BU MEMLEKET ŞEHİTLERİMİZ VE BEKA SORUNU! « Kırşehir Anadolu Haber

BELEDİYE MECLİSİ TOPLANDI

GÜNDEM, YEREL HABERLER

BU MEMLEKET ŞEHİTLERİMİZ VE BEKA SORUNU!

Bu haber 15 Aralık 2025 - 18:45 'de eklendi ve 732 views kez görüntülendi.
BU MEMLEKET ŞEHİTLERİMİZ VE BEKA SORUNU!
Şehit, Allah’ın rızası uğrunda vatan millet ve din
için ölen veya öldürülen Müslümanlara denir.
Ölmemiş olanlara da gazi denir.
Şehitlik, büyük bir derece, yüksek bir makamdır.
Şehitlik ahirette peygamberlikten sonra en yüce makamdır.
Bu makam ve mertebe herkese nasip olmaz.
Şehitlik mertebesine ulaşan kişinin kul hakkından başka
günahlarının yüce Allah’ın affedeceği müjdelenmiştir.
Şehit olana “Şehit” denmesinin sebebi şudur:
Şehidin cennetlik olduğuna, Rabbinin huzurunda yaşadığına
ve ölümü sırasında meleklerin hazır bulunmasına
şahitlik edilmesinden dolayıdır.
Cenab-ı Allah: “Allah inananlardan mallarını ve canlarını
kendilerine verilecek cannet karşılığında satın almıştır.
Çünkü onlar Allah yolunda savaşırlar, ölürler, öldürülürler…”
buyrulur. (Tevbe:111)
Şehit, elbiseleriyle yıkanmadan gömülür.
Çünkü ölmemiştir.
Cenaze namazı kılınıp gömülür.
Cephede namazı kılınmadan gömülür.
Çünkü cenaze namazı onun affı için duadır.
O ise affedilmiştir.
Cuma günleri genellikle mezarlığa giderim, orada yatanları
ziyaret ederim ve mezarları aşağı yukarı tek tek ziyaret ederim.
Cuma Mezarlığının alt giriş kapısının hemen
sol tarafında Şehitlerimizin mezarları vardır..
Üzerleri çimlendirilmiş, çiçeklerle bezenmiş ve üstlerinde
al yıldızlı bayrağımız sürekli dalgalanmaktadır..
Bazen bu şehitlerin yakınları ile karşılaşır biraz sohbetten ve
sabır diledikten sonra, ben kendi mezarlarıma geçerim.
Yanlış anlaşılmasın Şehitlerimiz hepimizin yakınları
onların ayrı bir yeri ve anlamları vardır..
İşte diyeceğimde bu şehit yakınlarına..
Bir garip ölmüş diyeler
üç günden sonra duyalar
Soğuk su ile yuyalar
Şöyle garip bencileyin..
Yunus Emre
Bir söz vardır, ölenle ölünür mü? diye..
Evet bazen ölünür, ölünüyor..
Bu toprakların altında adaletsizce ve hakkın helali
verilemeden, vedalaşamadan gömülen insanlarla dolu.
Bu ülke bedeni kurşunla, bombalarla paramparça olmuş,
uzuvlarını savaşa kaptırmış ve ardından yakasına bir madalya,
hesabına bir küçük maaş bağlanmış, kırk küsur yıldır süren
bir savaşın gazisi haline getirilmiş binlerce insanla dolu.
Giden göz yerine gelmiyor, giden kol, bacak bir daha yerine
konulamıyor ama ayağı, kolu, gözü, eli hep sağlam kalacak olanlar,
kol kanat gerdikleri çocuklarını yanlarına alıp, yoksulun sırtını tıpışlayıp
“vatan sağ olsun” diyerek, arkalarına bakmadan hızla uzaklaşırlar.
“Vatan sağ olsun” diyerek ölüme gönderilen yoksul çocuklara
bahşedilen şehadet mevkiine zenginlerin, paşaların, elit, seçkin
simalarının çocukları sahip olmak istemiyor her nedense!
