-yapıştır şeklinde.
Kaynak taraması yapmayı tez hazırlamak sanıyorlar.
Biz İİBF’lilerden 70-90 arası dil puanı istenirken, doçentlikte 55’e inmesi
çok dikkat çekici!
YÖK ÖYP’yi getirdi, sonra bitirdi.
Şimdi yeni bir macera peşinde!
Keşke doktor öğretim üyesi kavramı yerine asistan profesör
denilseydi, dünyada karşılığı olurdu.
ABD’de doktora almak için iki yabancı dilden geçmek gerekiyor.
Biz bir tanesine razıyız, onu da düşürmesek iyi olur.
YÖK’ün bazı yetkilerini Üniversitelerarası Kurul’a ve üniversitelere
devretmesi olumlu ancak, mevcut durumda bile üniversitelerde kadrolar
eş dosta dağıtılırken, yetki tümüyle onlara geçtiğinde neler olmaz ki!
Profesörlük, hemen her dönemde tartışma konusu oldu.
Bezen YÖK, çoğu zaman da iktidarlar, istedikleri isimlere,
rahatlıkla bu unvanı verdiler.
Doğramacı’nın YÖK başkanlığı dönemindeydi,
bir gecede profesör sayısı ikiye katlandı.
Akademik anlamda hiçbir çalışması olmayan pek çok sanatçı
ve öğretim elemanı, o dönemde profesör oldu.
Hatta içlerinde lise mezunu olanlar bile vardı.
Şimdi biraz rayına oturdu derken, yine tartışma konusu oldu.
Eskiden 10’a yakın farklı profesör bulunuyordu.
Eski yasayla, yeni yasayla, kanunla, yönetmelikle, atamayla gelenler gibi uçan profesörler,
part-time, ful-time, kadrolu, kadrosuz, görevlendirmeyle gelenler, zorunlu hizmet yapanlar
yapmayanlar, hülle profesörler gibi çok sayıda yakıştırma vardı.
Profesörlük, bir dönem çok zordu.
Kadro açılması için yıllarca beklenirdi.
Sonra YÖK’le birlikte müthiş kolaylaştı.
Bir dönem sonra, yeniden ulaşılması çok zor hale getirildi.
Ama bu uzun sürmedi yine bol keseden dağıtıldı.
Yabancı dil bilmeyen, uluslararası yayını olmayan, bu yayınları refere edilmeyen, toplumsal
katkısı bulunmayan, yeterince araştırması, yayını ve doktora öğrencisi olmayanların profesörlüğü
hele hele bilim adamlığı, sadece Türkiye’de değil bütün dünyada tartışma konusu.
Zaten oralarda profesörlükten çok doktor unvanı kullanılıyor.
Kartvizitlerinde ya da iş yeri tabelalarında profesör unvanını görmeniz mümkün değil…
Peki kime bilim insanı denir?
İsminin önünde akademik unvan olan herkes bilim insanı mı?
Örneğin araştırma görevlileri, doktor, doçent ve özellikle de profesörlerin hepsi bilimle
haşır neşir mi?
Bilim deyince akla YÖK, üniversiteler ve TÜBİTAK benzeri kurumlar geliyor.
Onların en tepesindekiler ne kadar bilimle haşır neşirse, arkadan gelenler de o kadar,
o donanımda olacak beklentisi hâkim.
Ama bazen çok farklı durumlarla karşılaşabiliyorsunuz!
Keşke 10 bini aşkın profesörün akademik karnesi YÖK sitesinde tek tek yayınlansa da görsek.
Kim bugüne kadar hangi tezleri ve yayınları yaptı, kaç kez refere edildi ve en önemlisi de
unvanlarını nereden ve nasıl aldılar?..
Bakalım yine biz yaptık oldu mu denilecek, yoksa ayrıntılara girilecek mi, hep birlikte göreceğiz.
Evet ne gerek var bu kadar sıkıntılara, dirsek çürütmeye, kafa yormaya işin kolayı var!
Makedonya’daki okulla Türkiye’deki Trakya, Tekirdağ Namık Kemal,
Kırklareli ve Yalova üniversiteleri arasında imzalanan protokol çerçevesinde,
YÖK’ten denkliği olmamasına rağmen binlerce öğrenciye usulsüz diploma verilmiş.
SAHTE diploma skandalı ile gündeme gelen Uluslararası Balkan Üniversitesi’nin
nasıl paravan olarak kullanıldığıyla ilgili ayrıntılar ortaya çıkmaya başladı.
