RAMAZAN YAZARDAN 25 ARALIK CADDESİ VEGEÇMİŞİMİZ « Kırşehir Anadolu Haber

BELEDİYE MECLİSİ TOPLANDI

GÜNDEM, YEREL HABERLER

RAMAZAN YAZARDAN 25 ARALIK CADDESİ VEGEÇMİŞİMİZ

Bu haber 09 Mayıs 2025 - 16:03 'de eklendi ve 287 views kez görüntülendi.
25 ARALIK CADDESİ VE GEÇMİŞİMİZ!..
(KESKİN CADDESİ)
Çıktım yücesine seyran eyledim
Cebel özü çayır çimen görünür
Bir firkat geldi de coştum ağladım
Al yeşil bahçeli kaman görünür
Dadaloğlu
Şimdilerde herkes tek başına……!
Çok sevdiğim bir söz var
‘’ Geçen gün ömürdendir.’’
Nazım Hikmet’ te:
‘’ Ömür öyle de geçer böylede…
Yaşamak güzel bir şey.’’ ..
Diyor.
Orhan Veli ise
‘’ Şöhretmiş, kadınmış para hırsıymış
Zamanla anlıyor insan dünyayı ölürüz diye mi üzülüyoruz?
Ne ettik, ne gördük şu fani dünya da kötülükten gayri?
Ölünce kirlerimizden temizlenir ölünce biz de iyi adam oluruz.
Şöhretmiş, kadınmış, para hırsıymış hepsini unuturuz.’’
Fazıl Hüsnü Dağlarca ise:
‘’ Gün doğar tarla kuşları uçuşurlar, ağır bir aydınlık, bildiğin şafak değil.
Öyle dalmış ki yüzyıllar süren uykusuna uyandırmazsan, uyanacak değil…
Kardeş görmüyorum ama hala duyabiliyorum, gelecek zamanlar geçmiş
zamanlardan parlak değil.
Vakte şahadet edercesine yükselmiş, akşam parıltısından, bütün
zaferler üzerine, dağlar dalgalanmakta bayrak değil.’’
Yusuf Nalkesen’in
Nasıl geçti o güzelim yıllarım şarkısı unutabilir mi?
Yeni adı 25 aralık caddesi, eski adı Keskin caddesinde
boydan boya çoğu çatal kapılı evler,
Bu evlerin istinasız hemen hemen hepsinde bağ ve bahçeler..
Ben ve benim emsallarım bu evleri bilirler biz bu evlerde büyüdük..
Şimdi bu evlerin ve bahçelerin yerlerini gri beton evler aldı
Yıllar 1960 tan sonra, yüksek sesler duyardık, ‘’sığır gidiyooorr’’
Bu evlerde hemen hemen herkeste inek ve benzerleri vardı,
sütünü kendileri sağarlar, yoğurtunu kendileri mayalarlardı..
Birçok çoban hatırlarım, bunlardan birisi de ‘’Abıcı’’ idi..
Abıcının sesi ile her evden bir veya birkaç sığır çıkardı,,
Sığırı sürüye kattın kattın ne ala, katamadadın sığırını sürüye
katana kadar arkasından kovalamak zorunda olurlardı.
Geçmişimizin insanları, bazen insan geri dönüp bakıyorum ne yaşadık ,
neler yaşadık diye..
Filim şeri uzadıkça uzuyor 70 yıllık hayatımda, hepsinden
bahsedecek halim yok, kısa kısa dokunayım hafızam da yer edenleri;
Eski adı Keskin caddesiydi, şimdiki adı
25 Aralık caddesinin çarşı girişinden başlarsak;
Nalbatların Nuri Çavuş, Etem, Arıza Efendi (Güzelküçükler),
Abdulmuhtalip Çağlar, Şerife’nin Şükrü (çaylak),
Güldede Karainci, Oh Omar Türkeri, Tahsici Ömer Çavuş Çaylak,
Yeniceli Nafi Özlemiş- Mehmet Güzel,
Onlukların Ahmet, Üçler, Vahit Önal,
Osuruklu Ese, Ahraz, Kiriklerin Galip Öztürk,
Karavelilerin Ali Yazar oğulları Ramazan- Hacı-
Çorkut Yusuf, Kamil Yazar (babam) oğulları öğretmen Hasan-
Mustafa- gardiyan Abdullah-Hikmet Yazarlar,
Sıhhıye Muhtalip Çağlar, Sonra Toklümenli Mehmet,
Sağır Mustafa Ahat oğulları sıhhıya Yakup-Haydar Ahat,
Elifin Tahsin Erişti, Nalbant Vahit, Nalbantların Hacı Rıza, Mustafa
Necati, Niyazi hoca. Gazete bayisi Hacı Veli Güzelküçük..