Bunu konuşmayı vatan hainliği söylemiyle püskürten, “Halkı askerlikten
soğutma suçu” buluşuyla mahkeme önüne dikenlerin en büyük
manipülasyonu, sağ olacak vatanın tüm yükünü yoksulların sırtına yüklemesi.
“Her Türk asker doğar” diyerek, doğmamış çocuklara bile asker kıyafeti
biçen, yoksul olana şehadet onuru bahşeden o milliyetçilik müteahhitliği,
elbette ülkenin en büyük zenginlerini yaratıyor ve o zenginler
“bu milletin a..na koyacağız” diyerek önündekini sallıyor halka ve kollanıyorlar,
milyarlarca dolar borçları affediliyor, en muazzam ihaleler onlara veriliyor
devlet! has evlatlarına sahip çıkıyor!…
Yan yana dizilen tabutların, doğası, ırmağı, deresi yağmalanan, ağacı,
kurdu kuşu, börtü böceği yok edilen, vatan sağ olsun diye ölüme gönderilen
bu çocukların hakkına çöken bir avuç para babasına bir ülkenin neden
peşkeş çektirildiğini hiç ama hiç kimse sormuyor.
Soranlar ise, “vatan haini” olarak işaretleniyor ve ama ne hazindir ki,
aynı halk tarafından linç ediliyor.
İşte bizim büyük çaresizliğimiz çelişkilerimiz burada…
Bu ülke gencecik insanlarını toprağa verdi vermeye de devam ediyor…
Bu devlet anaları, babaları, kardeşleri, dostları, eşleri, aşkları
defalarca kendi başlarına bıraktı bırakıyor da..
Geride acılardan oluşmuş, bitirilmiş, harap olmuş devasa enkazlar kaldı.
Evet ölenle ölünür ve en çok da gerçeği bilip, derdinizi anlatamamanız,
susmak zorunda bırakılmanız, konuşursanız ‘’şehidinizin kemiklerinin
sızlayacağına inanmanız..’’ mahveder sizi.
Utanırsınız “boşuna öldü” denmesinden, size acıyan gözlerle bakanların
bakışlarına düşmemek için kafanızı öne eğersiniz ve bir avuç siyasetçinin
dilinde propagandaya dönüşen şehidinizin dili olamadığınız için yıkılırsınız.
Söyleyemedikleriniz kahrınıza kahır indirir ve bir an önce ölmeyi dilersiniz.
Size bir tabutla teslim edilen çocuğunuzun ağrısından daha çok resmi yalan
dolanların, riyakarlıkların karşısında boynunuzu devlete bükmek zorunda
kalışınız yıkar onurunuzu ve onurunuzu bir kere yıktığınızda
“vatan sağ olsun” diyen sesiniz daha fazla yükselir gökyüzüne.
Tutunacak başka bir şeyiniz kalmamıştır çünkü.
Diğerinin çocuğunun kemiklerini bir kutuya koyup ailesine teslim eden de
ötekinin çocuğunu bir tabuta koyup “vatan sağ olsun” diyerek yoksul
ailesinin omuzlarına veren de aynı devlettir.
Yollara, köprülere, okullara, caddeler, sokaklara, parklara vb lerine hayatını
kaybeden askerlerin isimlerini vermekten gururlanıyorlar.
Oysa bu kadar genci kırk küsur yıldır toprağa vermekten
utanç duymak gerekiyordu.
Utanmıyorlar.
Ülkenin bir mezarlığa dönüşmesiyle hiç ilgilenmiyorlar da..
Velhasıl;
Bu memlekette;
Bilhassa son 23 yılda, Türklüğe, Türk milletinin milli ve kültürel
değerlerine, Atatürk’e hakareti (sövmeyi) ibâdet bilip, boyunlarında
asılı gizli HAC gezdiren sözde Müslümanlar, troller ve bu trollerin
ağababası yüzsüzler türedi.