26 Mart 2006 tarihinde Kuzey Makedonya’nın başkenti Üsküp’te kurulan
Uluslararası Balkan Üniversitesi’nden mezun olan çok sayıda kişinin Türkiye’de
hakim, savcı, bürokrat ve kamu personeli olarak görevlendirildiği belirtiliyor.
İddiaya göre eski TBMM Başkanı MŞ’un üniversitenin mütevelli
heyeti onursal başkanı olarak görev yaptığı 2019-2023 yılları arasında,
Balkan Üniversitesi ile Türkiye’deki Edirne Trakya Üniversitesi,
Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi, Kırklareli Üniversitesi ve
Yalova Üniversitesi arasında imzalanan protokoller çerçevesinde YÖK’ten
denkliği olmamasına rağmen binlerce öğrenciye usulsüz şekilde diploma verildi.
Pandemi döneminde öğrencilerin üniversiteye kaydolması için
“Salgın bitti, Türkiye’de tercih ettiğin üniversitede oku” sloganıyla tanıtımlar
yapıldı ve reklamlarda Cumhurbaşkanlığı forsu ile Yüksek Öğretim Kurumu
(YÖK) amblemi kullanıldı.
Ayrıca Uluslararası Balkan Üniversitesi’ne kaydolan öğrencilere denklik
alınmasıyla ilgili YÖK’e uzun zaman baskı yapıldığı iddia edildi.
Özellikle YÖK Denklik Birimi’nin başında bulunan S.Ç. üzerinde
bir baskı oluşturularak usulsüz denklikler verildi.
Bu dönemde S.Ç. adına atılan bazı imzaların sahte e-imza
olduğu dair iddialar da bulunuyor.
Zaman içinde baskılara dayanamayan S.Ç., YÖK tarafından görevden alındı.
Öyle ki 9 Nisan 2021’de öğrenicileri Uluslararası Balkan Üniversitesine
yönlendirebilmek amacıyla yine Kuzey Makedonya’da bulunan Uluslararası
Vizyon Üniversitesi’nin uyguladığı Türkçe eğitim programlarının
önüne geçebilmek için YÖK yönetmeliği değiştirildi.
Böylece Uluslararası Vizyon Üniversitesindeki Türkçe eğitim
programları kapatıldı ve üniversitenin denkliği iptal edildi.
Resmi Gazetede yayımlanarak yapılan bu değişikliğin ardından
üniversiteden bugüne kadar yaklaşık 2 bin öğrencinin mezun olduğu belirtiliyor.
Bununla birlikte üniversiteye para ödeyerek kayıt yaptıran 2 bine yakın
öğrencinin de YÖK tarafından denkliğinin verilmediği öğrenildi.
Ayrıca kayıt yaptıran öğrencilerden alınan paralar ile Yurtdışı Türkler ve
Akraba Topluluklar Başkanlığı aracılığıyla öğrencilere sağlanan burs
imkanlarıyla birlikte milyon euroluk bir rantın oluşturulduğu öne sürüldü.
Uluslararası Balkan Üniversitesinde yaşandığı iddia edilen bu
olaylarla ilgili Erdoğan’a şikayette bulunulduğu da iddia edildi.
Üsküp Büyükelçiliği görevini 2008-10 yılları yerine getiren HO
Kuzey Makedonya’daki Uluslararası Balkan Üniversitesi’nin
“AKP’li isimlere üniversite diploması vermek için kurulduğu öne sürdü.
Okçal, “İşin acısı, üniversite daha doğru dürüst fakültelerini, departmanlarını
kurmadan, gerekli standartları sağlamadan YÖK tarafından denklik verildi” dedi.
Üniversitenin “sahibi” olduğu ve “mütevelli heyetinde bulunduğu” iddialarına karşın,
M Ş, hakkındaki tüm iddiaları “uzaktan yakında ilgisi yoktur” diyerek yalanladı.
Yalnızca “manevi destek” sağladığını savundu.
Ülkenin geldiği duruma bakar mısınız?
Sahte diploma satıcıları internetten reklam yaparak hemde garantili diploma
satışı yapıyor.
E-devlete işleme, rektörün imzası ve kaşesini basma, noter onayı garantisi
verenler bile var.
Şimdilerde, enflasyonu bahane ederek yılbaşında %50 zam yapacağız
elinizi çabuk tutun diye de uyarıyorlar.
Şimdilik lisans diploması 100 bin lira civarında.
Ocak ayından itibaren 150 bin lira olacakmış.
Lisans tezi 90 bin lira.
Akademisyenlere yazdırdıklarını iddia ediyorlar.
İntihal içermediği garantisi de veriyorlar.