Gö Vellerin Mehmet Karaca, Ömer oğulları Veli- Hüsnü Karaca,
Hasso, Deli Vahit, Çolak Nafiz, Sıhhıye Tahsin Karaca,
Avukat Rahmi Ünal, Borların Mehmet-Veli…
Sarıömerli Hacı Ibo, Hacı Paşa emmiler, Deli Mehmetin
(balcıların) Ali Gönçler Abdurrahman, Ramazan, Adem gönç..
Hamit Piri-Piriler,Yağcılarlı Kötü Yusuf-Yağcılarlı Kamyoncu Ünallar
Koldaçmaçların Nazmi Gök…
Birde Keskin Caddesinin (25 Aralık cd) Osmanlı kadınları vardı;
Anam Gülbeyaz (Beyaz Bacı) ile başlayayım, Güldedenin Atiye,
Oh Omerin Anası Pembe Kadın- karısı Şöhret, Tahsinin Elif, Nalbantların Aişe,
Hamise, Menduha, Serfinaz teyzeler, Çingan Alinin Dönüş Abam,
Kara Kiraz, Şerifenin Meyrem Aba, Kepir Senem,
Sağır Mustafanın Ümüş Aba, İrebiş , Minever Yenge Öztürk,
Eşe Ahat, yengelerim Hasan Yazar Eşi Fındıkların Fadime,
Abdullah Yazar eşi Zeynep-Hikmet Yazar Eşi Sevim….niceleri gelip geçtiler…
Daha da kimler kimler Allah hepsine rahmet eylesin, hepsi birer romandı,
hikayeydi, kitaptı bilenler için..
Eskiden mahalleler o mahallelerin ruhu vardı.
Mahallelerde sokaklar ve adı tarih olmuş insanlar..
Kendilerine has dokuları başka biçimde.
Kendine özgü ama aykırı değil, iğreti olmayan…
Mahalleliler birbirlerini tanırdı, bilirlerdi.
Akrabalık vardı, komşuluk vardı.
Yakınlık, samimiyet vardı.
Mahalle sakinleri düşenin dostu, darda kalanın yardımcısı idi.
Şimdi öyle mi ?
Mahalledeki düğün ile düğün çalınır, mahalledeki ölüm ile acı ve
sevinç paylaşılırdı.
Böylelikle sıkıntılar, zorluklar ortaklaşa aşılırdı.
Mahalleli olmak, sahiplenmek, ait olmak anlamlarına da gelirdi.
Aynı mahallenin çocukları dışarıdan gelecek tehlikelere karşı bir ve beraberdi.
Mahallenin büyükleri hep hürmet ile anılırdı.
Onların sözü, sohbeti yol gösterirdi çocuklara, gençlere.
Biz vardık, şimdi o “biz” nerede?
Yeni yaşam, yeni yapılar huzursuzluğu çoğaltıyor.
Ne yazık ki mahalle kültürünü bitirdiler, teller koptu ve ahenk bozuldu!
Mahalle demek, gelenek demek, adet demek, örf demek, anane demekti.
Süreklilik esastı.
Her yönüyle oturmuş, köklü bir mahalle yapısı, hatırası var, tarihi var dı.
Ama, değişse de zaman, ana renkler solmuyor.
Yeraltı suları derinde, ta derinde…
Bende geçmişi, gezdiğim Kaman sokaklarını hatırlıyor ve özlüyorum.