Bu memlekette;
Siyasi liderine ”son Peygamber” diyen, hatta hızını alamayarak
O’na Allah’ın sıfatlarını da yükleyen şerefsiz menfaatperestler türedi.
Bu memlekette;
Kendisine Peygamber denilip, Allah’ın sıfatları yüklendiğinde,
bu küfre şiddetle karşı çıkması gerekirken aksine bunda memnun
olan Müslüman tosuncuklar türedi.
Bu memlekette;
”Ümmet” deyip aile boyu zimmetçilik yapanlar türedi.
Bu memlekette;
”Milli birlik ve bütünlük” deyip, bir olan milleti 36 ya, 42 bölen
münâfıklar türedi.
Bu memlekette;
”Hz. Ömer’in adâleti” deyip, fukaranın, yetimin malı olan
hazineyi yağmalayan hırsızlar türedi.
Bu memlekette;
40 bin insanımızın katili olan bölücü başı caniyi TBMM’de
konuşmaya davet eden Milliyetsizler türedi.
Bu memlekette;
Ağzına Türk kelimesini almayan ve bundan sonra Türk ve Türkiye
kelimelerini söyleyemeyeceksiniz derken, diğer taraftan 40 tane ırk
ismini tespih edip dilinden düşürmeyen meymenetsiz yaratıklar türedi.
Bu memlekette;
Körpecik erkek çocuklara tecâvüz edilirken ”büyütmeyin, bir kerecikten
bir şey olmaz” diyen kart marışkalar, iğrenç gogonalar türedi.
Bu memlekette;
Çocuk Esirgeme kurumunda kalan ve devlete teslim edilen henüz 16- 17
yaşındaki yetim kız çocukları her gece gizlice kurumdan alınıp pavyonlarda
sarhoşların şehvetlerine meze edilirken, bu rezaleti ortaya çıkartan
Milletvekiline ”Senin başka işin yok mu, boş ver, mesele çıkartıp ortalığı
karıştırma” diyen DEVLET BÜYÜKLERİ türedi.
Bu memlekette;
Anasının, eşinin, kızının, gelininin ırzı ve namusu için ömrünü dağlarda
geçiren kahramanlara saldırılırken, Öcalan canisini kurucu önder olarak
gören kriptolara övgüler düzen beyinsiz körler türedi.
Bu memlekette;
Şehide kelle diyen densizler türedi.
Bu memlekette;
Öcalan’ın ayaklarına gidenler türedi ve binlerce terörist salıverildi..
Bu memlekette;
Terörsüz Türkiye diyerek, yeni manevralar yapılırken, teröristler ise dron
ve bombalı tuzaklarla Mehmetçiklerimize kıymaya devam ediyorlar.
Bu memlekette;
Teröristler ülkemize meydan okuyorlar af dilemiyoruz diyorlar.
Bu memlekette;
Andımız kaldırıldı, Türk kelimesi çıkarılsın dendi..
Bu memlekette;
Öcalan’a umut hakkı ve fiziki serbestlik hakkı istendi.
Ve bu memlekette;
Öcalan’ın talepleri bitmez de şimdilik birkaçı şöyle;
*Terörist başı Kürtlerin temel aktörü kabul edilmeli ve özgür bırakılmalı!
*Anayasa’daki ana dilde eğitim ve vatandaşlık tanımı değiştirilmeli!
*Güvenlik merkezli siyaset anlayışından vazgeçilmeli!
*PKK’lı teröristlerin tamamının (suç işlemiş veya işlememiş ayrımı
yapılmaksızın!) davaları düşmeli, kendilerine sosyal güvenlik
hakkı ve iş imkânı sağlanmalı!
Pazarlık yok diyorlardı ya; işte o pazarlıkların ayrıntıları ortaya çıkıyor.