Türkçe lisans tezi ücreti 25 bin ile 45 bin TL arasında değişiyor.
İngilizce lisans tezi ücreti 50 bin lira ile 90 bin lira arası değişiyor.
İlahiyat fakültesi tezi 80 bin TL Mühendislik tezi 90 bin TL
Para ile diploma almak isteyenlere meslek seçme garantisi veriyorlar.
İlkokul diplomasından üniversite lisans diplomasına kadar tüm diplomalar internet
üzerinden satılıyor.
İlkokul. Diploması en ucuzu 10 bin lira.
Lisans diplomasından sonra, yüksek lisans ve doktora yapmak isterseniz tezleriniz
belli bir ücret karşılığı yazılıyor.
Google girin para ile diploma yazıp, aratın.
O kadar çok site var ki,
Adamlar garanti vererek tüm diplomaları bir kaç gün içerisinde adresinize
göndeririz diyorlar.
Bir tanesi “Sahte diploma sektörünün öncüsü olarak sizlere 6 yıldır
hizmet vermekteyiz” demiş.
Diplomalarımızla aşağıdaki tüm işlemleri yapabilsin diye iddialı garantiler verenler var.
*Kamuda iş başvurusu yapabilirsiniz.
*KPSS ye girebilirsiniz.
*Sertifika ve belge başvurusu yapabilirsiniz.
*Kariyerinizde rahatlıkla ilerleyebilirsiniz.
*Göçmenlik ve vize başvurularında bulunabilirsiniz.
*Ehliyet başvurusunda bulabilirsiniz.
*Diploma gerektiren her yerde, istediğiniz her yerde kullanabilirsiniz.
Bizden aldığınız onaylı diplomalar tüm resmi sistemlere kayıtlıdır ve sahte değildir!
Resmi sistemlere kayıtlıdır derken E-devlet ve YÖK kaydını kastediyor.
Açık açık yazmışlar zaten.
Şimdi bir vatandaş sorumluluğu ile sorularımızı soralım.
– Bunlar bu cesareti nereden alıyor?
– Alın teri ile, bin bir zorlukla eğitim görmüş,
diploma almış insanların hakkını kim koruyacak?
– Bu sahte diploma sahipleri makam mevki sahibi olmuş mudur?
– Sayıları nedir?
– Bu siteler neden kapatılmıyor.?
– E-devlete ve YÖK sistemine işleme garantisini nasıl verebiliyorlar?
– Rektörün orijinal imzasını bile garantisi edenler var.
– Bu nasıl mümkün olabilir?
– Bunların ilişkide oldukları, ortak hareket ettikleri kişi ve kurumlar var mıdır?
– Belli ki büyük bir sektör oluşmuş.
Bunların iddiasına göre; ilkokul terk birisi, ilkokul diplomasından üniversite
Lisans diplomasına kadar tüm diplomaları parayı basıp alabiliyor.
Hatta KPSS ye girip iş ya da makam sahibi olabiliyor.
Sanırım diplomalar tarih sırasına göre itinayla hazırlanıyor.
Hatta kullanılan kağıt ona göre seçiliyor, belki biraz eskitme de yapılıyordur.
Şimdi, neticede cahil bir insan, nasıl kazansın KPSS yi diyeceksiniz.
Kazanmasına gerek yok ki!
Dayısı varsa mülakatı rahatlıkla geçer.
Bunun örneklerini görmedik mi?
Yazılı sınavda birinci olan elenip sonuncu olan mülakatta
kazandırılıp işe alınmadı mı?
Üniversitede, 80 li yıllarda, son sınıfta tez hazırlayacağım diye aylarca
strese girmiş, gece gündüz önümde daktilo ne büyük çaba göstermiştim.
Birde hocalardan uluşan bir heyete tezi kabul ettirme aşaması vardı.
Her şeye rağmen 98 puanla vermiştim tezimi.
Güzel ülkemde artık her şey çok kolay!
Şimdi bastır parayı yazdır tezi.
Yüksek lisans ya da doktora yapmak istersen onlarında tezini intihal yapmadan
yazma garantisi veriyorlar.
Sen yeter ki paradan haber ver.
Üniversite sayımıza paralel ögretim görevlisi sayımızda hızla artıyor.
2019 yılında 27 bin 326 profesörümüz vardı.
Şimdi bu sayısı 40 bine yaklaştı.
Kalkınıyoruz, gelişiyoruz hem de ışık hızıyla.
Kim tutar bizi? -araştırma-derleme-Vesselam-
Hoşça kalın dostça kalın, sağlıklı kalın…
Ramazan Yazar
Emekli Teknik Öğretmen