Bir bitişin hüznü ile bir başlangıcın seyrini aynı zamanda yaşamak.
Akreple yelkovan 12’ de buluştuğunda her şeyi unutup yeni bir hayata başlamak…
Öyle mi?
Aldatmacayı rakamlarla saptamak….
Ben daima gelecek anların ve gecelerin anlık sevincini düşünürüm.
Gecenin gizemi ile günün aydınlığının hakkını ayrı ayrı vermeye alışmışım.
Belki bunca yıldır bir şeyler karalamanın uyarıcılığını, hatırlatıcı lığını
es geçmemek, belli günlerin sıradanlığı ile başım pek hoş değil.
Tek bir gecenin telaşını ömrüm boyunca anlayamadım.
Yılların muhasebesini yapar mısınız?
Özeleştiri denilen bir işlemin varlığından haberdar mısınız?
Bu tür geceler benim için çok uzundur.
Erteleme huyumuz hepimizin genlerine yerleşmiştir.
Ertelemeler perhize başlayanlarla, ders çalışmaya başlayanların teselli söylemidir.
İnsan türü yavaş yavaş yeryüzüne yeniden geliyor.
Ben kalabalıklar içinde kendimi hep yalnız hissettim.
Onun için de geceleri sokağa çıkmam, çıksam da bir iki saat içinde evime dönerim.
Hâlbuki eskiden öyle miydi?
Çemberler çevrilir, sular sokak çeşmelerinden içilirdi.
Kar yağdığı zaman çıkardık damın üstüne tırmıklarla küreklerle kar küreklerdik.
O karda eski evin arkasında dağ gibi yığılırdı
Mahallenin gençleri çocukları hep oradaydık.
Artık gelene gidene kartopu yağmuruna tutardık.
Bilyamızı burada oynardık, sonra düğme yeni nesil bilmez nasıl düğme oynardık,
Toplarımız hep yamalı parçalıydı onu dahi bulunca sevinir uçardık.
Yaz aylarında ebe haral oyununu bilir misiniz nerede biz şanslıydık yav..
Sonra Kuluncağa giderdik suda yüzmeye mahallenin genç ve çocuklarıyla..
Duvarlar aşılır, bahçe çitlerinde gedikler açılır, hele ay buluttaysa..
Bahçelere gizlice girilirdi elma, armut, kayısı, erik, kiraz, ceviz, salatalık,
kelek, vb..ne günlerimizdi ya..
Kızlar bebeklerini bezden yaparlardı, beş taş oynarlardı, el işi örgüler vb
resimler kömür karasından yapılırdı.
Kızlara ninelerinin, erkeklere dedelerinin isimleri konulur.
Saatli maarif takvimi okunurdu.
Komşu da pişen bize…
Bizde pişen komşuya düşerdi.
Geceler ayaz, sokaklar karanlık, yıldızlar parlak olurdu.
Turşu, salça, mantı evde yapılır, karpuz, kavun kuyuda soğutulurdu.
Erik ağacının çiçeği, pencere camımıza yaslanır.
Güz yaprakları bahçemize düşerdi.
Kardan adam yapılır, evler sobayla ısınılırdı.
Kış gecelerinde ve yılbaşılar da tombala oynanır, kestane patlatılırdı.
Merdiven çıkılır.
Aidat ödenmez.
Yönetici seçilmezdi.
Evler badanalı, sokaklar lambasız, mahalleler bekçili olurdu.
Haberler radyodan dinlenir, çizgi romanlar okunurdu.
Okur defterine kenar süsleri yapılırdı.
Hayat arkası yarın gibiydi, kesintisizdi.
Her gün yaşanacak bir şey vardı.
Herkes kendi düşünü kurar, kendi hayatını oynardı.
Türkiye’yi konu hakkında hiç bir bilgileri olmadığı
halde tartışanlar, halkı da ikiye, üçe böldüler.
Şimdi, herkes yorgun, herkes yoğun ve herkes tek başına…
Erkekli kadınlı çoluklu çocuklu herkesin elinde cep telefonu..
Ve;
Eskiden mahalleler vardı.