*Petrol ve elektrik gelirlerinden pay istiyor.
*Etnik bölgelerde ana dilde eğitim, ilerleyen süreçte de Kürtçenin
resmi dil olmasını istiyor.
*SDG’nin silah bırakmasına karşı çıkıyor.
Asker olmasalar bile polis olmalarını öneriyor.
*YPG, SDP, PJAK gibi örgütlerin silah bırakması, feshedilmesi
gibi bir durum olmadığını ifade ediyor.
*Türkler ve Kürtlerin, iki halk olarak Anayasa’da yer almasını istiyor.
*Anayasa’nın 66. maddesinin değiştirilmesini istiyor.
*PKK’lı teröristlere af çıkarılması, iş verilmesi, rehabilitasyona
tabi tutulmaları ve siyasette önlerinin açılması da talepler arasında
Bu memlekette;
Mecliste Apo sloganları atıldı.
Bu memlekette;
Birilerinin çocukları yatlarda, katlarda, uçaklarda, gemilerde, koylarda,
villalarda, köşklerde, safiye yerlerinde vb âlem yapmak için çürük raporlarıyla
askerlik yapmazken, zevk ve sefa içinde hayat sürerlerken..
Bu memlekette;
Bizim çocuklarımız öldü, ölüyorlar zatı muhteremde şehide kelle diyor!..,
Bu memlekette;
Ve biz de hep birlikte ana, baba, eş, kardeş, emmi, dayı, arkadaş diyoruz ki;
‘’vatan sağ olsun’’..
Bu memleket;
Böyle giderse, bu gidişat memleketimizin gaflet, delalet ve hıyanet içindekilerin
oyunlarıyla, nasıl parçalara bölündüğünü görmeyiz İnşallah!…
Velhasıl;
Öcalan’ın, yani PKK’nın istekleri ve hedefleri kurulduğu 1978’den beri çok net.
*Kongrelerde alınan kararları ve açık basını takip eden, okuma yazma
bilen herkes anlayabilir.
Hiç bir zaman gizlemediler.
Hatta izlediği politikada, hedeflerini en samimi şekilde açıklayan DEM partisidir.
Yani Öcalan’ın partisidir.
*Okuma yazma bilmeyenler, Suriye’deki PKK/SDG’ nin çalışma odalarına astıkları
sözde haritadan Türkiye’den koparmak istedikleri yerleri rahatlıkla görebilirler.
*Yıllardır yüksek sesle söyledikleri şudur:
1- Resmi dil Türkçeyle birlikte Kürtçe olsun.
Yani Anayasa madde 66 değişsin.
2- Vatandaşlık tanımı “Türk” yanına “Kürt” de eklensin.
Yani Anayasa madde 66 değişsin.
3- Yerel yönetimlere özerkliğe götürecek yetkiler verilsin.
4-Son aşama: 4 parçalı (Irak, Suriye, İran ve Türkiye) Bağımsız ve Birleşik
Kürdistan kurulsun.
*Bu hedef ve istekler hiç değişmedi.
Ama Suriye’de hedefledikleri topraktan çok daha büyük bir alan elde ettiler.
Yani Sevr’de kendilerine verilenden daha fazla toprağa sahip oluyorlar.
*Türkiye, Fırat ve Dicle su havzası tuzağının farkında mı?
Çünkü esas hedef O…
*Yani “eşit yurttaşlık” “hukuk” gibi sihirli sözcüklerin gölgesinde bu hedefler vardır.
Bu hedefleri tüm dış ülkeler bilirken hala bazıları “barış” diyor…
Esas BEKA sorunu budur…
*Konu, Türkiye’nin toprak bütünlüğüdür.-derleme-alıntı-Vesselam….
Hoşça kalın dostça kalın, sağlıklı kalın…
Ramazan Yazar
Emekli Teknik Öğretmen
Ramazan YAZARramazanyazar@kirsehiranadoluhaber.com

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok
YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.