Çiftlikli Mah, Gaffar Mah, Orta Mah, Sarıuşağı Mah, Hacıpınar Mah, Yeni Mah,
Cuma Mah ve sonradan Bahçelievler Mah, Ziyarettepe Mah, Darıözü Mah ve
Müderris mahalleri..
Hepsinin kendilerine has dokuları başka biçimde.
Kendine özgü ama aykırı değil, iğreti olmayan…
Mahalleliler birbirlerini tanırdı, bilirlerdi.
Akrabalık vardı, komşuluk vardı.
Yakınlık, samimiyet vardı.
Mahalle sakinleri düşenin dostu, darda kalanın yardımcısı idi.
Şimdi öyle mi ?
Mahalledeki düğün ile düğün çalınır, mahalledeki ölüm ile acı ve sevinç paylaşılırdı.
Böylelikle sıkıntılar, zorluklar ortaklaşa aşılırdı.
Mahalleli olmak, sahiplenmek, ait olmak anlamlarına da gelirdi.
“Eski toprak” diye tabir edilen o güzel insanlar bir bir göçtüler.
Şimdi yerleri nasıl da belli!
Arıyoruz onları daima.
Mahallemiz, eski mahalle değil!
Yitik zamanın peşinde koşarken bugünü gözden kaçırmayalım derim.
Mahalle kültürü, mahalle yaşantısı üzerine düşünmek ve yazmak;
Kendimize yakından bakmanın bir çabasıdır.
Unuttuğumuzu hatırlama ve hatırlatma uğraşı bu.
Evet, yeni yerleşim alanları, yeni yapılar insanı boğuyor.
Aksayan bir şey var.
Bir yerde yanlış yapılıyor.
Işığa, toprağa, suya, insana doğru bir çıkış yolu gerek şart.
Yoksa dayanılır gibi değil.
Mahalle camisi, Çarşı Camii…
Bir anlam etrafında toplanmak ve Hakk’a yöneliş.
Cem oluş, cemaat rahmeti.
Ezan sesi ile çağrılan insan, ezan sesi ile bereketli zaman.
Mahalle kahvesi de var elbet.
Çorkut Yusuf un kahvesi gibi..
Efe Kazımın kahvesi vb..
Bir zamanlar her mahallenin kendisine has kabadayıları vardı.
Bu hal, kendi akarında, gizlisi olmayan bir tavırdı.
Bilinirdi.
Bazen Köroğlu misali halk ile beraber, halkın yanında; bazen de
yoldan çıkmış, berduş, serseri…
Mahalleli nihayetinde bir olur kötüleri hizaya getirirdi.
Ev içi anlaşmazlıklar, kavgalar gibi kendi içinde parlar ve sönerdi.
Delikanlılar bir vakit sonra “deli” olmaktan yorgun düşerlerdi.
Ve Badak Yükselimiz vardı çocukken bağ damlarında ,
bahçelerde elinde jilet ve iple gezen..
Allah korusun, mahallenin delisi olmak da vardı.
Herkes birbirini tanır burada.
Kim hasta, kim sağ; kim yoksul, kim varlıklı;
kim kimsesiz, kim kimseli; malumatımız vardır efendim.
Mahalle dediğin geniş bir aile…
Mahalle ruhu bizi diri tutan bir ruh.
Kör bağlılık değil bu, bir yere ait oluş.
Ortak kültür, ortak dil ve birlikte yaşanan acılar, sevinçler…
Mahalleli birbirinden haberli, birbirine yakın bir topluluk
Şimdi en çok aradığımız da bu değil mi?
Apartmanlarda, sitelerde tadı yok yaşamanın.
Kimse kimseyi duymuyor, kimse kimseyi tanımıyor.
Ne çok kimse, ne çok kimsesizlik!
Mahalle dağılınca, mahalle kültürü yok olunca elde kalan nedir?
Hüzün ve ıssızlık.
Bir kelimede buluşan cümle; yeniden güzellikler, iyilikler sunabilir insanlığa.
Umut ve gayret ile kör karanlık aşılacak elbet.
Derken KAMAN ve evlerimiz..
Geçmişte güzel günler yaşadık…
Kendimize has evlerimiz vardı..
Tek katlı veya bodrumlu evler…
Kapanmayan pencereler, kapılar…
Sokak çeşmeleri…
Orta Pınar, Manica, Baş pınar ve diğer çeşmeler..
Ne güzel komşularımız vardı…
Kimi zengin, kimi fakir, kimi dul vb..
Ama hepsinin evleri kireç badanalı ve önleri tertemizdi..
Ev işleri bitince bir kapı önünde toplanırlar kadınlar, hem çorap,
kazak, oya örerler, yama yaparlar; hem de dertleşirlerdi…
Erkekler, kendilerini duvar diplerinde çömelerek ya da
bağdaş kurarak derin sohbetler dalarlardı..
Bu ara kadın sohbetlerinin baş konusu, bekâr gençler
ve onların evlenmelerine vesile olmaktı…
Şimdiki gençler bilmezler, eylül, ekim, kasım ayları üretim zamanıydı.
Salça, pekmez, turşu yaparlar;
imece usulü bulgur, düğül, erişte keserlerdi.
Hatta akşamları ev ev toplanırlar
türküler, maniler eşliğinde mantılar keserlerdi..
Akşam babalar gelirdi.
Herkesle selamlaşarak, iyi akşamlar dileyerek ve çocukları getirdikleri
hediyelerle sevindirerek evlerine girerlerdi…
Büyük mendile koydukları akide ve sormuk şekerleri dağıta dağıta evlerini bulurlardı…
Çocuklar mutlu, çocuklar sağlıklı…
Gençler takımlar kurar mahalle maçları yaparlardı.
Hemen hemen her mahallenin takımları vardı..
Maçlar kıran kırana, bazen kavgalı olurdu ve maçın sonunu atak galiple biterdi..…
Sonra ne oldu?
Gelişen çağla birlikte yaşam şeklimizde değişime uğramıştı…
Aile bağlarımız, sorumluluk duygumuz yok olup gitmişti..
Aynı evi paylaşıp ancak yemek saatlerinde
bir araya gelen aileler sessizliğin fısıltılarını oluşturuyor.
İşten dönen eşini;
Ya da okuldan gelen çocuğunu pencerede bekleyen bir kadına pek rastlamıyoruz artık.
Zira bilgisayarımız, akıllı telefonlarımız;
en yakın komşularımız olup çıktı…
Ayrı odalarda gülüp, ayrı odalarda dertleşiyor, hatta bilgisayarda kavga ediyoruz…”
Artık pencereler perdelere mahkûm kat kat…
Söze ve göze hasret…
Dünyaya, yaşadığı topluma anlam verende insandır.
Neden “Penceresiz evler“?
Yasaklarla dolu site yönetimi…
Penceresiz evlerde üretim yok…
Çoğu zaman yenen yemekler bile günün her saatinde telefonla geliyor…
Pizza, hamburger vs …
Çorbaya hasret çocuklar kendilerini tüketim kültürünün içinde buluyorlar.
Marka çılgınlığı, on da var ben de yok psikolojik savaşı…
Sık sık değişen eşyalar…
Anıları yok eden al kullan at kapitalizm tutsaklığı…
Hırslar akılı; yarışlar cepleri delik deşik etmiş …
Örme yok, dikme yok, yapma yok …
Geçmişimi özlüyorum….
Mahallerimizde yaşamak ne güzeldi…
Zemheri bile bizi hiç üşütmezdi…
Kamanda yaşamak ne güzeldi…
İneğinden süt, ağacından ceviz, dalından kiraz, iğde dalları,
bağından toplanan üzümden pekmezler yapardık…
Böyle bir Kamanda şimdi de yaşamak ne güzel olurdu…
Dikey şehirleşmeyi yatay şehirleşmeye, çirkini güzele
tercih etmeseydik ne güzel olurdu…Vesselam….
Hoşça kalın dostça kalın, sağlıklı kalın…
Ramazan Yazar
Emekli Teknik Öğretmen

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok
YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.